26 Nisan 2010 Pazartesi

Fenerbahçe Acıbadem - Galatasaray 3-0 Salondan İzlenimler



Artık salonlara sığmamaya başladığımız bu final dönemlerinde, federasyon ve emniyetinde mantık dışı karar ve tavırlarıyla daha fazla sıkıntı yaşanan bir derbi gününü, tribünde yeterli konsantrasyon olmadan beklediğimiz skorla geçiverdik.

İki takımın arasındaki oyuncu bazındaki kalite farkının yanısıra, taraftarlarının sezon içindeki benzer derbi maçlara ilgi düzeyini de düşünürsek bu ufacık salonda haftasonuna denk gelen yarı final ilk maçında nasıl bir kalabalık olacağını tahmin etmek güç değildi. Ancak bunları düşüncesiz tavırlarla gözardı eden federasyonun, yayıncı kuruluşla kararlaştırıp, yarı final maçlarında ufacık salona önce vgstt-eczacıbaşı, ardından da bizim maçı sıkıştırmasıyla yaşanabilecek problemlere dair senaryolar kafamda aynen gerçekleştiği gibi şekillenmişti.

Zaten artık voleybol liginin son düzlüğüne gelinmişken, yıllara dayalı vgs-eczacı rekabetini izlemeye gelecek olan voleybol seyircileri yanısıra, bu iki müessese takımının maçında taraftarlık yapacak olanları da düşünürsek; hemen ardından da derbi maçının denk getirilmesiyle, bu salonun ana tribün kısmının erkenden belli bir doluluğa erişeceğini tahmin etmiştim. Bu erkenden yerleşen seyircilerin büyük kısmı yerinden ayrılmadığı sürece dışarıda derbi maça gelen taraftarların girişi de sıkıntılı olabilir ve yoğunluktan dolayı kapılar kapanabilirdi.

Bu düşünceyle fazla gecikmeden salona gidip, hem de öncesindeki maçı da izleyeyim dedim. Çok güzel bir bahar havasında salonun girişi etrafında yavaştan birikmekte olan Fenerbahçeliler göze çarpıyordu. Kapıya yönelirken orada karşılaştığım tanıdık bir genç arkadaş, ağabey almıyorlar bizi salona demesiyle şaşırdım. Güvenlik görevlileri Fenerbahçe taraftarlarının içeri girmesine izin vermiyorlardı o yüzden dışarda bekleyenler vardı, zaten bir kısım taraftar kendi grup arkadaşlarıyla dışarda bekleşmeyi tercih etmekteydi. Ben kapıdan girip içerde bilet veren görevliye gidince, tanıdığı için bilet vermedi, bu maçı izlemek istesek te içeri alınmayacak mıyız yani nasıl iş bu diye serzenişime, emniyetin kararı bu yönde, maç bitiminde içeri alınacaksınız deyiverdi.

İçerdeki maçta ilk set oynanıyordu, kafedeki televizyondan gördüğüm kadarıyla durum 17-12 idi. Renksiz halde maç izlemeye gelen bir kaç aile giriş yapabildi. Ben de tekrar dışarı çıkıp, oradaki arkadaşa ben beklemeden diğer taraftaki kapıya gidiyorum dedim. Havuzun içinden geçip, diğer tarafa çıkınca orada da banklarda oturan birkaç gs taraftarı vardı. Bizim takımın fizyoterapisti Süleyman ağabeyde (kendisiyle geçen sohbet ettiğimde yaklaşık 25 senedir bu işlerin içinde olduğunu, Acıbadem grubu ile birlikte Fenerbahçe'de çalışmaya başladığını, diğer büyük voleybol kulüplerinde de çalıştığından kıyasla şu anda en profesyonel yapının bizde olduğunu anlatmıştı) kapının oradaydı, selamlaşıp ayaküstü biraz konuştuk. Sen üstünü polarla kapatıp gir, olmazsa ben yardımcı olurum dedi. Ben bilet alıp içeriye yöneldim, kontrol eden görevliler burada birşey söylemeyince geçiverdim, oradaki salon güvenlik amirine döndüm, daha sonra içerdeki taraftar boşaltılacak mı diye sorunca, daha bilmiyoruz emniyet amirinin kararına göre diye omuzuna el vurarak rütbeyi işaret ediyordu.

Salonun içine girdiğimde setin son sayılarına gelinmişti, ana tribün oldukça kalabalık sayılırdı, file arkalarında da her iki takım için bağıran az sayıda taraftarlar vardı. Üst koridora çıkıp maçları izlediğim ana tribün sağ köşesine varınca, önlerde oturan üç tanıdık el sallayarak yanlarına çağırıyordu. Etrafta tek tük sarı lacivert renkliler göze çarpıyordu, onlar da biraz daha erkenden gelip kapıda içeriye girmek için üsteleyerek girmişler. Salonun o kısımlarında görmeye alışkın olmadığımız teyzeler amcalar arasından geçerek bu arkadaşların yanına oturduğumda ilk sette bitmişti.

Dışarda Fenerbahçelilerin içeri alınmadığını, benim de diğer taraftan girdiğimi söyleyince, bizim maça doğru ilerleyen zamanda salona girişlerde oldukça sıkıntı olacağını konuştuk. Çünkü etraftaki kitle boşaltılmadığı sürece, maça yoğun ilgi gösterip dışarda birikecek olanların nasıl yerleşeceğini düşünüyorduk. Hem de genelde bağıran taraftarların yer tuttuğu bu kısımlara yerleşen aile salonu kitlesinin rahatsız edilmesi zorunluluğu doğacaktı. Daha sonra etraftakilerden gördüm ki olası salon boşaltmaya karşılık çift bilet alanlar da bayağı vardı.

Bir yandan maça bakıyor, eczacı oyuncularının manşet sıkıntısıyla dökülmesini, vgstt oyuncularının herşeye toplu halde itirazlarının iticiliğini izliyorduk ve neslihan sakız çiğnemiyordu! (Geçen izlediğim Fenerbahçe antrenmanı sonrasında onların antrenmanı vardı, o zaman da sakız çiğnemiyordu,hatta ben bizimkilerin idmanını izlerken neslihan tribünde beliriverdi, kafeye gidip çay alıp ayaküstü biriyle konuşuyordu, aşağıda filenin önünde duran Gamova yukarıdaki neslihanı farkedince gözlerini kısıp ilginç bir bakış atıvermişti)

Herneyse, sağ tarafımızda kiralık vgstt tribünü vegas grubunun sayıca çok az olan eczacı çalışanları tigers ile ortalığa gürültü yapmalarını da dinlemekteydik, vegaslılar 30 kişi kadar, turuncu tshirtleriyle tigerslılarda 15 kişi kadardı. Bu iki file arkasında da dağınık halde oturan seyircilerde vardı. Yahu bunca insan var salonda, üstüne bir de bizim taraftarlar gelecek, gitmezlerse nasıl boşaltabilecekler acaba diye merak ediyorduk. Zaman zaman salona giriş yapmayı başarmış bazı taraftarlarımız gözüküyordu. Protokol tribününde maçı izleyenler arasında federasyon başkanı ve yanında Mehmet Ali Aydınlar'da vardı.

Erkek takımı kaptanı Arslan gs liberosu Ayça ve ona benzeyen biri -belkide kızkardeşi- ile beraber önümüzden geçiyordu. Arslan nasılsın dememle oo selam beyler deyip elini uzattı, sonra file arkasında boş gördükleri üst köşeye doğru geçip oturdular. Onlardan daha sonra erkek takımının genç oyuncularından İzzet'te sırtında çantasıyla o tarafa doğru gidiyordu, Arslan'ın önündeki sırada oturan arkadaşlarıyla selamlaşıp yanlarına yerleşecekken arkadaki kaptanını ilk başta farketmedi, Arslan'da hiç reaksiyon göstermeden su içerekten gözleriyle onu izliyordu, İzzet tam çantasını yandaki koltuğa bırakıp oturacakken arka koltuktaki kaptanı farkedince şaşırdı, birbirlerine sarılıp selamlaştılar.

Maçın ikinci seti ortalarında bizim Meleklerde aşağıda belirmişlerdi, Nati salona açılan kapının camından maçı ayakta izliyordu. Koç Jan de Brandt ve Kamil Hoca yanlarında istatistikçilerle bize uzak olan file arkasının oradaki koridor boşluğunda ayakta maça bakıyor, konuşuyorlardı. Bazı kızlar ise tribüne çıkmış, çay kahve alıp bizim sağ taraflarımızda bulabildikleri ilk boş yer olan duvardibindeki koltuklara yerleştiler. İpek,Naz,Çiğdem kaptan,Merve,Songül oradan maça bakıyorlardı. Bir iki tanesinin üstünde eşofman değil de forma olunca bugün arma formayı giyeceğimizi erkenden görmüş olduk. O koridordan geçen bazı taraftarlar resim çektirmek için rica ediyorlardı. Arada bir sürü seyirci olmasa onlarla oradan laf atışabilirdik.

Biz maça bakarken emniyet amiri falan arada bir önümüzden geçip gidiyor geliyor, dışarıyı kontrol ediyorlardı. Dışarda taraftarların birikmekte olduğunu anlamamak imkansızdı, ama herkesi içeri bırakmıyorlardı. Üçüncü sette file arkalarında da doluluk artmıştı, biz de meraklanıyorduk ,nasıl olacak bu iş diye, benim tahminim file arkasında bağıran tigers ile vegaslıları falan kesin boşaltacakları, hatta belki ana tribünden de gidenler olursa file arkalarındaki seyircileri de oralara dağıtıp ana tribünü boşaltmayacaklarıydı. Boşaltmaya kalkarlarsa da çok ilginç olabilirdi, dışarıya çıkıp tekrar maça girmek isteyenler ile orada birikmiş olan kalabalığı organize etmek emniyetin işine gelmeyebilirdi. Etrafımıza bakıyorduk, eğer boşaltma gibi bir durum olmadığı takdirde bunca seyirci yerleşmişken çok iyi bir tribün olmayacağı, mantarlayacağımızı konuşuyorduk.

Üçüncü setin ortalarında artık maçın 3-0 gibi biteceği şekillenmekteydi, salon güvenlik amirinin protokoldeki federasyon başkanının önüne gidip konuşmaya başladığını gördüm. Emniyet amiri de protokol tribününe girip onların yanına gitmişti, hem Mehmet Ali Aydınlar'a hem de federasyon başkanına birşeyler söylüyordu, bizde uzaktan onların işaretlerini yorumlayarak anlamaya bakıyorduk. File arkalarını gösterip boşaltılsın, salonun ortası kalsın gibi birşeyler dedikleri anlaşılıyordu, benim de tahmin ettiğim gibi olmuştu. Emniyet amiri tribüne çıktığında özel güvenlikçilere direktifler verip, file arkalarına yönlendirmeye başladı, maç bitene kadar oralarda beklediler.

Bu arada bizim sol taraflarımızda, salonun ortalarında oturan vgstt seyircisi olduğu belli bir adam, elindeki şu döndürülünce ses çıkartan (Ankara'daki ziraat maçında onlarında elinde olan,biz servis atarken kullandıkları şey) garip zımbırtıyı sallayıp duruyor yaptığı sesle sinirimi bozuyordu. Tam oradan geçmekte olan emniyet amiri adama gürültü yapmayı kesmesini söylemiş olacak ki,adam da tersleyince, ben amir olarak ne söylüyorsam yapılacak gibisinden bir tartışmaya başladılar, adam yanına gidip bu aleti kullanmak yasak mı yani gibisinden daha fazla başına dert almadan ortamı yumuşatmaya baktı, sesi kesildi.

Maçın bitimiyle kazanan taraf sevinmeye, seyircileri tarafından alkışlanmaya başlandı, iki takımda kendi taraftarlarınca file arkasına çağrılıp alkışlandı vs.. Biz de söylenmeye başladık, hadi yahu daha fazla uzatmadan boşaltın şuraları, dışarda millet birikiverdi diyorduk. Özel güvenlikçiler yavaştan her iki file arkasındakileri gs tarafının kullandığı tribün tarafına doğru boşaltmaya başladı. Bizim önümüzden geçen vgs kiralık tribüncülerin reisi olan Üsküdar Anadolu amigosu bizi görünce, selamladı, ayazağa'daki salona nasıl gidildiğini,salonun nerede olduğunu sordu, salon fabrika içinde ama siz ormanda kaybolursunuz diye laf attık.

File arkası boşaltılmıştı, bizim çevremizdende salondan ayrılan az biraz seyirci olunca, salonun orta kısımları haricinde biraz boşluklar oluverdi, ama hala aralarda oturan ağırbaşlı seyirciler,aileler olunca, onları uyarmaya başladık, bu kısımda bağıran ayakta izleyen taraftarlar oluyor, rahatsız olursunuz, ortalarda boş yer varsa geçerseniz daha iyi olur demeye başladık. Kimisi oralarda dolu yer bulamayız ki diyordu, kimileri yer bakınmaya dağıldı. En ön sıralar güvenlikçiler tarafından boşaltılmaya başlandı, oralara özel güvenlik yerleşiyor, amirleri kimsenin öne yüklenmesine izin verilmeyecek diye onları uyarıyordu. Yavaştan giriş yapan taraftarlar olmaya başlamıştı, pankartların asılmasına başlanıyordu.

Bizim takım da ısınma için sahaya çıktı, alkışlarımız arasında Fener çekip ısınmalara başladılar. Taraftarlar kapıdan girmeye başlamıştı ama file arkasındaki boşluklara gene oturarak maç izleyecek profildeki seyirciler çökmeye başlamıştı bile, böyle dolmaya devam ederse dışarda kalan çok olacak diye konuşuyorduk, bizim arkalarımıza bakınca da durum pek parlak gözükmüyordu. Pankart asanlar arasında da tartışma başlamıştı, bu pankart bunun üstüne geldi, bizimkini kapatıyor vs..

Dışardan gelenlerin söylediğine göre, dışarda nereden baksan 500 kişi var, merdivene kadar kuyruklar uzuyor diye söylüyorlardı. Polis uzun süre maç bitimi içerisi boşaltılacak, tekrar aramalar yapılarak içeri alınacaksınız diye oradakileri oyalayarak tutmuş ama maça fazla zaman kalmamışken hala girişlerin yavaş olmasıyla sinirler gerilmiş. File arkası da çok az boşluklarla oturanlarca işgal edilmişti, ana tribünde de önceki maçtan sonra ayrılmayanlar olunca zaman ilerledikçe kapasite daralmıştı. Diğer taraftaki file arkasında ise bu kadar ciddi sıkıntı yoktu, zaten maça belli bir sayıda ilgi gösteren gs taraftarı duvardibine doğru yerleşip, yandaki blokları oturanlara bırakmışlardı, pankart asmaktaydılar.

Isınmaları pek takip etmiyordum, maça az zaman kalmıştı, biz herhalde maç zamanında başlamaz, kimse yerleşemedi bile diye düşünüyorduk. Bizim olduğumuz kısımda birikmeler olmaya başlamıştı, file arkasına ise gruplar herhalde girip ortalara yerleşir, oralarda oturanları da yanlara doğru kaydırırlar, yoksa doğru düzgün yer kalmadı, dışardakileri almayacaklar mı acaba demeye başladık. Hakem şaşırtıcı bir şekilde ısınmalarda son düdüğü çalmıştı, anlaşılan maç zamanında başlayacaktı ve tribünün hali kötüydü, dışarda yüzlerce kişinin olduğunu yeni girenler de söylüyordu. Hatta maç başlarken girenler, dışarda neler oldu, polisle kavgalar tartışmalar çıktı haberiniz yok diyordu, bir tane taraftarı beş tane polis alıp kafenin orada dövüverdi demesiyle, nasıl yani ne yaptı ki dedim. Hiçbirşey, polis davar sürüsü gibi geliyorsunuz diye bağırınca, kime davar diyorsun demesiyle içeri çekip saldırdılar diye anlattı. Yukarı çıkıp bakayım dediğimde, kafenin oraya geçirmiyorlardı, orada kimse yoktu ama kel bir ağabeydi dediklerinden endişelenip merak etmiştim, dışardan da girişleri durdurmuşlardı, büyük bir kalabalık kapının önünde kalakalmıştı, tekrar yerime döndüm ama artık yerim falan demek de imkansızdı, gelenleri aramıza çeke çeke, yan yan duraraktan sıkışıvermiştik, maç başladıktan sonra biraz daha taraftar giriş yapabildi.

Maç başlayacaktı, file arkası ortalarına normale göre daha az kişi girebilip, ortalara,üstlere doğru yer tutmuştu, önlerinde hala oturanlar vardı. Karşı taraftakilerle tezahürat atışmaya başlar olmuştular. Bizim tarafta bazı arkadaşlar öndeki ağabeylere, ya birşey yapmayacak mıyız, dışarda kalanlar var demesiyle yönetim uyuma taraftarın dışarda diye bağıralım dedim. Bağırmamızla, file arkasındakilerde bağırmaya başladı, protokolde oturanların dikkati çekilmiş oldu. Mehmet Ali bey federasyon başkanıyla birşeyler konuşmaya başladı, bize doğru tamam ilgileneceğiz gibisinden işaret yaptı. Güvenlik amirini çağırdılar, o yukarı çıkıverdi, daha sonra maç başladıktan bir süre sonra gene bu şekilde bağırmamızla Hakan Dinçay ve Abdullah Paşaoğlu protokolden ayrılıp yukarı çıktı, oradakilerle konuşmaya başladılar. Setin ortalarında file arkasındakiler gene tekrar edince,arkamızdakilerden de bağıranlar oldu, tamam dedik, anladılar birşeyler yapmaya çalışıyorlar, Mehmet Ali Bey mi kalkıp gitsin, diğer idareciler çıkıverdi, ikide bir bağırmak birşeye yaramıyor dedik, zaten protokoldeki Violet Duca'da tamam anladık, siz sahaya bakın artık diye işaret yapıyordu.

Maç bu şekilde daha sahaya konsantre olamadan bir kargaşa halinde başlamıştı, bir derbide tribün yapılabilecek müthiş bir potansiyel dışarda kalmış, içerdekilerse daha doğru düzgün yerleşemeden maç başlamıştı. Bizim olduğumuz kısımda arkalara doğru bakınca giriş yapabilenlerden birikenlerle 6-7 sıranın yoğunlaştığı görülüyordu, aralarda kalan seyircileri önceden uyarmıştık ama kimisi aralarda sıkışıverdi, sonra yer değiştirenler de olmuştur. Maç başladığından oley oley ne cimbomu ...sen olmasan yok bu hayatın anlamı... diyerekten tezahüratlar da başladıysa da bu kalabalıkta yerleşim sıkıntılarıyla hiç te güzel bir tribün olmayacağı belli oluyordu. Zaten ilk set ortalarında teknik mola sırasında , önümüzden geçen emniyet amirine sormamla hayır daha taraftar alınmayacak demesi sonrası; taraftar dışarda,çekirdekçi içerde diye file arkasına konuşlanmış oturan kitleye tepki verilmekteydi, onlardan yer kalmadığından dışardakilerin girişine izin verilmiyordu. Hatta aralarına girip ortada ayakta duranlar yüzünden rahatsız olanların tepkileriyle emniyet amiri, orada ayakta yer tutmak isteyenlere kızıp yukardaki balkona çıkmalarını işaret etmeye başladı, tepki uğultuları oluyordu.

Karşılıklı sayılarla ilk teknik molaya varılırken, hem rakip tribün hem de bizler birşeyler bağırmakla uğraşıyorduk. Amigo Yücel içeri girmemişti, file arkasında birikenlerin önünde biri olmayınca bizim tarafla olan koordinasyonları da bozuk çalıyordu, bizim taraf set sonuna doğru spanish matador melodi yaparken tezahürata katılmadıkları, değiştirdikleri, bir süre sonra kendilerinin falan aynı melodiye girdikleri oluyordu. Arada birde küfür içeren besteleri söyledikleri olunca, sansürlüyorduk. Açılan farkı kapar gibi oldularsa da, bizim mola sonrası bizim için saldır kanarya... sesleri arasında üstünlüğü tekrar ele aldık. File arkasıyla üç alkış tempolu Fenerbahçe sen çok yaşa... yapılıyordu, Eda servise geçip hemen önümden kullanmaktaydı, file arkası bağırıp biz beklerken bir yandan Eda'ya sesleniyorduk, haydi Eda,bravo,aynı yere yolla vs. bir ace, rakip hataları falan derken servisleriyle rakibin bu setteki direncini kırıverdi. Devamında da gelen sayılarla set set set tempoları arasında seti bitirdik. Fener-bahçe oley diye bağırıyorduk

Set arası file arkasındakilerle sığmıyoruz diye bağırıverdik, sonra onlar taraftar girmezse biz de çıkarız diye bağırmaktaydı, söylemde güzel ama eylemde zordu. Rakip file arkasında duvardibinde toplu halde ayakta duran bir blokluk 150 kişi kadar taraftar vardı, bizim file arkasında ise ayaktakilere bakarsak bu kadar kişi yoktu ama bizim olduğumuz tarafa bakınca sonradan girenlerle üstlere kadar yoğunlaşan ayakta bir kitle daha vardı. Kanaryasın sen bizim canımız... diye girilen ikinci set başlangıcında rakibin bir seri yapmasıyla 0-3 önde giriverdiler. Bizim için saldır Fenerbahçe seslerine dönüverdik, rakip oyuncular önümüzdeydi, attığımız bir servisi bıraak seslenmeleriyle içeri bırakmaları ile bizim için saldır... diye daha da yoğunlaşıverdik. Teknik molaya coştursana bizi bu tribünlerde... diye girerken arkamızdakiler üstüne çıktıkları koltuk üstünde zıplarken kırılmasına sebep oldular. Ama öyle sadece koltuk değil üç koltuğun birden komple fayanstan sökülerek kopmasıyla taşlar dökülüvermişti, hepsi şaşkınlıkla ne yaptık biz yahu diye gülüyordu. Salon görevlileri, ve özel güvenlik iki üç kere git gel yapıp kopan kocaman taş parçalarını toplayıverdi. Belki de kötü niyetli bir taraftar grubu olsak o taş parçalarını saklayıp, rakip taraftara oyunculara atmak için tutardık ama bu tip davranışlara bulaşmayacağımızdan görevlileri çağırıp taşları toplattık, artık kulübe koltuk başı 65x3 olarak bir masraf kesmişlerdir, olmasa daha iyi olurdu ama nasılsa alacağımız kupayla verilecek para ödülü sezon boyu olan bu tip masraflarımızı yeteriyle kapatacaktır.

Gene file arkasındakiler hani o tüylerini yolduğumuz.... diyerekten küfür içeren besteye girivermişti. Yahu kızların maçında söylemeyin şunları diye o tarafa işaret yapanlar vardı, bu arada bizim tarafta duran gençlerden de ayrılıp oraya gidenler olunca, herhalde burada rahat küfür edemiyorlar diye sinirlendiler sandım. Ama amigo Yücel'in salona yanında az sayıda tayfasıyla girmesiyle o tarafa geçişinden dolayı gittiklerini anlayıverdim. Böylece onun da ikinci set ortalarında tribün önüne çıkmasıyla, file arkasında ortalarda birikenlerin sayısı az birşey artıverdi. Tribünlerde hep dillerde... diyerekten ilk sette de yaptığımız tezahüratı tekrar giriverdi. Maçta gene eşitlik olmuştu, aldığımız molayla kendimizi dinlenmeye bırakmıştık. Genelde kalabalık maç günlerinde en ön kısımlarda sıkışarak durmayı tercih etmezdim ama bugün erkenden yerleşince oradan ayrılamadım.

Bir yandan tezahürat ediliyorsa da servis atmaya gelenlere laf atmaya da başlamıştık, özellikle önümüzden kullanan sara her seferinde hata yaptığından onu bozmak kolay oluyordu, zaten set sonlarına doğru koçları sırf servis için bir başkasını onun yerine sokuverdi. Yan tarafımda duran ufak çocukta bizden görüp servise gelenleri yuhalamaya başlamıştı, sonraki seferlerde daha ben başlamadan o başlıyordu bile, böylece sıkışıklıkta ayakta kalıp sadece maç izleyen babasına göre oğlu ortama daha çabuk alışıverdi.
Önde girdiğimiz ikinci teknik mola file arkasındakilerin karşı tribüne ok lets go sataşmasıyla geçti. Farkı gene açmaya başladık, sıkıştıkça ivanaya oynuyorlar, o ise zorlukla vurduğu toplarla blokta kalıp çıldırıyordu. Bir ara bizim koçun Merve'yi oyuna aldığını farkettim ama ilerleyen sürede Naz'ı oyuna sokup çıkardığını farkedemedim.

Rakip bizi setin sonlarına doğru yakalayıverdi, çok net gördüğümüz şekilde auta doğru giden topları gereksiz yere oyuna dahil ediyorduk. Mola sonrası file arkası haydi Fener haydi, tam zamanı şimdi... diye bağırmaya başladı onlara katılıverdik. Ardından servis kullanacak olan oyuncularına yüklenmeye başladık. Vurduğumuz bir smaçta dışarı doğru seken topu, onların hocası yetişmekte olan oyuncusuna rağmen tokatlayınca hepimizi güldürüverdi. Salak salak, ooo gerizekalı diye bağırmalar başladı, sen oyna gökhan sen oyna diye sesleniyordum. Gene bir iki karşılıklı sayı sonrası set sayısı için avantajlı duruma dahi geçiverdiler. Bunun üzerine rakip tribün coşku kazanırken, bizim tarafta onların servisine büyük bir uğultu koparıyordu. Ellerindeki avantajı bizim oyuncular tekrar kendi lehimize çevirmeyi becerdi, bizim için saldır Fenerbahçe sesleri yükseliyordu. Biz de artık Gamova üzerine daha çok top kullanmaya başladık, rakipten döndüyse de tekrar ona atılan çok top oldu. Sonunda uzadıkça tribünleri de geren set bizim sayımızla bitiverdi. Her zaman... diye ağzımdan çıkan lafı diğerlerinin de tamamlamasıyla her yerde en büyük Fener diye bağırıyorduk. Rakip sahadan bizim tarafa geçen oyuncularımızı bravo kızlar diye alkışlamaya başladık. İyi manşet götüremeyip sürekli kısır bir döngüde hücum ettiğimiz sette çok zorlanıverdik, onlar ise bizim de önümüzdeyken çok fazla servis hatası yapmıştı.

Son set Fenerbahçe sen çok yaşa canım feda olsun sana.. sesleri arasında başladı. Sensiz hayat bir işkence... diyerekten devamı karşılıklı gelirken bizim kızlar iyi başlangıç yapmıştı. Ancak tekrar yakalanıverdik, gene vites artırıp teknik molaya farklı giriverdi. Zevksiz halde giden maçta, file arkasıyla karşılıklı bitmez tükenmez aşkımız yapılmaktaydı. Fenerbahçe aşkına herkes ayağa seslenmelerine rağmen çok fazla ayaklanma yoktu. Mola sırasında dahi şampiyonluk istiyoruz diye sert bağırışlarımıza altta koşu yapan yedek oyuncularımız bize bakaraktan gülüyorlardı. Belli bir seviyede seyreden farkla beraber onların aldığı mola ardından spanish matador melodiye girildi. Aslında çok daha yoğun bir kitleyle güzel bir atraksiyon olacağını düşündüğüm melodi, çoğunluğun dışarda kalmasıyla geçen haftalardaki zevki vermedi. Bir süre sonra file arkasından Fener koy koy koy şampiyonluk geliyor sesleri, amigo Yücelin bizim tarafla karşılıklı yaptırmasıyla yan taraflardanda katılımlarla seslerin yükselmesine neden oldu. Rakip tribünde kontra birşeyler deniyordu ama tam duyamadım. İkinci teknik molaya fark daha da açılarak girmiştik, bütün salon birkez daha ayağa davet edildi. Milyonlarca yapıldıktan sonra, her zaman her yerde en büyük Fener diye bağırıldı. Drickx bugün çok sık yaptığı gibi ikinci bir topa vuruş denemesiyle sayı aldı. Yücel ağabeye seslenerek nostaljik avaz avaz başlatmasını istedik. Döndük sahaya doğru, açtık ellerimizi...var mı bizden büyüğü, varsa çıksın ortaya, alayını yeneriz haydi bastır Kanarya diye yumuşataraktan bitirdik.

Gamova muhteşem bir fake plase ile bloktakilerle beraber dört oyuncuyu şaşırtıp oyundan düşürerek ölü noktaya topu bırakıverdi. Karşılıklı Sapsarı-Melekler yapılması ardından maçtan kopmuştuk, file arkasından Yücel hindi baba sesleri geliyordu. Maçın son anları oynanırken biz koltuklara çöküp, bir baba hindiyi cimboma bindirmekle meşgulken rakibin üstüste aldığı birkaç sayı oluvermiş. Biz hindiyi bindirdikten sonra sahaya dönüp maç maç maç diye tempo tutarken durum 24-14 olmuştu, dışarı attıkları servisle fazla bir sevinç gazımız olmadan maçı kazanmayı kutladık.

Maçın sonuna doğru karşı tribünden ayrılanlara şşt şşt nereye diye seslenilmekteydi. Maç bitimi de işte böyle her sene böyle.. diye bağırıldı, kudur kudur temposu tutuldu. Maç boyu gs ye doğru düzgün küfür edemeyip içinde patlayacak olan file arkası üstlerindekilerin bir kısmı tam maç bitimiyle a.....a.. galatasaray diye bağırmaya başlamıştı, kısa süren bu bağırış tepkilerle kesiliverdi. Karşı taraftan da az bir küfür gelmişti ama herhalde bu maç şimdiye kadar ki en az küfürlü karşılıklı atışması az derbilerden biri oluverdi.

Oyuncuların tebrik seremonisi ardından, bizim takım bir araya gelip Fener çekti, taraftardan yükselen alkışlara doğru alkışlarla karşılık verdiler. Şampiyon seslenişleri ardından Sarı Melekler oooo diye tempo tutuyorduk ki, Nati Gamova'yı kolundan çekip sürüden ayrılarak bizim önümüze doğru gelmeye başladılar. Daha öncede bir maç Gamova aynısını yapmıştı. İkisi bizim önümüze alkışlarla gelirken, bizim yaptığımız Sarı Melekler oooo seslenişlerine onlarda katılıyordu. Gamova ağzıyla gülerek oooo diye bağırıyordu. Sonra başlarını eğerek selam verip alkışlarla diğer arkadaşlarının yanına döndüler.

Salonda karşı taraf boşaltılırken, bizim taraftarın çıkışına izin verilmediğinden kalabalık bir halde teker teker oyuncuları çağırmaya başladık, pankartı olan gruplar ise pankartlarını toplamakla meşguldü. Oyuncuların bir kısmı soğuma hareketlerine başlamışlardı, bir kısmı röportaj veriyordu. Parmaklıkların oradaki ağabeyler ilk olarak benchte oturmakta olan Nihan'ı çağırmaya başladılar. Artık hata yaptıkça sallanmasıyla rakip servisçilerin iyice hedefi olmaya başlamasıyla daha çok zorlanan Nihan iyi manşet yüzdesini son zamanlarda düşürmekteydi. Rakiplerin Nati'yi yormak için serviste ona yüklenmekten fayda gelmeyeceğini zamanla anlamalarıyla daha zayıf gördükleri Seda ve Nihan'ı sahada aradıkları farkediliyordu. Nihan Güneyligil diye bağırmamızla yerinden kalkıp bizim önümüze kadar geldik, çok sağolun, hepinize teşekkürler diye selamlarken bu taraftar seninle gurur duyuyor diye bağırmamızla tekrar selamlayıp yerine döndü. Onun moralini yükseltme çabalarımız son maçlarda çok sık yaşanmaya başladığından, açıkçası takımda işlerin yeterli düzeyde iyi gitmediği taraftarın gözünden de anlaşılabiliyordu.

Onun ardından sırayla önümüzdeki kalabalıktan seçmeceler yapmaya başladık, biraz oyuncuların soğuma hareketlerine de müdahil olunuyordu. Kaptan Çiğdem'e büyük kaptan ve geçmiş olsun seslenmelerimiz sonrası bize selam verdi. Ardından çağırdığımız Terminatör Seda'da yerden kalkıp önümüze gelip artık kanıksadığımız hepiniz kalbimdesiniz yumruğunu yapıverdi. Eda Erdem yerde esneme hareketleri ile meşgulken çağırılması üzerine, el salladı ama buraya gelmeyen Cimbomlu olsun sesleri üzerine hemen ayaklanıp geliverdi. Aynı şekilde Gamova'da yerde bir bacağı Rusya'da bir kolu Amerika'da vaziyetlerindeyken uzun süre seslenilmesi sonrası, ayaklanıp taraftarın önüne geldi, öpücükle selam verip hareketlerine devam etmek için Damir'in yanına döndü. Nati'yi çağırmaktaydık, oğlu Marcus'ta sahaya dalmıştı, annesiyle beraberdi, annesinin yerden kalkmasına yardımcı oldu, Nati bize doğru gelip alkışlarla dönüverdi. Marcus 8 numaralı çubuklu Fenerbahçe futbol takımı forması giymişti ama arkasında yazan isminin baş harfi herhalde hiperaktif haliyle sürekli yerlerde süründüğünden sökülmüş sadece arcus yazıyordu.

Naz, İpek Soroğlu, Songül, Merve falan derken hepsi ayaklanıp önümüze kadar geliyordu. Yalnız en uzak tarafta protokole dayanarak esnemekte olan Alice ve Frauke uzaktan selamlayarak bu faslı geçiverdi. Jan de Brandt oley sesleri yükselirken hoca uzaktan selamladı ama tezahürat devam edince, çantasını bırakıp thank you diyerek bize yaklaşıverdi. Kamil Hocaya da sesleniverdik, el sallaması ardından arkalardan vallahi Kamil Kamil sesleri çıkıyordu ki, öndekiler yok tamam dediler. Anlaşılan tatlı ısmarlarken, kendisine böyle takılmamamızı rica etmiş olsa gerek. Violet Duca'ya tezahürat ediverdik, sahada kim kaldı diye gözler bakınırken Aylin abla eşiyle birlikte sahadaydı. Aylin abla oley diye onada bağırıyorduk, gülüp el salladı.

Artık bizim taraftarın da çıkışına izin verildiğinden bir süredir salon daha da boşalmıştı. Malzemeci Ali ağabey kapıdan çıkıyorken ona doğru seslendim, su istememizle içeriden bir paket dolusu pet şişe suyu bize getirip aşağıdan attı, akbabalar gibi herkes pakete atlayıp birer şişe kapıverdi, alamayanlarla paylaşıp içtik. Güvenlikçiler çemberi daraltaraktan salondakileri dışarı doğru çıkarma çabasındaydı. Gene bir kısım taraftarla onların arasından ters yöndeki kapıya çıkışa gidiverdik.

Aşağısı gene kalabalıktı, dışarıda da bekleyen taraftarlar vardı, çoğunluğu oyuncularla resim çektirmek için birikmişlerdi. Biz de dışarıya dökülmüşken kapıda erkek takımından koç Demeter ile karşılaştım, gitmek üzereydi hocam nasılsınız,iyi akşamlar diyerek uğurladık. Abdullah Paşaoğlu'da geçerken nasılsınız arkadaşlar diye eşiyle geçiverdi. Bir arkadaşımızın gsli kız kardeşi Ayça ile tanışmak için bekliyordu. Onların çıktığını görünce yanına gidiverdiler. Onunla beraber çıkan Arslan'da orada bizi görünce yanımıza gelip yahu siz hala burada mısınız, ne yapıyorsunuz diye takıldı. Sizinle olan mesaimiz bitti, şampiyon olduk, şimdi kızlar için mesaiye devam ediyoruz dedim. Arslan'da iyi öyleyse kızlarda da şampiyon olalım da siz de bir tatil falan yapın,dinlenin artık dedi. Ayça'da resim falan çektirdikten sonra çıkmıştı, Arslan'ın yanına gelmesiyle, hadi beyler iyi akşamlar deyip gittiler. Arkalarından Özkan'da eşiyle beraber çıkıyordu, o da bize çak yaparaktan onların arkasından gittiler, büyük ihtimal cumartesi gecesi ateşiyle hepbirlikte bir yere eğlenmeye falan gideceklerdi. Daha futbol bitmedi,basketbol serilerimiz de kızışacaktı, Arslan'la konuşurken gülüyorduk ama bizim işimiz bitmez diye lafı uzatmadık.

Çoğu zaman olduğu gibi bizimkilerden ilk çıkan Gamova olmuştu. Arkadaşı İnessa'yı arıyordu, bulduysa da gitmeleri mümkün olmadı. Hayranları olan taraftarlar fotoğraf çektirmek istiyordu. Hepsi ayrı ayrı telefonlarla makinelerle resim çektirmeye başlayınca iş biraz uzayıverdi, az biraz ilerleyip gene kuşatılmalarıyla Katya bize doğru bakıp ufff bunaldım jesti yapıverdi. Biz de fotoğraf çektirmek isteyenlere hadi ama gençler herkes ayrı ayrı telefonla aynı pozu çekeceğine sonradan paylaşsanıza dedik. Neyse onlar öyle meşgulken, diğer yandan çıkan Kaptan ile konuştum, tedavisinin nasıl gittiğini sormamla, henüz tam bilmiyorum ama pazartesi takımla çalışmalara başlıyorum, o zaman daha net anlaşılır dedi. Voleybol Federasyonu başkanı toplu halde kalabalıkla çıkıyorken Erol bey gördünüz yaptığınız yanlış planlamayla yüzlerce kişi dışarda kaldı,sıkıntılar oldu diye laf atmalarımıza bozularak kafa sallaya sallaya gitti.

Ben arkadaşla beraber gs koçunun yanına gittim, arkadaşın internette gördüğü haberi hatırlatmasıyla koça geçen haftaiçi vefat eden babası için başsağlığı diledik. Sonra hocam salı-çarşamba oynanacak ikinci üçüncü maçlar için bir saat belli oldu mu, sizin isteğiniz ne yönde diye sordum. Evet maçlar hemen salı,çarşamba günü ama buna rağmen federasyon henüz saat belirlemedi, biz de bekliyoruz. Arkadaş yayıncı kuruluşa da bağlı oluyor herhalde deyince, evet onların o günkü maç programına göre değişebiliyor dedi. Ama bizim isteğimizde mümkün olduğunca daha çok kişinin gelmesi,izleyebilmesi yönünde, onun için iş çıkışı saatine yedi yedi buçuğa falan konması daha güzel olacaktır dedi. Onların koçuyla yaptığım bu konuşmayı maça da gelen gsli komşumu apartman önünde gördüğümde söyleyince, sinirlenip allah belasını versin, ne diye uygun saate koyacaklarmış, Fenerliler daha kalabalık gelip bizi ezsinler diye mi diyordu.

Biz Gökhan hocanın yanındayken çıkış yapan bazı oyuncularımızla da diğer taraftakiler laflaşıyordu, hem de resim çektirmek isteyenlere poz veriyorlardı. O tarafa döndük resim çektirenlere arkalarından laf atıp gülümse biraz İpek falan diye sataşıyorduk. Rakip oyuncular da bizimkilerde çoğunlukla çıkmıştı,tebrikler geçmiş olsunlar falan ardından artık gidelim deyip içeri yöneldik. Marcus gene ortalıkta dolaşıyor annesini bekliyordu. Neden sekiz numara giyiyor, yahu bizim takımda sekiz numara kimdi, var mıydı falan diye birbirimize sorarken, en son Hırvat Rapaiç'in giydiği aklıma geldi. Marcus'un kafasını okşayıp nasılsın Marcus dememizle bu sefer ne vaar demedi, düşük sesli bir iyiyim çıkıverdi ağzından. Biz tribünün içinden geçip dışarıya doğru giderken Marcus'ta tekrar annesini merak edip yanına gitmiş olsa gerek. Ben yukardan kapıya yaklaşmışken ikisini el ele sahanın içinden geçiyor gördüm, bomboş salonda Natii diye seslenince yukarı baktı el salladı.

Dışarı çıkıp dağılmamızla, çokta keyifli geçmeyen bu derbi gününü tamamlamış olduk, bakalım haftaiçi oynanacak olan maçlarda salonun hali nasıl olacak, erkenden seriyi 3-0 bitirmemize mani olabilecek bir beceri gösterebilecekler mi merak ediyorum.

Hiç yorum yok: