28 Şubat 2011 Pazartesi

Fenerbahçe MEF Okulları'nı 3-1 İle Geçti.!!!


Aroma Erkekler Voleybol 1. Ligi mücadelesinde Fenerbahçe, MEF Okulları'nı 3-1 yendi...

FENERBAHÇE:3 - MEF OKULLARI: 1
SALON: Burhan Felek
HAKEMLER: Erdal Akıncı**, Esat Danzili**
FENERBAHÇE: Emre***16, Arslan***6, Marshall***8, Kemal***8, Miljkovic***20, İzzet**, Sekan(L)***, Cengizhan**4, Ersin**1, Burak**
MEF OKULLARI: Nazareno***10, Turgay***15, Fırat**9, Abdalla**7, Cem***13, Cüneyt**10, Akif(L)**, Ahmet*, Serdar*2
SETLER: 15- 25, 25- 21, 26- 24, 25- 19
SÜRE: 100 DK. ( 21- 26- 29- 24)


Aroma Erkekler Voleybol Ligi karşılaşmasında Fenerbahçe, MEF Okulları’nı 3- 1 mağlup etti. Hafta ortası oynanan karşılaşmada ezeli rakibi Galatasaray’a 3- 2 mağlup olan Fenerbahçe hırsını MEF okullarından aldı.
Maça iyi başlayan MEF Okulları oldu. Cüneyt’in etkili servisleri, Fenerbahçe’nin manşetini bozdu. Libero Akif ve Fırat çok iyi manşetler aldı, Turgay ve Cüneyt’in smaçları Mef Okullarına sayıları getirdi. Teknik molaları 8- 7 ve 16- 13 önde geçen MEF Okulları seti de 25- 15 farklı aldı.
Maçın ikinci setinde ise Fenerbahçe üstünlüğü vardı. Libero Serkan ve orta oyuncuları Emre ve Kemal’in hatasız manşetlerini pasör Arslan çok iyi dağıtımını yaptı. Marshall, Miljkovic’in ve Cengizhan’ın yerinde blokları ve smaçlarıyla Fenerbahçe kendine geldi. Teknik molaları 8- 7 ve 16- 13 önde geçip seti de 25- 21 alarak beraberliği sağladı. (1-1)
Maçı üçüncü seti ise büyük çekişmeye neden oldu. Birinci Teknik molayı 8- 5 Mef Okulları, ikinci teknik molayı ise Sarı-Lacivertliler 16- 14 önde geçti. Bundan sonraki süreler karşılıklı alınan sayılarla geçerken maça da büyük heyecan geldi. Seti 26- 24 alan Fenerbahçe oldu.
İki set almanın avantajı ile sahaya çıkan Fenerbahçe, karşısında MEF okulları oyunu bırakmadı. Fenerbahçe ile başa baş mücadele eti. İlk teknik molayı Fenerbahçe zor da olsa 8- 7 önde tamamladı. Bundan sonraki sürelerde Sarı Kanaryalar oyuna yavaş, yavaş ağırlığını koydu. İkinci teknik molaya da 16- 12 önde giren Fenerbahçe seti 25- 19 maçı da 3-1 kazandı. MEF Okulları’ndan Sırp oyuncu Jekic’in sakatlığı takımın mağlubiyetinde de rol oynadı. Jekic çok iyi smaç vuran takımın galip gelmesinde de büyük rol oynayan sporcuydu.
Tayyar SÜMEN - ajanspor.com





Artık Play Off'ları bekliyoruz.O yüzden kalan maçların pek bir önemi yok.Ya 4.cü ya da 5.ci bitireceğiz.
MEF Okulları maçını eksiklere ve gene kötü oyuna rağmen kazandık.
Coskoviç sakatlıktan çıktı,kadroda ama oynamadı.Soner dizinden sakat yoktu.Marshall sakat sakat oynamış.
 4 numaradaki sorun yüzünden Castellani genç İzzet ile başladı.Tecrübesizliği nedeniyle yaptığı hatalardan sonra Cengizhan'ı aldı ve maçı onunla bitirdi.Bu doğru bir hamleydi.Cengizhan'ın 4 numarada denenmesi gerektiğini Demeter zamanında da çok yazdık ama Demeter oyuncu değiştirme ve benchi zorunlu olmadıkça kullanan bir hoca olmadığı için çok kısa süre girip çıkmalar hariç hiç oynatmadı.
 Cengizhan Kartaltepe Türk Erkek Voleybolunun Altın  jenerasyonun önemli isimlerinden biridir.
Barış Özdemir,Gökhan Öner,Ali Peçen,Gürsel Yeşiltaş gibi isimlerle birlikte Milli takımda,Halkbank'ta, Arçelik'te ,Erdemir'de uzun yıllar başarı ile oynamış 38 yaşında tecrübeli bir voleybolcudur.Asıl mevkiisi smaçördür.O yüzden libero oynayabiliyor şu anda.Manşeti de iyidir.Uzun süre maç oynamadığı için dün zaman zaman hatalar yaptı ama takıma faydalı oldu.İlginç olan böyle bir isme Aylin hanımın dünkü çocuk muamelesi yapmasıydı.Ona güvenemedikleri için top atmıyorlar,Cengizhan olduğu için Arslan oraya atmıyor zaten dedi durdu sürekli.Bir noktadan sonra nasıl olduysa top atıldığında smaç vurunca sanki ''Aaaaaa Cengizhan da smaç vurabiliyormuş ya '' tribine girdi.İnanamadım.Cengizhan'ın kariyerine bir baksın Aylin hanım.
4 sayısı var Cengizhan'ın.6/3.% 50 hücumu.3 kez blokta kaldı ama zor pozisyonlardı.Miljkoviç'te 4 kez blokta kaldı.1 bloğu var.Manşeti 16/1.% 69(56).Gayet iyi.Beni yanıltmadığım için teşekkür ediyorum Cengizhan'ı.
Çok basit hatalar yapıyoruz.Tam 31 direk hatadan sayı vermişiz.MEF 23 sayı.
Defanstan çok zor top çıkıyor.
Blok dublajlarımız hiç yok.Çok kötü.
Hala yerleşim sorunlarımız var.
Marshall çok kötüydü.4 setlik bir maçta 6 sayıda kalmış.Manşette de 25/2.% 28(20) ile feciydi.
Takım manşetini de düşürdü.% 49(42)
Allahtan Miljkoviç toparlanıyor gibi.20 sayısı var % 50 ile.
Ve Emre.Maçın kazanılmasında baş aktördü.6 blok ile müthişti bloklarda.16 sayısı çok iyi.
MEF'te Mısır'lı pasör Abdalla çok iyi oyuncu.7 sayısı var.Servisi,pasörlüğü iyi.
Bizim İsmail Cem de iyiydi ama manşette biraz aksadı.Aylin hanım Ona da bizde böyle değildi diyor.
Adamı ne kadar oynattık ki zaten ?
Takıma ilgi sıfır.Tribünlerde kimse yok.Sayısal olarak en çok üyeye sahip Sözde Taraftarın Resmi Forumunda ise maç başlığı bile maç saatinde açılıyor ve kimsenin ilgi gösterdiği yok.Başarıya endeksli FB taraftarı böyledir işte.Takım Play Off'ta iyi olursa gelirler başarıdan nemalanmak için.Evet takım bu sezon kimyası nedeniyle iyi değil ,bizde çok eleştiriyoruz ama bu kadar da tu kaka edilecek takım değil yahu.Ha sende daha yeni yazıyorsun diyebilirler.Dün gece erken yattım Pazartesi yoğun gün olduğu için.Bilgisayarı da yeni alabildiğim için yeni girebiliyorum maç yazısını.
Çok diliyorum şu takım Play Off'larda coşsun da herkesi morartsın.İnşaallah diyorum.

Fenerbahçe Acıbadem - VGSTT 3-2 (Salondan İzlenimler)


Son zamanlardaki oyunuyla formda olduğunu gösteren ciddi bir rakibe karşı ve baş hakemin kötü maç yönetimiyle gerilen sinirlere rağmen, kötü giden oyunu çevirecek karakterde bir takım olduğumuzu gördüğümüz bir maç oldu.

Maçın oynanacağı gün soğuk ve zaman zaman yağışlı bir hava olduğu halde, taraftarların kötü saat ayarlaması yapılan kapalı alandaki bu maça değilde, futbol şampiyonluğu özlemiyle Kadıköy'de ki maça büyük ilgi göstereceği belliydi.

Bizim maçtan önceki galatasaray medical park-nilüfer belediyesi maçı da uzatma setine gidince programda rötar oluşuverdi. Nilüfer oyuncuları rahat şekilde maçı almaya 23-20 önde giderken, verdikleri setin moral bozukluğuyla iyice dağıldılar ve maçı kaybettiler. İlginç olan ise salona erken gelen bizim taraftarların onların servislerine alkış temposu yapmaya başladıkları andan itibaren işin terse dönmesiydi.

Salona geldiğimde bu maçın ikinci seti başlamıştı, ortalıkta hiç galatasaray taraftarı,pankartı falan yoktu, maraton tribününde ve protokolün orada az sayıda seyirci vardı, bayağı sessiz bir şekilde maç oynanıyordu.

Bu maçtan önce bu salonda oynatılan gençler maçlarının neden yan taraftaki 50. yıl salonunda oynatılmadığını anlamadım, orası günboyu bomboş tutulurken, bizim maç akşama sarkmıştı futbol maçıyla da çakışıverdi.

Vaziyet böyle olunca, muhteşem spor kulübümüz yönetimi, televizyonu ve taraftarı ile bu maçı ikinci plana atıverdi, ne böylesine önemli maçı kendi televizyonlarından canlı sundular ne de yönetici ve taraftarları salonda kalmayı düşündüler. Hele resmi siteden final four provası olsun, sonra şu saatte stada otobüs kaldırılacak falan duyuruları ise tam bir komediydi.



Herneyse, saat üç buçuk gibi salona gelip sol köşeye sivil kıyafetleriyle toplanan vgstt oyuncuları, son eczacı galibiyeti ardından özgüvenle kendilerinden emin rahat tavırlar içindeydi. Bir süre sonra bir kısmı içeriden eşofmanla dönüp ısınmalar için sahaya girmeye hazırlanıyordu ki oynanan maç uzayıverdi.

Bizim oyuncular ise salonun sağ çıkış koridoru köşesine toplanmıştı, aralarında sohbet ederek maçı izliyorlardı, kaptan Çiğdem'de aralarında oturuyordu.

Bir yandan sohbet ederek, diğer yandan maça bakarak zaman öldürürken, birisinin protokol üstündeki kat tribünlerde elinde kağıt kalem koltuk sayımı yaptığını gördüm, herhalde final four için koltuk numaralandırma ile ilgili planları geçte olsa hazırlıyorlardı.

Dedesiyle beraber salona gelen Nati'nin oğlu Marcus etrafta deli dana gibi koşturuyordu, tek başına salonun üst katına en tepesine çıkıp oturdu, üstündeki çubuklu Fenerbahçe formasının arkasında ki numara sürekli yerlere atladığından iyice silinmişti.

Gelen tanıdıklar taraftar gruplarının da geleceğini ama herhalde onların bir set izleyip çıkacaklarını söylüyordu, kornalar falan getirildiğini söylüyorlardı ama lig maçlarında izin verilmediğinden nasıl olacağını anlamadım.


Etrafta paltosu ve uzun atkısıyla karizma satarak dolaşan ilhami şenyurt'a geçen sezonlardaki maçlardan dolayı pek sempatim yoktu, gerçi hangi hakeme güvenirim diye düşünsem aklıma kimse gelmez, ne hakemleri ne de polisleri hiç sevmem.





Zaman ilerledikçe salondaki seyirci sayısı artıyordu ama pekte taraftar grubu falan görülmüyordu, meğersem içerdeki galatasaray maçı bitmedi diye onları bu buz gibi havada dışarda bekletme saçmalığını yapmışlar, bu federasyonun da emniyetin de ne biçim kafa yapısı olduğuna anlam vermek zor, içerde galatasaray taraftarı hiç yok sayılırdı, ne bir kavga olay olasılığı gözüküyordu.

Önceki maçın bitişi ve ısınmaların başlamasıyla bizim takımda bu maç Chris'in de kadroda olduğunu, Kasia'nın reklam panosu arkasında oturduğunu farkettim. Rakip koç giovanni'de sahada ısınma hareketleri yapan oyuncularına sırasıyla turlayıp bu kadro tercihi üzerine taktiklerini güncellemeyle anlatmaya başladı.

Dışarda bekletilen grubun şikayetleri üzerine salonda olan Ali Koç onları içeri sokup yerleştirmek için koridorda Hakan Dinçay ile beraber turluyordu. Bu grubun içeriye kısa bir süreliğine girip otobüs vakti salondan ayrılana kadar bir yere geçmesiyle ilgili Ali Koç salon güvenlik amiriyle konuşuyordu, diğer yandan elinde telefonuyla amigo Yücel ile konuşuyordu. Kulübün resmi amigosu üst kattan inip Ali Koç'un yanına gelerek biz içeriye girdik şu tarafa yerleştik diye gösteriverdi.

Lavaboya gidip dönerken şahit olduğum bu absürd sahnelerden sonra maraton tribünü ortasındaki tanıdıkların yanına gidiverdim. Uzun bir süre orada yer tutma çabasındaydılar ama futbol maçı varken kimse gelmez boşuna uğraşıyorsunuz demiştim, gelenler de üst tarafta boşlukta toplanıp,aşağıya inmediler, zaten bir set tezahürattan sonra çekip gittiler.



Maç başlarken salonda 2000'den fazla kişi var gibiydi, zaman ilerledikçe sayı azaldı. Bu arada Caferağa'da da kullanılan akülü korna sistemini buraya da getirmişlerdi, kullanmak için izin alındı, maç boyu rakip servis atarken öttürüldü.

Maçın başlamasıyla daha ilk topta manşette hatalarımızın başlaması, üstüne hakemin üstüste hatalı kararlar serisi yapması ile bu maçın çok zor ve uzun geçeceği belli oldu.

Üst tarafta toplanan taraftar tezahürat yapıyordu, bizde aşağıdan katılmaya bakıyorduk, aradaki seyirci topluluğu ise önde ayakta duranlardan rahatsız olup oturtmak için söylenmeye başladı, halbuki oraya otururlarken bu kısımda böyle olabilir diye uyarılmışlardı, bende ilk iki seti otur-kalk şeklinde izledim ama o aşamadan sonra kimse kalmayınca maç hararetlendikçe diğerleri gibi ayaklanıverdim.

İlk set hakemin üstüste gelen hatalı kararlarına tepki vermeye başlamışken sivil takım elbiseli ellerinde telsizli emniyet amiri yardımcıları bizim önümüze geliverdi, daha ilk setin başında gözdağı veriyorlardı, hakemlik fazla birşey yok, çok gerilmeyin, küfürler yanlış şeyler olmasın falan diyordu da, zaten adama saldıracağımız yaralayacağımız yoktu, bu polislere bu kadar boyun eğip alttan alanlara da, bu işlerin hep özellikle bizim maçlarda olmasına da canım sıkıldı.
İlhami şaşırma sabrımızı taşırma, Allah belanı versin gibi bağırışlara hemen müdahale ediverdiler.

Başabaş gidecek sette sinirleri bozulan takımda, koç Ze Roberto'da sarı kartı görüverdi, hakem Kaptan Nati'yi yanına çağırıp bu kartı işaret ederken uğultular kopuverdi, yukarıdan gelen bir bozuk paranın hakem arkasındaki reklam panosunun arkasına düştüğünü gördüm.

Haydi kızlar canlanın diye bağırırken Naz'ın servise gelip uzun süre ayrılmadığı bir seri yaparak farkı azaltıverdik, rakibin tek sayı alması yeteceği halde tezahüratlar gittikçe artıverdi, sonunda set kaybedilmesine rağmen herkes takımın oyununu alkışlıyordu, oyuncular da sonlarda iyi toparladıkları için memnun görünüyordu.

İlk setin verilmesi futbol maçına gidecek olanların canını sıktı, yukarıda toplu halde duran 100-150 kişilik farklı taraftar gruplarından karma ekip maçın ikinci seti ortalarına doğru sessizleşiverdi, salondan ayrılmaya hazırlanıyorlardı.

Üstte toplanan taraftarlar ikinci set ortası ayrılırlarken

İkinci set ortasında teknik molada armanın gururu sarı melekler diye tezahürat edilmesine şaşırıp arkama baktığımda koridordan gitmek için hareketleniyorlardı, futbolcular gelsin sizi izlesin diye bağırarak futbolcuları izlemeye gitmeleri ise tam bir tezattı. Bir de bir tanesinin çıkış yaparken fırlattığı bir çakmak reklam panosu arkasına düşünce oraya doğru dönerek tepkiler oldu, polisler de kim attı diye inceliyordu, oyunun sakin geçtiği bir anda böyle keyfine hareket eden kendi takımına zarar elemanı oraya getiren grup liderlerinin de, çıkışta otobüs tahsis eden yönetimin de akıllanacağını zannetmem.

İkinci set sonuna doğru servis için oyuna giren Nihan'a büyük bir alkış ile destek verildi, geçen maçlarda da etkili kullandığını gördüğümüzden umudumuz olmuştu. Aynen düşündüğümüz gibi başarılı servislerle onların oyun kurgusunu bozuverip setin sonunda set set tempolarıyla berabere yaptık, her zaman her yerde en büyük Fener, ardından kızlar saha değişimiyle önümüzden geçerken alkışlarla Sarı Melekler ooo o melodisi dönüverdi.

Aramızda bu setin sonuna kadar bekleyip maça gitmek için ayrılan birkaç kişi daha oldu, karşı tribünde de montlarını giyinip gidenler olduğunu görüverdim.

Rakibin orta oyuncularından bahar yüzüne gelen smaç nedeniyle şanssız bir sakatlık geçirdi, kenardaki tedavi yetmemiş olsa gerek ki, ağlayarak ne kadar talihsizim yakarışlarıyla dışarı götürülüyordu. (Sonradan okuduğuma göre geçici bir görme problemi olmuş, önemli birşeyi yokmuş, geçmiş olsun)

Maç çok çekişmeli gidiyordu ve kala kala hakem arkasında tezahürat edecek 20 kişi falan kalmıştı, hatta 20 bile değil, saydığımda ayakta duran 15 kişi vardı. İçlerinden bir kaçı bu maç nedeniyle futbol kombinesini arkadaşlarına vermişti, birkaçı ise kombine ve biletleri yanlarında olduğu halde maçın bitimine kadar ayrılamadılar, desteklerini sürdürüp, maç bittiği gibi stada ikinci devreyi izlemeye gittiler.

Her fırsatta spor kulübüyüz diye böbürlenen bir camia için inanılmaz bir durumdu, eğer bu tanıdıklar da futbol maçı için erkenden ortadan kaybolsaydı, neredeyse beş kişi kalacaktık, sağolsunlar bu maçı daha önemli görüp takımı yalnız bırakmadılar.

Rakibin pankart falan asarak file arkası üste duvar altına toplanan kiralık taraftarları bile 30-40 kişiydi, gerçi onlar da zaman ilerledikçe azaldılar.


Üçüncü setle beraber bir yandan korna, bir yandan kısa tezahüratlar şeklinde idare etmeye başladık, açıkçası korna olmasa, onların servislerini bozmak için çok daha fazla laf atmakla uğraşırdım, bu yüzden sesim bu kadar az kişiyken beş set idare etmezdi, hem oyunun kötü gidişatı hem salondaki vaziyetten dolayı molalarda ne hallere düştük diye dert yanıyorduk.

Ama kendi aramızda ne konuşursak konuşalım bir şekilde, oyuncular mola sonrası sahaya adım atacağı zaman alkışlayarak haydi kızlar haydi Fenerbahçe diye moral verme çabasını bırakmadık.

Arkaya dönüp tezahürata falan katılacak genç birileri yok mu diye göz atıyorduk ama sonra ben artık bu seyirci halini kanıksayıp hiç etraftakileri gaza getirmekle uğraşarak enerjimi boşa harcamayayım dedim.

Kenardaki oyuncular Nihan başta olmak üzere ve sahaya girenlerden özellikle Yağmur ortamı motive etme çabasıyla haydi haydi diye elleriyle hareketler, alkışlar yapıyordu, kenara alındığında dahi salondaki yüzlerce kişiden daha çok sesi çıkıyordu.

Reklam panosu arkasından haydi kızlar diye sık sık bağıran Çiğdem kaptanın da sesini duyuyordum. Yanımızda oturan ailenin ufak kızı dahi heyecanla biz tezahürat ettikçe ayağa fırlayıp tezahürat ediyordu, sık sık anne babasının yanından bizim önümüze geliyordu, salonda ki yüzlerce kişinin onun kadar katkısı olmamasına üzüldüm.

Sete önde başlayıp geriye düştüğümüz beş sayılık seriyle bizim oradan hocam molaaa molaa alsana diye işaretlerimiz oldu, Ze Roberto bir an için kaybedilen sayıyla kilitlenmişti hakeme itiraz ediyordu, sonra bizim tarafa baktı arkasını döndü Kamil Hocaya bas diye işaret etti, belki zaten mola alacaktı ama bu işin böyle gelişmesi komik göründü.

Naz'ın kötü manşetler haricinde oyun ortada dönerken fileye yakın sıkıştırdığı bazı paslar, Liuba'nın kritik anlarda fileye ya da dışarı vurmasına, Nati'nin manşette dağılıp hücumları zayıf vuruşlarla bitirememesi, Songül'ün arka alandan bize kolay gözüken topları çıkaramaması, koçun mola almaması, oyuncu değişikliğinde Yağmur veya Nihan'ı almakta gecikmesi vb.. gibi durumlar salonda tepki reaksiyonu alıyordu. Uzun süren bir maçta hataların olmaması imkansızdı ama özellikle basit hataların sık yaşanması yıpratıcı bir durumdu.

Oyunculardan ve hakemden çok sık hata geldikçe verilen reaksiyonlar kontrol dışına kaçıyordu, kendi aramızdaki arkadaşları da sakinleştirip kendi oyuncularımıza aşırı tepki vermemeleri için uyarıyorduk. Sonuçta bir anlık sinirle el kol hareketleri, bağırışlar falan dikkat çekiyordu. Hem kendi kendimizi hem de oyuncuları alkışlarla motive etmekle maçı bırakmamaları için uğraş vererek takibe devam ettik.

Üçüncü setin sonunu çok kötü bir şekilde kaybettik, yorulmuştuk, alınan sular içilerek, dördüncü setin başlarını birkaç sayı dinlenerek geçirdik.



Sürekli salondakilerin en azından belki katılırlar niyetiyle haydi Fener haydi, tam zamanı şimdi... bizim için saldır Kanarya lalay koy vakıfbanka...bizim için saldır Fenerbahçe gibi kısa şeyler giriyorduk, bu rutinden bir süre sonra sıkılıverdim. Set sonuna doğru Kanarya Kanarya Saldır Saldır Kanarya diye bir çeşit ekleme yapıverdim. Zaten uzun bestelerle tezahürat etmemiz pek mümkün gözükmüyordu, ne söyleyecek kimse vardı ne de maçın gidişatı imkan verirdi. Biraz papağana dönmüş gibi belli bir rutinde idare ediverdik.

Bir ara hakem kararına büyük tepkiler koparken, protokol tribününde de birilerinin oturup kalkıp elleriyle kollarıyla bağırıp çağırdığını farkettim. Elindeki su şişesini atacak zannettiğim kişi her zaman sakin tavırlarıyla gördüğümüz Mehmet Ali Aydınlar'dı. Daha fazla dayanamayıp yeter artık İlhami yeter be, ayıptır diye bağırıyordu.

Dördüncü set sonlarına doğru fark dörde çıkmıştı, bizler inandık sizde inanın... diyerek bırakmayın maçı haydi kızlar diye alkışlara devam ettik. Müthiş ralliler dönüyordu, reklam panoları yıkılırcasına toplara atlanıyordu. Tabii bu sayıların sevinçleri olağanüstü oluyordu, gene ikizlerin çığlıkları, poljak'ın 360 derecelik damar gösterisi gibi klasik sinir bozucu anlar oluyordu. Sadece oyuncular değil, koçlar yardımcı asistanlar falan herkes gerginlikle birbirine laf atıyordu.

Yanımdaki arkadaş telefondan kulaklığı takarak radyodan futbol maçını da takip ediyordu. Set sonuna doğru stadtan telefon edip skor öğrenmeye çalışan -salondan tanıdık- bir hanımefendiye, şu an 2-1 yenik durumdayız, skorda 23-21 vakıfbank önde diye mola anında skor söylemeye çalıştım, o gürültüde duyabildi mi bilmiyorum, birazdan seti çevirip uzatmaya götürmeye uğraşıyoruz diyerek oyuncular sahaya dönecekken hızla kapatmam gerekti, burayı okursa kusura bakmasın.

O aşamada beraberliği yakalayan oyuncularımızın ellerine geçen fırsatları teperek heyecanı birkaç sayı daha sürdürmeleri ardından gelen set sayısıyla büyük bir sevinç yaşandı, her zaman her yerde en büyük Fener.



Takımlar son sete hazırlanırken, bizde kendi aramızda motivasyonu artırıyorduk, bizim servis zamanı yere ayaklarımızı vurarak tempo yapmaya başladık, zaten portatif tribün üstünde olduğumuzdan gayet iyi ritmik ses çıkıyordu.

Sık sık itirazlarla geçilen bu tie break seti içinde, karşılıklı gidip gelen sayılarla kontrol bizdeydi, saha değişimine Sarı Melekler ooo o diyerek geçiverdik.

Maçın son kısmına iki hocanın birbirlerine karşılıklı laf atmaları,küfürleşmeleri damga vurdu. Ze Roberto sayıya itiraz ederken, giovanni ona dönerek saçmalama sürekli ağlıyorsun gibisinden el kol hareketleriyle birşeyler söyledi, ikisi karşılıklı atışıverdiler.

Hakem iki takım kaptanı, Nati ve Gözde'yi yanlarına çağırdı kırmızı kart ile koçları bu set için oyundan attığını işaret etti. Saçma sapan bir kural olduğunu, hemen bench arkasındaki ceza sandalyesine oturduklarından farkettik. Hatta giovanni çantasını toplamış gidiyordu, bizim koçun arkaya oturtulduğunu görmeleri üzerine onu kolundan geri çevirerek aynı şekilde yerine oturttular.

Bizim koç ise itirazına bir süre daha devam edince, kelaynak hakem elini arka cebine götürüverdi. Biz eyvah diyerek tepki vermeye başladık, böyle kritik bir anda bir bedava sayı felaket olurdu, Nati'de hakeme yaklaşıp tamam birşey yok maça devam edelim işaretlerinde bulundu.

Diğer yanda giovanni'nin oturduğu yerden taktik vermesi, molada ayaklanıp gözde ile konuşması bizim tepkimizi çekti, hakeme görmüyor musun diye seslendik, bu arada iki koç hala birbirleriyle işaretleşmeyi sürdürüyordu, liseli çocuklar gibi çıkışta görüşürüz tavırları yapıyorlardı.

Oyundaki kontrolümüzü bu agresif ortam ardından kısa bir anlığına kaptırıverdik, etraftakilere arkamızdakilere dönerek aldığımız mola ardından dönüşte herkesin alkış tutmasını istedik.

Son anlar gene uğultu, yere ayakla vurulan tempolar, sayılarla saldır saldır Kanarya sesleri derken, maç maç maç temposu tutmanın tadına varabildik. Gelen sayıyla tribündekiler birbirleriyle sarmaş dolaş sevinirken, yanımdaki arkadaş bir an durakladı, Volkan penaltı kurtardı dedi. İki ayrı noktada salonda ve stadta o anda yaşanan sevinç tesadüfen bir bütün oluşturdu.



Bizim oyuncuların maçın son sayısıyla yaşadıkları sevinç muazzam bir hırs patlamasıydı, herkes hoplaya zıplaya bağıra çağıra ortada kenetlendi, Ze Roberto'da sevinçle yanlarına gelip omuz omuza dönmeye başladılar, diğer yanda ise suratlarından düşen bin parça halde bizimkilerle tebrikleşme seremonisini bekleyen rakip oyuncular dizilmekteydi.

Nati herkesten önce davranarak bizimkilerin sevincini durdurup file önüne yöneldiler, maçın içine eden hakem dahil el tokalaşma faslı bittikten sonra tribüne doğru alkış tuttular. Fenerbahçe buraya çağrılarına ilk başta uzaktan alkışla yanıt verdiler, sonra orada olan Çiğdem'e takımı buraya getir seslenişleri duyurulamayınca, bugün adeta bir taraftar gibi enerjik duran Yağmur bize bakınca, ona çağrı yaptılar.

Bu arada salonda büyük bir tepki uğultusu olunca, ne oluyor diye başımızı sola çevirdik ki, maçın hakemleri toplu halde ayrılmaktaydı, sol taraftaki taraftarların ilhami şenyurt'a gösterdiği tepkiye hakem kafasını sallayarak cins bir surat ifadesiyle salonu terketti.

Oyuncular reklam panolarını da geçerek sırayla önümüzden geçiverdiler, bu galibiyetin mutluluğuyla biz onları bravo diye alkışlıyorduk, onlar bizi alkışlıyordu, öndekiler gelip geçen oyuncularla el çakıyordu.

Yanımızda bizimle beraber maç boyu destekleyen ufak kızla resim çektirmeleri için hepsine sırayla rica ediyorduk, bu resimler de o ufaklığın bugünden bir hatırası olsun.



Diğer oyunculardan sonra onu da çağırmamızla yanımıza gelen Nati'nin gözyaşları sel olmuş gidiyordu, maçın bitimiyle bir duygu boşalması yaşamıştı. Hem kendi performansından dolayı morali bozulmuştu hem de karşı takımdaki bazı çirkeflerin sayılarda ona tavırları ardından siniri bozulmuştu. Gitmekte olan maçın takımca çevirilmesi, onun hatalarının tolere edilmesi ve maç sonunda oyunculardan ve taraftardan gördüğü ilgiyle garip bir ruh halindeydi.

Saha içinde röportaj veren birkaç oyuncumuzu daha bekledik, en son Seda'da bizim yanımıza gelerek sıradan el çakarak geçiverdi, koltuklara yığılmışken Liuba'nın geçtiğini görünce ona da seslenip alkış tuttuk.

Aramızdakilerden birkaçı hızla dışarıya çıkıp stada gitmek için yola düşmüştü, kalan dokuz on kişiye emniyet sorumluları gelip hadi ama gitmiyor musunuz diyordu, ter içinde kalanlar üstlerini değiştiriyordu.

Uzak tarafta gördüğümüz maja'ya seslenip onun sevinçlerini taklit etmemize gıcık olup kafasını çevirdi. Yavaştan lavaboya doğru gidiverdim, orada karşılaştığım Nati'nin babasına kızınız ağlıyordu, bu akşam biraz morallendirseniz iyi olur dedim, evet gördüm iyi oynayamadı dedi, Marcus ise herşeyden habersiz kendi kendine bayrak sopasıyla kılıç gibi kullanarak oyun oynuyordu, beni görünce gülüp Fener winner diyerek çak yaptı.


Çıkış kapısına yönelirken karşılaştığımız orta yaşlılara, biraz bize katılsaydınız deyince siz bizden gençsiniz enerjiniz var diye takılıyorlardı ama içimizde 35-40 yaş civarı olan çok kişi vardı.

Bir ara bench arkasında protokolün solundakilerin rakibin saha dışına kaçan topu çevirdiği bir pozisyona ayaklanıp alkışlamasına sinir olmuştuk, bunu hatırlattık, ardından aynı kitle bizim sayıyı alkışladı falan, tamam iyi top çıkardılarda böyle voleybolseverlik ayaklarıyla alkışlanmaları bize garip gelmişti falan diye bir ufak tartıştık.

Salondan çıkınca o soğuk havada bir süre bekleyerek, her iki takım oyuncularının da özel araçlarıyla otel altındaki otoparktan çıkışlarını bekledik. Ben Nati'nin gelmesini bekliyordum ama o oldukça geç gözüktü.

Bu arada gördüğümüz her oyuncuyla tebrikleşiyorduk, aracıyla ilk çıkanlardan olan Çiğdem Kaptan, anlaşılan araba kullanmakta sıkıntı yaşamıyordu. Biz alkışlarla geçip gitmesini beklerken, arabasını durdurup camını açtı, bugün geldiğiniz için ayaklarınıza,boğazlarınıza sağlık çok teşekkürler, herkes maçı bıraktığında siz bırakmadınız, gerçekten sağolun diyerek bizim egolarımızı okşadı.

Yağmur gözükünce bizimle beraber yağmur yağacak seller akacak Burhan Felek vakıfa mezar olacak diye tezahürat etti, sonra arabasına bindikten sonra çıkarken tekrar durdu, camı açıp klakson çala çala bu sefer tezahüratı kendi başlattı. Biz ona bugünkü motivasyon çabalarından dolayı teşekkür ettik, bizim sesimiz çıkmadığında bile senin sesin duyuluyordu dedim.

Eda ise bir süredir yanıbaşımızda yolun orada bekliyordu, kafasında ki kapşondan dolayı karanlıkta biraz geç farkettik, nişanlısının salonun diğer tarafındaki otoparktan arabasıyla gelmesini bekliyordu. İçeride maja'nın arabasına gittiğini görmemizle biz majaaa diye kollarımızı sıvamaya başlamıştık, Eda'da gülüp onun sayı aldıktan sonra çıkardığı sesi taklit ediyordu.


Bizim oyuncuların yerli yabancı neredeyse hepsi kendi arabasıyla çıkıyordu, hepsiyle karşılıklı teşekkür tebrik faslı geçerken, öndeki aracın duraklama yapması, arkadan gelen vgstt oyuncularını kızdırıp korna çalıyorlardı.

İçlerinden güldeniz gibi birkaç tane saygı duyduğumuz oyuncu da arabasını durdurup bizimle tebrikleşti, bu sefer gülemedin olmadı diye takıldık. Cırtlak ikizler ve maja gibi bazı oyuncular suratlarını çevirmeden gazlayıp gidiyordu, nikoliç'te durup bizi tebrik etti. Maçın hakemi otoparkta gözüktü ama bomba düşsün kel kafana diye laf atmamızı duydu mu bilmiyorum, hangi arabayla çıktığını farkedemedik.

Songül, İpek, Nihan'la da kısa selamlaşmalar oldu, tabii Nihan biraz daha uzun kaldı.
Hala bekleyen Eda'ya hasta olacaksın, kız eğer hastalanır da oynayamazsan gelecek sefer ortada Erdem'i (nişanlısı) oynatırız ona göre diye takıldık, bir süre sonra Erdem arabayla gelince ona da şakayla kızdık bu kadar bekletilir mi diye.

Fofao ve Fürst ilk defa ayrı ayrı gözüktü, ikisi de kendi arabalarıyla çıkıverdi, Fürst Fürst tempoları üzerine o da klaksonla katılıyordu. Fofao'da durunca kendine iyi bak, yağışlı trafikte dikkatli kullan,yakında bize lazımsın, gelecek maç görüşürüz dedim.

Seda'nın fizyoterapisti elinde forma ve çantasıyla gözüktü, o forma kutsaldır nasip olmaz herkese , ona göre dikkat et diye takılıyorlardı. ardından Seda geliverdi, bize teşekkür etti, sonunda oynadığını gördük artık daha rahat oluruz dedik, ayaküstü konuşmalar oldu.

Nati otoparktan değil, salonun içinden babası ve oğluyla çıkarak otoparka
yöneliyordu. Bizi görünce gülümsedi, yanına gidip lütfen bir daha ağlama,biz sana hep güveniyoruz, sen en iyisin unutma deyince, teşekkür etti. Arkasından otopark Natasa Osmokrovic tezahürat sesleriyle inledi, tekrar dönüp bize öpücükle el salladı,crazy Nati no cry ok diye de sesleniyorlardı.

Onu da iyi bir ifadeyle gördükten sonra tamam misyon tamamlandı dedik, artık dağılalım.



fotoğraf kaynak ; Fenerbahçe.org, Metin Timur, Ahmet Besler

27 Şubat 2011 Pazar

Fenerbahçe Acıbadem - Vakıfbank gstt : 3-2 (Bu İyi Oldu) !!!


Bayanlar Birinci Ligi’nde şampiyonluğun iki güçlü adayından Fenerbahçe Acıbadem, Vakıfbank Güneş Sigorta Türk Telekom’u 3-2 mağlup etti.

Karşılaşmaya çok iyi başlayan Vakıfbank Güneş Sigorta Türk Telekom Nikolic ve Glinka’nın hücumlarından Poljak’ın ise servislerinden sayılar kazandı. İlk teknik molaya 8-4 gibi 4 sayılık bir farkla giren Vakıfbank Güneş Sigorta Türk Telekom Poljak’ın üst üste yaptı bloklarla ikinci teknik molaya da 16-9 önde girdi. Sayı farkını bir ara 9’a kadar çıkaran sarı-kırmızılı takım 24-16’da set sayısı kullandı fakat Fenerbahçe Acıbadem 5-0’lık bir seri yakaladı. Seti kazanmak için direnen Fenerbahçe Acıbadem rakibinin 1 sayısına engel olamayınca seti 25-21 kazanan Vakıfbank Güneş Sigorta oldu.

Maçın ikinci setine iyi başlayan Fenerbahçe 4-1 öne geçtiği sette Vakıfbank Güneş Sigorta Türk Telekom yine Poljak’ın etkili servisleri ve bloklarıyla farkı kapattı. İlk teknik molaya 1 sayı farkla önde giren Fenerbahçe Acıbadem ikinci teknik molayı da .. önde geçti. Sokolova etkili olan Fenerbahçe Nihan’ın attığı servislerle rakibini oyundan düşürerek sayılar kazandı. Setin sonunu rahat getiren sarı-lacivertliler 25-20 ile skoru 1-1’e taşıdı.

Üçüncü sete 3-0’lık bir seri ile başlayan Fenerbahçe Acıbadem karşısında sette farkın daha fazla açılmasına izin vermeyen Vakıfbank Güneş Sigorta Türk Telekom ilk teknik molaya 2 sayılık farkla önde girdi. 13-13’de skora eşitlik gelirken Vakıfbank yeniden 2 sayılık farkla ikinci teknik molaya önde girdi. (14-16) Çekişmeli geçen sette 23-23’te tekrar eşitlik sağlandı 24-24’e kadar her iki takımda sete asıldı. Vakıfbank Güneş Sigorta Glinka ile seti 26-24 aldı ve 2-1 öne geçti.

Dördüncü sete yine önde başlayan taraf Fenerbahçe Acıbadem olurken, sarı lacivertliler ilk teknik molaya 8-6 önde girdi. Setin başındaki oyununu ikinci teknik molaya yansıtamayan Fenerbahçe Acıbadem ikinci teknik molaya 16-14 geride girdi. Vakıfbank Nikolic ile etkili olurken Fenerbahçe Acıbadem Sokolova ve Seda ile sayılar bulmaya çalıştı. Her iki takımda bütün maç oyunca sergiledikleri defans ile oyunun seyrini güzelleştirdiği maçın dördüncü seti de çekişmeli geçti. 23-23’te skora eşitlik getiren Fenerbahçe Acıbadem bu seti 27-25 alarak maçı tie-break setine taşıdı.

Son set hem büyük bir çekişmeye hem de ilginç görüntülere sahne oldu. Setin başında 3-0’lık seri yakalayan Fenerbahçe Acıbadem saha değişimini de 2 sayı farkla geçti. 8-8’de skora eşitlik gelirken Fenerbahçe Acıbadem antrenörü ZeRoberto ile Vakıfbank güneş Sigorta Türk Telekom antrenörü Gudietti arasında sözlü atışma başlayınca baş hakem İlhami Şenyurt iki antrenöre de kırmızı kart gösterdi. 8-8’den sonra büyük bir çekişme yaşanan maçta Fenerbahçe Acıbadem seti 15-12 maçı da 3-2 kazanan taraf oldu.

(voleybolunsesi.com)
 

FENERBAHÇE ACIBADEM: 3 - VAKIFBANK G.SİGORTA TÜRK TELEKOM: 2
Salon: Burhan Felek
Hakemler: İlhami Şenyurt 0, Ali Temel Öneri xx
Fenerbahçe Acıbadem: Naz xx, Sokolova xxx, Furst xx, Seda xx, Osmokrovic x, Eda xxxx (Songül xxx, Yağmur x, Nihan x)
Vakıfbank Güneş Sigorta Türk Telekom: Bahar x, Gözde xx, Glinka xxx, Poljak xxxx, Özge xx, Nikolic xxx (Gizem xx, Güldeniz xx, Nilay x, Melis x, Seray x)
Setler: 21-25, 25-20, 24-26, 27-25, 15-12
Süre: 139 dakika (28, 27, 32, 32, 20)
(voleybol x.com)

 BU İYİ OLDU !!!!
* Tebrikler Sarı Melekler.
* Gerçekten bu galibiyet çok iyi oldu hem de 2-1 geriden,rakip maç sayısı atmışken 3-2 kazanmak süper.
 Bu galibiyet ile hem özgüvenimiz arttı - zira bu maçta olduğu gibi haftalardır kötü oynuyorduk - hem de Vgstt'ye karşı psikolojik üstünlüğü tekrar aldık.
* Maalesef  Fürst takviyesine rağmen gene iyi oynamadık.Ki Fürst 19/7.% 37 gibi düşük hücum yüzdesi ile oynamasına rağmen 3 blok,1 servis sayısı toplam 11 sayı ile önemli katkı yaptı.Fark yaratan oyuncuydu bizim adımıza.3 blok sayısı var dedik ama file üstünde epey caydırıcıydı,bloklarda yardımcıydı da.Eda'nın 8 blok gibi harika bir performans göstermesinde Fürst'ün büyük katkısı oldu.Hücumda düşük yüzdesinin nedeni pasörün alçak pas atması ve daha çok Sokolova'dan oynamasıydı.

Açıkcası sevindim Fürst'ün performansına.Hiç oynamayan bir oyuncu çünkü.Sahada olması bile güven veriyor.Hele F4'te  Fofao ile birlikte oynayacak olmaları - inşaallah bir aksilik olmaz - çok iyi olacak.
Fürst'ten girdim zira dediğim gibi fark yaratan oyuncuydu.Gene tercih edilmeseydi bu maçı da kaybedecektik.
* Maalesef  sorunlarımız devam ediyor.Umarım yüklemenin etkisi vardır (!).
Hücumda bitiricilik sorunu çekiyoruz ,manşette zorlanıyoruz,defansta iyi değiliz,servislerimiz geçen yıla göre etkili değil.Sadece Fürst'ün katkısı ile bloklarda etkili olduk.(17 blok),bir de az servis kaçırdık.(6),onun sebebi de yumuşak servis atmamızdı tabii.
* Hücumda etkimiz az,bitiricilik sorunumuz var dedik.% 32 ile hücum etmişiz.15 blokta kalma,15 aut ile direk 30 sayı vermişiz.Seda sakatlıktan döndü,yeni yeni toparlanıyor ama zaten sıçrama özelliğinin olmaması ile bitiricilik sorunu olduğunu biliyoruz.Neyseki sonlara doğru biraz top öldürdü.33/10.% 30 ,2 servis,1 blok 13 sayısı var.İyi bir Seda'ya ihtiyacımız var.
 Sokolova ve Nati ise kendilerine yakışmayacak hatalarla oynuyorlar hücumda ve manşette.
Sokolova 23 sayı ile en skorer oyuncumuz olmuş ama en kritik anda 3.sette tekli blok varken önünde dışarı vurdu ve set gitti.Güç bela 23-23'e getirmişiz ama yapılmayacak hata yaptı.56/21.% 38 ile hücum etmiş.4 kez blokta kalmış,4 aut 8 hatası var.
Nati'yi bu kadar kötü nadir görmüştüm.Çok kötüydü.Burnunu siliyordu belki hastaydı ama çok acemice hatalar yaptı.En nefret ettiğim bakmadan ,gözü kapalı 3'lü bloğa vuruyor.Bak belki plase atarsın.
Rakamlar gösteriyor zaten.55/11.% 20.6 aut,7 kez  blokta kalma ile faciaydı hücumda.14 sayı.
 Öyle ki kısa pasör Nilay bile blokladı Onu.Yağmur girdi bir ara yerine.
Manşette de çok kötüydü.5 manşet hatası var.37/5.% 59(35).Hiç yakışmıyor hiç.
3 blok yaptı.1 tanesi 5.setin sonunda Poljak'a idi.Aynen Cannes yarı final maçında 5.setin sonunda Ravva'ya idi galiba yaptığı hayati blok gibiydi.Tek iyi yaptığı işti bu maçta o bloğu.
Sokolova da 24/2.% 67(50) ile manşet almış.Nispeten Nati'ye göre daha iyi ama yetmez F4 için.
* Hücumdaki sorunda elbette pasörün pas tercih ve niteliği önemli.Bu konuda Naz'ın yetersiz olduğunu hep söylüyoruz.Allahtan Aylin hanım da söylüyor artık.Şu anda tekrarını izliyorum. Eda'nın attığı pasa Naz'ın attığı pastan daha iyi atıyor dedi :)) Doğru pasör hatalı ama smaçörlerde en az Onun kadar hatalı.İyi atılan pasları da bitiremiyorlar.Sadece pasöre yüklemekte doğru değil.
 Pasör Naz'dan bahsetmişken servisteki etkinliğinin hakkını verelim.Çok etkili  servisler attı.1.sette üst üste attığı 7 servis ile  açık farkın kapatılmasını sağladı.24-21'e kadar geldi maç.
* Eda maçın kazanılmasında büüyk rol oynadı.16 sayısının 8'ini bloktan 8'ini hücumdan (16/8.% 50) aldı.
Özellikle bloklarda Fürst ile birlikte duvar ördüler.Aferin Eda.
 * Songül fena değildi.Manşeti 30/1.% 60(53).Bu maçta düşmüş ama kötü değil.Savunmada da iyiydi Songül.Biraz daha erken girmelere dikkat etmeli.

 * Vgstt CL maçı oynadığı ve bizim gibi yabancı kontenjanı sorunu yaşamadığı için daha oturmuş ve hazır takımdı ama onlar da çok hata yaptılar.Hücumda bizim gibi % 32 ile oynadılar,manşette bizden daha kötüydüler.104/8 hata.% 56(36).Gözde 6 manşet hatası ile adeta göçmüş.Serviste 8 sayı,8 hataları var.
Bloklarda Poljak sayesinde etkililerdi.17-16 biz üstünüz bloklarda.Poljak 9 blok yapmış.
 En etkili isimleri Glinka'ydı.Eski formunu bulduğunu Eczacı maçında da söylemiştim.25 sayısı var % 35 ile.
Kritik hücumlarda sayılar aldı ama hataları da çoktu.7 aut ve tam 4 kez blokta kaldı.Manşette zayıf halka dediğimiz Nikoliç 23/2.% 65(35) 22 sayısı var % 32 ile.Onunda 8 hata,6 kez blokta kalması var.
* Kısacası istim üstündeki hazır Vgstt işte bu kadar.Bundan daha fazlasını oynayamazlar.Eğer F4'te karşılaşırsak - yüksek ihtimal - Fofao ve Kasia'lı kadromuzla tokatı atar geçeriz.
* Şu maçı kazanmamıza ayrı sevindim.Hırs ile sevinmeyi,şımarıklıkla antipatikliğe bağlayan Poljak ve İkizlerin hatta son kazandıkları maçta formasının üstünü çıkarıp üst iç çamaşırı  ile sahada tur atan Nikoliç gibi sonradan görmelerin bu kez üzülmeleri  yüreğimin yağlarını eritti doğrusu.
 * İki antrenörün de kırmızı kart ile setten atılması da ilginçti.
 Animatör Gio gene tüm oyuncularını kullanarak her şeyi yaptı.Bence görevini yaptı.
Bizim Ze Roberto'yu ise ne yazık ki beğenmedim.Takım kötü oynadıkça çok gerildi ve hakemin berbat kararlarında haklı olsa da gereksiz takıldı ve kenarda negatif enerji verdi.Oyuncularımızda etkilendi.
Sürekli Naz'ı uyardı sadece.Başka bir şey yapmadı hakemlerle oynamaktan.
* Hakemler demişken,''İlhami Reloaded'' .İçine etti gene her zamanki gibi.Hangi birinin yazalım.Daha 1.sette 3 hatası vardı aleyhimize.Çok kötüsün İlhami Çokkkkkkkk.
* Az sayıda olsa da takıma destek veren taraftarlarımıza teşekkürler.
* Aylin Hanım'ın son kurbanı Songül.Şimdi de Ona takmış durumda.

25 Şubat 2011 Cuma

Galatasaray - Fenerbahçe 3-2 (Salondan İzlenimler)


Ülkedeki beceriksiz idareciler ve emniyet birimleri yüzünden konulan yasaklarla, sadece rakip taraftarın önünde oynanan derbi maçını uzatma setinde kaybederek, yıllar sonra kendi branşında lig maçlarının ikisini birden ezeli rakibine kaptıran ilk takımımız, erkek voleybolcularımız oluverdi.

Bu maç öncesi oynanan bayanlar şampiyonlar ligi maçında ortalığı dolduran taşıma seyircilerin, şirket çalışanlarının büyük çoğunluğu salondan ayrılınca etraf biraz daha sakinleşiverdi.

Chris ve Fofao ile tribünde sohbet ederken, bizim oyunculardan kimisi sahaya ısınmak için çıkmaktaydı. Bayan voleybol takımımız ve teknik ekip eczacıbaşı-vgstt maçını izlemek için salondaydı ama çoğunluğu yorgun olduğu için ayrılırken, sadece Chris ile Fofao derbiyi izlemek için salonda kaldılar, cafeye gidip dönüşte protokolün üstünde ayrılmaz ikili beraber maçı takip etti.

Ben de maraton tribün ortasında hakeme yakın bir yerde oturmuş tanıdıkları farkederek onların yanına gidiverdim. Hem bizim takım hem de evsahibi sessiz sessiz sahaya gelip ısınmalara başladı.

Oyuncular ısınırken Coskoviç reklam panosu arkasında istatistikçi ile beraber oturuyordu, Geriç kadrodaydı ama maçta hiçbir faydasını göremedik.

Giriş kapısı tarafındaki file arkasına pankart asan galatasaray taraftarları üst katta 10 kişi bile değildi, bizim takım buraya diye takımı çağırmaya çalışıyordu, tabii kimse onları iplemedi. Maç öncesi daha kalabalık olduklarında, takımlar seremoniye dizilmişken de çağırdılar gene giden olmadı, zaten saçma bir zamanlamaydı.

Oyuncuların sınmalarında seken toplardan biri arkası dönük halde duran benim saçımı sıyırdı, böyle sık sık tribüne kaçan top oluyordu.

Maç başlayana kadar uzun bir süre en ön sırada ayakta durduğum halde hiçbir güvenlik gelip birşey demedi, bizim güvenlik sorumluları daha işgüzar oluyor. Neyse bu maç öncesindeki eczacıbaşının evsahibi olduğu organizasyonda koca maraton tribünü önünde sadece iki tane güvenlikçi oturuyordu.

Başka bir şirketin elemanları olduklarından onlar gitmişti yerlerine farklı bir firmadan güvenlikçiler belli aralıklarla daha fazla sayıda oturtulmaya başlandı, bizim önümüzde oturtulan cep telefonuyla konuşuyor diye önünden geçen amirinden uyarı alıverdi.

Sonradan gelen bir tanıdık daha olunca o kısımda beş Fenerli olmuştuk, karşı tribüne protokolün soluna bakınca Fenerli ihtiyarların gene orada toplandığını farkettik,arkamızda oturan kızların da Fenerli olduğunu aldığımız sayıları alkışladıklarında anladık.

Çalan müzikler rakip takımın marşları olduğundan dinlemeye katlanmak gerekiyordu, dışarda birikmiş olan taraftarlarda büyük ihtimal önümüzden geçip giden orkun darnel vasıtasıyla içeriye sokulduktan sonra file arkasında yaklaşık 100 kişi kadar tezahüratçı bir topluluk oldu.

Protokol tribününde galatasaray başkanı adnan polat gözükürken, bizi temsilen Ali Koç ve Hakan Dinçay vardı. Violet Duca'da maç başlarken oraya gelip, Ali Koç'un arkasına oturdu, maç sırasında sık sık öne eğilerek Ali Koç ile birşeyler konuşuyorlardı, üçüncü setten sonra yanındaki yer boşalınca oraya geçiverdi.

Abdullah Paşaoğlu ise protokolde daha fazla durmaya dayanamayıp, her set takım ne tarafa geçtiyse oraya yakın bir tribüne geçiyordu.

Bizim teknik ekip eşofmanlı haldeyken, rakip koç ve ekibinin vişne çürüğü gömlek ile tek tip kombinasyonlu halleri dikkat çekiciydi.

Maç başlamadan önce file arkasından maraton tribüne ayağa çağrısı geldi, ayağa kalkmayan Fenerli olsun seslerine rağmen arkaya doğru bakınca pek kimsenin ayaklanmadığı görülüyordu.

Maç öncesi ısınmalarda ve maç sırasında çoğunlukla Arslan'a ve Marshall'a bireysel laf atanlar oluyordu ama hiç tribünle bir ters kontak kuran olmadı.

Maç başladıktan sonra evsahibi taraftar pek bizim servislerimizi oyunumuzu falan bozmakla ilgilenmiyordu. Servisimize ilk uğultular setin sonlarına doğru oluverdi, biraz da maç kritik bir hale gelince baskıya yöneldiler.

Maç tribünden yükselen, uzun süre değişmeyen tezahüratlarla sürünce bir süre sonra artık sıkılıverdik, tezahürat edenlerin dışında bir yerde izleyince salonda büyük bir boşluk olunca zamanla kulağa gürültü gibi geliyor. Zaten çoğu tezahürat iki tribünde de olan birbirinin aynı melodisiyle kimin kimden aldığı belli olmayan besteler şeklinde sürüyordu. İlk setin başlarında kısa bir an .ikilmiş Fenerbahçe diye küfür eden taraftarlar sonra bizim için Fener'e de koy... diye devam ettiler. Fenerbahçe köpeğine diyerekten mehtere dönüverdiler.

Sahada ki oyuncularımız birbirinden kopuk oynarken, arada bir İvan'ı doğru şekilde pasladıysak iyi vuruşlar görüyorduk, onlar ise bizim manşet hatalarımızla içeri bıraktığımız toplarla rahat sayılar buldular. Blok düşererek yaptıkları birçok hücumu ise sezmeyi beceremeyip bomboş bloksuz vuruşlar yaptırmamız koç Castellani'yi kızdırıyordu, oyunculara bağırıp durdu.

Karşı tribündeki ihtiyarlar bazen sayıları alkışlıyordu, arkamızdaki kızlar da çok aleni şekilde bizim sayılarımızı alkışlıyordu, set aldığımızda sevindiler falan, sizde biraz fanatik olun diye bize söyleniyorlardı ama kendi sahamızda olsa tribünün ortasında sinirimizi bozacak şeyleri rakip sahada yapmayı istemezdim, ortamı daha fazla germememek için biz o kadar rahat davranmadık.

Onlara verilen kart ile gerilen ortamda, üçüncü set sonuna doğru hakemin kendi gözü önünde çok bariz hatalarla sayıları rakibe vermesine kızarak ona laf atmamıza sinirlenen biri oldu. Hem çizgi hakemine hem de baş hakeme nasıl görmezsiniz, kör müsünüz diye bağırmamak imkansızdı, rakip taraftarlar itiraz eden oyuncularımızı yuhluyorken biz de hakeme sallıyorduk.

Arkamızda oturan takım elbiseli bir genç sol tarafta oturan tanıdıklara madem geldiniz sessiz izleyin gibisinden taşıverdi, onu uzaklaştırdık, etrafında bu kadar Fenerli olmasına sinir olduğundan ceketini kravatını çıkartaraktan file arkası tribüne geçiverdi.

Bizim maçlarda rakibe hakeme toplu halde kurduğumuz baskı tarzlarına pek yapmıyorlardı, aralardan bireysel olarak hakeme oyunculara laf atan küfür eden oluyordu. Setin sonlarında uzayan rallileri alan oyuncularının verdiği gazla kritik anlarda biraz daha coşkuyla sağlam giriş yaptıkları tezahüratlara farklı tribünlerden katılım artıyordu.

Rallileri almayı beceremeyip morali bozulan bizim oyuncuları, koç zaman zaman değişikliklerle toparlamaya baktı, ama servis kaçırmada herkes birbiriyle yarışıyordu.

Bizim takımda Soner Mezgitçi'nin sevinç tarzı, uzataraktan bağıra bağıra coşkulu halleri bize rakip olsaydı bizim kesin tepkimizi çekerdi ama burada pek umursayan olmadı. Aynı şekilde Arslan'da kimi zaman kendi sayısında veya iyi pastan sonra damarlarını ortaya çıkarırcasına bağırıyordu.

Hakan Dinçay protokoldeki yerinden bizim benche doğru birşeyler işaret edip sesleniyordu, tie break seti öncesi sayıları biraz daha azalsa da galatasaray taraftarı desteğine devam etti, hepberaber üçlü diyerek salonu ayaklandırmak isteselerde gene kendi kendilerine üçlü yapıverdiler.

Setin gidişatı kötü olsaydı tribündeki halleri terse dönebilirdi ama takımları ikinci teknik molaya önde girip sonunu iyi getirerek kazanmayı bildi, biz kovaladıysakta yakalayamadık, en sonunda da şans dolu bir servisin filede takılıp içeri düşmesiyle iyice trajikomik bir mağlubiyet oluverdi.

Biz sıkıntılı ifadelerle montlarımızı giyip toparlanırken, gs tribünü takımlarını çağırmaya başladılar, kaldırsın kaldırsın parmak kaldırsın... tezahüratına tribüne yaklaşan oyunculardan bir kaçı parmak kaldırarak yanıt verdi.

Bizim oyuncular soğuma hareketleri için rakip tribüne yakın sahada yerlere yayılıverdiler, Emre gibi birkaç tanesi ise fazla durmayarak direkt içeri gidiverdi, oradaki Fenerli ağabeylerden biri çıkışa yönelen Emre'ye doğru birşeyler söyledi.

Başkanları sahaya inerek oyuncularını kutlarken, biz ise dışarıya çıkmıştık. Son yıllarda pek alışık olmadığımız ezeli rakip mağlubiyetlerini en fazlasıyla yaşatan erkek voleybol takımımız, iyice canımızı sıkmaya devam ediyor.

CEV Bayanlar Şampiyonlar Liginde 6'lı Play Off 1.Maçları.


(23 Şubat 2011) Eczacıbaşı VitrA - Vakıfbank Güneş Sigorta Türk Telekom 0-3 
(21-25, 20-25, 22-25) 


 Vakıfbank beklediğim gibi kazandı ama hem de rahat kazandı.
Eczacı zaten manşeti zayıf bir takım.Gülden'de olmayınca Serpil o yükü kaldıramadı.Gülden nispeten iyi manşet alıyordu.Olmayınca tüm yük Serpil'in üzerine kaldı.Mirka (yerine Esra)  ve Del Core de fazla manşete girmediler.Serpil 37/2.% 59(43) ile en fazla manşet alan oyuncu.Esra 9/-.% 33(22),Del Core 7/-.%57(43), Mirka 4/1.% 50(50).
Toplam manşetleri 62/6.% 52(39)
Vakıfbank'ın manşeti daha kötü aslında.54/5.% 52(19).Nikoliç 22/3.% 55(23),Gözde 22/2.% 45(23),Gizem 10/-.% 60(0)
Vakıfbank daha etkili servis attı.Artı hücumda daha çeşitlilik sağladılar.Poljak çok formda.Gene çok etkili oldu.Glinka da iyice eski günlerine döndü.Glinka 14,Poljak 12,Nikoliç 11,Gözde 6,Bahar 5 sayı.
Eczacı da Darnel % 37 ile 11 sayı.Del Core 10,Bown 8 sayı.
Bloklarda 10-6 Vgstt üstün.Vgstt % 41,Eczacı % 36 ile hücum etmiş.
Her şet bitmiş değil.Zira yeni sistem 3-0'lık avantajı neredeyse saymıyor.Vgstt 2.maçı da kazanmak zorunda.
Ben 2.maçı da alıp rakibimiz olacaklarını düşünüyorum.Vgstt bizi daha fazla zorlayacaktır.Ona rağmen daha çok nefret ettiğim ''Bayan Voleybolun gs'si Eczacı''nın elenmesini istiyorum.
(23 Şubat 2011) Volero Zurih - Scavolini Pesaro 1-3 (27-25, 20-25, 20-25, 20-25) 


Normal sonuç.Volero Zürich zor da olsa ilk seti almış.
Pesaro kazanmasına rağmen % 31 ile hücum etmiş.Destin Hooker 21,Senna Usiç 13,Manon Flier 12,Manzano 11,Guiggi 8 sayı ile oynamış. Manşetleri 70/2.% 54(11).Kötü manşetleri.
Blokta 19-11 üstün Pesaro.Elisa Manzano tam 9 blok ile rekor kırmış.
Serviste etkili olmuşlar.11 hata ama 8 ace'leri var.Hooker 4 ace.
Zürich'te çok beğendiğim genç Hırvat pasör çaprazı Jelena Alajbeg 25 sayı ile oynamış.


(24 Şubat 2011) Bank BPS Fakro Muszyna - Rabita Bakü 0-3 (23-25, 21-25, 19-25)

Açıkcası Fakro'dan daha fazla şey bekliyordum.Rabıta geçer bu turu ama sürpriz olabilir diyordum ama Polonya takımı daha evinde teslim olmuş.
Rabıta % 43 ile hücum etmiş.Manşetleri 62/3.% 29(19) gibi yanlış değilse felaket bir yüzde.
Biliyoruz manşetleri kötü ama bu kadar da olmaz.Mammadova 23/1.% 30(22),Kimberly Glass 15/1.
% 47(20),Olga Ativi 14/1.% 7(7),libero Popoviç 8/-.% 38(38) Kimberly Glass'ı biliyoruz zaten manşette iyi değil,Mammadova'yı da manşete sokunca tabii iyi olmaz.
Bloklarda 11-6 Rabıta.Krsmanoviç 5 blok.Serviste 10 hata,8 ace.
Fakro'da Kaczor 15,Gajgal 13 sayı.

24 Şubat 2011 Perşembe

AEVL 18.Hafta : gs - Fenerbahçe : 3-2 (Alıştık artık)


6ALATASARAY: 3 - FENERBAHÇE: 2
SALON: Burhan Felek
HAKEMLER: Serdar Nişancıoğlu 0, Metin Korkut***
6ALATASARAY: Kemal***15, Nemer***17, Yasin***12, Zhekov***4, Barca***15, Ahmet***8, Caner(L)***, Sinan**2, Volkan**4
FENERBAHÇE: Marshall***15, Gerıc**5, Miljkovic***26, Soner**5, Emre**5, Arslan***8, Serkan(L)**, Burak*, Murathan*, Ersin*, Kayhan*, Metehan*
SETLER: 25- 18, 23- 25, 25- 23
SÜRE: 110 DK: (21- 27- 25- 22- 15)


6alatasaray ilk teknik molaya 8-7 önde girdi. Ardından da 3-0'lık seri ile 13-11 öne geçince Fenerbahçe mola aldı. 6alatasaray, ikinci teknik molaya farkı açarak 16-12 önde girdi. 6alatasaray farkı 5 sayıya çıkarınca (17-12) Fenerbahçe mola aldı. Son bölümde de üstünlüğünü sürdüren sarı kırmızılılar seti 25-18 alarak maçta 1-0 öne geçti.
İkinci sette ise ilk teknik molaya Fenerbahçe 8-7 önde girdi. Fenerbahçe ikinci teknik molaya da aradaki 1 sayılık farkı koruyarak 16-15 önde girdi. 6alatasaray 20-18 geri düşünce Antrenör Işık Menküer mola aldı. 6alatasaray aradaki farkı 1 sayıya indirince (22-21) Fenerbahçe mola aldı. Fenerbahçe farkı 2 sayıya çıkarınca (23-21) Işık Menküer mola aldı. Skor 24-23 olunca Fenerbahçe mola aldı. Son sayıda hata yapmayan Fenerbahçe seti 25-23 alarak maçta durumu 1-1'e getirdi.
3. sette ilk teknik molaya Fenerbahçe 8-5 önde girdi. İkinci teknik molaya 6alatasaray 16-14 önde girdi. 6alatasaray farkı 3 sayıya çıkarınca (17-14) Fenerbahçe mola aldı. 6alatasaray teknik molanın ardından rakibine sayı vermeden skoru 19-14'e getirince Fenerbahçe yine mola aldı. Fark 2 sayıya inince (22-20) antrenör Işık Menküer mola aldı. 6alatasaray 24-20 öndeyken iki kere set sayısından yararlanamayınca fark 2 sayıya (24-22) düştü ve Işık Menküer mola aldı. Son bölümde farkın kapanmasına izin vermeyen 6alatasaray seti 25-23 alarak maçta 2-1 öne geçti.
4. sete iyi başlayamayan Sarı Kırmızılılar 6-3 geri düşünce Işık Menküer mola aldı. İlk teknik molaya Fenerbahçe 8-7 önde girdi. İkinci teknik molaya Fenerbahçe 16-11 önde girdi. Fark 6 sayıya çıkınca (18-12) 6alatasaray mola aldı. Farkın kapanmasına izin vermeyen Fenerbahçe seti 25-19 alarak maçta durumu 2-2'ye getirdi.
Tie-break setine iyi başlayan 6alatasaray 3-1 öne geçince Fenerbahçe mola aldı. 6alatasaray saha değişimine 8-6 önde girdi.Ardından da 6alatasaray durmu 9-6 yapınca Fenerbahçe mola aldı. Fark 1 sayıya inince (11-10) bu kez6alatasaray mola aldı. Son bölümde üstünlüğünü rakibine kabul ettiren 6alatasaray seti 15-11 maçı da 3-2 kazandı.
(voleybol x.com)

************************
* Ne diyelim ki.Alıştık artık mağlubiyetlere.Hem de bir sezonda 2 kez gs mağlubiyeti görmeye.
Emeği geçenleri çok tebrik ediyorum (!)
* Çok kötü bir takımımız var.Kötü gs'den biz daha kötü olduğumuzdan dolayı çok fazla hata yaptığımızdan kaybettik.5 setlik bir maçta 2 takımın blokları 9 ve 10 düşünün yani.Biz 10 blok yapmışız.
* Takımın kronik sorunları ; kötü manşet,kötü servis aynen devam ediyor.
Şu 2 konu bile farkı gösteriyor.gs manşeti 82/5.% 79(68),bizim 85/13.% 56(48)
F4 adayı  (sezon başı yöneticilerimizin hedefi) bir takım hem de ezeli rekabet maçında tam 13 manşet hatası yapar mı ? Manşet berbat.Arslan da iyi kötü gelenleri iyi ve doğru tercihli paslara çeviremiyor.
Servislere bakalım;gs 107/21/11,biz 102/18/4. Çok etkisiz servisimiz var.Ya dışarı ya da yumuşak atıyoruz.
gs 11,biz 4 servisten sayı kazanmışız.Açık değil mi ?
* Manşet ,servis böyle dedik bloklar sanki iyi mi ? Hiç.Takımın en tecrübeli blokörü Geriç 5 setlik bir oyunda 0 evet 0 blokla oynuyor.Emre 2,sonradan giren Kemal 'inde bloğu yok.3 orta oyuncumuz yani blokörümüzün toplam blok sayısı sadece 2.Evet 5 setlik bir oyunda 3 blokörümüzün sayısı 2- İKİ.
El kaldırmıyoruz ya el.Adamlar zorlukla top çıkarıyorlar ve çok zor topa vuruyorlar ama el bile yok karşılarında ve sayı alıyorlar.Arslan 4 blok yapmasına rağmen bir pozisyonda böyle seyretti ve Castellani çıldırdı kenarda havalara sıçradı.
* Hücumda Mijkoviç nihayet biraz kıpırdamıştı.% 59 ile 25 sayı ile oynadı.Tek iyi görüntü buydu.
* Fazla uzatmaya gerek yok.Yazık şu takımın haline.Hocaya da yazık.Adamı tuttum.Bir şeyler yapacak ama malzeme belli.Hiç olmazsa gelmeden Geriç yerine manşeti iyi bir 4 numara smaçör alma imkanı vermeliydik.
Seneye kalmalı ve istediği takımı kurma şansı verilmeli kendisine.
* Son olarak ; baş hakem Serdar Nişancıoğlu yatacak yerin yok.3.seti hediye ettin gs'ye.
Maçın kasetini otur ,tekrar izle.Anten dışından gelen topu nasıl içeride verdin.Gözünde ne vardı ? (!)
Takım kötü,kaybetmeyi haketti ama senin böyle bir ............ lık yapmaya ne hakkın var ?
Adam gibi yönetseydin kötü oyuna rağmen maçı kazanabilirdik.Kazanmak için iyi oyun şart olmuyor bazen.

Final Four öncesi Fenerbahçe Acıbadem'den Son Haberler


Final Four hazırlıklarını yoğunlaştıran takımımız, dün Dereağzı tesislerinde yaptığı idmandan sonra tüm takım oyuncuları ve teknik ekip, hatta Mehmet Ali Aydınlar dahil olmak üzere Burhan Felek salonunda eczacıbaşı-vgstt maçını takip etmek için yerlerini aldılar.

Önce bu maçı ardından da erkekler derbisini izlemek için salona gittiğimde, file arkası tribünde oturduğum yerin çevresine yerleşmeleri üzerine onlarla sohbet ederek maçı izledim.

Uzun uzun okuyamam diyenlere kısa başlıklarla Çağrı bey ile konuşmalarımı özet geçeyim.

-Takım haftaya Fransa'ya Cannes ile iki hazırlık maçı oynamak üzere bir haftalığına gidecek. Oradan dönüşte direkt Bursa'ya Nilüfer Belediyesi maçına geçecekler.

-Final Four öncesinde kendi sahamızda da hazırlık maçı yapmak için bazı takımlarla görüşmelerimiz devam ediyormuş.

-Final Four biletlerinin satışı için Biletix ile anlaşılmış. Biletlerin mart ayı başında satışa çıkması için son hazırlıklarla uğraşılıyormuş.

-Cev ile görüşmelerde davetliler ve basın için net bir kontenjan talebi henüz belli olmayınca aksaklıklar olmuş. Bunun yanısıra hala salondaki koltukların numaralandırılmamış olması da biletix açısından sıkıntıymış.

-Rakip takımlara herbirine %10 kapasite olmak üzere toplamda %30 kontenjan ayrılması planlanmış, bu kontenjanın hepsini kullanmazlarsa -ki büyük ihtimal öyle olacağı düşünülüyor- kalan biletler bizim taraftarlara satışa sunulacak.

-Biletlerde farklı fiyat ve tribüne göre kategorilendirme düşünülmüyormuş.

-Davetli,sponsor,promosyon vs. hariç tutulunca bizim taraftara 3000 civarı bilet satışa sunulması planlandığını söylediler.

-Rakip taraftarların giriş kapısı tarafındaki file arkası üst katta farklı köşelere doğru yerleştirilmesi planlanıyormuş.

-Bizim taraftar gruplarının yerleşimi için protokolün sağındaki file arkasını düşündüklerini ama karşılıklı fikir alışverişine açık olduklarını söylediler.

-Maçlar büyük ihtimal saat 15.00 ve 18.00 olmak üzere düzenlenecekmiş.



Teknik ekip ve oyuncularla sohbetlerimin detaylarını da aşağıda yazayım.

Koç Ze Roberto ile el sıkışıp merhabalaştıktan sonra, yanımdan geçen Violet Duca'ya; gelecek hafta burada herhangi bir hazırlık maçı olacak mı acaba, Brezilya'dan gelecek voleybolsever misafirlerimiz bizim takımın maçını ya da antrenmanını izlemek istiyor diye soruverdim.
Evet hazırlık maçı var ama Fransa'ya gidiyoruz, haftaya Cannes ile iki hazırlık maçı yapıp oradan direkt Bursa'ya Nilüfer Belediyesi deplasmanına lig maçı için geçiş yapacağız dedi.

Yani takım bu haftasonu vgstt ile lig maçı yapıp 28 şubat pazartesi uçakla gidecek ve bir hafta boyunca Cannes'da kamp ve hazırlık maçları ardından yurda dönüş yapacak. Bu durumda Brezilyalı misafirlerimizin şanssızlığına oldu, onlarda tam bu hafta kalıp gideceklerdi.

Acıbadem grubunun takım sorumlusu Çağrı bey ile konuşurken, organizasyon hakkında ve hala satışa çıkmayan biletler ile ilgili taraftarların sabırsızlandığını, bilgi alınamadığını söyledim, sorularıma verdiği cevapları özetleyim.

Federasyon ve CEV ile çeşitli yazışmalar ve toplantılar yapılıyormuş,talep edilen kontenjanlar net olarak belirlenmek üzereymiş, bunun yanısıra biletix ile anlaşılmış. Yalnız hala salondaki koltuklara numaralandırma yapılmadığından gecikmeye sebep olmuş. Koltuklar numaralandırıldıktan sonra biletix satış işlemlerine başlayabilecek diye söyledi.

Rakip takımlara her birine %10 kapasitede kontenjan ayrılacakmış, ama büyük ihtimal onlar hepsini satamayacaklardır diye düşündüğünü, kalan biletlerin ilerleyen zamanda bizim taraftarlara yönelik satışa sunulabileceğini söyledi.

(Rakip taraftarları, davetliler, promosyon ,medya vs. hariç tutulursa bizim taraftara ne kadar bilet satışa sunulabilecek, büyük talep vardır ama kendi taraftarımıza yeterli bilet arz edilmeyecek mi diye sordum)
Şu an konuşulanlar, bizim taraftarımız için 3000 kadar biletin satışa çıkarılması yönünde, rakiplerin elinde kalanlarla birlikte bu sayı artabilirmiş.

(organizasyon planlarında taraftar yerleşimleri nasıl olacak, gelen rakip taraftarları umarım şu protokol tribünü üstündeki locaların altındaki kutu gibi yerlere yerleştirmezsiniz, zira oralardan az kişiyle bile çok iyi ses çıkıyor, bize dezavantaj olur dedim)
Tabii, onları giriş tarafı file arkası tribünün üst katında farklı köşelere yerleştirmeyi düşünüyoruz (nasıl olur sizce diye fikrimi sordu)

(Kendi taraftarlarımızın, tezahüratçı kitlenin yerleşimi nasıl olacak, file arkasını mı yoksa bu maçta görüyorsunuz -eczacıbaşı çalışanlarının hoplayıp zıpladığı maraton tribün ortasını işaret ettim- onlar gibi mi yerleştirilebilir)
Biz tezahüratçı kitle için file arkası uygun olabilir diye düşündük ama siz ne dersiniz deyince (file arkası üstün çok mesafeli kaldığını, bence maraton tribününe göre planlama yapılmasının daha faydalı olacağını söyledim, bakalım bu konu ile ilgili tekrar konuşmak lazım)

(Biletler fiyat olarak kategorilendirilecek mi, yoksa hepsi tek fiyat mı olacak, tribünlere göre farklılık olmayacaksa tezahürat edecek kitlenin sahaya uzak olmaması iyi olur dedim)
Yok biletler aynı fiyat olacak, kategorilendirme düşünülmüyor dedi. Koltuklar numaralandırıldıktan sonra biletix satışa sunacak, seçim yaparak alınabilecek herhalde dedi. Mart ayının başında tüm problemler halledilip satışa sunmaya çalışıyorlarmış.

(bilet fiyatları tam netleşmemiş sanırım ama iki günlük komple 20€ civarı olacaktır diye düşünüyorum, bakalım gelecek maç kendisini tekrar görürsem bu konuyu bir daha sorarım. Konuştuğumuz konular şu an itibarıyla kafalarında ki genel taslaklardı, belki yakın zamanda son toplantılarla fikir değişiklikleri olabilir)

Çağrı Bey ile konuştuktan sonra, Kamil hocanın yanında maçı izleyiverdim, koç Ze Roberto ile beraber maçı takip ederlerken iki takım ile ilgili taktik konuşmalarını duyduysam da burada yazmayayım.

Bizim takımın oyuncuları etrafta dağınık gruplar halinde oturuyorlardı, Çiğdem kaptan da maçı biraz aşağıda Eda ile beraber izliyordu. Ameliyat olduğu bacağını yan koltuk üzerine koyarak bir torba çekirdek yiye yiye zaman geçirdi. Azalsa da hala ağrıları olduğunu söyledi, herhangi bir koltuk değneği kullanmadan yürüyor ama biraz ağır ve dikkatli davranması gerekiyormuş.

Kamil hocadan maçı izlerlerken rahatsız etmeden birşeyler sormak için izin alıp yanlarına oturmuştum, Nati oğlu Marcus ile beraber önümde oturuyordu, zaman zaman onunla da sohbet ediverdik. Molalarda set aralarında Kamil hoca ile konuşuverdim.

(Takımın son form grafiğinin, maçlarda verilen setlerin yarattığı huzursuzluğun hep bu kondisyon yüklemelerinden mi kaynaklandığını, günde kaç saat antrenman yaptığımızı sorunca)
Şimdi de Dereağzında ağır bir idmandan sonra geldiklerini, bayağı yorucu olduğunu, antrenman sürelerinin her gün hazırlanan programa göre değiştiğini, bazen iki defa da 6 saate kadar ,bazen 3-4 saat olabildiğini anlattı. Bütün ağır idmanların hazırlıkların final four döneminde formun zirvede olacak düzeye gelmesi için planlandığını, şu an için ligteki performansın geri planda olduğunu,final fourdan sonra playofflarda düzene gireceğimizi düşündüklerini söyledi.

İzlediğimiz maçtaki rakiplerle ilgili konuştuk, vakıfın takım oyunu kurgusuna karşın, eczacının daha fazla hücum gücü yüksek oyuncuları olduğunu, rakip olarak bir tercihleri olmadığını, kim gelirse gelsin farketmeyeceğini hem Kamil hoca hem de Ze Roberto söyledi, aynı şekilde Nati'de farketmez biz kendi performansımıza bakmalıyız dedi.

Salonda eczacıbaşı servis atarken maraton tribünü sol köşesinde,siyah örtüyle gizli bir düzenek kurmuş bir amcam elektronik aksamla çok güçlü bir havalı korna sesi yapıyordu, bir yandan eczacının bandosu vs. felaket bir gürültü kirliliği vardı.

(Servis atılırken çalınan bu kornalar,ıslıklar oyuncunun konsantrasyonunu bozuyor mudur, stres yaratır mı diye Kamil hocaya sorunca)
Bu gürültü oyuncunun hassas sinir uçlarının gerilmesine neden oluyor diye bilimsel araştırmalar olduğunu, etkili olabildiğini söyledi.

(Aynı şeyi daha sonra Nati'ye sorduğumda ise benim için vız gelir tırs gider gibisinden bir surat ifadesi yaptı, bana etkilemiyor ama belki daha genç oyunculara baskı oluyordur dedi, daha önceki hafta Seda'ya sorduğumda evsahibi olduğumuzda kalabalık ortamda bütün salon aynı anda uğultu yapınca rakipten bazı oyuncuların sinirini bozuyordur mutlaka demişti)

(Biz servis atarken alkış temposu yapmak, oyuncuya tezahürat etmek falan konsantrasyon motivasyon artırır mı, yoksa sessiz kalınsa birşey değişir mi diye Kamil hocaya sorunca)
Aslında sessizlik olsa konsantre olmak daha mümkün olurdu, nasıl ki tenis maçlarında servis zamanı sessizlik isteniyor ama bunun bu ortamlarda pek mümkün olmadığını da biliyorum dedi.

(Manşet alacak oyunculara zaman zaman baskı kurmaya çalışıyoruz, laf atıyoruz dikkat dağıtmaya uğraşıyoruz bunun bir faydası oluyor mudur deyince)
Kamil hoca; tabii olmaz olur mu, o uğultuyla gerilip panikleyip hata yapanlar oluyor dedi

(peki ralli uzadıkça onların oyun kurması esnasında yükselen uğultular iletişimlerini bozar mı, oyunlarını bozar mı dedim)
yok artık manşetten sonra oyun kurulurken pek fayda etmez ama bence manşeti bozma çabası etki ediyor dedi.

(hocam bir de daha önce bunu Seda'ya sorduğumda o uzun ralliyi alamadıysak tribünden gelen ahh vahh gibi tepkilerin sahada duyulduğunu, oyuncuların moralini bozduğunu söylemişti dedim ama insanlık hali ağızdan bir reaksiyon çıkıyor sonra bütün herkes alkışla falan moral verse keşke dedim)
evet öyle olumsuz tepkiler çabuk moral bozuyor, salondakiler biraz daha olumlu motivasyonla moral vermeye dikkat etseler güzel olur dedi.

(Geçenlerde manşet bozmak ile ilgili Seda'ya sorduğumda rakipte iyi manşetçiler varsa o maç anında konsantrasyonlarını bozmak pek mümkün olmaz demişti, hem Seda'ya göre rakibin zorlukla hücum kurduğu zamanlarda bütün salon toplu bir uğultu yaptığında iyi baskı oluyordur demişti, yani bu konularda pek genel bir fikirbirliği olmuyor, herkes farklı düşünebiliyor)

(Tezahürat eden taraftarların yerinin bu file arkası üstte olması yada maraton tribününde olması birşey değiştirir mi, sizce neresi daha uygundur dedim)
Kamil hoca; (parmağıyla maraton tribünü işaret edip) bu orta tribünde olması daha iyi aslında, hem üst katta uzak kalıyor ses dağılmıyor mu, ortada olması sahaya etki için daha iyi oluyor dedi

(bende iki tarafa da hakim olunup hakem arkasından baskı kurulması için sahaya yakın konumlar önemli oluyor deyince evet aynen öyle diye onayladı)

(daha sonra benzer soruyu Nati'ye sorunca, sahadaki oyuncu için bir fark yaratıyor mu dememle)
kendisi açısından çok önemli olmadığını, salonda taraftar coşkusunu heryerden hissettiğini ama bir kısım taraftarın üstte bir kısmının ortada olup karşılıklı iletişimle tezahürat etmesinin güzel olduğundan bahsetti.

(Sahaya baskı amaçlı yapabileceğimiz daha farklı birşey var mı sence diye Nati'ye sorunca)
Taraftar şimdiye kadarki aynı tarzına devam etsin, gayet etkili oluyor, bizim için yeterli olur dedi

(öyle ama geçen seferki eczacıbaşı maçında tribünde büyük bir kalabalık taraftar grubu olduğu halde maç pek güzel geçmemişti dedim)
o taraftar sorunu değildi, bazen böyle olur, takım olarak iyi günümüzde değildik, rakip maçı daha çok istediğinden taraftar desteğine rağmen iyi oynayamadık, ama final four'da hepimiz tam konsantrasyon oluruz dedi.

Arada bir yanındaki oğlu ile uğraşıyordu, hiperaktif Marcus sağ tarafındaki bir başka yaşıtıyla biraz bozuşunca annesinin yanına geldi, Marcus'a nasıl Türkçe öğrendin mi deyince, biraz diye kafa salladı. Önünde oturan dedesiyle tuvalete gittiler. Nati maçı izlerken maçtaki gelişmelere göre sürekli önünde oturan fizyoterapist Damir Kolec'in omzuna dokunup oyunla ilgili birşeyler söylüyordu.

(Neden smaç servis kullanmaktan vazgeçtik, sezon başı sizinle başladığımızda Kasia gayet etkili servisler kullanıyordu, koç mu böyle tercih yapıyor deyince kafasını sağındaki koça doğru işaretle sallayıp)
Evet, koçun tercihi oluyor, hem aslında taktik servis daha etkili olmuyor mu, (yani belli bir oyuncuya atılması mı dedim) yok oyuncudan ziyade rakibin o dizilişte zaafiyetine göre belli bir bölgeye gönderilen top etkili oluyor diye düşünüyorlarmış.
(Liuba'da eskiden beri çok etkiliydi, burada da zaman zaman kullanıyordu ama genelde pek başvurmuyoruz deyince)
ehh onun artık belli bir yaşa geldiğini düşünürsek maç içinde smaç servisler daha yorucu oluyor dedi.

(İki rakip koçun son verdikleri röportajda bizim takımın yabancı oyuncuları Final Four zamanına kadar stres baskısı olmayan resmi maçlarda oynayamadığından dezavantajdır dediklerini hatırlatıp, hak veriyor musunuz dedim)
Kamil hoca; biz de bu yüzden hazırlık maçları yapmaya gidiyoruz elbette çok tecrübeli yabancılarımız ama bir nebze haklılık da var, resmi maçta biraz daha stres ve yaşanan baskı unsurları bir takım için önemli olabiliyor dedi. Gelecek hafta Cannes ile hazırlık maçları ardından final four öncesi İstanbul'da da bazı takımlarla hazırlık maçı yapmak için görüşmelerimiz varmış.

Bir yandan koç Ze Roberto maça kendini kaptırıyor, rakip oyuncuların yaptığı basit hatalara şaşkınlıkla tepki veriyordu, güzel oyunları da görüyor musun nereden vurdu gibi keyifle süzüyordu.

Maçın vgstt lehine bitmesiyle, onlar ayaklandı, Kamil hoca yorgun oldukları için erkekler maçına kalamayacaklarını söyledi, görüşmek üzere diye yanlarından ayrıldım. Diğer yanda Chris ve Fofao ile sohbet ediverdim, Chris Rio de Janeiro'dan gelecek olan hayranlarını tanıyordu, onlar geldiğinde burada olamayacakları için üzüldüğünü söyleyip selam söylememi istedi.

İzledikleri maçın kalitesinin pek geçen seferki kadar iyi olmadığını, erkekler derbisini izlemek için Fofao ile beraber salonda kalacaklarını söylediler. Diğer oyuncuların hepsi sahada oynayan arkadaşlarıyla, etraftaki tanıdıklarıyla falan konuştuktan sonra salondan ayrılıverdi.

19 Şubat 2011 Cumartesi

Karşıyaka İzka İnşaat - Fenerbahçe Acıbadem : 1-3 !!!!


Aroma Bayanlar Voleybol Birinci Ligi'nde Fenerbahçe Acıbadem, deplasmanda Karşıyaka İZKA İnşaat'ı 3-1 yendi.
KARŞIYAKA İZKA İNŞAAT: 1 - FENERBAHÇE ACIBADEM: 3
Salon: Karşıyaka
Hakemler: Mehmet Ekik xx, Cihat Küçükboyacı xx
Karşıyaka İZKA İnşaat: Pelin x, Karic xxx, Rabia x, Bacha xxx, Gizem xx, Kaleb xx (Buse xx, Didem x, Hande x)
Fenerbahçe Acıbadem: Osmokrovic xx, Eda xx, Fofao xxx, Chachkova xxx, Ergül xx, Seda xxx (Songül xx, İpek xx, Yağmur x, Naz x, Nihan x, Zülfiye x)
Setler: 20-25, 16-25, 25-23, 11-25
Süre: 92 dakika (23, 22, 27, 20)

 * Gene 1 set vermişiz ama çok şükür kazanmışız.Fofao oynamış Allahtan yoksa bu maçta da ya mağlubiyet ya da 3-2 güç bela kazanmamızla biterdi.Fofao 6.9 ile oynamış.O boyla 2 blok yapmış :))
* Gene bahane ağırlık antrenmanları yapılıyor olacaktır.Olacaktır da sezon başından beri bu takımın en zayıf karnı olan manşetlerin bu halde olması da mı ağırlık çalışmalarından ?
* Zayıf KSK karşısında bile Sokolova ve Nati manşette göçmüşler.
Sokolova 24/3.% 62(4),Nati 21/1.% 43(5).İnanılır gibi değil 2 Dünya çapında 4 numara smaçörün % 4 ve   % 5 ile mükemmel manşet alıyor.Hele Sokolova hep aynı.Songül'ün 22/2.% 73(27)'si ile takım manşeti 68/6.% 60(12)'ye çıkabilmiş.Ksk gibi zayıf bir takım karşısında bile şu manşet yakışıyor mu ?
* Manşetimiz sezon başından beri çok ciddi alarm veriyor - Erkek takımını yakan da bu manşet - umarım F4'te başımıza iş açmaz.
* Seda'nın % 53 hücum yüzdesi ile (17/9),5 blok ve 6/1 servis sayısı toplam 15 sayı ile dönmesi çok iyi.
Hem de ilk 2 set oynamış sadece.Umarım sakatlığı nüksetmemiştir.Seda ,Kasia'nın yerine pasör çaprazı oynamış.Son 2 set yerine Yağmur girmiş.(4 sayı)
* Keşke Sokolova yerine Yağmur'u oynatıp Fürst'ü de sahaya sürseydi hoca ama yapmaz.Ya Sokolova sahada Allah korusun yıkılıp kalacak veya sakatlık yaşayacak ya da mukavelesinde ''her maç oynar '' diye bir madde var.Ha şimdi manşetçilerle Fofao'nun uyumu sağlansın diye oynattı denilebilir ama sezon başından beri banko oynadığı için bu argüman geçersiz.
* Sokolova hücumda da düşük.% 39 ile 13 sayı.Nati gene % 47- 22 sayı ile durumunu kurtarıyor.
* Bir de ''Hoca oyuncu yetiştiriyor o yüzden Naz,Eda,Ergül  gibi yerli oyuncular sürekli oynuyor'' diyorlar.E Peki 35'lik Nati ve Sokolova'yı da mı yetiştiriyoruz da devamlı oynatıyoruz.
Bu ne yaman çelişki Anne ?
* Eda % 75 gibi çok yüksek bir yüzde ile 12 sayı.Çok iyi.
* Diğer orta oyuncu olarak ilk 2 set Ergül oynamış,etkisiz 1 sayı,son 2 set İpek 6 sayı.Daha iyi oynamış.

17 Şubat 2011 Perşembe

Teledünya Erkekler Türkiye Kupası : SİVAS DÖRT EYLÜL BELEDİYESPOR: 1 - FENERBAHÇE: 3


Teledünya Erkekler Türkiye Kupası 2. etap 2. tur rövanş maçında Sivas 4 Eylül Belediye’yi 3-1 yenen Fenerbahçe Erkek Voleybol Takımı, seride durumu 2-0’a getirdi ve yarı finale yükseldi.


SİVAS DÖRT EYLÜL BELEDİYESPOR: 1 - FENERBAHÇE: 3
Salon: 4 Eylül
Hakemler: Mahmut Karaca xx, Ali Erdal Tezer xx
Sivas Dört Eylül Belediyespor: Brand xxx, Gürkan xx, Ömer xx, Sercan xx, Caner xxx, Mehmet xxx (Selim xxx, Alper xx, Cansın xx, Hakan xx, Melih xx)
Fenerbahçe: Burak xxx, Soner xxx, Miljkovic xxxx, Geriç xxxx, Marshall xxxx, Cengizhan xxx (Ramazan Serkan xxx, Emre xx, Ersin xx, İzzet xx)
Setler: 19-25, 25-21, 18-25, 20-25
Süre: 97 Dakika (26, 22, 26, 23)
Maçı, Sivas Valisi Ali Kolat, Garnizon Komutanı Tuğgeneral Muammer Bayram, Belediye Başkanı Doğan Ürgüp, İl Jandarma Alay Komutanı Kıdemli Kurmay Albay Murat Arslan, Gençlik ve Spor İl Müdürü Salim Kılıç, Dört Eylül Belediyespor Kulübü Başkanı Ahmet Polat ve çok sayıda voleybolsever izledi.
Fenerbahçe, sahasında oynadığı ilk maçta da rakibini 3-0 mağlup etmişti.


 (voleybol x.com)


* Arkas,İBB'den sonra bugünde Bjk ile birlikte son 4'e kaldık.Ama bu görüntü ile Arkas ve İBB karşısında ne yapabiliriz ki ? 2.lig takımına bile set vermeyi başarmışız (!)
* Son Arkas maçı ile ilgili geniş bir şey yazmadım,en önemli sorunlarımız servis karşı manşet ve servis kaçırma hastalığımız had safhadaydı.Bu maçta bile aynı şeyler devam etmiş.
* 2.Lig takımı Sivas 4 Eylül karşısında bile 70/8.% 57(39) ile manşet almışız.Soner 4 hata ile başı çekmiş.
* Servis kaçırmada Şampiyon Emre (!) gene 4 tane ile diğer bir Şampiyon (!) Miljkoviç ile başı çekmişler.
11 servis kaçırmışız.
* Pasör Burak oynamış.Genç İzzet'te 2 sette 6 kez manşet alacak kadar oynamış.
* Bloklarda Miljkoviç 6,Geriç 5 toplam 16 blok.
* Son 4'e kaldık madem umarım şanslı kura çekerek bjk'yi  çekerek finalde İBB-Arkas'tan birini artık alt ederek kupayı alıp en azından CEV Cup'ı garantilemeliyiz.
* Kısacası sorunun kaynağı ; takım kimyası.Ne yazık ki bu sezon kurulan kadronun kimyası bozuk.
Yabancılar dünya çapında isim yapmış ama takım kimyasına uymuyorlar.

14 Şubat 2011 Pazartesi

Fenerbahçe:0 - Arkas:3



FENERBAHÇE: 0 - 3 ARKAS
SALON: Burhan Felek
HAKEMLER: Serdar Nışancıoğlu***, Temel Öneri***
FENERBAHÇE:Coscoviç*, Emre**, Aslan**, Marshall***, Kemal**, Miljkovıc***, Serkan(L)**, Ersin*, Soner*, Burak*
ARKAS: Burak***, Agamez***, Burutay***, Emin***, Hüseyin***, Bravo***, Nuri(L)***, Ceyhun*, Meszaros**
SETLER: 23- 25, 21- 25, 24- 26
SÜRE: 80 Dk. (26- 25- 29
SAYI: 68- 76 RAKİP HATADAN SAYI: 15- 21
SERVİS:70- 74 SERVİSTEN SAYI:6- 7 HATALI SERVİS: 17- 7
HÜCUM:83- 69 HÜCUMDAN SAYI:41- 33 BLOKTAN SAYI: 6- 15
 
  
Söylenecek bir şey yok ya sıkıldım artık.Pazar günümü boş yere gerilerek geçirmek gibi bir enayilik yaptım.Şurası olmasa hiç ilgilenmeyeceğim ve kafam çok rahat olacak.
  Bayan voleybolunu pek sevmiyorum,bu sezonda hiç zevk almıyorum zaten.
(Bazı voleybolseverler (!) de nedense sadece bayan voleybolla ilgileniyor.İlginç )
Erkekler de ''kahır mektubu''
Başladık bir kere bir şeyler yazıyoruz diye mecburen izliyoruz ama gerçekten bıktım artık.Şimdi yarı yolda bırakmak istemiyorum başladığım bir işi.Sezon sonunu iple çekiyorum.
 Çok kötü bir takım var bu sene.Sezon başından beri sabrettik ama artık yeter.Hoca değişti,adamın elinde sihirli değnek yok ki,malzeme belli.O yüzden dedim sezon ortasında geldi adam transfer yapma şansı olmalı,yoksa pek bir şey yapamaz diye.
 Castellani bir şeyler yapmaya çalışıyor,oyuncu değişiklikleri falan ama nafile tabii.
1.setin sonunda Coskoviç yerine Soner'i soğukken birden manşete alması yanlıştı,nitekim Agamez Onu buldu ama çok fazla eleştirmekte doğru değil,en azından bir şey yaptı.
 1.set çok önemliydi.23-21'den seti verince tamam dedim bunlar dağılırlar şimdi 0-3 biter bu maç.
  Nitekim de rakibin en önemli oyuncusunu Serdar Nişancıoğlu ağır bir kararla ihraç etmesi bile bizim ruhsuzları harekete geçiremedi.
 Şampiyonluk adayı bir takım böyle bir maçta sadece 6 blok yapar mı ya ? 6-15 bloklar.
 Bu kadar yeter bunlar için daha fazla bir şey yazmaya değmez.

Fenerbahçe - Arkas 0-3 (Salondan İzlenimler)



Takımda sezon başından beri süren kötü gidişata koç değişikliğiyle müdahale edildikten sonra, iç sahada Castellani ile oynayacağımız ilk maç, her sene sıkı bir rekabet yaşadığımız arkas maçı oldu. Bu sezon onlara karşı ligdeki rövanşı da set alamadan vererek maça gelen az sayıda kişi de hüsranla ayrılıverdi.

Ligde her sezon karşımıza çıkıp, karşılıklı gerilimden beslenen tartışmaları bol düzeyde geçen arkas maçlarına bir yenisi daha eklenecekti, ama bu büyük salona geçildikten sonra zaten az olan ilgiyle iyice sönük bir ortam olacak diye düşünüyordum. Salonda 250 kişi falan vardı.

Taraftar grupları güya dönüş yapmıştı ama herhalde bu maça bütün gruplar birer temsilci yollamıştı ya da o kadar bile değildi. Gene bütün ilgileri tekrar potaya giren futbol takımı üzerine odaklanmıştı, kendilerini tribünün lokomotifi diye nitelendirenlerde piyasada yoktu.

Yeni hocasıyla, yeniden bir çıkış ortamı arayan erkek voleybol takımının bu önemli maçına pazar günü o saatlerde başka maçımız olmadığı halde gene ilgi yok denecek kadar azdı. Hatta basket maçını televizyondan beraber izleyip bu salona geçenlere -erkek voleybol maçı diye umursamayıp- katılmayan, lokallerinde pineklemeyi tercih eden Fenerbahçe Acıbadem taraftarları da varmış diye duydum.

Maça 15 dakika kadar varken içeri girince, tribüne renk katan sadece bir pankart duruyordu, Group İzmir yazan pankartı asan ağabeylerde her zamankinden az bir katılımla üç dört kişi protokolün solunda bench arkasında oturmuşlardı.

Aylin abla ile Kıvanç her zamankine göre ters bir şekilde file arkası tribün önünde, reklam panoları arkasındaki masada konuşlanmıştı, hakem masası yanındaki yayın masasını sports tv kullanıyordu.

Hakem arkasına yakın bir yere toplanmış 8-10 tanıdık arasına doğru geçip oturduktan sonra basket maçında Mirsad'ın sakatlığından sonra oluşan üzüntü ve kadro ile ilgili endişeleri konuşaraktan zaman geçiverdi.

Maçın başlamasına doğru gelen birkaç kişi daha olunca etraftaki seyircileri saymazsak 15 kişi oluverdik. Bu şartlarda rakibe deplasmanda olduklarını hissettirmek zordu, sonradan gelenlere bir taraftar takıma maç kazandırır diye seslenip kendi durumumuzla dalga geçiyorduk.

Bazen oyuncuları gazlama çabaları, servise geldiklerinde tezahürat etmek, rakip oyunculara sataşmalarla dalga geçmek, servislerini ıslıklamak falan şeklinde ortam dönüyordu.

Onların sevinçlerinde burutay,hüseyin,emin gibi bazı cinslerin sesleri çok fazla uzataraktan çıkmaya başlayınca bizde tepki veriyorduk, hakeme yeter artık falan derken en sonunda pasörleri hüseyini çağırıp uyarıverdi.

Pasör çaprazı kolombiyalı liberman agamez panathinaikos'ta oynarken finalde kaybettiği İvan'a karşı burada üstünlük kurmak için rakibine göre daha konsantre gözüküyordu, İvan gene aynı hallerdeydi, tedavi için gittiği Roma'dan bedeni dönmüş ama ruhu yok gibiydi.

Arada bir keyifli makara oluyordu, libero nuri'ye ilgimizi yoğunlaştırdığımız sırada servisten gelen top kafasında patlayınca vur vur kafasına kafasına... diye tezahürat etmemek olmazdı.

Maricon diye bağırarak etraftakilerle beraber sataşa sataşa uğraştığımız agamez setin sonunda servise gelip üstüste smaç servislerle bizi çökertip bir anda skoru kendi lehlerine çeviriverdi, son kısımda oyuna alınan yeni transfer Soner'de gelen sert servisi karşılayamadı, önde olduğumuz seti verdik.

Kaybettiğimiz set sonrası bize yakın taraftan saha değiştiren oyuncularımızı alkışlayarak moral verelim istedik, ama ikinci sete de agamez kaldığı yerden devam etti. Adamla ne kadar uğraşsakta hata yaptırmak mümkün olmuyordu. En sonunda uğultu yapmayalım iyice gaza geliyor, herkes sessiz olsun bakalım öyle atsın dedik. Ben neslihan'a karşı da gelecek sefer böyle bir şey deneyelim dedim.

Koç zaman zaman oyuncu değişikliği yapıyordu ama bizim oyuncular servis kaçırmaya her set artan başarıyla devam ediyordu. Her oyuncuya tezahürat yapsan da, alkışla moral versen de değişen birşey yoktu, karşı tarafın servislerini karşılamakta zorlanırken, bizim attıklarımızın fileye takılması yada dışarı gittiğini görmek çok canımızı sıktı.

Maç kötü gidiyordu ama gene de gülecek birşeyler oluyordu, bravo adlı oyuncu hata yaptıkça bravo bravo diye alkış tutuyorduk. Bacakları ince tüysüz duran eski oyuncumuz burak hascan'a ağda mı yaptın tüysüz burak diye sataşıyorduk, uyuz emin'le uğraşıyorduk, eşek hüseyin vs..

İkinci set açık olan farkı biraz azalttıysakta set sonunda adamların coşkun sevincine iyice kıl olup hakeme terbiyesizlik bu falan diye kızmaya başladık. Doğal olarak rakip oyuncular bizim tribünden onlara attığımız lafları duyup bu şekilde cevap koyuyordu. Hocam ayıp ama sende de hiç otorite yok diye arkadan laf atıyorduk.

Son set yenilsen bile maçın sonunda sırılsıklam olsun o forma.. diye az kişiyle tezahürat ederek giriverdik. Maricon agamez ile uğraşmaya devam ediyorduk ki, ilk teknik mola öncesinde hakeme sinirle küfür edince, serdar nişancıoğlu yanına çağırdı, hocam at dışarı şunu falan demeye kalmadan sarı kırmızı kartını birarada gösterip diskalifiye etti.

Bir süre daha itiraz eden agameze bye bye maricon diye tezahürat ederek uğurladık, hala itiraz eden hüseyini görünce ona da tepkiler sürüyordu, hocam otoriteni eziyorlar,çiziyorlar seni falan diye işlerken agamez çıkış koridorunun orada ayakta dikilerek duruyordu. Hocam orada duruyor gitmiyor, mızıkçılık yapıyor, sana böyle hareket yapıyor gibisinden dönen laflar tam komediydi.

Adamla uğraşa uğraşa dışarı attırdık ama onun yokluğuna rağmen maçta sayı olarak üstünlüğümüzü gene kaptırıverdik. Haydi Fener haydi, tam zamanı şimdi...bizim için saldır kanarya... gibi tezahüratlarla alınan sayılar ardından bir ittirelim diyorsakta, üstüne servis hatasıyla kendi kendimizi vuruyorduk.

Zaten maçın sonunda dahi servis hatası yapan İvan ve ardından Marshall'ın dışarı giden vuruşu ile müessese uşakları seviniverdi. Adetten şaşmayarak her zaman her yerde en büyük Fener diye bağırıverdik, oyuncular tebrikleşme seremonisi ardından bize doğru alkış tutarak ayrıldılar.

Biz montlarımızı giyerek toparlanırken diğer tarafta arkas oyuncuları ortaya toplanıp eller ortada kenetlenip arkas çekiverdiler, resmen abartıyla anıra anıra heeeaaayy diye bağırıp bize doğru alkış tutmaları üzerine neeayyy lan noluyor diye onların alkışlarına el kol hareketleriyle tepkiler oldu.

Karşılıklı söz atışmalarında, içlerinden bazısı bize işaret yaparken, burak hascan ise diğerleri uzak dururken hala alkışla bizim tribüne doğru yaklaşıverdi, yapmayın lütfen sakin olun boşverin diyordu ama sen önce arkadaşlarına bak neler yapıyorlar diye cevap alıyordu.

Kıçı kalkmış melez macar yabancıları mezsaroz bile dönmüş bize eliyle üç sıfır diye işaret yapıp, sonra ilk maçtaki üçü de ekleyip altı oldu anlamında parmaklarını gösteriyordu, hüseyin ise -ben farketmedim ama oradaki arkadaşlardan biri söyledi- ortada toplanıp anırdıkları zaman bizden gelen tepkiyle bu size girsin diye bağırmış.

Bunlara sinirlenip şampiyon mu oldunuz lan, gene playoff ta görüşürüz, o zaman hesaplaşırız, ellerinizi biryerlerinize sokarız diyorduk ama işin acı tarafı bizim oyuncuların kötü performansı yüzünden sinirlenen gene biz olduk.

10 kişi 15 kişi bunlarla uğraşmak bir yana, kendi takımımızın bizi bunlar karşısında böyle can sıkıntısına sokması da ayrı bir durumdu, bu kötü performans yeni hocayla da rayına oturmazsa playoff ta falan cevap verebilecek halimiz olur mu o da şüpheli.