20 Kasım 2010 Cumartesi

Fenerbahçe Acıbadem - VGSTT 3-1 Süper Kupa Finali (Salondan İzlenimler)


Kalitesiz Skorboardlar






Yeni sezon, yeni salon, yeni kupalar. Takımda da bir sürü yenilikler var ama değişmeyen tek şey sarı lacivert çubuklu içindeki bayan voleybol takımımızın, tüm kupaları alma hedefi ve bizleri alıştırdıkları takım sinerjileri.

Voleybol federasyonu organizatörlüğünde açılış şölenine çevrilen süper kupa mücadelesi, bende maç ortamından daha ziyade all star müsabakası izleniyormuş gibi bir hava bıraktı. Zaten bunda takımların oyuncularının tam kadro buluşabilmelerinin bir iki gün önce mümkün olabilmesi nedeniyle tam hazır olmadan, neredeyse kimisi dinlenemeden jetlag vaziyette sahada yeralıp, sıkışık bir fikstürle her kulvarda mücadeleye atılmaları da önemli etkendi.

Maç öncesi açılış töreni, dans gösterileri vs. olması nedeniyle, ücretsiz girişin olacağı bir günde salona erken gelen seyircilerin en güzel yerleri kapabilmek için erken davranacakları aşikardı. Zaten dört buçuk gibi salona gidip dışarda bekleyen taraftar gruplarından simalarla selamlaşıp bir içeri göz atayım dediğimde; karanlık loş ortamda gözüken vaziyet, o saatte file arkası tribünler ve köşe kısımlar hariç geri kalan kısımın aralarda ufak boşluklarla dolu olduğuydu. Yani bu maç öyle sahaya yakın olupta etkili olunabilecek bir yer falan sözkonusu olamazdı, taraftar grupları erkenden girip yer tutmadığı için anca seyircilerin ilgi göstermediği file arkası üst tribünlere yerleşebilirlerdi.


Ben üst kattan etrafa bakarken, GFB'li gençler ile birlikte amigo Yücel geliverdi, nereye yerleşebileceklerini falan konuştular, karşı taraftaki file arkası üst kata pankartları asmalarını söyledi. Gösterdiği taraftaki file arkası tribün önüne konuşlanmış podyumda, bakan Faruk Özak konuşma yapıyor, daha ilk cümlelerden lafı Ankara'da spordan gelen sporu seven başbakanımız var, bu tesisler yatırımlar hükümetin desteği vs... diyerek propagandaya başlayınca bunları dinlemektense en iyisi dışarıya çıkayım dedim. O esnada birkaç adam kapının oraya kutu koyup açılış günü hatıra tshirtleri dağıtmaya başladı, bir tane alıverdim, salon görevlilerinin üzerinde olan beyaz tshirtlerdendi. Bizim dışarda olduğumuz sıralarda başka konuşmalar ve milli takım oyuncularının takdimleri olmuş.

Dışarıda askerlik şubesi yanından inen yokuşta araç trafiğide, insan trafiğide artmıştı, genelde sakin bir ara yol olan bölge canlanmıştı. Dışarda ayaküstü bir süre konuşurken gelecek olan arkadaşları bekliyordum. Abdullah Paşaoğlu gözüküverdi, etrafını saran taraftarlar derbi maçlarda nasıl bir düzenleme olacak, biz bu yokuştan gelişi kullanalım demeleri üzerine, evet son yaptığımız görüşmelerde böyle konuşuldu dedi, düzenlemeler yapılacak diyerek yanındakilerle içeriye doğru gidiyordu, beni görünce elimi sıkıp nasılsınız demesi üzerine, salonda kombine kart yada taraftarlara daha etkili olabilecekleri bir yer belirlenecek mi deyiverdim, bunları yakın zamanda hallederiz konuşuruz deyip içeri yöneldiler.

Ufak salondaki gişe görevlisini görünce, bu yeni salonda biletler kaç para olacak acaba diye sordum. Gene aynı olacak ama burada galiba giriş için kartlar da olacak, (sorum üzerine) internetten de satış olabilir, konuşulmuştu ama tam bilmiyorum dedi. Böyle ona buna sora sora anladığım kadarıyla bu konularda kimsenin net bir bilgisi yok, büyük ihtimal federasyon başkanının ağzından çıkacak laflarla uygulamaya girişirler. Ama Fenerbahçe'nin yaklaşık 2000 tane kombine aldığı dedikodusu bir süredir ortada dolanıyor.

Bir süre sonra gelen birkaç arkadaşla salon içine birkez daha göz atalım dedik, o esnalarda girişten üst kata gelen vgstt kiralık destek grubuda pankartlarıyla çubuk balonlarıyla yer bakıyorlardı. Kel Yaşar bizimle selamlaşıp, bizim taraftarın ne tarafa yerleşeceğini sordu. Ben de az önce GFB'liler karşı tarafa pankart asıyorlardı ama herhalde tören bitene kadar pankartlar kaldırıldı dedim. O zaman size bir problem olmayacaksa biz bu kısma yerleşelim dediler, kolay gelsin diyerek aşağıya indik.

Şaman grubu dans gösterileri yapılmaktaydı, bizde aşağı kattan boş yer var mı diye bakınıyorken arkamdan mavili mavili birilerinin geçtiğini farkettim. Döndüm ki bizim takım seyirci girişinden girerek hemen arkamızdaki merdivenlerden aşağıya soyunma odaları koridoruna doğru teker teker iniyorlardı. Hoparlörlerin de olduğu bir kısım olduğundan gürültülüydü, geçmekte olan oyuncuyu görünce Natiii diye seslendim, dönüverdi, good lucks dememle bize uzun süredir görüşmemiş dostlar gibi sarılıverdi. Kasia'yı ilk defa yarım metre mesafeden görünce bir sezonda acaba kaç kilo makyaj malzemesi harcıyordur diye merak ettim. Oyuncular ve teknik ekip inerken arkalarından malzeme çantaları da geliverdi, Fürst ile Fofao sahaya çıkış koridorunun orada dikilip gösterilere bakıyorlardı. Ona da hoşgeldiniz,iyi şanslar deyince, gülerek bugün ben oynamıyorum dedi, arkasındaki Fofao'ya oi deyince o yanaklarıyla gülümseyip bize doğru baş parmağıyla selam verdi.

Telefonla salona geldiğini söyleyen kuzenimi girişte bulmaya gittim, FBD liler ufak pankartlarını maraton tribünü ortasındaki balkon kısıma asmıştı ama oranın etrafı seyircilerle doluydu. Maç vaktine doğru zaman azalıyordu, normalde ısınmaların başlaması gereken vakitte hala dans gösterisi devam ediyordu, üstüne birde maç yapacak olan veteranların formalarını giyip kenarda beklemekte olduklarını farkettim, anlaşılan maç rötarlı başlayacaktı ya da oyuncular içerde koridorlarda falan ısınmaya başlayacaktı, hatta yandaki 50.yıl salonunda ısınıp bu tarafa geçiş bile yapabilirlerdi, iki salon birbirine o kadar bitişik yani.

Kuzenim etrafı gezerken, salona giren FBD'li Alper ve İlyas ağabeylerle karşılaştım. Onlar da alt kattan etrafa bakarken ayaküstü salondaki vaziyeti anlattım, evsahibi takım olduğumuz zamanlarda ana giriş kapısı tarafındaki yarı sahada ısınarak maça başlayacağımızı, oyuncu giriş çıkış koridorlarını, yedeklerin yerlerini falan gösterdim, açılmış halde duran teleskobik tribünlerin sahaya yaklaşmıştı ama büyük ihtimal hoplayıp zıplamak mekaniğe zarar verebilir diye her maç açılmazdı ve taraftar gruplarına da kullandırtmazlardı. Ona göre nerelerin daha etkili olabileceğini konuştuk, dışarıda da amigo Yücel'e gelecek hafta pazar günü burada üstüste iki derbimiz olduğunu söyleyince, ya aynı gün futbol maçımız da olursa ona da bakmak lazım dedi. Büyük ihtimal o gün futbolda gs-bjk derbisi olur bizim maçı aynı güne koymazlar herhalde dedim, ama aklıma gelmeyen şey bayan baskette de derbimiz olabileceğiydi, onun da aynı güne konması tam bir karmaşa olurdu.

Gelen bir iki arkadaş daha arayınca, diğer salona giden merdivenleri kullanmadan yokuştan gelmelerini söyledim, ben onları beklerken FBD'liler protokol karşısındaki tribünde ortadaki merdivenin oraya birikmiş ne yapacaklarını konuşuyorlardı. Oraya güya pankart koymuşlardı ama kimse erken gelip yer tutmamıştı, seyircilerin arasında merdivende dikilmek komik bir görüntüydü, arkalarından oraya gelen Şadan ağabeyde bunlara öyleyse neden erken gelmediniz madem diye kızıyordu. Saat altı civarı olmuştu, salonda 6000 kişi kadar vardı. Karşı tarafa bakınca en üst katta voleybol hoteliyle birleşik olan salona otelden yapılan localar gözüküyordu.

Fürst,Fofao ve Songül kendilerine yakın olan file arkası tribün alt katta biryerlere oturup gösterileri izleyerek zaman geçiriyorlardı, bugün Songül'ün de kadroda olmaması ilginç gözüktü, aslında Fofao'nun oynatılacağını düşünüyordum ama kontenjan meselelerinde Kamil hoca böyle bir tercihe gidivermişti. Veteranların maçı anons edilirken, bütün oyuncular kırmızı ve beyaz formalarla koridora dizilmişti. Biz de o sırada onların olduğu koridorun üstündeydik, FBD'liler anlaşılan bir yer seçmişti ki hareketlenip, olduğumuz tarafa geldiler, file arkası alt tribünde podyumun arkasında sahayı gören tarafa toplanıverdiler. Salonda birşeyler anons ediliyorken Fenerbahçe oley tezahüratları yapmaları üzerine bunu duyan üst kattaki bazı taraftarlarda gelip oraya katıldılar. Sonra yakınımızdaki Violet Duca'ya tezahürat ettiler ama öyle bir noktaydı ki, çok fazla hoparlör vardı ve 5 metre mesafeden sesi boğuyordu. Sonra alkışlar eşliğinde anonslarda sayıldığı kadarıyla sürüsüne bereket takımlarda oynamış eski bayan voleybolcuların sahaya çıkışlarını takip ettik, Violet Duca anons edilirken gene tezahüratlar oldu, dönüp alkışlayarak sahaya gitti, gözlerim Aylin ablayı da aradı ama nedense o içlerinde yoktu, daha sonra salonun başka bir yerinde tribün içinde görüverdim.

Ben lavaboya giderken koridoru yankılayan seslerle GFB'li bir grup daha geliyordu, bunlar başlarındaki birine tezahürat ederek üst kata yol aldılar. FBD'liler de üst kata çıktıkları halde GFB'lilere biraz uzak kalmışlardı. Aynı tribünde iki ayrı nokta gibi duruyorken maç başladıktan bir süre sonra tezahüratlarda tam senkron olamayınca aradaki boşluğu kapattılar.

Sahadaki veteranların maçı ve plaket takdimleri yapılıyorken, ben de gelen arkadaşla beraber çapraz köşede oturuyordum. Görüntülü skorboardların yeni monte edildikleri halde nasıl bu kadar kötü, kalitesiz görüntü verdikleri dikkatimizi çekmişti, maç sırasında da bakınca bana açıkçası gazino tabelası gibi bir izlenim bıraktı, pek fonksiyonel birşeye benzemiyordu. Böyle bir ortamda sahadan da uzak kalınca içimde pek tezahüratçı kitle içinde kendimi yorma arzusu uyanmadı, zaten kuzenimde maçı daha yakından takip edebileceği yanyana oturabileceğimiz yer arıyordu. Nihayet saha maç için ısınacak olan oyuncularca dolduruldu, her iki takımda bizim olduğumuz köşedeki koridoru kullanarak çıkıverdi, bizim takım salona girdiği koridordan çıkmayarak beni yanılttı. Tabii hemen üst katta taraftarlar olduğundan sahaya çıkan vgstt oyuncuları yoğun bir ıslıkla karşılandı, ardından bir yandan tezahürat bir yandan alkış karışımı bir vaziyette bizim oyuncular sahaya teker teker anonsla çıkıverdi. Tribünde takımın yarısı çıktıktan sonra alkış tempoları oley şekline dönüşüverdi, uzak tribündeki "taraftarın herzamanki yerinde" pankartı üstünde duran 30-35 tane rakip taraftarda birşeyler söylüyordu.

Bizim taraftarın yer aldığı file arkası üstte pankartlarla görsel olarak biraz renk kazandı, getirdikleri iki tane sopalı bayraklarıda biryerlere asıverdiler. Taraftarlar tezahürat etmek istiyorsa da bangır bangır çalan müzikler fırsat vermiyordu, müzik kes diye uzun süre tempo tuttular, uğraştılar ama bu yeni salonda müziğin nereden idare edildiğini anlayıp kafa koparmaları oraya yönlendirmeleri zaman aldı.

Maç vakti yaklaşmıştı, daha farklı biryerden mi izlesek diye karşımızdaki vgstt bench arkası tribünde biraz üstte gördüğümüz boşluklara bir bakalım diye oraya yöneldik ama orada ki koltuklar üzerinde rezervasyon yapıştırmaları vardı. Bu arada protokolün sağında sahaya yakın olan bir yerde ayakta bakınıyorken, üst taraftaki GFB'liler Yücel abi sahaya omuz omuza diye tempo tutuyorlardı. Uzun bir süre ısrarla devam ettiler, yukarı bakınca amigo Yücel'i orada görmüyordum ama diğer tribün başları küfürlü tezahürat ettirmeye ananın a.. galatasaray diye bağırtmaya başladılar. Sonra Yücel abi inmezse küfür ederiz diyerek s....miş beşiktaş diye toplu halde bir iki kere bağırdılar. Bu konuda niye bu kadar ısrar edip antipati topladıklarına anlam vermek zor oluyor, hemen önümüzde protokol yanındaki çıkma kısımda koltuklarda oturan vakıfbanklı kadınlarda ayıp ayıp diyerek aralarında konuşuyorlardı. Sonunda sahaya inen olmadığı gibi gereksiz bir kirlilik yaşandı.

Yan tarafımızda duran bando yüksek yaş ortalamasıyla dikkat çekiciydi, enstrümanlar kucaklarında bekliyorlardı, genelde mola ve set aralarında farklı farklı türlerden seçmece çaldılar. Maç başlamadan önce vgstt tarafındakiler bizimkilerden önce laylay yapmaya başladı, sonra bizim taraf bütün salon ayağa diyerek geri sayım yapıp kasap havası yaptı. Maça başlayan ilk altıda Ergül'ün olması dikkatlerden kaçmadı, bunun yanısıra turnuvadan yeni dönen Naz,Eda ve Sokolova ile İstanbul'da kampta olan 3 oyuncu şeklinde takım oluşmuştu. Maça tutuk giriş yapıp, Nihan'ın gelen servisleri dışarı gidecek düşüncesiyle arkasına bırakması gibi can sıkıcı birkaç detay oluverdi. Maç sırasında da sanırım üç kere bu hatayı yapınca, bu takımın savunma düzeyinin istikrarlı olması için onun daha dikkatli ve formda olmasının önemli olacağı belli oldu. Geçen sene arka alandaki topları çıkarmak için uzanmakta tembel davranan Katya'nın ayrılması ardından genel takım savunması bazında daha farklı bir seviyeye geçiş yapacağımızı hissediverdik. Tabii Gamova kadar öldürücü psikolojik üstünlük veren bir hücum silahından sonra kimi zaman hücumda tıkanmaları aşmakta zorluklarımız da olabilir. Ancak geride başladığımız maçta yeni transfer Kasia'nın servise geçtiği andan itibaren gözle görülür bir düzelme ile etkili servislerin devamında bloklarla takım iyice ritmini buldu.

İlk teknik mola ardından diğer tarafta olan arkadaşın yanına gidiverdim. Salonun geneli dolu olsa da file arkası ve köşelerde boşluklar kalmıştı. Bir süre de maçı üst köşeden takip ediverdik, sol tarafımızda kalan taraftarlar bu dünya hep yalan dolan diye taş plağı döndürmekteydi. Sahada güzel bir ralli olunca salondakiler biraz heyecan yapıyor, bizim oyuncuların aldığı sayı coşkuyla alkışlanıyordu. Diğer taraftan saldır vakıfbankım ooley sesleri ilginç şekilde duyuluyordu, daha da ilginç olan ise file arkasındaki Fenerbahçe taraftarlarına göre sol tarafta kalan loca gibi kutu bir yerde üstlerinden sarkan 1907 bayrağı altında ayakta duran 7-8 tane adamın Feener şakşakşak Feeener diye bağırışları file arkasındaki kalabalığın tezahüratı kadar hatta daha net duyuluyordu. Bu salonda çok ilginç yankı yapan akustik noktalar mevcut, zamanla keşfetmek gerek.

Yani televizyonda pankartımız gözüksün, gözükelim falan diye tercih edilebilecek yerlere karşın, az kişiyle daha çok ses çıkartan rakip taraftarlar bile olabilir. Ancak üst katlar sahaya uzak olduğundan böyle tezahürat etmek dışında, sahaya rakibe hakeme baskı yapma ihtiyacımız olduğunda 50. yıl salonu veya Caferağa kadar faydalı olacak gibi gözükmüyor. Ben mesela diğer salonda yaptığımız oyuncuya baskı atraksiyonlarının hiçbirini üstlerde izlediğim yerlerden yapmaya heveslenemem, boşa uğraşmak gibiydi. Ama olur da zamanla daha az seyircinin geldiği maç günlerinde, sahaya daha yakın bir yerlerde toplanırsak, kendimize özgü tarzımızı yansıtabiliriz.

İlk setin sonuna doğru gevşediysekte, oyunda tekrar toparlanıp set set set tempoları ve her zaman her yerde en büyük Fener sesleri ile sonlandırıverdik.
Baş hakemin arkasında üstlere doğru bir yer bulduğunu söyleyen kuzenim oraya gelmemizi istedi, maçın kalan kısmını da oradan takip ediverdik, böylece çizgi hakemliği yapan o da jübilesini yapacak olan Ümit Sokullu'yu son maçında biraz daha dikkatli takip edebildi, zaman zaman anlamadığımız kararları çözümleyerek ikinci seti izliyorduk. Güzel geçen ilk bölümün ardından gene manşetlerde hatalar yapmaya başladık, rakibe yakalanmamız üzerine sen sahada ben tribünde ölümüne Fenerbahçe... diye kendi aralarında bağıran ribündekilerde tempo değiştirip, tüm salondan katılım almak için bizim için saldır Kanarya temalarına dönüverdiler. Bloklarda etkimiz azalınca skorboarddaki yeşil karo şeklindeki mola göstergelerinden birini daha yakıverdik ama pek fayda etmedi. Bizim servislerimiz zamanı rakip tribündekiler çubuk balonlarını vura vura az bir gürültü yapıyordu, haydi Fener haydi tam zamanı şimdi diye taraftar istek yapsa da dışarı vurulan topla set kaybedildi. Oyuncular saha değiştirirken, protokol üst tarafındaki kutu locadakiler gene Fener şakşakşak sesleriyle diğer taraftarları da Fener diye bağırmaya teşvik etti. Market alışveriş arabaları içindeki malzemelerle alan değiştiren yedekler ise komik görüntü yaratıyordu.

Ayağa davet edilen salon milyonlarca yapıverdi, oley oley haydi haydi koy bastır Fener bastır Fener vakıfada koy sesleriyle tezahüratlara devam ederlerken sahadakiler skorda üstünlüğü ele geçirdi. Maçta zaman zaman kötü paslar nedeniyle karşı sahaya topları plaselemek zorunda kaldığımız oldu ama bunları henüz yeni oyuncularla uyumsuzluğa verip zamana bırakalım. Diğer yandan Fofao yerine Naz tercihi bloklarda iyi bir faktör olarak bize olumlu işlemeye başladı, rakip oyuncular blokları aşmakta güçlük yaşamaya başlayınca uzun ralliler izlemeye koyulduk. Sırtında Niço yazan liberomuz biraz toparlanıp savunmada iyi toplar çıkarmaya başladı, salondakilerin heyecanla takip ettiği ralliler bizim lehimize sonuçlandıkça herkes ayaklanıp coşkuyla alkışlıyordu. Kasia'nın servise geldiği anlarda smaç servislerin yarattığı etki, salondakilerin onu izlemekten aldığı keyif apaçık belli oluyordu, bir daha diye bağıran etraftaki ufaklıklar vardı.

Üstüste gelen sayılarla coşan tribündekiler sensiz hayat bir işkenceyi kendi aralarında yapıyor, melodi temposu tüm salonun alkışlarına yansıyordu. Daha sonra kendi aralarında yaptıkları bitmez tükenmez aşkımız, bizim tarafa çağrı yapılıp karşılıklı olarak yapıldı. Eski Burhan Felek zamanından hatırladığım Temel Reis melodisi sonu Ka nar ya şeklinde bitirilerekten yeni salona da taşınmış oldu. Uzun süre devam eden coşku sahadakilerin sayıları aldığı zamanki ritimle denk bütünleşince salondakilerde alkışlarla tezahüratlara eşlik ediyordu ama bu sayı anı ile servis kullanma arasındaki zamanlama haricinde maç seyrediliyordu. Seti farklı bir şekilde keyifle bloklardan sonra yaşanan coşkuyla tamamlayıverdik ancak Genç Fenerbahçelilerin yeni modası olan sex-sex, sex on the beach tezahüratını ne diye söylediklerine mana veremedim, son birkaç salon maçında

Önümüzdeki alanda,hakemin arkasındaki reklam panoları ardında basın mensupları için masalar diziliydi, onlar bilgisayarları üzerinde resimleri aktararaktan maçla ilgili notlarını yazıyorlardı. File arkasında maçı takip eden oyunculardan Fürst ile Songül hala aynı yerlerinde otururlarken, Fofao saha içi hizasında ayakta durup tırnaklarını yiyordu, herhalde canı bu ortamda oynamak istemiştir. Tribüne çıkan merdivenlerin ucundaki çıtaların bazılarını eksik olduğunu yada koptuğunu görünce herhalde aceleyle salonu yetiştirmeye uğraşınca böyle kalitesiz işler çıkıverdi dedik. Belki de biraz daha planlı programlı yapsalardı ince işçilikte kusursuz bir salon olabilirdi, ama özellikle skorboard görüntü kalitesi bu salona hiç yakışmıyordu.

Artık kupayı almak için alacağımız son set başlayıverdi, zaman zaman oyuncu değişiklikleriyle Çiğdem kaptan girdiyse de, diğer oyuncuları hiç izleyemedik, bu da biraz garip bir durum oldu, ama oyunda ilk başlarda tedirginlik yaratan Ergül maçın devamında ve son sette çok güzel oyunu ve bloklardaki çabasıyla takdirimizi topladı. Sadece Glinka ile direnebilen rakip takım direnci gittikçe azalıyordu, hele ki bazen servisleri zor karşılayıp liberoları ile birbirlerine girdikleri anda keşke diğer salonda olup o anlarda duvara yığılıp baskı kurarak onları ezmekten keyif alabilseydik dedim, bugüne özgü bu ortamda mümkün değildi. File arkasındakiler ile karşılıklı Fenerbahçem benim biricik sevgilim yapıldı. Sayı farkı açılıyorken españa arriba-matador melodisi dönüyordu, rakip tribündeki kalan 25-30 kişide kontra yapma hevesiyle melodi bitiminde bizim tribünler uuh derken onlar güneş diye giriyordu. Bir süre sonra saldır vakıfbankım diye bağırmaya başladılar yaa oturun ne uğraşıp ortamı bozuyorsunuz deyiverdik.

Melodi bittiği gibi kesilmeden lalalalaylay... diyerekten seni sevmek deli gibi yürek ister girildi, üstüne aşığım aşığım sana... diye devam edildi. Yaklaşık olarak 500 den fazla olduğunu tahmin ettiğim tezahüratçı topluluk avaz avaz söylemeye başladı, katılması zevkli olsada bulunduğumuz maraton ortasında etrafta hiçte tezahürat edecek gibi insanlar yoktu, zaten önümüzdede 15 yaş ortalamalı voleybol altyapı oyuncusu kızlar vardı.
İkinci teknik mola ardından bir süre oyuncularda gevşeme oldu, İtalya'dan arabasıyla gelip maça yetişen rakip koç son taktik çabalarıyla bir sürü değişiklikler deneyip hamleler deniyordu. Bizim koç ise henüz Brezilya'da olduğundan büyük ihtimal ikindi çayını içiyordu ama neyse artık o da biraz ailesini falan görüp kafası rahat konsantre vaziyette gelsin.

Azalan farka rağmen tribünün sol tarafındaki Genç Fenerbahçeliler tezahürat etmeyi sürdürürken, onların sağ taraflarında duranlar sete doğru yığılıp rakip servisleri ıslıklamaya başladılar, bu vaziyet bir süre böyle gidip fark tekrar açılmaya başlayıncaya kadar sürdü. Uyanan diğer tarafta bizim için saldır Fenerbahçe diye bağırmaya başladı, skorda avantajlı duruma gelince tribünden Fener koy koy koy süper kupa geliyor sesleri yükseliyordu. Onlarla karşılıklı bu tezahüratı yapıverdik, setin son sayılarına doğru şampiyon Fenerbahçem ne istersen iste benden... diyerekten salondakiler ayaklanıverdi, maç maç maç tempoları ardından servisimiz oooo yankılarıyla beklendiysede bir sonraki seferi beklememiz gerekti. Alınan maç sayısıyla oley oley... şampiyon Kanarya sesleri ortalığı çınlatıyordu.

Bizim oyuncular birbirlerini kutlamak için ortaya doluşuverdiler, kenardan koşanlarla hoplaya zıplaya bir sevinçten sonra rakip oyuncularla ve hakemlerle tebrikleşme faslı yaşandı. Zaten setin ortalarından itibaren görevliler içeriden madalyaları falan taşıyıp hazırlıkları yapıyordu. Bizim taraftarlar oyuncuları tribüne çağırmaya başladı ama uzun bir süre karşılık bulamadılar. İçlerinden çağrıyı duyup bireysel olarak tribüne yaklaşan ilk isim Nati oldu, taraftarı alkışlarken neden bu kadar tapılası bir karakter olduğunu gösteriverdi, arkadaşlarının arasına dönmüşken devam eden çağrılarla bu sefer Sokolova'nın elinden tutup gel dedi onu da tribüne yaklaştırdı. Tribündekiler büyük kaptan takımı buraya getir diyorlardı ama ben kaptanı gözlerimle aradıysamda göremiyordum, skorboarddaki ekrana bakınca meğersem o sırada canlı yayın röportajında olduğunu farkettim. Röportajı bitirdiği gibi bu seferde masa hakeminin peşinden koridora doğru gitti, anlaşılan maç sonrası vermesi gereken resmi imzaya fırsat olmamıştı, ayaküstü onu halledip arkadaşları arasına dönüyordu. Üst tribünden Çiğdeeem diye seslenenlere bakıp takımı getir işaretlerini görünce, oyuncuları toplayıp taraftara yaklaştırdı. File arkasından yükselen Sarııı seslerine aşağıdan kızlardan gelen Lacivert sesleri ile üçer turdan Sarı-Lacivert-Şampiyon-Fener yaptılar.

Salonda ilginç bir manzara vardı, ortalıkta güvenlik görevlileri falan olmayınca sahanın içi çoluk çocuk kaynamaya başladı, zaten kupa töreni sonrası tribünden bir sürü kişi aşağıya oyuncularla hatıra resimleri için yığılınca saha görünmez oldu. Kuzenimin dikkatini çekense ayağında spor ayakkabı olmadan, topuklularla falan sahaya girenlerin daha yeni yapılmış olan taraflex zemini berbat edeceğiydi. Tören içinde oyuncular önce bir koridora doğru gidip daha sonra ayrı ayrı takım anonslarıyla sahaya geldiler. Salonda tüm anonsları yapan ise bu sezon bizim kulüple anlaşma sağlayamadığı söylenen Fenerbahçeli olduğunu bildiğimiz Mustafa Özben'di. Rakip takım anons ile sahaya çağırıldığı sırada alkışlanıverdi, bizim takım ise armanın gururu sarı melekler sesleriyle sahaya döndü. Takımı çağırıp sarı-lacivert yapan topluluğun bir kısmı salondan ayrılmıştı, kalanlar da zaten genelde hep bu maç sonlarında ki oyunculara tezahürat etme geleneği olanlardı. Kupa töreni öncesi ve sonrası Mehmet Ali Aydınlar'a da tezahürat ettiler.

Törende isimlerini duymadığım cev asbaşkanı vb. yabancı konuklarda bulunup madalyaları taktılar. Kupayı alıp takım arkadaşlarıyla birlikte kaldıran Çiğdem kaptana katılmak için hareketlenen teknik ekip biraz uzakta durduğundan zamanlamada gecikti. Kupayı aldığımız yarı sahanın tersine, vgstt oyuncularının olduğu tarafa açılan konfeti makinesiyle, kupa bizim konfetiler onların oldu. Sahaya dalmış olan Nati'nin oğlu Marcus yanındaki birkaç küçük ufaklıkla beraber konfetileri avuçlayıp birbirlerine atarak oynamaya daldılar. Salondakilerin bir kısmı artık ayrılırken, bir kısmı sahaya dalıvermiş, az sayıda taraftarda kimi oyuncuları tribüne doğru çağırıyordu, Nihan ile başladıkları ilgi Eda Erdem'e yöneldi sonra oradaki Violet Duca'ya.. Biz de bir yandan etrafa onlara bakıp yavaştan tribünden ayrılıyorduk, Eda'nın koridordan kupa ile geri dönüp elinde fotoğraf makinesi ile maraton tribünü altlarında tek başına bekleyen nişanlısına poz verdiğini gördüm, yeni pasörümüz Zülfiye'de onunla beraber poz verdi.

Sahada oyuncu kalmamıştı, böylesine güvenlik boşluğunda sahaya dalıp kupa hatırasına oyuncularla resim çektirebilenler sahayı boşaltmaya başladılar, görevliler kaldırdıkları fileyi tekrar takıyordu, bizde acaba bu maç oyuncuları kesmedi de herkes gidince birkaç set daha mı oynayacaklar diye dalga geçtik. Salona girdiğimiz kapıdan çıkarak açılış gününü kendi adımıza kapatıverdik.

1 yorum:

Maçanın Papazı dedi ki...

güzel resimler kendimide gördüm bir dahaki maçta bende makina mı getireceğim belki içeri almazlar diye yanıma almadım , zaten içeri girerken üstümü bile aramdılar bu da ilginç geldi bana ,sonuçta giriş daha güvenli olmalıydı .. birde maç geç başladı sanırım 18.45 falandı ...