3 Nisan 2010 Cumartesi
Cannes maçı sonrası Bergamo maçı sonrası birkaç not...
Tebrikler Sarı Meleklere... 5. setten sonra şampiyon olmuş kadar sevindim. O kupayı almasalar da canımız feda olsun onlara...
Bergamo maçını Cannes maçından daha rahat kazanacağız. Göreceksiniz. Birkaç nedeni var:
1. Novara maçını izleyenler görmüştür Bergamo mükemmel bir takım değil. Bizim servislerimiz ve hücum gücümüz üstelik Novara´dan daha iyi...
2. Bu tür maçlarda psikoloji çok önemlidir. Psikolojik etmenleri ilk maçta aştığımızı düşünüyorum. Odintsovo ve Dinamo Moskova´dan hiçbir artısı bir takımı zar zor 3-2 yendik. Ama maçın başında tamamen stresten kaynaklanan 6-0´lık seriyi vermesek bu maçı da 3-0 alacağımızı herkesz görmüştür. İlk set tamamen maç başındaki Döntlü Finalde ilk kez oynamanın verdiği stresle kaybedildi. 4. set de yine bu tür maçlarda kesinlikle olmaması gereken "maçı kazandık" havasına girilmesi nedeniyle verildi. Bence aynı hatalar final maçında yapılmayacaktır.
3. Cannes karşısında maç sonunu iyi oynayan bir takım olduğumuz görüldü. 5. sette çok çok iyi oynamadık ama Cannes gibi saçma sapan hata yapmadık. Elleri titreyen biz değil Cannes oldu. Bu takıma büyük bir özgüven vermiştir‚ emin olabilirsiniz.
4. Cannes´ı rahat geçeceğini düşünen takım‚ ne kadar zorlandığını görüp‚ yarınki maça en baştan asılacaktır. Bergamo´nun da Novara karşısındaki vasat oyununu izlerlerse rahat yenebileceklerini göreceklerdir.
Yarınki maçta dikkat edilmesi gereken birkaç şey:
1. Arka alanda manşete Seda yerine Çiğdem´i sokma inadından vazgeçilmeli. Çiğdem daha çok hata yapıyor. Nihan´la Çiğdem değişmeli‚ Seda çok zorlanırsa Songül´le değişmeli.
2. Gamova çok yoruldu bugünkü maçta. Son sette de artık gücünün son demlerindeydi. İlla Gamova´ya atılmasına gerek olmayan toplar oluyor maç içinde. Örneğin 5-6 sayı öndesiniz‚ at topu Seda´ya veya Nati´yle de oyna. Gamova biraz dinlensin. Yarın maç uzarsa‚ Gamova´nun performansının düşeceğinden korkuyorum.
3. Servise asılırsak Bergamo´nun hiç şansı yok. İnatçı savunmaları Cannes´dan iyi değil‚ ama biz Cannes ile oynanan uzun "rally"lerin çoğunu kazandık. Bunu da bir kenara not edelim. Kızlar yarın kendilerine güvensinler...
4. Bianco´nun bloğu düşük olduğu için Seda da Gamova da onun üstünden smaç vurmalı.
5. Ne olursa olsun‚ ara sıra Naz´ın oyuna girmesi takımı çok rahatlatıyor. Bugün Dirickx´ten daha iyi değildi. Ama hocanın kendisine ne kadar güvendiğini de görmüş oldu. Yarın da kurtarıcı rolüyle maçta görev alabilir. Ama bugüne göre daha moralli ve kendine güvenir bir şekilde sahada olacağına eminim. Yarın Naz´ın kurtardığı bir maç da izleyebiliriz.
6. Bugün Seda‚ Eda ve Çiğdem olmadan oynadık. Ama ana nedeni bence çok stres yapmalarıydı. Özellikle Eda´nın. Ancak son setteki performansın üçünde de olumlu etki yaratacağını ve o stresi atlatacaklarını düşünüyorum. Onlar da devreye girerse Bergamo karşımızda duramaz.
Bergamo maçını Cannes maçından daha rahat kazanacağız. Göreceksiniz. Birkaç nedeni var:
1. Novara maçını izleyenler görmüştür Bergamo mükemmel bir takım değil. Bizim servislerimiz ve hücum gücümüz üstelik Novara´dan daha iyi...
2. Bu tür maçlarda psikoloji çok önemlidir. Psikolojik etmenleri ilk maçta aştığımızı düşünüyorum. Odintsovo ve Dinamo Moskova´dan hiçbir artısı bir takımı zar zor 3-2 yendik. Ama maçın başında tamamen stresten kaynaklanan 6-0´lık seriyi vermesek bu maçı da 3-0 alacağımızı herkesz görmüştür. İlk set tamamen maç başındaki Döntlü Finalde ilk kez oynamanın verdiği stresle kaybedildi. 4. set de yine bu tür maçlarda kesinlikle olmaması gereken "maçı kazandık" havasına girilmesi nedeniyle verildi. Bence aynı hatalar final maçında yapılmayacaktır.
3. Cannes karşısında maç sonunu iyi oynayan bir takım olduğumuz görüldü. 5. sette çok çok iyi oynamadık ama Cannes gibi saçma sapan hata yapmadık. Elleri titreyen biz değil Cannes oldu. Bu takıma büyük bir özgüven vermiştir‚ emin olabilirsiniz.
4. Cannes´ı rahat geçeceğini düşünen takım‚ ne kadar zorlandığını görüp‚ yarınki maça en baştan asılacaktır. Bergamo´nun da Novara karşısındaki vasat oyununu izlerlerse rahat yenebileceklerini göreceklerdir.
Yarınki maçta dikkat edilmesi gereken birkaç şey:
1. Arka alanda manşete Seda yerine Çiğdem´i sokma inadından vazgeçilmeli. Çiğdem daha çok hata yapıyor. Nihan´la Çiğdem değişmeli‚ Seda çok zorlanırsa Songül´le değişmeli.
2. Gamova çok yoruldu bugünkü maçta. Son sette de artık gücünün son demlerindeydi. İlla Gamova´ya atılmasına gerek olmayan toplar oluyor maç içinde. Örneğin 5-6 sayı öndesiniz‚ at topu Seda´ya veya Nati´yle de oyna. Gamova biraz dinlensin. Yarın maç uzarsa‚ Gamova´nun performansının düşeceğinden korkuyorum.
3. Servise asılırsak Bergamo´nun hiç şansı yok. İnatçı savunmaları Cannes´dan iyi değil‚ ama biz Cannes ile oynanan uzun "rally"lerin çoğunu kazandık. Bunu da bir kenara not edelim. Kızlar yarın kendilerine güvensinler...
4. Bianco´nun bloğu düşük olduğu için Seda da Gamova da onun üstünden smaç vurmalı.
5. Ne olursa olsun‚ ara sıra Naz´ın oyuna girmesi takımı çok rahatlatıyor. Bugün Dirickx´ten daha iyi değildi. Ama hocanın kendisine ne kadar güvendiğini de görmüş oldu. Yarın da kurtarıcı rolüyle maçta görev alabilir. Ama bugüne göre daha moralli ve kendine güvenir bir şekilde sahada olacağına eminim. Yarın Naz´ın kurtardığı bir maç da izleyebiliriz.
6. Bugün Seda‚ Eda ve Çiğdem olmadan oynadık. Ama ana nedeni bence çok stres yapmalarıydı. Özellikle Eda´nın. Ancak son setteki performansın üçünde de olumlu etki yaratacağını ve o stresi atlatacaklarını düşünüyorum. Onlar da devreye girerse Bergamo karşımızda duramaz.
Fenerbahçe - Arkas 3 - 0 Salondan İzlenimler

Bu sezon taraftarımızın biraz daha arka planda bıraktığı erkek voleybol takımımız, gene federasyonunda negatif tutumları sonrası, hakettikleri yoğunlukta taraftar desteğinden bir süredir iyice uzak kalıverdiler. Keza bugün bu ülkede erkekler voleybol ligi playoff yarı finalleri başlamış durumdayken, son dörde kalan takımlardan üçü müessese, sadece birisi ise spor kulübü olduğu halde maçların saat ve yayın programlanması o kadar saçma şekilde yapılmakta ki ; federasyonun ülkede voleybolun değerini artırma, salonlarda ve televizyonlarda izlenirliğini çoğaltma gibi bir mantıktan uzak olduğunu anlamamız zor olmuyor.
Bugün İstanbul'da yarı finalin ilk maçları iki farklı salonda oynatılacakken, yayıncı kuruluşunda canlı yayın programı gözetilerek farklı saatlerde fikstür planlaması yapılmış. Bizim mantıklı olarak beklediğimiz, ne salonda ne de televizyonda maçlarını izlemek için can atan herhangi bir taraftar kitlesi olmayan ibb ve ziraat bankasının saat 17.00de, bizim ise 19.00da oynamamızdır. Bu şekilde işten okuldan çıkıp -her ne kadar bu şehirde trafik şartları sıkıntıysa da- gelebilenler gelir, salondada izleyici sayısı 17.00de başlayacak bir maça göre daha fazla olur, ülkede ki voleybolseverleri ve sporun bu tür keyif unsurlarını düşünen bir federasyon buna göre planlama yapmayı düşünürdü.
Ama nerede böyle bir anlayış! Bu maçımız 17.00de, İzmir'de ki ilk maçımız 15.30da olmak üzere çok garip şekilde programlanarak kulüp takımlarına ve bilhassa Fenerbahçe'ye karşı olan tavırlarını göstermiş oldular. Bugün bu olumsuzluğa rağmen az sayıda da olsa taraftarın takımına olan katkısını görmemek mümkün değildi.
Neyse genel sıkıntılar üzerinden bahsettikçe uzayan konuyu artık maça getireyim. Arkas ile son yıllarda kupaları karşılıklı olarak birbirimize kaptırdığımız finaller üzerinden doğan sert bir rekabet oluşmuştu. Hem İstanbul'da hem de İzmir'de ki maçların gerilimli atmosferleri hem tribünde hem de oyuncularda yoğun hissedilerek süregelmekteydi. Geçen sene olduğu gibi bu sezon da onlarla yarı finalde eşleşmemiz üzerine finale giden yolda onları eleyecek olmaktan hoşnutluk duyarak maç zamanlarını bekler olduk.
Biz artık yarı finale vardık, taraftarlarda çoğunlukla bayan voleybol takımına yönelttikleri ilgilerini birazcıkta olsa erkek takımına da yönlendirmeyi düşünürler diye umut ediyorken, kendi sahamızdaki ilk maç saatinin cuma günü 17.00 olarak açıklanması bizleri iyice endişelendirdi. Voleybol maçlarını düzenli takip eden taraftarların sayısı genelde belli bir kalabalıkla sınırlı kalıyorken, bunlar içinden de ,az da olsa Fransa'ya gidenlerde olmuştu. Yahu işten okuldan kim fırsat yaratabilecek acaba, herhalde salonda tezahürat edecek kimse olmaz korkusuyla salona gitmekteydim.
Maça gidebilmeyi becerebilsem de başına yetişemeyecektim, büyük ihtimal ilk set biterken anca varırım diye düşünüyordum. Aceleyle merdivenleri inip, salona vardığımda da saat 17.25 falan olsa gerekti. İçerden şaşırtıcı şekilde taraftar sesi geliyordu herhalde maç iyi gidiyor olsa gerek dedim ama bundan daha şaşırtıcı olan ise üst arama kontrolünü geçmemle skorborda baktığımda 0-0 görmemdi. Maç başlamamıştı, ilk altıda ki oyuncular sahaya henüz yerleşmişlerdi. Orada gördüğüm güvenlik şefine maç neden başlamadı dememle, şaşkın bir ifadeyle işte başlıyor ya deyiverdi, öyle ama saat beşte başlaması gerekmiyordu deyince, yok maç saati 17.30 dedi. Neyse onla böyle ablak ablak diyalogu daha fazla sürdürmeyip Allah Allah ben mi yanlış biliyordum diye hemen bir yere çöküverdim. Daha sonra yanımdakilerden öğrendim ki önceki maç uzadığından bizim maç saatinde de sarkma olmuş, bu sayede maçın başını yakalamış oldum.
Salonda çok az taraftar olur endişem yerini keyfe bıraktı. Evet az sayıda taraftar vardı, buna kıyasla maçı izlemeye gelen salon genelinde ki seyirci kalabalığı da haftaiçine göre idare eder vaziyetteydi. Çoğunluğu ana tribünün ortalarına doğru yoğunlaşmış halde 300 kişi kadar vardı. Bizim maçları takip ettiğimiz ana tribün sağ köşede ise önden üç dört sıraya biriken 20-25 kişi ve etrafa doğru dağınık tek tük taraftarlar vardı. Bu taraf her zamanki kalabalık halinde değildi ama en azından voleybol müdavimlerinin bir kısmı gelebilmişti.
Yan taraftaki file arkası bize uzak olana göre çok daha boştu. Rakip taraftar yada seyirci tavırlı kimseler gözükmüyorsa da, özel güvenlik ana tribünün en solundaki bloktan boşluk bırakarak üstten aşağı dizilerek oturmuştu.
O file arkasında tezahürat eden kimse olmadı ise de salon içinde gruplar halinde tek renk eşofmanlarıyla oturanlar göze çarpıyordu. Büyük ihtimal salonun böyle bomboş gözükmemesini sağlayan sebeplerden biri de gün boyu burada maçları olan gençlerin tribünde maç izleyerek beklemesiydi (okul takımları ,ikinci-üçüncü lig takımları vs.) Bu yüzden bazen ayaklanıp gidenlerle gelenler falan oluyordu. Yani oraya özellikle Fenerbahçe-arkas maçı olduğu için izlemeye gelenlerin sayısı benim tahminim 250 kişi falandır. Bunlarında sadece bizim olduğumuz tarafta 25-30 tanesi oturarak tezahürat eden taraftardı.
Bu şekilde olan salon atmosferi benim umduğumdan daha iyiydi ve file arkasında da bir bağıran topluluk olmayınca, tam sevdiğim türde sahaya sataşmalı-tezahüratlı bir ortamda sürekli oyuna bakarak geçti.
Ben daha bir yere yerleşip gömleğimin kollarını sıvayana kadar maçta rakip hızlı bir girişle öne fırlamıştı bile. Etrafta küçük yaşta olan ufak çocuklar göze çarpıyordu. Bir iki ufaklık tezahürat girme hevesleriyle bu ilk sayıların olduğu süreçte bağırıyordu, etraftakilerde onlara katılmaktaydı ama kötü girdiğimiz oyunda molayı alıverdı. Bu sefer 35yaş üstü ağabeyler bu çocuklara biraz taktik vermeye başladılar. Böyle bağırmakla olmaz, rakip servis atarken yuhlayın, top bizdeyken tezahürat yapcaz tamam mı diye onlara akıl verildi. Rakip bizim önümüzden servis atıyordu, bu yüzden baskıyı artırıp farkı eritmek lazımdı. Çocuklarda söz dinleyince bizim için oldukça keyifli dakikalar başladı.
Teknik mola sonrası bir süre karşılıklı sayılar ardından serviste olan Emre ile uzun bir seri yapıverdik, onun servisleri karşılamakta zorluk çekiyorlardı, gelen kötü manşetleri de genç pasörleri sağa sola koşturup kaldırmakta zorlanıyordu. Bazen de verdiği paslar o kadar kötü oluyordu ki takım arkadaşları topu antenin içinden bırakabilmek için çaba göstermek zorunda kalıyordu. Bizim takım bu seriyi yaparken bizde coştursana bizi bu tribünlerde... diyerek oturur vaziyette bağırmaktaydık. İkinci teknik molaya önde girmemizle herkes tamam sessizlik diyerekten dinlenme moduna geçiyordu. Oyuna tekrar girilince gene tezahürat etmeye başladık. Tribünlerde hep dillerde bu sevda bitmez gönüllerde... falan derken oyunda çok iyi savunmalar sergiliyorduk, onlar servis atarken servise kim geliyorsa ona bağırıp laf atıyor, sonra vuruş zamanına doğru uğultularla germeye çalışıyorduk. Onlar sık sık fileye dışarı attıkça iyice keyiflenmiş halde setin sonuna vardık. Set-set-set haykırışlarından sonra alınan set ile arkadaki çocuklardan yükselen Fenerbahçem sen çok yaşa... seslerine katıldık. Bizim oyuncular bizim yarı alana geçerken ayaklanıp alkışlayıverdik.
Setin arasında dışarı sigara içmeye giden ağabeyler oldu, bizde kendi aramızda muhabbet etmekteydik, bazıları ise İlhami hocaaa İlhami hocaa diye ona sempati tezahüratıyla takılıyorlardı. Önümüzde ısınan Emre Batur'a Emree Emree diye tezahürat edildi ki ilk set geriden dirildiğimiz süreçte bizleri ateşlemişti. Murat Özaydınlı alt kapıdan girip protokole gidiverdi, Hakan Dinçay'ın yanına oturdu. Gözüm yayın odasına gidince orada Aylin abla ile Kıvanç ikilisini görmemek garip oldu. Onların yerine Aslı Duru ile Yusuf vardı. İkinci set başlamak üzereydi, yandaki ağabeylerden biri ufaklıklardan birini dışarıdakileri çağırmaya yolladı. İkinci set rakip oyuncular bizim uzağımızda kalıp biraz nefes alabildiler zira bizim olduğumuz kısımdan sola doğru oturanların hepsi maçı izlemekten başka birşey yapmıyordu. Onlara zaman zaman seslenenler oluyordu, beyler bayanlar biraz sizde katılın, en azından servis atarlarken yuhalayın şunları yahu, yoksa biz mi buradan kalkıp birde o köşeye gidelim deniyordu.
Buna rağmen gene de o taraftan bile servis atsalar biz gürültü yapmaktan kaçınmadık. Setin başlarında bir smaç oluverdi ki arkasın ispanyolu kike'nin suratında patladı, biz bir gazla ayaklanıverdik vur vur kafasına kafasına.... devamını getiremeden İlhami hoca arkasına dönüp bize öyle bir bakış attı ki susuverdik (yapmayın ama adamın neredeyse burnu kırılıyordu gibisinden bir bakıştı) kike yerden kalkıp toparlanınca alkışlayıverdik. Ardından bir tek sana tutuldu bu kalpler... bestesini girmemizle neredeyse bu set boyu bunu söyledik. Ne zaman ki rakip servis atacakken kesiyorduk, uğultuya başlıyorduk, bizim yaptığımız savunmaları alkışlıyorduk, sayıları aldıkça yüksek sesle giriveriyorduk, ...sevdanın uğruna tanımaz hiç engel...
Oyuncularımız dehşet toplar öldürdükçe gazlamamız artıyordu, servise geldiklerinde çıldırt bizi Ekşi vb. tezahürata Arslan aşağıdan başparmağıyla işaret veriyordu. Gerçi bugün omuzundaki sakatlığını zorlamamak için smaç servisler kullanmadı. Dün ona sorduğumda az bir ağrısı olduğunu ama oynamayacak kadar sıkıntı olmadığını söylemişti.
Bazen Emre servise asılıp dışarı attıysa hemen boşver Emre,takma kafana diye bağırıp alkışlıyorduk, ama o kadar hırslıydı ki hoca onu liberoyla değiştirirken kenara oturup nasıl dışarı attığına yanıp duruyordu. Bizim tribün ortamı ise çok keyifli olmuştu, adeta uzaktan kumanda fonksiyonları varmış gibi ortadaki ağabeyler arkadaki gençleri -tamam mola oldu,sessizlik dinlenin, hadi mola bitti bir tek sana tutuldu..., yuhlayın, yüklen yüklen, ayaklanın,çökün- falan diye böyle bayağı komik sahneler olmaya başlayınca etrafımızdakilerde sürekli bizim tarafa bakıp gülüyordu. Sayıların ardarda gelmesiyle gazlanan tezahüratlardan protokoldeki yöneticilerimizde keyiflenmiş halde alkış tutuyorlardı. Bizde bazen alınan sayının gazına göre ayaklanıyorduk, bazen oturaraktan bağırıyorduk. Gardner'da bugün iyi gününde olunca blok sıkıştırmalarında bile hiç tereddütsüz çakıyordu, olmadıysa da blok out yolunu rahat buluyordu. come on Gardner diye seslenmelerimize yumruk sıkıyordu. Setin sonunda gelen sayıyla ayaklanıp Her zaman her yerde en büyük Fener diye bağırıverdik.
Gene çök çök,dinlen komutlarıyla birbirimizle dalga geçerekten set arasını öldürmeye başladık. Oyundaki üstünlüğümüz barizdi ama biz son sette de aynı tarzı devam ettirelim diye kendi aramızda konuşuyorduk. Aradığım büyük aşkı ben doğarken sende buldum.... sesleri arasında üçüncü sete giriverdik. Onlar servis atarken gene önümüzdeydiler, biz de mesaiye koyuluverdik. Genç Ceyhun çok uzun servis atıyordu, ona biraz baskı koyunca çocukcağız bu maç iki kere fileyi bile aşıramadı. Ama yabancılardan en keyiflisi meszaroz mesaisi oldu, zira bu eleman servise asılıyordu ama çok hata yapıyordu, yerli oyuncular ise her seferinde bize ikramda bulunmaktan kaçınmadılar, servis kaçıranı kahkahalarla alkışa boğuyorduk.
İyi bir oyunla tezahüratlar eşliğinde farkı beşe çıkarmıştık. Ama duerden'in servise geçtiği bir süreçte bizim takım farkın erimesine engel olamadı. Bunun üzerine haydi Fener haydi....tam zamanı şimdi, bizim için saldır kanarya gibi maçta pek başvurmadığımız bir iki tezahüratı çok kısa süre yaptık. Zaten bu maç yaptığımız farklı tezahürat sayısı beş tane falandır. Genellikle maçı iyi götürdüğümüz süreçteki tezahüratları bozmama geleneğini uyguladık. Onların serisini kırdıktan sonra aldığımız sayılar sonrası bir süre seviyorum seni ekmeği tuza banıp yer gibi.... demekteydik ama açıkçası bunu daha fazla uzatmayalım ikinci teknik moladan sonra değiştirelim dedik.
Bu set gene kike'nin suratında patlayan bir top oldu ama önceki kadar kötü değildi, gene vur vur kafasına kafasına çivi gibi çivi gibi çak çak çak diye bağırıverdik, bu sefer ilhami hocada ters bakmadı. Ama gene de bir cinslik yapacak yer bulmuştu. (Sanırım ikinci sette benchte oturan Cem Kurtar'a bir uyarıda bulundu ama sebebi nedir anlayamadım)
Bir ara arkaslıların toplu itiraz ettiği bir an oluverdi, bizden de onlara itirazlar yükseldi, sesimizi yükseltmemiz sonrası kart isteklerimiz havada kaldı. Servise geçen kike olunca aklıma gelen bütün ispanyolca küfürleri dökmeye başladım, sessizlik esnasında hijo de puta, maricon, tonto falan diye bağırmam üzerine etraftakiler hocam ne diyorsun öyle diye anlamasalarda gülüşüverdiler.
Aslında bu setin rutini servise gelen her oyuncumuza (çoşkovic hariç, ona coş coş coşkoviç diye bağırıyorduk) Arslan Ekşi'ye yaptığımız stilde çıldırt bizi Emre-Özkan-Divis vb. bağırıp iki kere böyle bağırdıktan sonra hep birlikte çıldırtsana bizi bu tribünlerde,şampiyonluk için saldır Fenerbahçe diye bağırıp duruyorduk. Top rakip sahaya geçtiği gibi sesler azalıyordu. Bu seferde onlar manşeti uzağa kaçırdıysa gürültü yapıyorduk,ya da pas verecekken dikkatlerini dağıtmaya çalışıyorduk, smaç vuracaklarken uğultu yapıyorduk vs.. Bizim takım savunması el ayak falan derken inanılmaz toplar çıkarıyordu iyice coşuyorduk, bravo haydi beyler, savunma vb.. sesler eksik olmuyordu.
Açıkçası bayan takımımızın çoğu maçlarında bu kadar çekişme olmadığından aynı şekilde davranmaya pek fırsat doğmuyor, erkeklerin maçlarında ise daha farklı haz alınabiliyor, bunu oyuncularımız da tribünden aldıkları gazla kendi içlerinde sayılara reaksiyonda hırsla sarılarak falan gösteriyorlar.
Artık set sonuna doğru rakip servislerinde Gökhan abi yolla dışarıda eve gidelim akşam oldu,hanım evde bekliyor,çocuğun ödevi var falan böyle takılmalar oluyordu. Bülent servis atarken duyduklarından sonra gülümseyiverdi, Ahmet Toçoğluda İzmir'e yolla İzmir'e seslenmelerimiz sonrası topu dışarı gidince sinirlendi. Böyle böyle setin sonuna gelip maç maç maç bağırışları arasında salon ayaklanmışken gene smacı basıverdik. Fenerbahçem sen çok yaşa canım feda olsun sana... diye sesler yükselirken takımları alkışlıyorduk.
Oyuncular file önünde tebrikleşme seromonisini hallederken buraya buraya diye çağıranlar vardı, çağırmasakta gelirlerdi zaten Filenin Efendileri. Öne parmaklıkların oraya yığılanlara doğru sarı lacivert şampiyon Fener diye hatırlatıverdim. Oradaki ağabeylerden biri sarı diye başlıyoruz tamam mı diye arkasındakilere söyledikten sonra takım filenin altından geçip bize alkışlarla yaklaşırken üçer kere karşılıklı sarı-lacivert şampiyon-Fener yapıverdik ve hepsini alkışlarla uğurladık. Arkaslılar soğuma maksadıyla bize yakın tarafta yere çökmekteydiler. O kadar perişan gözüktüklerinden midir bu sefer onlara pek takılmayıverdik. Aslında arkadaki gençlerden biri İzmir'in dağlarında çiçekler açar diye şarkıyı giriverdi ama tamamını bilen olmayınca öyle iki mısrayla kalıverdik.
Etraftakiler dağılmaya başladı, ben de parmaklıkların oraya gittiğimde bugün salonda hiç pankart asılmadığını o zaman farkettim, pankartsız duvarların ne kadar renksiz soğuk bir ortam olduğunu televizyondan görünce daha iyi anlıyoruz. Bizim takım oyuncularından birkaçı röportaj vermeye sıra bekliyorlardı. Tribündeki ufak çocuklarda onlara sesleniyordu, Serkan'ın formasını istiyorlardı. Diğer arkaslılarda yerlerde etrafa bakıyorlardı, onları nasıl dağıttığımız yüzlerinden okunuyordu. İspanyol kike'de uzun bir süre yere oturup tribüne bakıyordu herhalde nereden geliyordu bu ispanyolca ses diye, como estas kike diye gülerek işaret yapıp gidiverdim)
Dışarda gün ortasındaki bahar havası bozulmaya başlamıştı, hafiften yağmur serpiştirmeye başlıyordu. Aynı yoldan yürümekte olduğumuz ağabeylere bugünkü voleybol tribününün çok iyi olduğunu söyledim, az kişiyle de olsa tam bilinçli şekilde maçı iyi takip ettik, neredeyse en az 10-15 sayıyı biz aldık demem üzerine;
evet nerde çokluk orada ... oluyor, bundan sonra aslında hep böyle yapmak lazım, servise gelene baskı sonra tezahürat, ama kalabalık maçlarda file arkasındakilerle tezahürat yapacaz diye oraya baka baka maçtan kopuyoruz, biz üsküdar anadolunun maçlarında da koca şehir takımlarını böyle baskıyla bitirirdik diye anlattılar.
Bu şekilde erkek takımıyla keyifle başladığımız voleybol haftamız inşallah Fransa'dan da Sarı Meleklerimizin başarısıyla devam eder. Koç Demeter ile konuştuğumda bütün takım olarak akıllarının kaç gündür biraz da Fransa'ya gittiğini kızların başarısını heyecanla beklediklerini söylemişti, koçla sohbetimden aklımda kalanları yarın toparlayıp yazmaya çalışcam.
RC Cannes - Fenerbahçe Acıbadem Maç Öncesi !!!!
___________________________________
Indesit Bayanlar Şampiyonlar Ligi Final Four Yarı Final Karşılaşması
Tarih: 03.04.2010
Saat: 17:00
Yayın: TRT 3 ‚ Laola TV
Salon: Cannes‚ Palais des Victories Spor Salonu
Büyük gün geldi çattı.
Fazla yazılacak bir şey de yok aslında.
Özgür geniş,detaylı analizi zaten yapmıştı.
Bir başarılar ve şans dilemek için başlık açıyorum.
RC Cannes ile ilgili bilgilerimizi madem.
| Adı | Racing Club de Cannes | |
| Kent | Cannes | |
| Kuruluş | 1922 | |
| Renkler | Sarı/Mavi | |
| Lig | Pro A Féminine | |
| Başkan | Anny Courtade | |
| Antrenör | ||
| Salon | Palais des Victoires | |
| Website | http://www.rccannes.org/ | |
Çok tecrübeli bir takım.
2002-2003 yıllarında bu kupayı kazanmış.
2002-2003 İndesit Şampiyonlar Ligi Şampiyonu Fransız RC.Cannes
2009 Pro A Feminine (Fransa Ligi) Şampiyonu
SALON
TAKIM KADROLARI :
ANTRENÖR : Yan Fang (Çin)
1 - Karine Salinas - 2.Pasör - Fransa -1973 - 7.sezonu
2 - Amadea Durakovic - Pasör Çaprazı - Sırbistan -1988 -
PoStar 064 Beograd'dan yeni transfer.
3 - Katerina Buckova - Orta - Çek Cumhuriyeti -1978 - 7.Sezonu
4 - Maryna Marchenko - Smaçör - Ukrayna -1985.
Krug Cherkasy takımından yeni transfer.
5 - Eva Yaneva - Smaçör - Bulgaristan-1985-5.sezonu
6 - Valentina Fiorin - Smaçör - İtalya -1984.2.sezonu
7 - Ana Antonijevic - Pasör - Sırbistan -1987-
PoStar64 Beograd'dan yeni transfer.
8 - Mirela Delic - Orta - Hırvatistan -1981-Yeni transfer.
10 - Alexandra Fomina - Libero - Ukrayna -1975.9.sezonu
11 - Irina Polechtchouk - Orta - Beyaz Rusya asıllı Fransız -
1971.2.sezonu
12 - Victoria Ravva - Orta - Gürcistan asıllı Fransız -1975
11.sezonu.Antrenörle ortak restorant bile açmışlar.
13 - Nadia Centoni - Pasör Çaprazı - İtalya -1981-3.Sezonu
14 - Mimona Arzile - Orta -Fransa-1990-
15 - Andrea Negru - Pasör - Çek Cumhuriyeti -1976-
17 - Dina Yotov - Pasör Çaprazı - Fransa - 1989-
18-Laura Ong - Libero - Fransa -1989
Takımın ilk altısı şöyle:
Pasör çaprazı:
Centoni (1981 doğumlu‚ 1.85 boyunda İtalyan)
Smaçör:
Yaneva (1985 doğumlu‚ 1.85 boyunda Bulgar)‚
Marchenko (1985 doğumlu‚ 1.87 boyunda Ukraynalı)
Orta:
Ravva (1975 doğumlu‚ 1.89 boyunda Fransız)‚
Polechtchouk (1973 doğumlu‚ 1.86 boyunda Fransız)
(Yedek: Delic‚ 1981 doğumlu 1.88 boyunda Hırvat)
Pasör:
Antonijevic (1987 doğumlu‚ 1.85 boyunda Sırp)
ICL 2009-2010 SEZONU
A Grubunu Volley Bergamo'nun önünde 1.bitirdiler.
GRUP MAÇLARI
1.MAÇ : U.Belgorod - RC Cannes 0-3 (21-25,17-25,20-25)
2.MAÇ : RC Cannes - ZK Rijeka 3-0 (25-12,25-16,25-20)
3.MAÇ : RC CANNES - V.BERGAMO : 3-1 (25-19,18-25,25-14,25-7)
4.MAÇ : V.BERGAMO - RC CANNES 3-1 (25-10,25-22,18-25,25-20)
5.MAÇ : ZOK RIJEKA - RC CANNES 0-3 (22-25,17-25,28-30)
6.MAÇ : RC CANNES - U.BELGOROD 3-0 (25-16,25-17,25,13)
Ancak F4'ün diğer 3 takımı belli olup,bizimle eşleştiklerini anlayınca
korkudan bin bir takla attılar,CEV'e rakip değiştirmek için başvurdular
ama netice alamadılar.Son yaptıkları eziklik ise bizim taraftarlarımızın
bilet ve otel rezervasyonlarını iptal etmek olmuş.
En ufak avantajı değerlendirmek için her yolu deniyorlar zira
sahada yenileceklerini biliyorlar.
Bugün zaten en büyük korkumuz saha dışı faktörleri devreye sokmalarıdır.
Mutlaka hakem hatalarına maruz kalacağız.
Dileyelim de sonuca etkileyecek kadar canımzı yakmasınlar.
Teknik olarak zaten Özgür değerlendirdi.
Hatırlatmak babında ;
*En büyük avantajları ; salon ve seyirci avantajı tabii ki de.
Bu seyirci ile zaman zaman havaya girip seri yakalıyorlar.
Basit hata yapıp havaya sokmamamız lazım.
*Mutlaka ve mutlaka en güçlü yönümüz servislerimizle rakibin
oyununu bozmalıyız.Manşette zorlandığımız anlarda çoğu maçta
yaptırdığımız serilerde demoralize olmadan bir an önce side out
yaptırmalıyız.Bu anlarda da takımın en tecrübelileri Nati ve Çiğdem
mental olarak takımı toparlamalı.
*Asla yabana atılmayacak bir takım.Lo Bianco'nun oynamadığı maç
olsa da Bergamo'yu 25-7'lik bomba bir set ile yenmişlerdi.
3-1 (25-19,18-25,25-14,25-7)
Centoni (3),Yaneva (2),Marchenko (2),Antonijeviç (2) olmak
üzere tam 9 ace yapmışlar.Takım olarak çok iyi servis atmışlar.
Yani nasıl bizim en güçlü yanımız servislerimiz diyorsak,onların da
servisleri çok güçlü.
Özellikle Eva Yaneva'nın etkili servislerine dikkat.
Bizim son maçlardaki manşet zaafımız ortada.Nihan,Seda falan.
Uykularım kaçıyor valla.
Her ne kadar yardımcı antrenörümüz Kamil Söz her şeyi planlı
yaptık.Düşüşümüz normaldi,en iyi şekilde oraya gidiyoruz.
En üst düzeyde oynayacağız diyerek yüreğimizi su serpse de
endişelenmemek elde değil.
* Buradan ''çok iyi konsantre olmalıyız'' şartı da ortaya çıkıyor.
* Bunu derken aşırı motivasyon da ters tepebilir aman ha..
* Blokları da fena değil.Özellikle İrina Poletchuk en dikkat çekici.
Oynadıkları bu 6 maçta 2 kez 7 blok ile maç tamamlamış.
(Belgorod ve Bergamo maçlarında)
* Manşette Yaneva ve Marchenko'dan epey ekmek yeriz.
* 15 yıldır bu takımda olan ve takımın her şeyi olan Ravva
dolayısıyla ortadan da fazla hücum ediyorlar.
Ekip analiz etmiştir zaten bunu ve bloğu ona göre yerleştirerek
etkinliğini azaltabiliriz.
* Pasör çaprazı Centoni çok hırslı ve tahrik oyunu olan bir İtalyan.
Dikkat etmek lazım.
* Hem kupa hem takım tecrübeleri bizden fazla.
Bu da onların avantajı ama bizde fazla aşağı kalır değiliz.
* Aslında tek tek oyuncuları karşılaştırdığımızda hiç bir mevkii de
bizi geçemezler.Her yerde üstünüz.
* Biz normal oyunumuzu oynayalım yeter.
''İyi servis'',''Mümkün olduğu kadar iyi manşet'','' Dirickx bildiğin gibi
oyna ama hiç riske girme ,topu dik Gamova'ya yeter'',''Basit hata yapma''
''Moralini bozma'',''İyi savunma'' ve ''İyi blok''
Bunlar zaten belli şeyler denilir ama Voleybolun temeli bu zaten.
Bir de psikoloji.Moralini yüksek tut,bozulma,yüzler düşmesin yeterli.
Zaten kalite farkı ortaya çıkacaktır.
* Nati,Gamova,Dirickx,Eda'dan eminim,Nihan,Seda ve Çiğdem mutlaka
iyi oynamalılar hatta en iyi oynamalılar ama vasatın üstüne çıkmalılar.
* Beni düşündüren,bizim takımın 2 zayıf halkası manşet ve savunmadan
top çıkaramama.Bunlarda asgari hataya razıyım.Çünkü etkili servis
ve Gamova bunları tolere edebilir.(Tabii bu maç için diyorum bunları
finalde İtalyan takımlarına yetmeyebilir)
* Taraftarımız da yeterli desteği verecektir.Rakibin sayısal üstünlüğü
olsa da bizim az sayıdaki taraftarımızın efektifliği önemli artı
katacaktır takımımıza.
Başka da bir şey kalmadı yazacak.
Bu maçın favorisi biziz.Ama bu rakibi küçümsetmez umarım.
Sadece bu maçın değil kupanın da favorisi(lerinden en öndeyiz diyelim)yiz.
İddia oranlarından bile belli ;
FENERBAHÇE ACIBADEM 1.15 - CANNES 2.60
VOLLEY BERGAMO 1.25 - ASYSTEL NOVARA 2.20
VOLLEY BERGAMO 1.25 - ASYSTEL NOVARA 2.20
Ali Şen zamanında " Fenerbahçe bir gün Yeşilköy'e Avrupa Şampiyonu olarak inecek." demişti.
Bendeniz de 6 yıldır sanal ortamlarda her zaman amatör branşlarımızı takip ederken, reel hayatta da yıllardır ''Fenerbahçe bir gün Avrupa'dan kupa getirecekse bu futboldan önce amatör branşlarda olacaktır'' demişimdir.
Allahın izniyle sanıyorum ve gönülden inanıyorum ki '' O BÜYÜK GÜN GELDİ''
Bu vesile ile bize bu heyecanı yaşatan başta M.Ali Aydınlar'a bir kez
daha sonsuz teşekkür ederken,bize bu günleri gösteren yüce Allah (C.C)'tan da
meleklerimize sonsuz güç,kuvvet,şans,talih,başarı,kısmet diliyorum.
ALLAH YAR VE YARDIMCILARI OLSUN.
AMİN.
BAŞARILAR SARI MELEKLER.!!!!!!!!!!!!
2 Nisan 2010 Cuma
Filenin Efendileri Arkas'a Voleybol dersi verdi.3-0 !!!!
Fener Arkas'a nefes aldırmadı..
Aroma Voleybol Erkekler 1. Lig Play-Off Yarı Final ilk karşılaşmasında Fenerbahçe Arkası 3-0 mağlup etti..
FENERBAHÇE: 3 - ARKAS: 0
SALON: TVF 50.Yıl
HAKEMLER: İlhami Şenyurt xxx, Esat Danzili xxx
FENERBAHÇE: Divis xx, Gardner xxx, Özkan xxx, Arslan xxx, Coskovıc xx, Emre xxx, Serkan(L) xxx
ARKAS: Ahmet xxx, Meszaros xx, Duerden xx, Gökhan xxx, Ceyhun xx, Kıke xx, Nuri(L) xx, Mustafa x, Bülent x, Burutay x
SALON: TVF 50.Yıl
HAKEMLER: İlhami Şenyurt xxx, Esat Danzili xxx
FENERBAHÇE: Divis xx, Gardner xxx, Özkan xxx, Arslan xxx, Coskovıc xx, Emre xxx, Serkan(L) xxx
ARKAS: Ahmet xxx, Meszaros xx, Duerden xx, Gökhan xxx, Ceyhun xx, Kıke xx, Nuri(L) xx, Mustafa x, Bülent x, Burutay x
SETLER: 25-19, 25-17, 25-19
SÜRE: 67 Dk. (23-21-23)
Maça iyi başlayan konuk takım Arkas oldu. Ama maçın sonunu getiremeyince sahadan galip ayrılan Fenerbahçe oldu.
Maçın ilk setinde iyi bir oyun sergileyen Arkas üst üste aldığı sayılarla skoru 4-1 lehine çevirdi. İlk teknik molayı da 8-3 önde geçti. Teknik moladan sonra toparlanan Sarı-Lacivertliler çok iyi savunma yaptı, Gardner, Emre ve Özkan ile yerinde blok ve smaçlarıyla rakibine nefes aldırmadı. Libero Serkan iyi manşetler aldı. Pasör Arslan bu manşetlerin çok iyi dağıtımını yaptı. Smaçörler de bu pasları sayıya çevirdi. Skor 12-12’de rakibini yakalayan Fenerbahçe, ikinci teknik molayı 16-13 önde tamamladı. Divis ve Coscovic’in de katkılarıyla Fenerbahçe kötü başladığı seti 25-19 aldı.
İkinci set ise karşılıklı alınan sayılarla geçti. İlk tekmik molayı 8-6 önde geçen Fenerbahçe, sürelerle ilerledikçe oyuna ağırlığı iyice koydu. Arkas’ın hatalarını iyi değerlendiren Fenerbahçe bu seti de 25-17 farklı alıp skoru 2-0 lehine çevirdi.
Üçüncü sete de ise iyi başlayan Fenerbahçe olsu. Teknik molaları 8-6 ve 16-14 önde geçen Fenerbahçe seti 25-19 maçı da 3-0 kazandı.
Toplamda 3 galibiyete ulaşacak takımın finale
Takımı ve teknik ekibi kutluyorum.
1.setin başlangıcı hariç mükemmel bir voleybol oynadık ve hak ederek
kazandık.Takımın iyi durumda olduğunu söylemiştim.
Gardner'ın play off'larda sahneye çıkacağı belliydi zaten ama en çok
sevindiğim zaman zaman düşük grafik sergileyen Divis'in çok iyi oynamasıydı.
Öyle sert vuruyor ki smacı Kike'nin suratı dağılıyordu :))
Manşette biraz zorlandı.3 hatası var ama olacak o kadar.
Hepsi çok iyi oynadı.Olumsuz yazabileceğimiz tek şey 1.sete kötü girdik
ancak Demeter her zamanki gibi 1-6 olunca mola almayı düşündü.
Tamam takımına çok güveniyor olabilir ama al 1-4'te hocam ne kaybedersin ki ?
Bugün seti döndüremeyebilirdik.Voleybol psikolojik bir spor.
Emre maşaallah serviste müthiş bir seri yaptı ve 9-12'de gelip,14-12'ye
getirdi.Bravo Emre.Hep asılıyor servislere,o yüzden çokta kaçırıyor ama
tutturdu mu da mükemmel oluyor.
Gardner dediğim gibi eski bildiğimiz usta Gardner dı.Boşlukları çok iyi
gördü,bazen blok auta yöneldi.
Bugün savunmada da çok iyiydik.Çok iyi toplar çıkardık.
Hele birinde 2.sette Serkan mükemmel bir refleks ile topu çıkardı
devamında Divis 6 numaradan bitirdi.16-13.
Gene birinde Özkan bomboş penaltı smacı bile çıkardı.
Servislerimizin çok etkili olduğunu söyledik.6 direk sayı aldık.
Arkas çabuk dağıldı.İyi durumda değillerdi zaten.Halkbank'ı zor geçmişlerdi.
Şu anki 2 takımın saha içi teknik,taktik görüntüsü bariz üstünlüğümüzü
gösteriyor ama saha dışı faktörler var işte.
Voleybolun gs'si saha dışında iyi çalışacaktır.Yoksa kalite farkı ile
serinin akibeti belli.Bugün sadece Ahmet Toçoğlu'nun attığı etkili servisler
sayesinde biraz direnmeye çalıştılar.Manşetleri zayıf.
6 hata ile %53 (37) ama dağıldılar.Bloklarda 3-9 öndeyiz.
% 32 ile hücum etmişler.Direnmek için servise asıldılar ama 14 servis
kaçırdılar.Ahmet'ten 3 ace alabilmişler.
Tablo ortada.Diğer maçlarda da çok şey değişmez ama lobileri ile
İzmir'de ''Klasik Hakem Lojistiği''ni devreye sokacaklardır.
Başka şansları yok çünkü.
Yılların Vampir müessesesi harami Arkas'ı bu durumlarda görmek
müthiş keyifli.Voleybol dersi verdik adeta.
Maçı D SPOR'dan izledim.FB TV Yusuf Kenan'ı anlattırmış - Kıvanç
Cannes sahillerinde olduğu için - ama yanına da bu kez fanatik gs'li
Aslı Duru'yu koymuş.Aman diyeyim dedim zaten kötü başlamıştık,uğursuz
geldiler hemen D SPOR'a geçtim.Görüntü ve kafa yormayan bir anlatım vardı.
Taraftar olayına gelince ;artık söylenecek bir şey yok.
13-14 milyonluk İstanbul'da erkek voleybol takımına destek için 100 tane
taraftar gelemiyor.Utanç konusudur bu.Yazık.
Salonda bulunan bir avuç taraftara teşekkürler.
Diğer maçta ; Ziraat beklediğim gibi İBB'yi deplasmanda 3-1 yendi.
1.seti kaçırdım ama diğer setleri izledim.
Ziraat'i kutlamak lazım.Tek yabancı Celitans ile - Granvorka ve Platenik yok-
vasat yerli smaçörler Ender ve Ali Yılmaz'ın belli katkılarına rağmen
iyi oynadılar.Tabii pasör Selçuk ve orta Zafer de çok iyiydi.
Bizim genç Resul de bu sezon iyi çıkış yaptı.
İBB'de bir türlü düzelme yok.Seri gene zor geçecektir ama işleri
çok zorlaştı.Evindeki 2 maçı alırsa ZB finalde.
İBB gene bir Arslan şoku bekleyecek rakipten başka çareleri yok gibi.
4 yabancı,bir sürü yerli o geniş ve kaliteli kadrodan iş çıkaramıyor
Nedim Özbey.Açıkcası seviniyorum durumlarına.
Geçen yıl haybeden Şampiyon oldular yoksa şube kapanacaktı belki de.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)