Jan de Brandt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Jan de Brandt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Aralık 2010 Salı

Jan de Brandt ile Sohbet (Dinamo Moskova maçı öncesi)


Dinamo Moskova maçı öncesi salona girdikten sonra Jan de Brandt'ın da orada olduğunu farkettim. Gelecek olan arkadaşları beklerken daha maçın başlamasına uzun bir süre vardı, henüz oyuncular ısınmalara çıkmaktaydı. Ana giriş tarafındaki file arkası alt tribünde voleybol camiasından birkaç isimle beraber oturuyordu, sol tarafında ise üçlü bir sohbete ortak olan başka bir taraftarımız vardı. Jan de Brandt sahaya gelen oyuncularla selamlaşıyor,tribün önündeki parmaklıkların oraya çıkan bayan takımı teknik ekibinden Turgay ve Mert ile hasretle sarılıp sohbet ediyordu. Onların yanından ayrılıp koltuğuna giderken kendisini farkeden diğer kişilerle de el sıkışıp yerine geçiverdi, ben de koç nasılsınız diyerek selamlaştım. İlginç bir tesadüfle üzerimde onun bana final sonrası hediye ettiği tshirtü de giyiyordum.

Bir süre sonra arkasındaki koltuğa geçip, maç başlayana kadar onunla sohbet ettik. Merhaba,nasılsınız faslından sonra sizi görmeyi özlemiştik deyince,
"haydi haydi kim beni özleyecek, şimdi maçlar başladı,böyle güzel yıldız oyuncular transfer oldu, yakında şampiyonluklar gelecek artık özlemezsiniz" diye biraz işi şakaya vurdu.

-Yapmayın koç, bizi bilirsiniz, kupa kazanmak kaybetmek mesele değil, sizin bizim kalbimizde yeriniz var, sizi tekrar burada görmek güzel oldu.
"evet biliyorum zaten yaz aylarından beri taraftarlardan gelen güzel mailler,mesajlar ile burayla temasım kopmamıştı, ben de ayrılsam da gönülden bir Fenerbahçeliyim"

-Ne kadar zaman daha buradasınız,neler yapıyorsunuz
"Buraya tatil amaçlı geldim, biliyorsun noel tatili yaklaşıyor, o zamanda aileler hep beraber olur, o zamana kadar olan boşlukta hem önemli voleybol maçlarını izlerim diye düşündümç. Tam noel öncesi zamanda böyle bir program yapıp takımı izlemeyi,dostlarımı görmeyi istedim. Hem de tam Fenerbahçe-Dinamo gibi bir maç zamanına ayarlayıp, turnuvanın en büyük favorisi iki takımı da bu ortamda canlı gözlerle izlemek istedim. Biliyorsun sadece Fenerbahçe'de değil Dinamo'da da eski dostlarım var,Oksana Onat gibi. Hepsini bir arada görmek için en uygun zaman oldu.

-Demek öyle çünkü sizin gelişiniz sebebiyle ortalıkta çok fazla söylenti dönüyordu, milli takım koçluğu pozisyonu boşalınca herhangi bir görüşmeniz oldu mu, bir teklif aldınız mı..
"yo yo bu çok şaşırtıcı oldu, tam benim seyahat amaçlı geldiğim zamanda Mehmet görevinden ayrıldı, ama bana herhangi bir teklif olmadı,görüşme falan yapmadık, tamamıyla tesadüfen böyle bir döneme denk geldim"
(Böyle söyledi ama belki de federasyon teklif götürdüğü isimler kabul etmezse farklı düşüncelere yönelip hazır o buradayken görüşme yapmaya yönelebilir, bu meseleler hiç belli olmaz)

-Peki koç yeni kurulan takımı nasıl değerlendiriyorsunuz, geçen seneye göre çok farklı,daha dengeli değil mi,ama çok yabancı ile rotasyon yapılıyor, Dinamoya kaybedilen maçtan sonra neler olabilir,eleştiriler oldu ama zamana mı ihtiyaçları var sizce?
"Dediğin gibi takımda değişim var, daha komple hücum-defans dengesini kuran oyuncular katıldı. Çok yabancı oyuncu ile kupada oynayıp,ligte oynatamıyorsun,bu da handikap oluyor. Takımın uyumu için zaman lazım,hem yeni katılan oyuncular için hem de Ze Roberto için. O da Dünya Şampiyonası yüzünden geç gelmek zorunda kaldı, tam olarak sistemini kurmaya biraz zaman gerek, sabırlı olmak lazım. Dinamo maçını izledim, çok fazla hata yapınca onlar bu fırsatları değerlendirdi, onların çok iyi oldukları bir gündü,hem de kadrolarını geçen seneye göre geliştirdiler, Costagrande muhteşem bir oyuncudur, sayılı lider özellikli winner isimlerden biri. Biz de Nati var,bugün oynayacağından işler çok farklı gelişebilir.
(Bu arada sahada ısınan Nati'yi işaret ediyor, Nati bizi farkedip, yerde ısınırken el sallayıp,öpücük yolluyor)
O maçta o kadar uzun ralliler oldu, bunların çoğunu karşı taraf alınca onların morali yükseldi,bugün evsahibi olarak rallilerin çoğunu bitiren taraf olursak kazanmaya yaklaşırız, zira bu atmosferde burada seyirci bu sayılarla iyice takımı ateşliyor."

-Yeni salonu nasıl buldunuz,beğendiniz mi,tam uluslararası standartlarda...
"elbette burada eksik olan böyle bir ortamdı,diğer salon büyük bir kulüp için biraz (nasıl niteleyeceğini tam kestiremedi) kötüydü, duvarlarda taraftar resimleri görmek yerine burada canlı canlı insanları görmek her zaman güzeldir. Elbette içini doldurmak lazım,önemli maçlarda finallerde dolacaktır ama basit maçlarda da en az iki üç bin kişi falan olunca burada atmosfer biraz daha sıcak olur. Bu şehirdeki insanlar İstanbul'da olmanın kıymetini bilmeleri lazım. Dünyada böyle güzel şehirde hem bayan hem erkeklerde üst düzey takımların toplandığı başka bir şehir daha bulamazsınız. Sadece Fenerbahçeliler açısından değil,bir voleybolsever için bu salon rüya gibi bir yerdir, dünyanın yıldızları burada oynuyor, eczacıbaşında vakıfbankta hatta galatasarayı da katarsak bir ligte zirveye oynayabilecek bu kadar çok takımın aynı şehirde aynı salonlarda oynaması ilginç, voleybolu sevenler için büyük bir fırsattır. Bir de bunun erkek takımlarını da düşünürsek, siz çok şanslısınız dostlarım..

-Evet koç haklısınız, bu kadar büyük oyuncuları burada izliyoruz.Diğer salonda oynarken oyuncularda hiç ufak salondan büyük salona geçtiklerinden dolayı bir adaptasyon sıkıntısı yaşanabiliyor muydu
"yok öyle olacağını düşünmüyorum, zira buradaki oyuncuların hepsi üst düzey liglerde turnuvalarda dünyanın çeşitli yerlerinde maçlar oynarlar, onlar için bu tip konular ufak detaylardır

-Anlıyorum oyuncular açısından değil ama bizim açımızdan bu salona uyum daha fazla problem oldu gibi. Çünkü biliyorsunuz diğer salonda az kişi olduğumuzda bile sahaya nasıl etki edebiliyorduk, şimdi bizim gibi taraftarları şu karşıda gördüğünüz üst kata sıkıştırıyorlar,sahaya da uzak kalıyoruz..
"(etrafı işaret ediyor)evet görüyorum şimdiden sahaya yakın en iyi yerler dolmuş durumda, seyirciler eğer her maç böyle buraları dolduracak kadar kalabalık olursa,sizin yaptıklarınızın da az bir parçasını yapsalar burada kaybetmek çok güç olur"

(Yanıma gelen arkadaşlara da bazı konuşmalarımızı tercüme ediyorum,sahada ısınan oyuncuları takip ediyoruz,Kasia'yı işaret ediyorum)
-Kasia Gamova'nın ardından transfer edildi,herkesin beklentileri farklı olunca son maçta bitiriciliğini göremeyince endişeler oldu,siz ne dersiniz, savunma yönünden güçlendiren bir transfer ama hücum...
"(burada parmağıyla bir yaparak) eeeh Gamova bu dünyada 1 tane, onun yerini doldurmak mümkün değil, çünkü onun gibi bir oyuncu daha yok, Rusya'ya dünya şampiyonluğunu en kritik yerlerde ağırlığını koyup kazandıracak kadar büyük bir oyuncu. Onun hücumdaki performansını başka bir oyuncudan beklememek gerekiyor, Kasia takımın dengeli profiline en uygun isimlerden biri, bir antrenörün isteyeceği herşeyden bir parça yapabilen komple oyunculardan. Zira arkada Nati-Sokolova-Nihan gibi defansı iyi oyuncularla geçen seneden farklı bir takım yapısı oluyor. Hücumda takım panik yapar,sıkışır atarsın Gamova'ya bitirirdi ama onun da defansında zaafları vardı.
Geçen sene çok büyük katkı aldık ama ev özlemi çok büyüktü, ülkesi dışına ilk defa çıkıp ailesinden sevdiklerinden uzak kalmaya daha fazla dayanamadı,bütün çabalara rağmen ayrıldı,büyük kayıptır ama bu bir takım oyunu, şu anki takım da o olmadan gayet güçlü.

-(Sokolova'yı işaret edip) Koç geçen sezon Sokolova'yı transfer etmek gibi bir planınız olmuş muydu,Nati veya Gamova'dan önce.. çünkü o da bahsettiğiniz komple oyunculardan ?
"(biraz düşündü) Geçen sezon başlamadan önceyi mi kastediyorsun, evet bir transfer planlaması yapıp Mehmet Ali Bey'le konuşmuştum, Sokolova'da bu listede vardı ama o dönem kendisi takımından ayrılmak istemedi,buraya gelmeye niyeti yoktu, demek bu sene ikna edilebildi ki geldi. Ama bir yandan da Nati ile de çalışmak istiyordum, o dönem bir tercih ikilemindeyken Nati ile görüşmelerimizi yoğunlaştırdık. Sonuçta o da kendi mevkisinde en değerli oyunculardan biriydi ve tam düşündüğüm role en çok uygun kişiydi. Çok özel bir oyuncu,açıkça söyleyim ki geçen sezon bana çok büyük yardımı oldu, sadece saha içinde değil,takım bütünleşmesinin uyumunun sağlanmasında, yıllarca takım kaptanlığı yapmış liderlik rolü ile takımı en zor anlarda ayakta tutuyordu, karakter olarak güçlü, zihinsel olarak çok güçlü, kritik anlarda sorumluluk alan, arkadaşlık ortamını geliştiren takımın annesi gibi biriydi, Gamova'nın bizimle taraftarla bu kadar sıcak ilişkisinde de rolü büyüktü. Bazen zor anlarımız oldu, kendisiyle dertleştik konuştuk, üzerimizdeki yükü azaltırdı,o bu sporda gelmiş en özel insanlardandır.

(Tabii o böyle Nati'yi anlatırken gözlerimiz gene sahada ısınan Nati'ye gidiyor, Nati gene farkedip bizi selamlıyor, sanki bizi telepatik dinliyor, koça dönüp taraftarla ilişkisininde çok iyi olduğunu onu çok sevdiğimizi söylüyorum)
Evet, onun gibisi yok, takımı kurarken belli bir kimyanın yakalanabilmesine dikkat etmiştik,hem takımla hem taraftarla ilişkisi olumlu transferlerimiz oldu. Sonuçta yabancı sınırlaması olduğundan istediğimiz gibi her oyuncuyu transfer edemezdik,yedek rolleri kabul etmeyebilirlerdi. Bu nedenle Alice gibi yardımcı rolü,zaman zaman kenarda bulunmayı kabullenecek bir oyuncuyla çalışabilmekte önemliydi, her zaman takıma pozitif enerji veriyordu, aynı şekilde Frauke güvendiğim kendisini çok iyi tanıdığım bir oyuncuydu, onların da kendilerine verilen rolü başaracaklarına inanıp bir takım kurduk, sonuçta herkes Gamova gibi bir silaha sahip olamazdı ama onu ortama adapte edip verimli kullanabilecek bir takım olmalıydık.

-Eski oyuncularınızla görüşebiliyor musunuz, Frauke ile Alice nasıllar acaba
"Yok sürekli görüşme fırsatımız olmuyor, herkes farklı ülkelere dağılınca takip etmek güç oluyor, zaman zaman mesajlaşmalarla iletişim oluyor"

-Fofao hakkında ne dersiniz, sizce bizim genç pasörümüz Naz'ın kendisini geliştirip o seviyelere gelmesine yardımcı olabilir mi böyle pasör transferleri?
"(eliyle parmak sayar gibi yapıyor) Bak oyun kurucu-setter (duraklıyor) bana göre dünyada 3 tane falan vardır, biri Kirilova artık yok, Lo Bianco ve Fofao. Bana şu anda oyun kurucu kimdir diye sorarsan Lo Bianco ile Fofao derim,aklıma başka birşey gelmez. Fofao'da artık 40 yaşına geldi,eskisine göre biraz daha düşüşe girecek doğal olarak. Buna rağmen Lo Bianco ve Fofao kelimenin tam anlamıyla oyun kurucudur, diğerleri ise (eliyle pasör taklidi yaparak) topu bir yerden bir yere diğerlerine aktaranlardır. Anladın mı, yani herkes Lo Bianco veya Fofao gibi bir beyine,oyun görüşüne,vizyona,en riskli anlarda paniklemeden doğru noktayı bulacak mantaliteye sahip olamaz. Fofao kondisyon olarak zayıflamıştır,blokta zaaafı vardır ama asla bu yeteneğinde kayıp olmaz, bu yüzden Ze Roberto ona güvenerek yanına çağırmış.
"Biliyorum biliyorum geçen sene nasıl benim Frauke'yi kullandığıma dair eleştiriler yapılıyordu, Türkçe anlamıyordum ama bu ortamlardaki eleştiriler kulağıma geliyordu." Şimdi Naz çok genç ama potansiyeli hayli yüksek bir oyuncu ama bu aşamada kulüp bu hedeflerin altına girmişken sadece bir kişinin omuzlarına yükleyemezsin. Özellikle pasör mevkisi çok kritikken, bu takım ligi,kupayı,şampiyonlar ligini,bu sezon kıtalararası kupayı da almayı hedefliyorken bu olmaz. Naz erken yaşta tecrübe kazanmaya başladı ama bana göre hala potansiyelinin altında, yeterli mental gelişmeyi gösteremedi. Sonuçta maça gelen seyirciler maçtan maça onu izliyorlar ama ben neredeyse 24 saat onlarla birlikte geçiriyordum. Fofao gibi bir oyuncudan birşeyler öğrenmek isteyecek dünyada binlerce oyuncu çıkar. Bu yüzden Naz'ın sabırlı olup sürekli gözlerini açık tutması lazım, Fofao'dan ne alabileceği biraz da ona bağlı, kendisi öğrenmeye çabalarsa olur. Bence belki de sekiz sene on sene sonra Naz'da onlar gibi Lo Bianco gibi bir oyuncu olabilir, ama önünde daha çok zaman var, zihinsel olarak olgunlaşacak, pas yeteneklerini geliştirecek, en stresli anlarda ne yapacağını takımı nasıl idare edeceğini tam tahmin edebilmek güç oluyor, bir an için harika performans daha sonra hatalar olabiliyor.
Dürüstçe söylemeliyim ki o zamanlarda Naz ilk tercihimdi kafamda ama Frauke'yi de iyi tanıyordum,ihtiyaç olduğu anda bütün kapasitesini sergileyebileceğini biliyordum. Gamova ile sezon başlarında Naz'ın paslarında bir uyumsuzluk olduğunu gördüm, ilerleyen zamanda antrenmanlarda ve maçlarda Frauke ile yüksek pas alışverişinde daha uyumlu olup sonuç almaya başlayınca fikrim değişti. Sonuçta bu Gamova yani, elinde onun gibi bir silah varsa ve başarıya gitmek için onu oyuna katmak gerekiyorsa nasıl bir karar verebilirdim ki.

-Yani Gamova size gelip böyle birşey söyledi mi, ben pas konusunda sıkıntılıyım, Frauke ile oynamak istiyorum gibi birşey dedi mi
"Yok kendisi böyle söylemedi ama takımla sürekli beraber olunca hal ve tavırlarından bunu böyle anladım. Bence açık konuşmak gerekirse Frauke o dönem daha iyiydi,gerektiği zamanlar da daha çok katkı aldık, hem düzgün karakteriyle takım içinde sevildi, hem geri plandayken de hep olumlu bir moddaydı, Gamova ile daha uyumlu olmasının yanında; sol el ikinci toplara hücumda çok etkiliydi, taktik servislerde başarılıydı, belli bir defans-blok çabasıda gösteriyordu. İlk başta dediğim gibi bazı oyun kurucular vardır,sayılıdır, bir de topu diğerlerine aktaranlar vardır. Bunlar farklı özellikleriyle ön plana çıkabilirler, Naz'ın da blokta büyük bir becerisi var, zaman ne gösterir bilmiyorum, söylediğin gibi büyük bir potansiyeli var ama kendisi sürekli Fofao'yu takip etmeli. .

-Tabii burada birazda milli takım hayranları onun sürekli oynamasını,ön planda olmasını istiyor ama Fenerbahçe'nin de hedefleri ...
"Evet biliyorum, zaten şu anda ülkenin en iyi genç yeteneklerinden biri olduğundan ilgi büyük ama daha sabırlı olunması gerekiyor,bütün sorumlulukları ona bırakıp, altından kalkamazsa onun için daha zor olur ama burada insanlar voleybola çok farklı bakıyor, çok büyük baskı yaratıyorlar . Ben de oyunculuğum döneminde ilk başlarda neredeyse dört yıl önümdeki as oyuncunun yedeğiydim, o dönemde Belçika'nın en büyük oyuncularından biriydi. Sürekli maçta antrenmanda heryerde onu izlerdim (gözlerini elleriyle faltaşı gibi açıyor) ondan birşeyler öğrenmek için gözlerim hep açık olurdu, hep onunla özel çalışırdım, sabırla arkasında dört yıl bekleyip en sonunda fırsat gelince kendimi gösterebilmiştim"

-Aynı sıkıntılar şimdi erkek takımında Arslan'ın üzerinde de var..
"aynen, hem Demeter'in hem de Arslan'ın işi çok zor. O takımı idare etmek için bir sürü top lazım. Takımda Marshall'a mı İvan'a mı yoksa Coskovic'e yada ortaya mı oynatacaksın, birkaç maçlarını izledim, ona atsan diğeri de top istiyor, istediği gibi pas gelmeyince moraller bozuluyor. Arslan iyi çocuk ama o da saha içinde mental olarak dengesiz, şimdi bu bayan takımındaki Nati gibi Çiğdem yada Sokolova gibi bir lider,birleştirici karakter olmazsa takım uyumu çok zor. Çok ta güçlü bir kadro ama öyle zor oyunculardan kurulu ki Demeter'in nasıl sıkıntı çektiğini biliyorum"

(Bu arada tam benim dilime gelmişken Jan'ın solunda oturan renktaş,taraftar forumlarında erkek takımına koçluk yapabilir mi acaba gibi yazanlar oluyor diye soruyor bende ekliyorum)
-Siz kariyerinizde erkek takımlarında koçluk yapmış mıydınız
"Oo bu çok zor bir görev yani bu seviyedeki Şampiyonlar liginde oynayan erkek takımını alıp idare etmek gerçekten kolay değildir. (sonra uzun uzun kariyerindeki aşamaları anlatıyor)
Evet erkek takımlarında çalışarak başladım zaten,Belçika'da oyunculuk dönemim bittikten sonra takımımda yardımcı antrenör olarak görev aldım,ama uzun yıllar ikinci-üçüncü yardımcı rollerden öteye geçme fırsatı olmadı, orada erkek voleybolu o yıllarda çok popülerdi ve çok güçlü isimler görev alıyordu. Onlardan bir çok şey öğrendim ama erkeklerle çalışmanın zorlukları daha farklı. En sonunda Belçika'da bayan voleybolu üzerine kariyer yapmanın daha müsait olduğunu düşünerek oraya geçiş yaptım. Gerçektende o dönem için genç parlak bir jenerasyon yakalayıp, onlarla başarılı oluverdik. Hatta Bursa'da bir final four organizasyonuna katıldık ama bu şampiyonlar ligi değildi, ikinci kupaydı. O dönemlerde kadınların düşünce yapısını kavramak ilk başta çok zor geldi, erkeklerden çok daha farklı karmaşık bir yapıları var. İlk zamanlarda onların psikolojik problemlerini çözmek için uğraşmakta güçlük çekiyordum, gerçekten ne istediklerini anlamak çok zaman aldı. Zamanla onları mental olarak nelerin bütünleştirdiğini güçlendirdiğini kavramaya başlayınca başarılı olmaya başladık. Sonra bu çalışmalarım Tenerife'nin meşhur başkanının dikkatini çekti,
(rahmetli olan efsane başkanlarının ardından takım finansal krize girmişti)
bir sürü tesadüfler birbirini takip edip en sonunda kendimi burada İstanbul'da buldum. (gülerek) sonrasını biliyorsunuz

-Yani herhangi bir erkek takımını çalıştırma teklifi alsanız nasıl olur
"Anlattığım gibi erkek takımlarıyla çalışmak çok daha farklı psikoloji, hele ki üst düzey takımlarda ego çatışmaları oluyorsa, sorumluluklar paylaşılmıyorsa bunları idare etmek çok daha güçtür. Kadınlarda böyle değil,onların ruhsal yapıları ile takım uyumunu sağlayabilince hepsi duygusal bir şekilde coşkuyla oynayabiliyor, erkeklerin moral motivasyon dengelerini korumak başka bir çaba gerektirir.

(Biz böyle sohbete dalmışken takımlar ısınmaları bitirip, takım anonsları için toplanmıştı, alkışlar yükselince, biz koça sonra görüşmek üzere diyerek tribüne geçiverdik)

Dip Not ; 
 Bu kayıt cihazıyla falan yapılmış bir röportaj değildir. Jan de Brandt ile spontane gelişen sohbet içinden aklımda kalanları derleyerek hazırladığım bir yazıdır. Aklıma gelen başka birşeyler olursa daha sonra düzeltme ile eklerim.

22 Haziran 2010 Salı

Mehmet Ali Aydınlar'dan Jan de Brandt'a Veda Jesti !!!!

Acıbadem Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Aydınlar, Fenerbahçe Acıbadem Bayan Voleybol Takımı'nın geçen sezon antrenörlüğünü yapan Jan de Brandt’a bir veda yemeği verdi.

Fenerbahçe Spor Kulübü Faruk Ilgaz Tesisleri’nde gerçekleşen yemeğe Mehmet Ali Aydınlar ve Jan de Brandt’ın yanı sıra Fenerbahçe Yüzme Şubesi Kaptanı Emin Gökalp Baş, Fenerbahçe Acıbadem Menajeri Violeta Duca ve Fenerbahçe Acıbadem Takım Kaptanı Çiğdem Can Rasna da katıldı.

Sıcak bir ortamda geçen yemekte Mehmet Ali Aydınlar geçen sezon Fenerbahçe Acıbadem’e yaşattığı başarılardan ve sağladığı katkılardan dolayı Jan de Brandt’a bir plaket takdim ederken; Takım Kaptanı Çiğdem Can Rasna da takım adına bir çiçek verdi. Antrenör Jan de Brandt ise Mehmet Ali Aydınlar’a özel bir hediye sundu. Acıbadem Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Aydınlar, Jan de Brandt’a her şey için teşekkür ederken; Brandt geçtiğimiz sezon güzel başarılar elde ettiklerini söyledi. Çiğdem Can Rasna ise Jan de Brant ile güzel anlar geçirdiklerini ifade etti.

*****************************************************************************
 Görmek istediğimiz bu işte.
Artık bu gelenek Fenerbahçe'de yerleşmeli.Yakışmıyor Fenerbahçe'ye vefasızlık ve medeni ,şık olmayan ayrılıklar.M.Ali Aydınlar'a geçte olsa bu jesti için teşekkürler.
 ''Güzel Adam'' Jan'a da yaşattığı her şey için bir kez daha teşekkürler.Yolu açık olsun.
Umarım yollarımız ileride yine kesişir.

7 Haziran 2010 Pazartesi

Jan de Brandt´tan mesaj var....

Sevgili renktaşlar.
Jan de Brandt hocamıza facebook´tan ulaştım.
Forumdaki ve genel olarak taraftarlar arasındaki güzel duyguları paylaştım. Gelecek hayatında başarılar diledim. Fenerbahçe taraftarının onu unutmayacağını belirttim. Taraftarlara bir veda mesajının olup olmadığını sordum. O da şu mesajı gönderdi. Sizinle paylaşıyorum...

Özgür


I honestly dare to say that i leave Fenerbahçe with pain in my heart. I had a very nice time here and i hope to come back one day.
I thank in first instance Mr. Aydenlar. who gave me the oppurtunity to work here.
I thank all the players that i worked with...they did it wonderfull !
I thank all my staff who did a very great job.
And last but not least i want to thank all Fenerbahçe fans. Always ‚ home or away ‚ we played homegames. It was a great feeling for me to feel always your love and support. One slogan i will remember forever ´ aşkiniz bizlere yeter ´ ´ your love is enough for us ´. İt touched me in my heart.
I hope that also next season you will see great games ‚ i am sure of that ‚ and that we can win the european cup !
I wish you all the best and i repeat it was a pleasure to work here!

Thank you for all.

My best regards ‚

Jan


Türkçesi:
Dürüstçe söylemek gerekirse‚ Fenerbahçeyi kalbimdeki acıyla terk ediyorum. Burada çok güzel vakit geçirdim ve bir gün geri dönmeyi umut ediyorum.
İlk olarak burada çalışma fırsatı verdiği için Mr. Aydınlara teşekkür etmek istiyorum.
Birlikte çalıştığım bütün oyunculara da teşekkür ediyorum. Çok iyi performans gösterdiler!
Çok iyi iş çıkaran teknik kadroya da teşekkür ediyorum.
Son olarak ve en önemlisi‚ bütün Fenerbahçe taraftarına teşekkür ediyorum. Deplasmanlarda bile kendi sahamızda gibi oynadık. Sizin sevginizi ve desteğinizi sürekli hissetmek çok güzel bir duyguydu. Her zaman hatırlayacağım tezahüratınız Aşkınız bize yeter olacaktır. Beni derinden etkiledi.
Gelecek sene çok iyi maçlar izleyeceğinizi umut ediyorum. Ve eminim ki Avrupa Kupasını kazanacağız!
Siz her şeyin en iyisine layıksınız ve tekrar ediyorum‚ burada çalışmak benim için büyük keyifti!

Her şey için teşekkürler.

En iyi dileklerimle.

Jan

Brandt´ın ardından birkaç söz...

Brandt´ın ayrılışı için birkaç şey yazmak istiyorum.
Kuru bir güle güleyle olmaz...

Brandt´ın en çok eleştirildiği dönemlerde bile onu savunan biri olarak
tabii ki gitmesine üzüldüm.

3-4 kez maç ertesi karşılaşma fırsatımız oldu.
Son derece mütevazi ve cana yakın bir insan.
Eeee‚ ne olacak diyebilirsiniz. Ama mesele bu.

Şimdi bir şey söyleyeceğim‚ kimi arkadaşların çok hoşuna gitmeyecek.
Ama düşüncemdir‚ söyleme özgürlüğüm var.
Bunu amatör olarak 4-5 yıl voleybol oynamış biri olarak söylüyorum.
Ve tabii ki son 2-3 yıldır neredeyse profesyonelce voleybol izleyen biri olarak...
Tabii bu dediklerimin doğru olduğu anlamına gelmez.
Kendi yorumum ve tamamen öznel tabii ki...

I. Takım sporları içinde koçun etkisinin en az olduğu spor dalı voleyboldur.
Hatta daha da ileri gideceğim‚ özellikle bayan voleybolda koçun asli görevi
- takım içi dengeleri kollamak‚
- yıldızların egosunu tatmin etmek ama aynı zamanda kontrol altında tutmak
- genç yeteneklere fırsat vermek özgüven aşılamak
- hata yapan oyuncuyu oyun ve takım içinde tutmak
- takım içi gruplaşmalara izin vermemek
vs.dir...

Yani aslında biraz menajerlik de yapmak zorundadır koç.
İşin teknik taktik yönü basketbol ve futbolda olduğu kadar yoktur.

Voleybolda esas olan takım olmaktır. Çünkü her oyun ("rally") ortalama 15-20 saniye sürer.
Takım olarak reflekslerini çok güçlü olmalı‚ her hücum setini adeta bir refleks gibi
düşünmeden otomatiğe bağlayarak oynayabilmelisiniz.
Takımın her oyuncusunu birbirini ezberlemeli.

Rakibi çok iyi analiz etmeli‚ rakibin zayıf noktaları üzerine gitmelisiniz.
Aynı zamanda rakibin nerelerden nasıl hücum edeceğini tahmin etmelisiniz.
Koçun maç içinde asli görevi de budur zaten.
Indesit maçlarını laola´dan izleyenlere tavsiyem molalarda koçların konuşmaları
net olarak duyulur‚ bir dinleyin derim...

Mesela dersiniz ki Gioli gile önünde. Blok dikkat etsin‚ pasör ona açacak‚ vurduğunda da genelde paralele indirir‚
libero sen dikkatli ve hazır ol.
Atakta da mesela Oksana´nın bloğu düşüktür orada hücum edelim‚ arka alanda Godina var‚
kaçırmayın bu fırsatı onun üzerine vurun. Çıkaramaz...

Falan filan

Şimdi antrenörleri aşağıladığım düşünülmesin.
Kesinlikle.
Voleybol aslında çok da karmaşık bir spor dalıdır.
Ama birkaç yılınızı verdiğiniz mi çözmesi de kolaydır.
Ve aynı bilgi seviyesindeki antrenörler arasındaki farkı bence üç şey belirler:
1. Çalışkanlıkları. Yani rakipleri çok iyi tanımaları. Rakiplerin maçlarını izlemeleri‚ iyi analiz etmeleri. Dünya liglerini takip etmeleri...
2. İnsan ilişkileri. Yukarıda bahsettiğim meselelerde oyuncular üzerinde tatlı-sert bir otorite kurabilmeleri
3. Zeka. Oyun içinde rakibin taktiklerini görebilmeleri‚ rakibin zayıf noktalarını iyi tespit etmeleri‚ o zayıf noktanın üstüne gitmeleri‚ kendi takımının zayıflıklarını tespit edip onları örtmeleri‚ kendi güçlü oldukları yönlerin daha da çok üstüne gitmeleri. Gerekli oyuncu değişikliklerini yapmaları vs...

Şimdi bu konularda açıkçası ben Brandt ile Jose Roberto arasında öyle aman aman bir fark olduğunu sanmıyorum.
Tamam Jose Roberto tartışmasız en iyi antrenörlerden birisi.
Ama bu iki koç arasındaki fark mesela Mourinho ile Daum arasındaki fark kadar açık değildir.
Çünkü baştan beri belirttiğim gibi koçun voleybolda oyuna etkisi bir yere kadardır.


II. Brandt başarılı mıydı?
Peki Brandt‚ ne yaptı 2 yılda?
Şimdi kolaya kaçıp şunu söyleyebiliriz‚ bu seneki takımda bu başarılar normaldi.
Hayır. Bu kadar değil.
Çünkü Brandt´ı bu seneyle değil geçen seneyle değerlendirin.
4. sıradaki bir takımı‚ kendisinden çok daha güçlü takımların arasından sıyırıp
şampiyon yapmadı mı Brandt Hoca...
Üstelik bu ilk şampiyonluktu ve bir kabuğun kırılmasını sağladı.
Mehmet Ali Aydınlar´ın voleybola daha çok yatırım yapması için cesaret verdi.
Yani şu son iki yıldakı yatırımda tabii ki aslan payı Aydınlar´da ama Brandt´ın katkısını da unutmayalım.

Ne yaptı Brandt Hoca... (ilk şampiyon olduğumuz seneyi anlatıyorum)
1. Her oyuncunun performansını artırdı. Özellikle Seda ve Eda çok geliştirdiler kendilerini.
2. Rakiplerine göre daha zayıf bir kadroya sahip olmasına karşın oyuncularını çok dengeli bir şekilde kullandı.
hepsinden verim almasını bildi.
3. Genç oyunculara cesaret verdi. Merve´ye final maçında rakip 23. sayıdayken servis attırmasını hiç unutmayacağım.
4. Takım içinde uyum sağladı. Devre arasında birbirine girecek duruma gelmiş oyuncular arasında güzel ve sıcak bir ortam yaratmayı başardı.
5. Takım savunmasını geliştirdi. Özellikle blokları iyi yerleştirdi. Arka alan savunmasında takımı ilerletti.
6. Oyuncuların tümünün servislerinde gelişme sağlandı. Özellikle servislerin gideceği yerler çok iyi tesit edildi her pozisyonda.

Şimdi geçmişi niye hatırlatmak zorunda kaldım?
Bu sene Brandt çok eleştirildi. Dendi ki Naz´a süre vermiyor.
Ben bunu hiç anlayamadım. Şimdi insaf. Hangi takımın kadrosunda 3 pasör bulunur arkadaşlar.
Alın Wikipedia´da bütün kalburüstü takımların kadroları var.
Hepsine bakın. 3 pasör birden bulunduran takım var mı?
Brandt ne yaptı Merve´yi 3. pasör olarak tuttu takımda.
Bir tek servis attırdı diye eleştirenler var.
Ama başka bir koç olsa yedekte bile tutmazdı Merve´yi. Bunu söylemek istiyorum.
Yani a takımıyla antremana bile sokmazdı.
Genç takımında oynatırdı o kadar.
Şimdi Merve´ye bunu yapan bir hoca Naz´ı niye kenarda çürütmek istesin?
Üstelik Naz bu sene takıma nasıl geldi?
Ne kadar bonservis ödendi biliyor musunuz?
Söylentiler 1 milyon dolar ödendiği yönünde.
bu Acıbadem´in geçen seneki toplam bütçenin 5´te biridir arkadaşlar.
tekrar ediyorum 1 milyon dolar.
bu rakam Skowronska+Fürst+Sokolova transferlerinin toplam bedelidir neredeyse...

Ve Aydınlar‚ geçen sene takımın nasıl kurulduğunu anlattı.
Ne dedi‚ Brandt her mevkide en çok istediği 5 oyuncuyu istedi. Biz de hepsini aldık.
Pasörde birinci sırada Naz vardı dedi...

Sene boyunca Naz´ı neden oynatmadı diye buralarda çok sorgulandı.
ben de hep hocanın bir bildiği vardır dedim.
Ama sonuç olarakk sene sonunda Naz çürümüş mü?
Elinizi vicdanınıza koyun.
Çin´deki turnuvada Naz´ı izlediniz mi?
Final serisinde ilk maçı nasıl döndürdüğünü hatırlıyorsunuz değil mi?
Bu mudur çürüme.
Brandt´ın çürüttüğünü iddia ettiğiniz Naz‚ sene sonunda en iyi pasör ödülünü almadı mı?
Demek ki Naz kendini diri tutmayı başarmış.
Ama bunda Brandt´ın da çok önemli bir payının olduğunu teslim etmek lazım.


III. Brandt´ın koyduğu başarı çıtası: 50 maçta 48 galibiyet

Peki Brandt´ın karnesinde ne var?
Yazıyorum...
Kendi kurmadığı bir takımla ve kendisinden daha güçlü takımların olduğu bir ligde
ŞAMPİYONLUK (Üstelik bu koçu olduğu takımın ilk şampiyonluğuydu)
CEV Cup´ta 3.lük.

Bu sene
Türkiye´de 3 kupa birden
Avrupa´da finalde 3-2 kaybedilen maç sonrası (ki o son set de 6 sayı farkla kaybedildi)
kazanılan AVRUPA İKİNCİLİĞİ (Üstelik bu koçu olduğu takımın bütün branşlarında yakalanan en büyük başarı)

Öyleyse bu seneki takım ve koç için başarı çıtası budur.
Takım en fazla iki maç kaybetmeli‚ Indesit´te final oynamakla kalmayıp finali de kazanmalı
ve Türkiye´deki bütün kupaları da almalıdır.

Açıkçası bu çıtayı geçebilecek çok çok az hoca var dünyada.
Ve böyle bir çıtayı geçmesini istenmesini kabullenebilecek de çok az kişi var.
Biri de Jose Roberto tabii ki.
Yeni hocamız kendisine güveniyor ki kabul ediyor..

Ancak....

Bu sene Roberto iyi ki geldi diyenlere
sene sonunda şu çıta geçilemediyse‚ bir şeyleri hatırlatmak da hakkımız olmalı diye düşünüyorum.
Bu bir...

İkincisi geçen seneki takımın bu senekine göre çok daha fazla zaafa sahip‚ çok daha dengesiz‚
savunma yapabilme açısından çok daha sınırlı bir takım olduğunu da hatırlatmak isterim.


IV. Brandt´ın görevine neden son verildi?
Evet‚ neden?
Benim birkaç gözlemim var.
Sene başında hedef Dörtlü Final oynamak olarak konuldu.
Ancak takım o kadar büyük bir sinerji yarattı‚ öyle domine etti ki hem Avrupa´yı hem de Türkiye´yi‚
hedef bir anda büyüdü ve Indesit şampiyonluğuna dönüştü.
Ancak buna göre bir hazırlık yoktu sene başında.
Zaten ilk senede Indesit´te şampiyon olmak gibi bir hedef koymak biraz anlamsız olurdu.
Ancak rakiplerimiz iyi durumda değildi.
Rusya takımları düşüşteydi.
İtalyanlarda da bu sene asıl yatırım yapmış Jesi‚ Cortese gibi takımlar değil de Novara gibi düşüşteki
takımlar Indesit´teydi.
Bergamo da sene boyunca sakatlıklarla uğraştı‚ Bianco´suz falan oynadı.
Tabii haliyle Fenerbahçe Avrupa arenasında uzun bir süre tek başına tek güçlü ekip olarak kaldı.
Bunlar hep camiada hedefin büyütülmesine neden oldu.
Tabii kulübümüzdeki "Avrupa´da kupa alma hayali ve beklentisi" de bence takımın üstüne ayrı bir yük olarak bindi.
Bu Brandt´ın planlarını bence altüst etti.
Önceki sene Merve´yi bile oynatan Brandt‚ bir anda ilk altı seçiminde son derece tutucu davranmaya başladı.
Beylikdüzü maçlarında bile aynı altı oyuncuyu bir arada görmeye başladık...
Bu Brandt´ın tarzı değil. Aydınlar´ın da bu tür bir yönlendirme yaptığını sanmıyorum.
Ayrıca tam da rotasyona girilmesi gereken bir dönemde önce İpek sonra da Blom sakatlandı.
Ve Rüya Takım bir anda yedeksiz kaldı...
Brandt rotasyona girecekti de kimi oynatacaktı?
Çiğdem´in yerine kimi sokacaktı?
Bençe sezon sonu biraz sene başında planlanandan farklı şekilde yaşandı.
Ama bu dönemde çok çok az hata yapıldı.
Ve en az hasarla atlatıldı bu dönem...
Bu bile bence Brandt´ın başarısıdır.

Ayrıca takım savunması aksamadı mı bu sene? Aksadı...
Peki bu Brandt´tan mı kaynaklanıyordu?
Çok sanmıyorum. Çünkü bir önceki sene takım iyi defan yapıyordu zaten.
Bir şeyler değişti geçen sene boyunca...
Bunu tam olarak çözemiyorum‚ ama savunma sorunumuz Brandt´tan kaynaklanmıyordu...

Ancak Brandt´ın gelecek sene daha da artan yıldız oyuncuları kontrol edemeyeceği söyleniyor.
Ben öyle düşünmüyorum.
Şu anki takıma manşet aldırmak‚ blok yaptırmak‚ savunmaya yerleştirmek
geçen senekine göre çok daha kolay...
Ayrıca Brandt‚ bence sanıldığı gibi yıldızları kontrol edemeyecek bir hoca değil.
Bunu yapmak için tek yöntem kariyer konuşturmak değildir.
İnsan ilişkileri de önemlidir ve Brandt takım içinde huzursuzluk yaşanmasını engelleyecek bir hoca bence.

Ancak karar alınmış. Yapacak bir şey yok.
Fakat tekrar ediyorum. Jose Roberto´nun işi çok zor.
Çünkü bu takım daha az yıldızla geçen sene zaten çok başarılıydı.
50 maçta sadece 2 maç‚ onlar da 3-2 kaybedildi.
Bu çıtayı geçmek çok zor.
Ama yeni hocamız da iyi‚ transferler de yerinde...

Ben yine keyifle izlenecek bir takım yaratıldığını düşünüyorum.
Ama Brandt hakkında şu yazdıklarım da unutulmamalı.


V. Brandt´ın gidişine üzüldüm ama yine de Jose Roberto´yu destekleyeceğim
Ben biraz garip bir taraftarım...
Yani istemediğim bir değişiklik de yapılsa‚
oyuncular o çubukluyu üstüne geçirdi mi
o takımı ne olursa olsun sonuna kadar destekliyorum.
Bunu Aydın Örs gönderildiğinde de hissettim.
İçim yanıyordu ama sahada sonuçta Çubuklu vardı.
Tanjevic´i en kötü dönemlerde Basketbol forumunda nasıl desteklediğimi
bilenler bilir.
Yani düşündüğümü söylemekten de çekinmem...

O dönemlerde Tanjevic´i savunmuş biri olarak
Bu dönemde Jose Roberto´yu tabii ki destekleyeceğim.
Başarılı olmasını isteyeceğim.
Keyke Brandt´ın çıtasını geçse.
Takım 50´de 50 yapsa.
Daha güzel voleybol izlesek.

Şöyle düşünmem‚ yahu ben neler yazmıştım ama hiçbiri çıkmadı.
Hayır... Fikirlerimde hiç de inatçı değilim.
Çünkü biliyorum ki ben sadece bir taraftarım.
Voleybolun teknik-taktik işlerini benden daha iyi bilen bu işin profesyonelleri var...
Jose Roberto tabii ki onların başında geliyor.
Ve tabii ki zamanını‚ heyecanını ve parasını bu işe yatıran Mehmet Ali Aydınlar...

Ne yalan söyleyeyim‚ BrandT´ın hakkının yendiğini düşünüyorum.
Geçen hafta hocamız hala Brandt diyen Mehmet Ali Aydınlar´ın
daha sonra transferleri Jose Roberto´yla birlikte yaptıklarını söylemesi de çok hoşuma gitmedi.
Ama hiç önemi yok. Mehmet Ali Aydınlar´ın kredisi çok çok çok fazla...
Bir bildiği vardır deyip‚ hiç kafama takmıyorum.
Şu forumda en son eleştirilecek insan Aydınlar´dır bence...
Susuyorum...

Dediğim gibi... Taraftar yine de takımın arkasında durmalı.
Takım iskeleti hala sağlam duruyor.
Üstüne eklemeler yapıldı o kadar.
Ama sonuçta koç değişti.
Belki yeni bir pasör de gelecek.
Yani geçen seneki oturmuş takım ve sistem biraz değişecek.
Bu arada birtakım kazalar olabilir‚ sürpriz yenilgilerle bile karşılaşabiliriz.
Ancak takımın sezon boyunca çok iyi form tutacağını ve keyifli voleybol izleteceğini düşünüyorum.
Bu yüzden olası kazalarda "Brandt keşke kalsaydı" homurdanmalarıyla kendi keyfimizi kaçırmayalım.
Geçen seneki Rüya Takımdı. Peki bu seneki? onlar da şüphesiz Rüya Takımı...
Aydınlar´a biz yine de teşekkür edelim ve şu güzel takımın keyfini çıkarmaya bakalım...

Özgür

6 Haziran 2010 Pazar

Her Şey İçin TEŞEKKÜRLER Güzel İnsan Jan De Brandt !!!!!



Çok üzgün olduğumu belirtmeliyim.Bir kere bile yüz yüze görüşmedik ama sanki yıllardır 
her gün görüştüğüm bir yakınım gibiydi.Çok efendi,saygılı,sempatik,mütevazi kısacası
adam gibi adam bir güzel adamdı.Önce buradan başladım ki insanlığını daha çok önemsiyorum.
Sezon boyunca ''Salondan İzlenimlerini '' yazan Kerem Kardeşim son maçtan izlenimlerinin bir bölümünde  şunları yazmıştı ;
Hep beraber o tarafa doğru yöneldik, koç ve kupa ile resim çektirelim isteyenler oldu, selam koç tebrikler diye yaklaşmamızla beni görünce parmağıyla bir dakika diye işaret yaptı. Koç arkadaşlarla resim için poz verebilir misin diyecektim ki, Kerem senin için bir hediyem var demesiyle şaşırdım. Etrafta bakınıyordum, belki gene çıkışta karşılaşırız diyordum ki burada gördüğüm iyi oldu dedi, gel benimle sana özel birşey vermek istiyorum diye beraber gene geldiğimiz yöndeki kapının oraya reklam panoları arkasına doğru,çantasının olduğu yere gidiverdik. Şimdiye kadar resim çektirmekten başka hiç birşey istememişken, çok saygı duyduğum birinden özel bir hediye almak oldukça gurur vericiydi. O çantasını açarken , koç hediye vermenize hiç gerek yoktu, biz sizleri desteklerken kazandığınız kupalar en güzel hediyelerdi diyordum ama yok dedi,bunu bir şampiyonluk günü hatırası olarak vermek istiyordum,çantama koymuştum diye bir tshirt çıkartıverdi. Teknik ekibin giydiği önünde Acıbadem logolu,yakalı lacivert trikolardan biriydi ki, böyle Fenerbahçe Acıbadem logolu bir tshirt falan satılmıyor mu diye hep Feneriumlara sezon içinde soruyordum, gerçekten çok hoş bir jestti, çok teşekkürler koç diye sarılıverdim. Sezon boyu bizi desteklediniz, maçlarda maç çıkışlarında oyuncularıma hep moral verdiniz, bizim kadar yoruldunuz onun için böyle bir hatıra ile sezonu kapatmanı istedim Kerem dedi. Çok teşekkürler koç, sizinle oyuncularla Fenerbahçeli olmanın gururunu yaşadık, size çok güveniyoruz, gelecek sene de kadroyu en iyi şekilde kuracağınıza inanıyorum, görüşmek üzere diye vedalaştık.
Bu anektot bile nasıl mütevazi ve vefakar bir kişilik olduğunu gösteriyor.
Oyuncularla iletişimi de herkesin gördüğü (bir kısım zevatın görmek istemediği) kadar
iyiydi.Ama gören gözler için tabii.

http://www.youtube.com/watch?v=EldfVcIU5dI



Jan teknik olarakta başarılıydı.Mutlaka her icraat yapan insan gibi eleştirilecek yönleri oldu
ama karnesine baktığımızda orada şunlar yazıyor ;
* 1,5 senede 6 Kupa 
*1 Avrupa 2.liği (2009-2010 İCL 2.liği) (*3-2 ve 6 sayı fark ile)
*1 Avrupa 3.lüğü (2008-2009 Cev Cup 3.lüğü)
2 Türkiye Ligi Şampiyonluğu (Biri sezon ortasında kendi kurmadığı ve transfer yapma imkanı olmadığı takımı alıp Telekom gibi rekor para harcayan takım,Eczacı ve Vgs gibi 2 vampir müessese'yi geçerek kimsenin beklemediği şampiyonluk,diğeri ise namağlup Şampiyonluk)
* 1 Süper Kupa
* 1 Teledünya Türkiye Kupası
Son senesinde 50 maçta 48 galibiyet,2 mağlubiyet (2'si de 3-2) 
Namağlup lig Şampiyonluğu,kıl payı Avrupa 2.liği toplam 4 kupa.
Böyle bir hoca yetersiz görülerek devam edilmiyor.
Diğer başlıkta yazdığım gibi buna saygı duyuyorum.M.Ali Bey'in tercihidir.
Ama ayrılığın şık olmadığı kesindir.M.Ali Bey orada da yazdığım gibi biraz ayıp etmiş,güvenimi sarsmıştır.
''Hocamız Jan'',''Gelecek Hafta görüşeceğiz'' ,''Transferler ,sezon
bitmeden görüştüğümüz üzere verdiği rapora göre yapılıyor'' gibi şimdi gerçek olmadığı 
açığa çıkan açıklamalarda bulunmamak gerekirdi.Ze Roberto işi bile önceden belliymiş ki,
Fürst,Skowronska transferlerinde katkısı olmuş.''Biz bu görüşmeleri uzun zamandır 
yapıyoruz dedi M.Ali Aydınlar ''
Daha iyisi ile çalışmak (kendilerine göre) elbette hakları ama dediğim gibi Jan'ın yükselttiği çıta orada. Ne yazıyor ; 
Daha dar ve bu kadroya göre daha zayıf bir kadro ile ;
50 maçta 48 galibiyet.Ligte namağup Şampiyonluk. 
3 kupa.İCL'de 6 sayı fark , 3-2 ile  2.lik.
Bunu aşmak zorunda Ze Roberto şimdi.
Yeni kurulan bol yabancılı yıldız kadroyu yönetmek için yetersiz kalır,onlar kadar kariyerli bir hoca lazımdı,çok para istediği için olmadı,yok anlayış ve kültür farklılıkları vardı.
Bunlar hep bahaneler ve hç birine katılmıyorum.
Jan ,facebook'tan kendisine soru soran taraftarlara '' Bana hiç bir teklif yapılmadı,sezon bittiğinden beri bekliyorum'' diye cevap vermiştir.
M.Ali Aydınlar'da hocamız Jan de Brandt.Gelecek hafta kendisi ile görüşeceğiz dedi
ama bugünde bunu tekzip eden biz uzun zamandır kendisi ile görüşüyorduk
demiştir Ze Roberto için.
  Jan'ın gidişi üzücü,M.Ali Bey'in izlediği yol ve tavrı üzücü ama bugün basın toplantısında
Aylin hanımın konuşması ise son derece çirkin,yakışıksız ve oldukça vefasız bir tavırdır.
 2 dakikada harcadı 1,5 senede 6 kupa ve bize zaferler yaşatan hocayı ve hemen yeni hocaya
yalakalığa başladı.Kendine yakışanı yaptı Aylin hanım.(Hanım demek bile zul geliyor ya)
 Sırf Naz'ı oynatmıyor diye kin güttü Jan'a.Sezon boyunca Frauke'yi yerin dibine soktu ve
taraftarın önüne attı.Tıpkı Divis'e yaptığı gibi.Böyle bir zihniyet bu takım için çok zararlı.
 Onun zihniyetindeki bazı elemanlarda İCL Final maçı öncesi haftada,ligte final serisi
oynanırken bile eften püften argümanlarla Jan'a saldırdılar. Uçurmuyormuş takımı mesela.
  Neyse artık rahatlamışlardır artık.Görüyoruz sevinç tezahürlerini de.
Bir teşekkürü bile hala çok görüyorlar.
  Şunu hiç anlamadılar ve görmek istemediler.M.Ali Aydınlar İCL Şampiyonluğuna
kafayı taktığı ve hedeflediği için bu sezon ciddi transferler yaptı,hocanın listesine göre
dedi gerçi ama ben Jan'ın Gamova yerine Sokolova'yı istediğini biliyorum.
Jan kesinlikle böyle bozuk kimyalı bir takım kurmazdı.Ona rağmen yıldız isimlerin
performansı ve Jan'ın onları kaynaştırması ile başarılı olduk.
Gamova gelince Seda mecburen 4 numaraya kaymak zorunda kaldı. 
Manşet almaya alışması zaman alacaktı.Pasör olarakta M.Ali Aydınlar Naz'ı aldı.
İCL Şampiyonluğu hedefi baskısını kaldırabilecek durumda görmediği için tanıdığı
ve güvendiği Frauke'yi aldırdı Jan.Vatandaşını kayırdı ,kıyak yaptığı gibi komik
yorumları da gördük.Şimdi Ze Roberto Fofao'yu getirdiğinde aynısı söylenecekmi ?
Ha Frauke ile Fofao'nun kariyeri bir mi derler.Değil tabii ama önemli olan hocanın
güvendiği ve verim alabildiği oyuncu olması.Nitekim de Frauke her türlü acımasız
eleştiri ve kara propagadaya rağmen takımı iyi oynattı.Tablo ortada.
 M.Ali Bey final ve gidişattan sonra namağlupluk istiyor.Böyle bir baskı var.
Jan da o yüzden Seda'yı manşette zaman zaman Songül ile değiştirdi.
Nihan'a geniş alanda manşet aldırdı falan filan.O yüzden Seda fazla gelişemedi.
  Bu Şampiyonluk  ve namağlupluk baskısı yüzünden Jan geçen yıl Merve'yi bile
en zor anlarda oynattığ rotasyonu bu sezon yapamadı,İCL F4'üne 2-3 maç kala
zayıf rakipler ve sıkışık programa rağmen as kadro ile fazla değişiklik yapmadan
oynattı.Bunu rotasyon yapmıyor,yerli oyuncular gelişmedi,Naz oynamadı,Seda böyle
oldu gibi bir sürü eleştiriler yapıldı.
 Şampiyonluk ve namağlupluk baskısı yüzünden Jan mecburen böyle oynattı.
Bunu görmek istemediler.
 Bu sezon göreceği aynı baskı fazlasıyla ortada olacak.
Çünkü 1 numaralı hoca ve pahalı 5 kaliteli yabancılı geniş kadro.
M.Ali Aydınlar 50'de 50 galibiyet ve  İCL Şampiyonluğu istiyor.
Göreceğiz bakalım durumları.Umarım başarırız ve Jan'a yapılanlar Ze'ye yapılmaz.
 Netice olarak ; Jan De Brandt.
Adam gibi Adam.Bir Güzel Adam ; 
GÜLE GÜLE.YOLUN AÇIK OLSUN.
YAŞATTIĞIN HER ŞEY İÇİN SONSUZ TEŞEKKÜRLER.
HER ZAMAN KALBİMİZİN EN GÜZEL YERİNDE OLACAKSIN.

Ve Jan'dan sonra takımımıza başarı ile hizmet eden ve ayrılan Frauke Diricx ve Alice Blom'a da sonsuz teşekkürler ediyor,yolları açık olsun.Güle Güle diyorum.Kulüp resmi siteden aslında
bu teşekkürleri yapması gerekirdi.
 

10 Mayıs 2010 Pazartesi

Jan de Brandt´ın suçu ne? Takımı iki sene üst üste şampiyon yapması mı?

Beyaz Show´da hepimiz kızdık‚ Brandt´a niye az söz verdi diye...

Öyleyse‚ biraz samimi olup iğneyi kendimize batıralım:
Peki biz Brandt´a yeteri kadar değer veriyor muyuz?

Sene başından beri bir Naz mı Dirickx mi tartışması sürüyor.
Ben de Naz´ın daha iyi pasör olduğunu düşünmekle birlikte "Vardır hocamızın bir bildiği" diye baktım olaya...
Ve çoğu rektaşımın konuya sağduyulu bakamadığını görüp çok üzüldüm.
Unuttuğumuz birtakım şeyleri hatırlatmanın vakti geldi.

1. Brandt bu takımın koçu olduğunda 2009 Ocak ayıydı.

2. Bizden önce İspanyol takım Tenerife´de Indesit´te fırtınalar estirmiş bir koçtu. Hatta bir sene Neslihan´ın da koçluğunu yaptı.
Aşağıdaki fotoğrafta 17 numara Neslihan‚ 10 numara Kanadalı ünlü oyuncu Stacey Gordon.



Tenerife´nin sponsoru takımı terk edince‚ bütçe küçülttüler ve Gordon ve Neslihan takımdan ayrıldı. Brandt da sezon ortasında bize geldi.

3. Kendi kurmadığı‚ ligde 4. sırada olan ve kendi içinde sorunlar yaşayan‚ dağılma aşamasına gelmiş olan takımı toparladı‚ bütün oyuncuları birkaç adım ilerletti ve takımı Eczacıbaşı‚ Telekom ve Vakıfbank gibi çok daha yüksek bütçeli takımların arasından büyük bir sürpriz yaparak şampiyon yaptı.

4. Bu sene kadroyu Mehmet Ali Aydınlar ile birlikte yaptı.

5. Pek çok yıldızdan oluşan takımların bile 50 maçta sadece 2 yenilgi alabilmesi kolay bir şey değildir. Yıldızları bir arada tutmak da‚ seri halinde 30-40 maç kazanmak kolay değildir. Bunları gerçekleştirdi.

6. Naz´ı kenarda çürütüyor eleştirileri yapıldı. Ama Naz´ı küstürmediği‚ final serisinde 2-0 yenikken oyuna girip maçı 3-2 leyhimize çevirmesiyle ortaya çıktı. Nitekim Naz serinin de en iyi pasörü seçildi.

7. Sadece iki maç kaybetti‚ ikisini de 3-2 gibi çok yakın skorlarla kaybetti. Yılların Indesit şampiyonu‚ tecrübeli ve bir arada uzun süredir oynayan oyunculardan kurulu Bergamo´ya kök söktürdü.

8. Son derece mütavazi kişiliğiyle hiçbir zaman ön plana çıkmaya çalışmadı.

9. Ve bu yazıyı yazmaya karar vermeme neden olan olay. Haberturk´te okudum... Madalya töreninde takıma madalyalar dağıtılırken‚ kondisyonere madalya kalmamış. Brandt‚ kendi madalyasını hediye etmiş!!!
Tam bir beyefendi. Psikoloji ve antrenörün kişiliği voleybolda‚ hele hele bayan voleybolda çok önemlidir. bunu en iyi yapanlardan biri bence...

10. Kesinlikle çok ama çok haksızlık ettiğimiz bir hocamız. 4.lükten öteye gitmesi mümkün görülmeyen bir takımı şampiyon yaptı. Bu sene de belirlenen bütün hedefleri (Türkiye´de 3 kupa + Avrupa´da final) gerçekleştirdi.

Birisinin ondan daha başarılı olması için kaybedilen 2 maçı da kazanması gerekirdi o kadar. Yani Brandt´tan 2 set daha fazla kazanması gerekirdi. 2 set için mi bu kadar fırtınalar kopartılıyor‚ bize hayal bile edemeyeceğimiz başarılar kazandıran takımı yaratan isimlerden biri olan değerli hocamız bu kadar sert eleştiriliyor.

Ben Brandt´ın hakkının yendiğini düşünüyorum.
Naz tartışmasını bilerek açmadım. Hocanın tercihi doğruydu yanlıştı‚ tartışılır‚ ama Naz´ın küsmediği‚ çürümediği‚ hoca tarafından tamamen silinmediği de ortada: Bakın ödül tablosuna‚ en iyi pasör kim yazıyor?

bu kadroyu herkes şampiyon yapar demek kolay...

Ama yapmak zor.

Bakın Barcelona bile Şampiyonlar Liginde finale çıkamıyor...

Spor bu...

Ama Brandt bu sene konulan hedeflerin tümüne ulaşmış bir takımın koçudur.
Ama yapılan muamele sanki öyle değlimiş gibi...

Çok ilginç... Ve bence hocamıza çok da ayıp...

Bizi iki sene üst üste 2 sene şampiyon yapmış bir hocamız.
Bakın kulüp tarihine. Voleybolda böyle bir başarı var mı?

31 Ocak 2010 Pazar

Kerem'in Jan de Brandt Röportajı !!!!!!!!!!!



VGSTT-Eczacıbaşı maçı öncesi protokol karşısı tribünde ailesiyle beraber oturan Jan De Brandt ile sohbet etme fırsatı bulduğumdan bunla ilgili de birşeyler yazayım.

Bizim maçın bitimiyle rakiplerden vakifbankin son durumunuda merak ettiğimden maçı izlemek için beklemeye karar vermiştim. Salondan ayrılmayıp maç için bekleyen voleybolseverler arasında otururken sessiz ortamda can sıkıntısı başlayınca keşke kitap falan getirseydim zaman geçirmek daha kolay olurdu diye düşünüyordum. Yavaş yavaş bu maçı izlemeye salona geliveren izleyiciler yerlerini alırken, Vgs taraftarlarından bazısı "Sultans of the Sun" "Taraftarın her zamanki yerinde" pankartları asmaktaydı. Zaman ilerledikçe bizim oyuncuların birkaçının tribüne çıktığını gördüm. Kafeye gidip yiyecek birşey alanlar vardı. Bazısı sivil kıyafetlerini giymiş aileleri yanında oturuyordu, bu esnada koçunda tribünde olduğu gözüme çarptı. Uzun zamandır sormak istediğim birşey vardı, daha yakınında bir koltuğa yerleştim. Yanındaki ufak bir kız ile oynamaktaydı, bir yandan da sağ tarafında oturan sanırım kızı olabilir, genç bir kız ve beyaz saçlı daha yaşlı biri ile konuşuyordu. Bu kişi annesi midir yoksa eşi mi net anlayamadım.

Biraz uzaktan konuşmalarının ara verdiğini görünce arkasındaki boş koltuğa gidip, omzuna dokunup "Mr. de Brandt merhaba,rahatsız etmiyorsam size bir şey sorabilir miyim" dedim.
O da "tabii ki, hiç sorun değil, rahatlıkla konuşabiliriz" deyince bir süre öyle arkasına doğru dönmüş vaziyette 10 dakika kadar sohbet etme fırsatım oluverdi.

"Ben Fenerbahçe taraftarıyım" dediğimde "ahh merhaba(Türkçe)" deyip elimi sıkıverdi. "Fenerbahçe taraftarları olarak merak ettiğimiz bir konu var, sanırım sözleşmeniz sezon sonu bitiyor, acaba sözleşmenizi uzatmak için görüşmeniz olacak mı, açıkçası biz uzun yıllar bizimle kalmanızı çok arzularız" diye soruverdim.
Koç " Ben de burada kalmak istiyorum ama bu yönetimle karşılıklı bir diyalog gerektiriyor, herhalde şubat ayı içinde ya da şubattan sonra Mr. Aydınlar ile bir görüşmemiz olacak, en az iki sene daha kalmak arzusundayım, büyük ihtimal bir problem olmaz, merak etmeyin seneyede buradayım" dedi.

Ben herhalde soruyu cevapladı daha fazla rahatsız etmeyeyim, önüne mi döner acaba diye düşünürken koç konuşmaya devam edince biraz daha rahat sohbet ediverdim. " Burada başlattığımız çalışmaları bırakıp gitmemek lazım, takımda istikrarlı bir düzen kurmadan ayrılmak güzel olmaz, Bu takımı kurmak için çok büyük harcamalar yapılmakta, yıldız oyuncu transferleri için ekonomik olarak büyük emekler var" deyince ,
"Bu yıldız oyuncuların olduğu kadroyu idare etmekte kolay değildir, siz çok dostça idare ediyorsunuz,seviliyorsunuz. yıldız kaprisleri, oynayamayanların sıkıntıları olabilir falan" dedim ki hemen
"Bizim oyuncularımız yıldızlarımız gerçekten çok iyi karakterli, onlarla çalışmak çok büyük şans"

"o zaman hem buradaki şartlardan hem de İstanbul'daki yaşantınızdan memnunsunuz galiba" dedim.
"gerçekten iyi bir ekip ve yönetim içinde, güzel bir takım kurduk, sizlerinde çok güzel ilgisiyle burada olmaktan keyif alıyorum" dedi.
"ama daha yolun başındayız, şimdi çok yoğun bir tempo içine girecez daha çok çalışmak lazım, şampiyonlar liginde bu tur favoriyiz ama sonra Rus takımları Odintsovo-Dinamo Moskova(burada uff again çekti) bunlar zor rakip olacak" diye ekledi.
Bende " Haklısınız, Rus takımları gruptaki kadar kolay olmayacak, hatta buradaki son maçta Dinamoyu geridönüş ile zor yendik" deyince
"Evet,işler artık daha zor olacak, buna göre ligde biraz dinlenmek gerekiyor" diye ekledi.

"Peki koç İtalyan takımları hakkında ne dersiniz? Onlarda favoriler hemde form grafikleri hep bu zor aylarda yükselir" diye bir soruverdim
"İtalyanlar güçlüler, bu kupalarda tecrübeleride bizden çok fazla ama bakalım Final Foura varıp onlarla eşleşmemiz olursa hazırlıklarımızı gösterme fırsatımız olacak" diye cevapladı.

"Herhalde bu yoğun programda Final Four evsahipliğini almış olmayı tercih ederdiniz" dedim
"Ehh oldukça iyi bir yol olabilirdi, biraz daha dinlenme fırsatımız, özel çalışma yapacak zamanlarımız olurdu" dedi

"Neden bizim başvurumuz kabul görmedi acaba salon problemi mi, Fransız lobisi mi daha etkiliydi (bu noktada aklıma lobinin ingilizcesi gelmedi lobby diye salladım ama koç anladı,belki de doğrudur) "

"Salon faktörü önemliydi, buraya gelen izleyen görevliler bakıyorlar ufak bir salon genelde 500-600 taraftar oluyor ama bazen önemli maçlarda çok daha fazla oluyor. İnsanların ilgisine bakıyorlar, bazı diğer kriterlerde var, işin içinde para da sözkonusu tabii, hem biz organizasyonu yapacak olsak Ankara'da oynayacaktık ki bu da bu şehrin takımı olarak olumsuz oldu. Fransızlara bakarsak Cannes salonu büyük organizasyon için güzel bir yer hem de iyi referansları var, dediğin gibi masada politik etkide koymuş olabilirler, bakalım umarım oraya da gidip göreceğiz" dedi
"Bu salonda çok güzel atmosfer yarattığımız halde olmadı yani" dedim
"Bizim taraftarımız gerçekten çok özel ama bu diğer şartlar problem oluyor" deyince
"Seneye yeni salonumuz olunca alabiliriz organizasyonu" dedim
"Elbette, sanırım Ataşehirde(bunu doğru telaffuz etmesine şaşırdım) yapılıyor, projeleri gördüm,güzel bir yer olacak, o zaman kendi yerimizde organizasyon yapmak daha kolay olur" dedi
"Buradan çok çok daha büyük bir kapasitede salon olacak, bizim endişemiz bakalım daha büyük salonda aynı sıcak atmosferi yaşayabilirmiyiz, takıma destek konusunda sıkıntılarımız olur mu gibisinden şeyler
" deyince
"O zamanlarda takıma daha fazla ilgide olabilir, şüphem yok, Fener fans can do everything"
"Hem takım içinde çok sevilen arkadaş gibi birisiniz hem de taraftarları sizi çok seviyor, geldiğinizden beri gösterdiğiniz performans ile bizi çok mutlu ettiniz, sizle diyalog kurabilmekte çok kolay" deyince
"Ben karakter olarak rahat biriyim, buna bir oyun,eğlence,şov olarak bakıyorum, herkes eğlendiği sürece sorun yok. Oyuncularla da taraftarla da çok güzel eğleniyoruz"
"Umarım daha uzun yıllar bizimle beraber olursunuz teşekkürler" dedim
Tekrar elimi sıkıp "ben teşekkür ederim, gene görüşürüz" dedi.

Aslında arkasındaki koltuktan ayrılmadım ama maç başlama vakti yaklaşmıştı, rahat izlesin diye rahat bıraktım adamcağızı, yanındaki ufaklık ile diğer yanındaki Belçikalı genç güzel kızı da bu kim böyle konuşuyor gibisinden zaman zaman bana bakıyordu. Bir ara ufaklık (meğersem arkamda oturan kadının Şevval adlı kızıymış) annesinin yanına gidince koçun yanındaki koltuk boşaldı, yanına geçip biraz daha sohbet edebilirim belki diye düşünüyordum ama eczacı ikinci sette o kadar saçmalayıp seti kaybedince 2-0 geriye düşmesiyle koç ve aileside toparlanıp ayrılıverdi. Gene selam verip iyi akşamlar dedi ve gitti.

Onun gittiği sırada uzak tarafta kalan Fenerbahçe taraftarının kullandığı file arkası tribünde, oturup yemek atıştıran yerli Fenerbahçeli voleybolcularda (İpek-Songül-Naz-Seda-Çiğdem-Nihan) ayaklanıverdi. Frauke ve Alice ise onların bir sağındaki blokta vgs için bağıran Üsküdar Anadolu atkılı çocuk kalabalığının yakınında oturuyorlardı. Yerli oyuncular grubundan ayrı duruyorlardı. Bu ikili maçın son setini de oradan izlemeye devam etti. Aslında yanımda fotoğraf makinesi olsaydı böyle bir günde takımdaki bütün herkesle ve koçla fotoğraf çektirmek için çok müsait bir ortamdı. Yalnız Nati ve Gamova ortalıkta görünmüyordu, onlar daha önceden ayrılmış olabilirler.
Rakiplerimizin oynadığı maçla ilgili izlenimleri ise daha sonra yazarım.
dedi

Kerem GÜRSEL