İKG etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İKG etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Nisan 2014 Salı

2 Kupa Tek Arma / Salondan İzlenimler

Herkese selamlar.
Bir dönem blogda Gürol abiye salondan izlenimlerle eşlik etmeye çalışırdım ama sonra istediğim kadar vakit ayıramadığımdan kopmuştum, youtube videoları ile salon multimedyasına ağırlık vermekteydim.

Belki bir daha ne zaman kime nasip olur bilinmez, "2 Kupa Tek Arma" sloganıyla böyle özel bir gün yaşamışken , en azından bunu arşivlere kaydetmek gerekir diye düşündüm.




Sezon başı voleybolda katılacağımız kupalar netleştiğinde, herkes kadrolarımızın bu kupalardan daha üst seviyede olduğunun farkındaydı. Doğal olarak final zamanlarını bekleyerek önceki turları birer birer geçtik. Geçen sene Cev cup finalini taraftar önünde kazanamadığımızdan, gözler erkenden fikstür çatalını yokluyordu. Erdenay aylar öncesinden müjdelemişti ki finale çıkınca ikinci maçlarda evsahibiydik. 

Çoğunluğu saçma sapan saatlerde, boş salonlarda oynanan eleme turları ardından final öncesi sürpriz bir duyum herkesi heyecana sevketti. Maçlar aynı gün ardarda oynanacaktı, olağandışı bir durumdu.

Benim gibi yıllardır erkek voleybol takımını kimi zaman tribünde 10 kişi ile desteklemiş biri için hayal edilemez bir gelişmeydi. Yeni Burhan Felek salonunun geniş kapasitesiyle, erkek maçlarında boş, soğuk sevimsiz ortamlarda maçlar yaparak fikstürü tüketmeydik.
Böylesine hırs küpü oyuncularla dolu takımı bir kere bile ateşleyebilecek dolu bir salonda izleyemeden yıllar geçecek diye şartları kabullenmiştim.

En son birkaç sene önce Arkas ile lig finali şampiyonluk maçı oynadığımızda Burhan Felek'te erkek takımı yarı dolu salonda güzel bir ortamda rakibini dağıtmıştı. Kadın takımı ise bu konuda ülkedeki ve camiadaki ilgi hususunda daha şanslıydı, onlar defalarca dolu ortamda maç yapmıştılar.

Kulüp önceki sene olduğu gibi bilet satışlarıyla ilgili iletişimsizlik harikası absürd politikalar yürüterek maç haftasında nihayet belli bir kısmını satışa çıkardı, büyük kısmını ise kendi organizasyonuyla belli adreslere dağıtıverdi.
Burhan Felek'teki Avrupa Kupası maçları iki senedir 10 liralık biletlerle oynanmaktaydı, iki maç için 20 liralık bilet bu bakımdan abartı sayılmazdı. Ancak kimse de inanarak diyemez ki kulübe yakın olan dernek ve gruplara parasıyla vermiştirler diye.

Hafta içi oynanan finalin ilk maçlarında rakip takımları biraz daha tanıma fırsatımız oldu. Özellikle İtalya daki maçta yaşananlar taraftarlara daha fazla motivasyon unsuru sağlamıştı. İtalyanlar kadar voleybola aşina bir taraftar kitlemiz olmasa da, salonu gerektiğinde cehenneme çevirmesini iyi bilirdik.

Önceki gün basketbolda İtalyan Milano'ya kendi sahamızda çok yıpratıcı bir atmosferle kaybetmenin moral bozukluğu üstümüze sinmişti. Ancak  iki kupa tek arma sloganıyla maç günü kampanyaları sürdürülerek tarihi bir gün olacağı camiaya hissettirilmeye geçte olsa başlanmıştı. Bu yüzden boğazları tazeleyerek dünü unutup, bu maçlara hazırlanmamız gerekiyordu.

Gayet güzel bir havada cumartesi öğle sonrası kalabalıklar Zeynep Kamil çevresini sarı-lacivert renklere bürümekteydi. Saat dörtte başlayacak ilk maç öncesi salona giden yokuş üzerinde kuyruk birikmişti. Etrafta köfteciler, bayrakçılar, bozuk paraya çekirdekçiler derken tam bir maç öncesi kıvamına gelmişti. Ancak salon çevre düzenlemesi sıkıntılı olduğundan, naklen yayın araçları, yukarı aşağı gitmeye çalışan araçlar derken büyük bir sıkışıklılık yaşanıyordu.

Ufak bir grup yabancı taraftar salon karşısındaki otoparkın girişinde etraflarında polis bariyerleriyle tutuluyordu, onların orada olduklarını tezahürat ettiklerini duyunca farkettim. 
Ortada bir gerginlik yoktu, karşılıklı tezahüratlar oluyordu, adamlar bir yandan içerek zaman geçiriyorlardı.

Bu esnada kuyruğun aslında salona girme değil, bilet gişesinde internetten aldıkları biletlerini bastırmak isteyenlerin oluşturduğu kuyruk olduğunu farkettik. Bu kuyruktakilerin çoğu bilet dağıtım sisteminin yavaşlığından dolayı salona geç girebildiler.

Biz ise Özcan hocamla beraber (kenz) biletleri gişeden önceden aldığımız için direkt salona yöneldik. Kapıda üst ve çantamın araması çok detaysız geçildi, keşke dışarıdan şişe su alıp soksaydım dedim.
Biraz etrafı kolaçan ettikten sonra, taraftarların toplandığı hakem arkası tribünün en ön ortasına geçiverdik. Erkek takımını mümkün olduğunca yakından gaz vererek destekleme arzusundaydım. Bu arada önümden geçen Çiğdem ablayla selamlaştık.

Burada uzun sopalı bayraklarla hazırlıklar yapılmaktaydı. portatif tribünlerin bu sene ilk defa açıldığını ve sahaya daha önce bu kadar yakın olmadığımızı farkettim. Eskiden açılmayan en alt sıraları da açarak sahaya sıfır seviyeye gelmiştik. Bir metre önümüzde basın mensuplarının masaları vardı. İtalyan gazeteciler bizim önümüzdeydi. Adamlar maç boyu gürültüden bunalıp kulaklarına pamuk tıkadılar.




Takımlar ısınma faslındaydı. Biraz koridora çıkıp büfeye su almaya yönelirken etraftaki tanıtım görevlilerince adım başı markaja alınmaktaydık. Bilimum Fenerbahçe mecrası burada pazarlanmaktaydı, dergi, Fenercell, Fenernet abonelikleri, Adalete Fener Yak kampanyası falan bir yana koridordaki maskot kanaryalar çocukların ilgisini çekiyordu.

Bulduğum bir şişeyi büfeden aldığım sularla doldurayım dedim. Büfeci bardak suların bir lira olduğunu söyledi. Daha geçen hafta aynı sıyu (hamidiye) 50 kuruşa satıyordunuz deyince, e napalım final tarifesi böyle dediler. Bu gene iyi dedim, Ataşehirde aynı suyu iki liraya veriyorlar. Tribün içinde bağırırken susuz kalmak , erkenden ses kısılması demek olacağından şişe su meselesi hassas bir unsurdu. Neyse bunu hallederek dönerken, karşılaştığım tanıdıklarla sohbet ediverdik.


Salonun dört bir yanı en uç tepelere kadar çeşitli pankartlarla donatılmıştı ki en sevdiğim görüntülerden biridir. Bayraklar süslemeler çalınan müzikler derken içerisi oldukça sıcak bir ortama bürünmüştü.

Ancak dışarıda insanlar bir telaş içinde giriş yapmaya çalışıyordu, bilet teslim kuyruğu yanısıra içeri giriş kısmı da kalabalıklaşmıştı. Taraftar grupları ise konuşlandıkları yerden tezahürata başlamışlardı ama çalınan yüksek sesli müzikler nedeniyle kendilerini yormuyorlardı, hem daha bir maç daha vardı, tasarruflu enerji kullanımı gerektiriyordu.

Oyuncular yerde ısınma hareketleri yaparken Ali Koç saha içinde dolaşıp tek tek hepsinin yanına gidip başarı diliyordu. Sonra tribüne taraftarlara yaklaşınca büyük ilgi gördü, bazı büyükler hemen yapışıp adamcağızı telefon numarasını istemeye istemeye vermek zorunda bıraktılar.

Bu arada mikrofon seslerinden anonscu olduğunu farketmemizle basket takımlarının anonscusu Mustafa Özben'in masada olduğunu gördük. Önceki günkü Milano maçı üstüne iki voleybol maçı üstüste nasıl kaldıracaktı, ayrıca pazartesi de derbi maçı vardı. Herhalde sesimiz başbakanın mitinglerdeki kısılmış komik ses tonuna dönüşür bu gidişle dedik.

Aklıma üç sene önce organize ettiğimiz Final Four'daki anonscu rezaleti geliverdi. Hiç alışık olmadığımız bir ortamda resmen takıma destek verme çabalarımızı baltalamıştı. Ancak bu sefer Mustafa daha tolore edilebilir bir şekilde girişler yaptı, her ne kadar bize ona aşina olsakta o voleybola biraz uzak sayılırdı, yanındakilerden yardım aldığı oluyordu. Her ne kadar işini iyi yapsa bile , bir anonscunun varlığı ve alınan her sayının anonsu sonrası bizi tezahüratlara girmekte biraz yoruverdi.


Tribünün üst tarafında biriken Okul Açık tayfasından" iki kupayı getirin bize canımızı verelim size" tezahüratı yükselmekteydi. Anısı hoş olmayan bu tezahüratı ettiğimiz, sonuna kadar gelipte kursağımızda kalan futbol sezonları aklıma gelmişti. Ama bugün şartlar bambaşkaydı, kontrol bizdeydi.

Bu arada Anadolu Yakası GFB de salona toplu girip , file arkası üst kısıma geçmekteydiler, iki tane aynı tip pankartlarını orada duran başka pankartların üstüne asmakla uğraşıyordular. Tabii bunlar kalabalık şekilde geç girdikleri için o kısımda daha önceden gelip oturan insanlar yerlerinden ayrılmak zorunda kaldı.

Çalınan marşlar ile havaya giren salon, hakemlerin seremoni için yerlerini almasıyla iyice coşuverdi. İtalyan oyuncular ıslıklarla anons edilirken, maç öncesinden beri tacizlerle nasıl bir deplasmana geldiklerini iyice idrak etmişlerdi. Fenerbahçeli oyuncuların anonsları alkışlarla tamamlandı, hepsinin gözleri hırstan çakmak çakmak parlıyordu.

http://youtu.be/JPuBiXYIVRQ

Tribünün ön kısmı da kalabalığın birikmesiyle karışmıştı, oradaki Cadde&Sabahlayan Tayfa&FBD&Lacivert gibi yandaş grupların her birinden ikişer üçer kişinin sırtı dönük sete çıkma hevesiyle frikikte baraj kurar gibi dizilmeleri tribün adına komik bir hal oldu. Üst tarafta ise amigo Yücel görülmekteydi. 


Tam karşı köşeyi kaplayan Ultras Fener pankartı çok ihtişamlıydı. Altında "Dünyanın en büyük spor kulübü" yazan Tolga abilerin pankartı vardı. Protokol üstünde duran "Hababam güm güm güm " gibi el yapımı güzel işler olduğu kadar, bir sürü de gereksiz dijital pankart göze çarpıyordu.




Biletlerin bir kısmını kulüpten alan Fenerbahçeliler Derneği, bir file arkasına erkek takımı , diğerine de kadın takımı için pankartlar asmıştı. Çeşitli voleybol altyapı okulları da pankartlarıyla dikkat çekiyordu. Takım sponsoru Grundig logolu çubuk balonlar her koltuk altına yerleştirilmişti. Set aralarında anonslarla koltuk altlarındaki sürpriz hediye kartları için duyurular da oldu, tabii bu biraz koltuk üzerinde tribün yapan kitlenin bir anda birbirlerini ezercesine yere ayak bastığı komik görüntülere yol açtı.

Ortam gerçekten etkileyiciydi, İtalyan gazeteciler de hayranlıkla maç boyu çekimler yaptılar.
Latina oyuncuları bizim önümüzdeki yarı sahada başlayacaktı, bunun için ellerindeki kornalarla servisleri bozmaya çalışan bir ekipte kulağımızın dibindeydi. İlk set sonu yer değişimiyle diğer tarafa gittiler ama bu huzur ortamı sadece bir set sürdü, tekrar döndüler. Zaten bir İtalyan gazeteci de bravo diye onlara takılıyordu, artık birşey duymuyorum diyordu.




Kanaryasın sen bizim canımız.. tezahüratıyla takım maça tribünden aldığı bütün enerjiyi yayarak giriş yaptı. Ben de bir yandan tribünün dibinde olunca, fazla video çekimi yapmadan takımla beraber maçı oynamaya başladım. Bizim için saldır Kanarya nidalarıyla takım rüzgarı arkasına aldı.

Zaman zaman boğazımı dinlendirmek bakımından makineyle uğraşmak iyi geliyordu. Tribünde "Söyle engel dayanır mı Fenerbahçeye, bağırın ulan Fenerbahçe çok yaşa diye" diyordu, bağırmaya devam ettik.

Kulaklar bir yandan Abdi İpekçi'de oynanan kadın basket derbisindeydi, kimisi radyodan netten skor takip ediyordu. Maç içinde de herhangi bir anons yapılmayınca kaybetmişizdir diye anlamak zor değildi.

Eskiden portatif tribün açıkken altındaki boşluktan dolayı zıplamamızla çok sallanırdı, koltuklar yamulurdu, kırılırdı. Özel güvenlikçiler tribün içinde ilk sıraya otururdu, oraya izin verilmezdi. Ama bu sefer güvenlikçiler saha içi taburelere yüzleri bize dönük halde oturmuştular. Biz kendimizden geçmişçesine zıplayıp bağırdıkça adamlar şaşkınlıkla bizi izliyordu, sürekli endişelenip orada sete çıkanları dürtüyorlardı, demirlerden kayıp düşeceksiniz diyorlardı ama onlara birşey olmazdı, alışkındılar. Nitekim maç sonu takım tur atarken demirler kırıldı.

Oyun ile ilgili fazla birşey not düşmüyorum, izleyen izlemiştir zaten. Genelde üst tribünden girilen tezahüratlarla akış devam ediyordu ama uzun zamandır bu alt kısıma uğramadığımdan garip hissetmiştim. Bir yandan file arkasındaki Anadolu Yakası GFB bir tezahürat girmeye çalışıyordu, aşağıdakiler üste mi uyalım onlara mı karşılık verelim ikilemindeyken, genelde üst taraftaki Okul Açık tayfasının sesi baskın olduğundan onlara uyum sağlanıyordu.

Vura vura ve Fenerbahçem benim gibi tezahüratlarla iki defa file arkasındakilerle karşılıklı paslaşma yaptılar , bunlara da üst taraf katılmadı. Tribündeki bu bölünmüşlük gerçekten ciddi bir potansiyeli heba ediyor. Nice güzel tezahürat bütünlüğünün içine eden baltalamalar oluyor, bir ses karmaşası doğuruyor.

Tribündeki bu gereksiz vaziyetlere rağmen sahadakiler tam anlamıyla kırbaçlanmış atlar gibi dört nala rakibin üstüne koşturuyordu. Her sayıdan sonra karşılıklı gaz alışverişi, rakibe kurulan psikolojik baskı derken İtalya'da bizi dağıttıkları servislerin hepsi bozulmaya başladı. Bitirdiğimiz toplar birer birer kafalarına inen yumruk gibi rakibi dağıttı, taraftar coştu, takımı coşturdu. Sanırım maç boyu rakip öne geçemedi. Set sonu biraz skor rehavetine karşın fark azalır gibi olunca koç molayla müdahale etti ve noktayı koyduk.

Set değişiminde oyuncular taraftarın önünden sıcak kontak ile geçiverdi. Felipe iyice elektriği almıştı, tribüne yumruk yaparak geçiyordu.
Alt taraf klasik olarak her zaman her yerde en büyük Fener diye bağırıyordu ama üst taraf farklı bir dildeydi. Anadolu Yakası grubu ise zaten apayrı bir kafada takılıyordu. Aziz Yıldırım'a tezahürat etme derdindeydiler.

İkinci setin başında da takım daha ilk sayıdan aynı motivasyonla kaldığı yerden devam etti. Peşindeyiz Kanarya, seninleyiz kanarya nidaları inlemekteydi ama erkek voleybolcular herhalde ilk defa bu sözleri tamamıyla benliklerinde hissetmişlerdir. Sayılar geldikçe teknik molaya doğru melodi iyice salonu sarıverdi, herkes zıplayarak sağa sola kayıyordu.



Üstümüzde dalgalanan bayraklar bize doğal klima yapıyordu. Taraftar haydi bastır şanlı kanarya, ölümüne saldır kanarya diyerek iki kupayı istediğini tekrar vurguluyordu. Müthiş bir ralliyi bitiren Fonteles herkesin damarlarını kabartmıştı.

Teknik molada karşı tribüne göz atınca "oradayız, hallederiz" Süleyman abilerin ihtiyarlar ekibini her zamanki yerlerinde görülmüyordu. Yan blokta toplanmışlardı, anlaşılan kulüp kendi çevresinden davetlilere protokol yanlarını vermişti.




Fark açılmaktaydı ama Mustafa basket maçları gibi taraftarı hala baskı için teşvik ediyordu. Servis bizdeyken ise tempo tutulmaktaydı, ikinci seti de cebe koymuştuk, bayrak sopaları önümüzden geçen rakip oyuncuların gözüne kadar sokuldu. Avrupa Birliği gibi bir kadroları vardı, hangi dilde küfür etsek tutturuyorduk.

Milyonlarca tezahüratı eşliğinde set arası giriş yapıldı. oradaki maçı 2-0 dan kaybettiğimiz aklımızdaydı ama burada biz vardık. Tribünde çok yakında güneşli günler sesleri yükselirken, file arkasındaki AYGFB çocuklar inanın bestesini söyleme gayretindeydi. Ama bir yandan kornalar anonslar derken tezahürat etmek gayet yorucu olmaya başladı.

Adamlar ilk maçın aksine yüklendikleri servislerle sürekli bize sayı hediye etmeye başladılar, maçı ısıra ısıra bitirmeye devam ettik. Ivan gibi bir efsaneyi böyle ortamda ultra hd olarak izlemek büyük bir keyif oldu. Dönence tezahüratıyla her zaman hep seninleyiz Fenerbahçe haykırışları Burhan Felek'te yankılanıyordu.




Darağacında olsak bile son sözümüz Fenerbahçe diyerek ikinci teknik molaya önde girdik. İspanyol oyuncu serviste son şanslarını zorlarken aldığımız mola sonrası baskı tavan yaptı ve nihayet kaçırdı. Bu dünya hep yalan dolan diyerek yirmili sayılara ulaştık.

Bu noktada bir pozisyondan doğan tartışmayla iki taraf arasında gerginlik yaşandı. Hadi Felipe neyse de Castellani'yi böyle sinirli bir şekilde tartışırken görünce haklı bir şekilde tribünlerde yüklenmeye başladı. Hakem karşılıklı sarı kartlarla tansiyonu düşürdü ama sonraki pozisyonda İtalyan kaptan itirazlarını sürdürünce kırmızı kartla bize bir sayı daha katıverdi. Oyunu provoke etselerde kimse umursamadan Şampiyon Fener tezahüratları ortalığı sarmaya başladı. 

Şampiyonluk sayısı çok zor bir pozisyonda tamamlayan Ivan'ın elinden gelmişti. Tribün sayı verildi mi bir anlık duraksama sonrası coşarken, manyak Lupe ise karşı sahaya geçip rakip bench ile İtalya'dan kalma hesabı kesmek niyetindeydi. Bir anda file arkasındaki staff fırlayarak onu oradan çekiverdi. Sevinç yumağı oluşturan oyuncular ne olduğunu anlayamadan iki taraf arasında gene bir gerilim oluşmuştu.




Tekrar zaferi kutlamaya başlayarak Şampiyon sesleri ortalığı çınlattı. Napardım bilmem seni bir gün görmesem tezahüratı böyle anlarda herkesin katılımıyla gayet coşkulu söylenebilen bir yapıda olduğu için mi girilmiş olabilir, yoksa biraz mevzuya alakasız kalıyordu.

İtalyan takımı file önünde uzun bir süre dikilmek zorunda kaldı, tebrikleşme faslı için kimse gelecek mi diye sevinen oyunculara boynu bükük bakınıyorlardı. İlk olarak Ivan kalabalık arasından sıyrılıp file önüne gelen isim oldu. Ardından diğerleri de geldiler. Rakip oyuncular tribün üst tarafına doğru alkış yapınca üst tarafımızda İtalyanların olduğunu farkedebildik, bu atmosferde hiç varlıkları hissedilmiyordu.




Bundan sonrası tamamıyla bir coşku seliydi, manyak Lupe tribüne şov yapıp başkanın yanına tırmanırken, orta tribünden başlayarak dört bir tribünden sarı-lacivert-şampiyon-Fener tezahüratı yükseldi. Maç içinde AYGFB defalarca tezahüratı başlatmak istese de becerememişti. 

Oyuncular medyaya poz verirken, pınarbaşı başlamıştı. Ardından takım organizasyonunda tribünle karşılıklı tezahürat başladı. Bu esnada file arkası Aziz başkan oley tezahüratı yapmaktaydı. Oyuncuların Sarısına gökgürültüsü patlayan bir lacivert geldi.




Takım protokole çıkmak üzereyken, Ali İsmail Korkmaz Fenerbahçe Yıkılmaz tezahüratı başlamıştı. Mustafa Kemal'in Askerleriyiz haykırışları da eklendi. Gazi'nin kalpaklı bayrakları dalgalanıyordu. Nostaljik tezahüratlar da unutulmadı.  Ya ya ya şa şa şa, hababam güm güm güm gibi .

Bir taraf Aziz Başkan oley diye bağırırken diğer taraf Fener bahçe oley diyordu. Atkılar açıldı Samanyolu başladı, erkek takımını böyle bir ortamda destekleyebilmek büyük bir lüks idi, hepimiz ölelim Fenerbahçe yaşasın dedik. Başkanın yanından inen oyunculardan İbrahim ile Felipe'yi FB tv muhabiri Aslı Duru kapmış röportaja götürüyordu. Ama gene benchte bekleşen Latina oyuncularıyla bir kontak yaşanıverdi. Felipe rakip libero ile birbirlerine sarıldılar.




Seremoni hazırlıkları başlamıştı. Felipe tribüne çağırılınca, yanımıza kadar geldi, onunla sarmaş dolaş olduk. Bu arada takım köşede önlerinde toplanmışken file arkasındaki grup GFB'nin sahibi İbrahim abi diye bağırarak kendinden geçmekteydi. Aşağıda Felipe'ye verdikleri atkıyla poz almaları üzerine Armanın peşinde Anadolu GFB diye bağırıverdiler.
Okul Açık tribüncüleri ise döndük sahaya doğru... diyerek ellerini açmış avaz avaz haykırıyorlardı.
Maç bittiği gibi görevliler hızla parke üzerinde hazırlıklara girişmişlerdi. Tören için herşey hazırdı, MVP olan Ivan anons edilerek alkışlarla saha ortasına gelip ödülünü aldı, arkadaşlarının yanına döndü.





Kaybeden taraf bütün çirkefliklerine rağmen salondakilerce alkışlanarak ortaya geçiverdi, arkalarından da bizim oyuncularımız yerlerini aldılar. Madalyalar takdim edilirken aslında biraz daha bütün oyuncuları tezahüratla sıradan geçirebilirdik.




Kupanın sapını Trabzona verelim sesleri duyuldu, bunun üzerine kupa acaba nasıl birşey diye bir göz atıverdik. Uzaktan Trabzona verilecek sapı bile yok gibi gözüküyordu. 
Kaptan Arslan kupayı bütün arkadaşlarıyla birlikte kaldırmayı tercih etti, Ivan'ın herkesin üstüne atlaması sonra da koçu bile silkelemesi eğlenceli görüntülerdi.

Herhangi bir konfeti yağmuru yapılmadı, belki de sonrasındaki maç öncesinde sahada kirlilik olsun istenmedi. Oyuncular basına poz vermekteyken, Latina oyuncuları küme düştükleri bir sezonda bir Avrupa kupasında da finalde kaybederek hedefsiz kalmışlardı, birbirlerini teselli etmekten başka yapacak birşeyleri yoktu. 




Oyuncuların kupayla zafer turu çok coşkulu geçiyordu, kadın takımının zafer turuna göre salondaki kalabalık oldukça fazlaydı. Herkes oyunculara yaklaşmak belki hatıra birşeyler koparmak istiyordu, önlere yığılmalar oldu. Erkek takımı tribüne sıfır hizada tur yapınca birebir temas kurmak mümkündü, oyuncularla çak yapıyorduk. Elleri o kadar kocaman ve sert nasırlıydı ki şaşırtıcıydı.




Arslan'ın önümüzden kupayla geçişinden sonra arkasından diğerleri gelirken, taraftarların üstüne çıktığı koltukların bazısı kırılıp yere düşüverdiler, hemen ayaklanmarına oyuncular da gülüverdi. Gayet samimi bir takım taraftar bütünleşmesi içinde zafer turu tamamlandı.

Takıma en son "Filenin şövalyeleri" lakabı takılmıştı, buna layık gösterdikleri hırslı mücadele ile taraftarları mutlu bir şekilde günün ikinci maçına uğurladılar. İki maç arasında belli bir zaman vardı ve erkenden gelip yorulan acıkanlar dışarıya dökülmekteydi. 

Koridorda ailesiyle beraber gördüğüm, eskiden beri bu takımları takip eden Turgay abi ile nihayet layık oldukları bir ortamda oynadılar diye birbirimize sarılıverdik. Herhalde bu duyguyu en iyi bu eski simalar bilirdi.

Salon dışına dağılan kalabalık nedeniyle Zeynep Kamil'de ana caddede tarihi bir ortam vardı, arkadaşlarla iki durak boyunca yürüyüp boş oturabilecek bir mekan bulmak gerekti, bütün cafe-pastane, kebapçılar tıklım tıklım doluydu. Boğazımızı dinlendirmek ve ikinci maça hazırlamak için biraz çay içmek niyetimiz vardı. Dışarıda hava serin ve rüzgarlıydı.




Kızların maçı saat sekizdeydi, ilk maça gelemeyip ikinciye gelebilenler olduğu gibi, tersi de söz konusuydu. Biz de maça yarım saat kala tekrar salona doğru yola düştük.

Bu sefer suyu dışarıdan alıp içeriye gireyim dedim, salon girişinde aynı biletle giriş yapılıyordu. Ama hiç kontrol eden olmadı, birileri kapıda biletleri görelim diyordu, arama falan yapan olmadı. Ben enerjimi sesimi erkekler maçında daha fazla harcadığımdan bu sefer tribünün ortasına geçmeyip üst köşedeki arkadaşların yanına geçiverdim. Hem burası tribünü ve sahayı tek açıdan çekmek için çok güzeldi ama makinenin şarjı fazla değildi.





Tribündekiler yavaştan yerlerini doldurmaktaydılar, yeni yapılan bir beste melodisiyle etrafı sarmaktaydı, uzun süre tekrar edilerek herkesin dilini alıştırmaya çalıştılar.




Bu sezonun tribünden çıkan en güzel melodilerinden biriydi.

Şampiyonluk geliyor inan
Haydi bastır şanlı Kanaryam
Kupayı kaldırdığın o an
İstanbul'u yakıcaz ulan!

Erkekler maçında İtalyan taraftarları tuttukları üst köşe gene boş tutuluyordu, özel güvenlikçilerce çevirilmişti. Ama gelen bir Rus taraftar topluluğu olmayınca maç vaktine doğru burası Fenerbahçelilerin kullanımına bırakıldı. Zaten ilk maç file arkası üstte olan Anadolu Yakası GFB bu sefer pankartlarıyla bu kısıma yerleşmişti ama sayıları iyice azalmıştı. Bir blok ötelerinde ise gene tribünün lokomotifi olan gruplar toplanmıştı. Aşağıda sahaya yakın kısımda bayraklar durmaksızın sallanıyordu, voleybolun kemik takipçilerinin bir kısımı orada göze çarpıyordu.

Isınmaları ve hazırlıklarını bitiren takımlar takdim edilmeden önce ortam iyice kalabalıklaşmıştı. Islıklarla rakip oyuncular sahaya çıktı. Fenerbahçe'nin takım anonsu Burhan Felek'te hiç bir zaman olmayacak klastaydı, masa hakemlerinin yaptığı anonslara göre Mustafa Özben'in anonsu çok kaliteli oldu.
Tribünden şampiyonluk geliyor inan sesleri gene yükselmeye başladı.



Yeni beste kesilmeksizin sürdürülürken, takım sayı aldıkça herkes alkışla katılıyordu. Hızlı bir girişle takım hakimiyeti eline aldı. Ruslar bir final maçına yapılabilecek en kötü başlangıcı yaptılar, siniktiler.Bütün yabancılarımızı sahaya sürmüştük, hepsi de etkiliydiler. İlk teknik mola bütün salonun coşkusuyla çok keyifli geçiverdi.

Onların servislerinde ıslıklar yükseliyordu ama bu sefer korna organizasyonu duyulmuyordu. Sadece smaçlar değil yapılan savunmalar da salondan büyük alkış topluyordu. İki kupayı getirin bize canımızı verelim size diye tezahürat başlamıştı, bir kupa cepteydı, takım tribünle iyi bir ritim tutturmuştu ikinci kupaya yol alıyordu.

Molalarda gözüm efsane koç Karpol'a gidiyordu, bu sefer uzak kalmıştım ama geçen seneki eşleşmeyi bench arkasında izlemiştim ki, kızları azarlaması kulaklarımzı çınlatıyordu.

Tribün alt üst olarak Fenerbahçem benim tezahüratını yapıyordu. Sonra karşı tarafa yöneldiler, Yönetim ayağa, ayağa kalkmayan cimbomlu olsun diye seslenişler oldu. Protokol tribünündeki yöneticiler gülümseyerek bakıyordu, Abdullah Kiğılı ayaklanır gibi oldu. Karşı tarafla ve bütün salonla da karşılıklı yapılarak bu tezahürat turu tamamlandı. En azından büyük küçük herkesin bilebileceği standart tezahüratlardan biriyidi.


 Sahaya yakın olanlardan başlayan set set temposu salon geneline yayılıverdi, set bitimiyle klasik her zaman her yerde en büyük Fener diye bağırıldı, gerçi üst tribün set set tempolarının başlamasından sonra kabuğuna çekilmiş gibiydi, set arasında müzik bastırınca dinleniyorlardı.



İkinci set anonsların da katkısıyla Kim'in serviste olduğu sırada tempo tutulmaya başlandı. Onlar da iyi servis atmaya başladıkları için biraz daha başabaş skorla giden bir oyun izliyorduk, geriye düştüğümüz anlarda maçta ilk defa saldırlı besteler söylenmeye başlandı.



Koreli yıldız bütün herkesin favorisi olduğu için onun servisleri sayıları ilgiyle karşılanıyordu. Yirmili sayılara önde giren taraf olduk. Onlar da Alisha-Aneta tıkanması yaşadığımız kısımda bizi yakalayıverdi, aldığımız mola ile tekrar canlanmaya çalıştık, pasör değişikliği de yapıldı.

Salon geneli strese kapılıp birer birer verilen sayıları takip ediyordu, ama tribün yavaştan itmeye başladı. Bizim için saldır kanarya sesleri gittikçe tempo kazandı. Bir ara kaptanın oyuna girip çıktığını gördük.
Kritik anları Kim'e gönderilen toplarla aşıverdik, salonun coşkusunu reaksiyonlarını tam köşeden takip etmek ilginç oluyordu.



Saldır saldır Kanarya derken set uzamıştı bile, tüyler diken diken eden bir gaz anı yapılan blokla seti bitirdi. Rus takımına altın setten başka bir şans kalmamıştı, bu atmosferde dört set üstüste kazanmak onlar için çok zordu.

Çalan marşlar en tepedeki balkonlarda yerleşmiş olanları da ayaklandırmıştı. Bu arada etraftakiler Galatasaray'ın futbol maçı skoruna da göz atıverdi, beraberlik bozulmamıştı. Maç sonrası skor netleşince onlarla makaralar başlayıp imparator Fatih Terim tezahüratı yapıldı.



Çantamızdaki çikolataları tüketerek enerji tazeleyiverdik, kupayı kaldırdığın o an İstanbul'u yakıcaz ulan tezahüratı üçüncü sette de dillerdeydi. Biraz daha farklı alkış varyasyonlarıyla deneniyordu.

Kim Yeon alkış temposuyla birlikte ace yapıverdi, herkesin istediği bir görüntüydü. Teknik molaya coşku arttı, müzikle bölünmeden daha güzel oldu. Köşedeki oyuncular arkadaşlarını teşvik etmeye pozitif bir şekilde yanlarına koşturuyordu. Takım bütünlüğü hissediliyordu. Bu seti pasör Elif ile oynuyorduk.

Skor kopmamıştı, sensiz hayat bir işkence melodisi alt taraf üst taraf arasında icra ediliyordu. Yavaştan takım vites artırıp geri düşmeden ikinci teknik molaya geliverdi, bu sayede tezahüratta daha rahat döndürülmekteydi

Molalarda Karpol'un müdahaleleri işe yarayıp farkı skoru tekrar eşitlediler, rehavetten sıyrılıverdik. Son bir kez daha takımı tetiklemek gerekiyordu ama saatlerdir ayakta tribün yapan kitle yorulmuştu, maçın uzaması yıpratıcı olurdu. Neyseki skor gene açılıverdi.

Maç maç tempolarına Kübalı oyuncuları Ruiz rötar yaptırdı, dilimde şarkıların gündüz gece deli gibi aşığız Fenerbahçe, bu dünyayı yakarız senin için şampiyonluk gelince tezahüratı son hücumu süslemekteydi.
Salonda meşale yakmak olağandışı olurdu ama bir zamanlar bunu vakıfbankı yendiğimiz kupa finali sonrası salon dışında voleybolcuları bekleyerek yaptığmız aklıma geldi. Her tezahüratın acı tatlı bir anısı vardı.



Erkeklerde İvan , kadınlarda Kim'in bitirdiği hücumlarla şampiyonluklar geldi. Gol sonrası gibi çünkü Fenerbahçeliyiz nakaratı çalıverdi. Şampiyon Fener tezahüratı bir kez daha Burhan Felek salonunda çınlıyordu. Armanın gururu Sarı Melekler tezahüratı yapılırken, bir kesim ise Aziz Yıldırım tezahüratı girmeye çalışıyordu.



 Sahada sarmaş dolaş olan oyuncular rakiple tebrikleştikten sonra tekrar kutlamaya döndüler. Röportajlar için bizim olduğumuz köşeye toplandıklarında tribünden pınarbaşı dalgası yayılmaktaydı.
Abdullah Paşaoğlu koşturarak elindeki bir poşetten çıkardığı atkıları oyunculara dağıtıyordu, iki kupa tek arma yazıyordu.


Oyuncular tribüne çağırılıyordu, Seda takımı buraya getir diye kaptana seslenildi ama röportajla meşguldü. Sonra da arkadaşlarını tribün önüne getirince konfetiler patlamaya başladı, bayraklar dalgalanıyordu, üst tribünden "Aşkınla olduk derbeder, bu sevgi bir ömre bedel, Fenerbahçeli olmanın gururu bizlere yeter" tezahüratı yükseldi ki en favorilerimden biridir, bu sözün yazılı olduğu atkıyla o günkü maça gelmiştim. Genelde kaybetmeye doğru giden salon maçlarınn sonlarında söylenirdi. Bu sefer bir sevince etiket oluverdi. Sahadaki oyuncular zıplayarak eğleniyordu.



Bu tezahüratın üstüne GFB grubuda kendi imzasını atıverdi, GFB burada dimdik ayakta sesleri yükseldi. Diğer taraftaki Anadolu yakası ekibi ise çoktan pankartlarını toplayıp dağılmıştı.

Daha 19 yaşında düşlerinde özgür dünya denilerek Ali İsmail Korkmaz anılmaktaydı, "Mustafa Kemal'in Askerleriyiz" tezahüratı bunun ardından geldi. Burak ölmedi kalbimizde yaşıyor sesleri de duyuldu.

Ödül seremonisi hazırlıkları tamamlanmaktaydı, öncelikle MVP açıklandı. Kim Yeon büyük bir destekle ortaya geliverdi. Bu arada amigo Yücel bir baba hindi yaptırıyordu.




Rus takımı alkışlarla yerini aldı, bizim takımın elele sahaya Brasil müziğiyle çıkışı 94 dünya kupasında sahaya çıkan Brezilya milli takımına benziyordu ama daha zıpır ve renkliydi. Sarı Melekler tezahürartı yanısıra verdiğiniz sözleri tuttunuz şampiyon oldunuz tezahüratı da yapıldı.





We are the champions müziği bir klasik olarak bu sahnelere eşlik etti, oyuncular birer birer madalyalarını aldılar. Gene kupanın sapını Trabzona verelim tezahüratları yapıldı.

Sonrasında kupa kaldırma anı ise Seda'nın heyecanına kurban gitti herhalde, oyuncularda ikilemde kaldılar, sonra ona katıldılar. Yaşa Fenerbahçe marşı hep bir ağızdan söyleniverdi.


Saatler çok geç olmuştu, maçın bitimiyle yavaştan ayrılanlar olmuştu. Kupanın kaldırılması ardından da kupa turu beklenirken, takımın önce pozlar verip sonra protokole geçmesiyle süreç uzayacakdiye salon iyice boşalmaya başladı. Kupayla zafer turu erkeklerinkine göre daha sönük geçiverdi.



Bu salonda iki defa final organize edip kaybeden taraf olmuştuk, nihayet bu sefer bir Avrupa kupası taraftarın önünde kaldırılabildi. Tabii onları havalimanlarında karşıladığımız günlerin tadı da apayrı bir duyguydu.
Salon içinde resimler çekilip , hatıra olabilecek bayrak vb. toplanarak dışarıya yöneldik.

Bu zaferlerin üstüne lezzetli bir kokoreç iyi gider düşüncesiyle arkadaşlarla her zamanki mekanımıza yöneldik. Dışarıya dökülen genci yaşlısı herkes tarihi bir günü tamamlamış olmanın verdiği tatlı bir yorgunluk içindeydi.

16 Aralık 2011 Cuma

Fenerbahçe Universal - Rabita Bakü 3x0 (Salondan İzlenimler)

Şampiyonlar ligindeki iddiamızı gösterecek düzeydeki ilk ciddi maçımızı; coşkulu ve yarısından fazlası dolu bir salon ortamında oynayan voleybolcularımız keyifli bir akşam yaşattılar.

Tezahürat eden kitle aşağı yukarı iki gün önceki erkekler maçında da aynı sayılardaydı ama genel seyirci sayısı ve bunun salondaki ambiansa olumlu yansıması kat kat fazlaydı.

Bir rallide Fabiana'nın üstüste bloklarla duvar ördüğünde bütün salonun daha da enerji katması, yapılan iyi bir defansın alkışlarla takdir edilmesi, güzel bir hücum sayısıyla herkesin ayaklanıp coşkuyla kutlaması vb. görüntüler oyunda üstünlüğü kurduğumuz zamanlarda salon atmosferinin güzelliğini artırdı. Takım iyi oyunuyla ve savunmasıyla gücünü izleyenlere hissettirince keyif aldık ama kimi zamanlarda rakibe verdiğimiz serilerle hatalarımızı görmek işin gazını biraz kaçırdı.


Taraftar tribünü maç boyu enerjik bir haldeydi, zaman zaman karşı tribünü ayaklandırıp karşılıklı tezahürat yapmak istediler. Daha maç başlamadan takım kadrosu anons edilirken bizim için saldır Kanarya diye niye erkenden girdiler bilmiyorum o kadar istekliydiler herhalde.


Maç sırasında ikinci set yirmili sayılara başabaş girilirken Fenerbahçem benim biricik sevgilim yapmak biraz zamanlama hatası diye düşündüm.
En önde setin orada bir sürü kişinin durmasını ise hala anlamıyorum, ya kendini göstermek isteyen çok kişi var ya da takımı desteklerken ortam gazına kaptırıp herkes amigo oluveriyor.

Fenerbahçeli ihtiyar heyeti her zaman ki yerini alırken ayakta duran blog takipçimiz Süleyman abi görülüyor. Oradan zaman zaman "vur vur kafasına kafasına... , bir daha bir daha, Eda şakşakşak Eda..." gibi sesler duyuldu. Ayrıca yan tarafta protokolda oturan yaka kartlı bir Rabita'lı tezahürat ettiği vakit ufak bir münakaşa yaşandı, salon güvenlik amiri falan gelip yatıştırmak zorunda kaldı.
Çok sevdiğimiz Nati ısınmalar için sahaya adım atar atmaz ayakta alkışlarla karşılanıverdi. Bazı taraftarlardan hediyeler verildi, taraftarların fotoğraf imza isteklerine yanıt vermekte zorlandı. Eski takım arkadaşlarıyla kucaklaşarak sohbet ediverdi, bu yoğunlukta kendi takımının ısınma hareketlerine geç katıldı.

Maçın daha ilk sayısını manşet hatasıyla bize hediye ediverdi. Başabaş girilen kritik anlarda onu da servislerde bozmak için salondan uğultular yükseldi. Maç bitimi ise taraftar tribününden bütün oyunculara tezahürat edilirken Nati'yi gözden kaçırdılar, o da sahada fazla durmadığından uzun süre Logan Tom ile sohbet halinde olan Kimberly kadar tezahürat yapılamadı.

Maç öncesi taraftar grubu organizasyonu mu diye merak ettiğim ama sorunca Universal'in organizasyonu olduğunu öğrendiğim büyük bayraklar getirilmişti. Zaten salonda ilginç şekilde hiç pankart yoktu, taraftar grupları herhalde pankartlarını aynı saatlerdeki basket maçına götürdüler.
Universal'in organize ettiği ekip maç öncesi ve molalarda bu büyük Fenerbahçe ve Universal bayraklarını sallamakla görevliydi. Ayrıca gene atkı ve şampiyonlar ligi maç kitapçığı dağıtımında organizasyon bozukluğu vardı. Kapıda girişte dağıtılması yerine, sonradan getirilen koliler içinden salon içinde açılıp tribündekilere dağıtılmaktaydı. Bu maçta da sarı Fenerbahçe Universal atkıları dağıtıldı.


Salonda az sayıda Azeri izleyici bayrak ve atkılarıyla protokolde yer aldılar. Bir kaç kişide bench arkasında bayraklarıyla oturuyordu. Final four organizasyonuna da kapıda bedava bilet dağıtarak anca belli bir kalabalık topladıklarında bu maçta fazla bir taraftarları olmamasına şaşırmadım.

Maç öncesi ısınmalarda bizim güvende olduğumuz nadir anlardan biri. Zira daha sonra karşılıklı pas smaç organizasyonlarına geçilince gelen sert toplardan korunmak için oldukça dikkatli olmak gerekiyor.
Maç sonrasından klasik bir görüntü. Hakan Dinçay ve Ze Roberto röportajlar verirken, uzak tarafta Yağmur Chris ve Giovanni ile sohbet halinde, Kimberly ile Logan Tom ortada muhabbet çeviriyor. Minik hayranlarınca kuşatılmış kaptan Seda onlara ilgiyle yaklaşıyor. Nihan ise biraz önce Merve ile beraber el ele tribüne çağırılmışlardı. Keyifli gözüken Abdullah Paşaoğlu etraftaki misafirlerle tek tek ilgileniyor. Güzel geçen bir akşam sonunda takımdaki bütün oyuncular taraftarlardan gelen fotoğraf ve imza isteklerini yanıtlamak için büyük çaba sarfederek uzun süre salondan ayrılamadılar.
Her servise geldiğinde tempo tuttuğumuz Kim'e bir ralli sonrası topu fileye taksa da bütün salonun alkışlayarak moral vermesi gerçekten güzel ve akılda kalıcı bir görüntü oldu. Maç sonrası taraftarın tezahüratına alkışla yanıt verirken yüzünde her zamanki sempatik ifade var, ayrıca Koreli hayranlarından da hediyeler aldı.

Maç bitimi "yanyana gelin,kolkola girin,tribüne gelin,bize söz verin..." bestesi eşliğinde tribüne doğru gelip galibiyeti kutlayan oyuncularımız. Daha sonra bireysel tezahürat faslına geçildi. Pano arkasında röportaj veren Seda'yı görmeden uzun süre tezahürat yapıp onu aramak gibi bir şapşallıkları oldu.


Fabiana'ya tezahürat yapıldığında bench köşesinden selamlamakla yetinmeyip reklam panolarını da geçerek tribüne kadar gidip taraftarlarla bütünleşmesi gerçekten güzeldi. Ayrıca Nihan & Merve elele hepberaber tribüne tezahüratı da liberoların yüzünü güldürdü.

Başka derdi mi vardı bilmiyorum ama federasyon başkanı maç boyu böyle sıkıntılı bir şekilde gazı varmış gibi kaykılmış oturunca bizde tribünden bunun üzerine geyikler çevirdik. Bizim oyunumuza hiç bir olumlu reaksiyon göstermeden maç boyu tarafsız CEV delegesi gibi maçı somurtarak takip ediverdi.



Tezahüratlarla takımı desteklemeye ve salonu canlandırmaya çabalayan yaklaşık 50 kişilik grubun çoğu her zamanki salon takipçilerindendi. Bu maç bir tane de davul getirmişlerdi. Yukarıda duvar dibinde oturan ufak bir grupta zaman zaman sloganlar giriverdi. "Yıkılmayan son kale en büyük Fenerbahçe" vb.
Maç sonrası salon boşalırken uzak köşede sohbet eden Chris'e tezahüratlar olunca, yanına gittiğimde bak taraftarlar hala seni seviyor dediğimde bende onları seviyorum dedi. Giovanni'ye ise seni sevmiyorlar, dün 3-0 kaybetmişsiniz ne oluyor senin takıma diyerekten takılıverdim.


Çanakkale'den gelen Fatih'in oyuncularla resimlerini çekmek için o köşeye gitmiştik. Kimberly ve Logan bir yandan sohbet edip diğer yandan resim çektirmek isteyenlere hemen yüz ifadesi değiştirerek gülümseyerek poz vermeleri bu konuda bile ne kadar becerikli olduklarını gösteriyordu. Sonra Ze Roberto yaklaşınca onu da yanımıza çağırıp tebrik edip fotoğraf çekerken, Logan Tom ortadan kayboldu. Kamil hocaya da tebrikler diyerekten ayrıldık.

Maç sonrası oyuncular röportaj vs. için etrafa dağılmışken, tribünde röportaj panosuna yakın olan 5-10 kişiden "devletin takımı trabzonspor" sesleri yükseliyordu, o sırada canlı yayında olan trt muhabirine yayın tacizi yapılması eğlenceli ve ince zeka işi bir görüntüydü.
Azeri takımının bu çalışanı yaka kartıyla protokolde üstlerde otururken, maçın başlarında bir sessizlik anında tek başına ayaklanarak Rabita Rabita diye ortalığı inletti. Böyle birşey beklemeyen etraftakiler de şaşkınlık sonrası onu sessiz oturması için ikaz ederek tartıştılar. Maç içinde gene zaman zaman heyecanla ayaklanıverdi.
Brooke Billings ve eşi ile maç sonrası Abdullah Paşaoğlu'nun yanında karşılaşınca ayaküstü sohbet ediverdim. Bileğindeki sakatlıktan dolayı kısa süreli bir tedavi gördüğü için oynayamadığını söyledi. Brooke Billings'in blogunu zaman zaman okuduğumdan oldukça eğlenceli sempatik bir çiftler.

Salon ortamından farklı videolar izlemek için ;




Video Kaynak ; aet330
Fotoğraf Kaynak ; Cev, Gürkut Gürsoy , Metin Timur