Fenerbahçe Acıbadem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fenerbahçe Acıbadem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Kasım 2010 Salı

ZOK Split 1700 - Fenerbahçe Acıbadem : 0-3 !!!


Avrupa Bayanlar Voleybol Şampiyonlar Ligi'nde Fenerbahçe Acıbadem, Hırvatistan'ın Zok Split 1700 takımını 3-0 yendi..

ZOK SPLİT 0-3 FENERBAHÇE ACIBADEM

Salon: Spaladium Arena
Hakem:Toomas Murulo (Estonya) Dorin Mirel Zaharescu (Romanya)
Zok Split 1700 : Correa,Alves,Dujiç,Sipiç,Burazer,Susiç,Peso (L),Milardoviç (L) (Usiç,Batina)
Fenerbahçe Acıbadem: Fürst, Skowronska, Seda, Eda, Fofao, Sokolova, Nihan (L) (Naz,Çiğdem,Ergül)
Setler: 16-25, 15-25, 13-25
Ligde (B) Grubunda yer alan sarı-lacivertli ekip, gruptaki 2. maçında deplasmanda Hırvat Zok Split 1700 ile karşılaştı. Split kentindeki Spaladium Arena'da yapılan ve Estonyalı Toomas Murulo ile Romanyalı Dorin Mirel Zaharescu hakem ikilisinin yönettiği karşılaşmanın setleri 25-16, 25-15 ve 25-13 Fenerbahçe Acıbadem üstünlüğüyle tamamlandı.
Gruptaki ilk maçında İtalyan Norda Foppapedretti takımını da 3-0 yenen Fenerbahçe Acıbadem, böylece gruptaki 2. galibiyetini elde etti.
Fenerbahçe Acıbadem, gruptaki 3. maçında, 8 Aralık Çarşamba günü TSİ 17.30'da deplasmanda Rusya'nın Dinamo takımıyla karşılaşacak.
 * Takımı tebrik ediyorum.
* Öylesine bir maçtı ki ben yorgunlukta vardı TV başında uyukladım,oyuncularımız ise setin bittiğinin bile farkında değildi.
* Çok zevksiz ve kalitesiz bir maç oldu.
* Fazla teknik değerlendirme yapmakta gereksiz.Zaten çıkmaz not.
Bir kaç satır yazarak,haberin içini doldurmak gerekirse ; 
* Fürst kalitesini gösterdi.Açık ara maçın yıldızıydı.8/7.% 88 hücum,5 blok toplam 13 sayı.
* Sokolova 14 sayı ile en skorer oyuncumuz olurken,attığı etkili servislerle (4 ace) dikkat çekti fakat manşette ve hücum yüzdesinde düşük performansı vardı.Manşette 15/2.% 60(27) İyi manşeti % 27,bir tane de arkaya bıraktığı ace olan sayı var.Konsantrasyon eksikliği vardı.Zaten set bitti,hala servis atmaay gidiyordu.
* Seda'da çıkış var 2 maçtır.Gerçi rakiplerde zayıftı ama  en azından moral kazanmış oldu.
% 58 hücum yüzdesi ile 13 sayı.4 manşette hata yok.% 100(50)
* Fofao vasat bir performans sergiledi.Hataları da vardı ama olabilir.
Ortaları özellikle iyi kullanıyor.Fürst 13,Eda 12 sayı.Smaçörleri de oynattı.Kasia 8,Sokolova 13,Seda 12.Yani gene dengeli bir dağılım var diyebiliriz.Smaçörleri dengeli oynatmış.Sokolova 21,Kasia 18,Seda 19 top kullanmış.Eda 9,Fürst 8.Normal.
* Zayıf rakip karşısında 9 servis sayısı (8 hata),9 blok iyiyse de 39/2 hata.% 69(38) manşet iyi değil.
* Rakip gerçekten çok zayıf.İtalyan antrenör nasıl gitmiş bu takıma anlamadım.
Brezilyalı pasörleri de iyi değildi.2.sette yerine 2.pasör Usiç girdi ve iyi oynadı Ona göre.
Etkili servisleri ile 4-0'lık bir seri bile yaptırdı.
Beklediğim kadar sayı aldılar aslında.Set başına 15'i geçemezler demiştim 16-15-13 aldılar.
* Takımın adı ve formalarında Zok Split 1700 iken rejinin Zok Split 1970 yazması ilginçti.
* 2 liberonunda libero forması ile oynayabilmesi yeniliğini de ilk kez görmüş olduk.
Bizim bunu kullanacağımızı sanmıyorum ama..

13 Mayıs 2010 Perşembe

Lioubov Sokolova Kılıç Fenerbahçe Acıbadem’de !!!..


http://img143.imageshack.us/img143/3999/37799558.jpghttp://www.fenerbahce.org/pic_lib/2010-05-13_vvoleybasin3.jpg
 http://www.fenerbahce.org/pic_lib/2010-05-13_voleybasin2.jpg
 http://www.fenerbahce.org/pic_lib/2010-05-13_voleybasin1.jpg
Lioubov Sokolova Kılıç  Fenerbahçe Acıbadem’de !!!.. 

Bayan voleybolda Dünya yıldızlarından Lioubov Sokolova, 2 yıl süreyle Fenerbahçe Acıbadem forması giyecek.

Fenerbahçe Spor Kulübü, mevcut başarılarında istikrar sağlamak ve başarılarını artırmak amacıyla tüm branşlardaki transfer çalışmalarını sürdürüyor. Bu sezon mücadele ettiği tüm kulvarlarda rakiplerinin korkulu rüyası olan ve sezonu 4 kupayla kapatan Fenerbahçe Acıbadem, kadrosunu Dünyaca ünlü bir yıldızla güçlendirdi. Ekaterina Gamova, Natasa Osmokrovic gibi yıldızları kadrosunda barındıran Fenerbahçe Acıbadem Monte Schiavo Jesi’de forma giyen Lioubov Sokolova Kılıç’ı renklerine kattı.

Kariyerinde birçok kupa kazanan ve bireysel anlamda birçok ödüle layık görülen Lioubov Sokolova, kariyerine ülkesi Rusya’nın CSKA Moskova takımda başladı. CSKA Moskova, Rossy Moskova, Ekateringburg, Eczacıbaşı, Bergamo, Murcia, Zarechie Odintsovo gibi takımlarda forma giyen Rus smaçör, Murcia takımı ile 3, Eczacıbaşı ve Bergamo ile ise 2 şampiyonluk yaşadı  2006 yılında Avrupa’nın en iyi oyuncusu seçilen 33 yaşındaki Sokolova, 2007 yılında Murcia takımıyla CEV Top Teams kupasını kazandı. Rus smaçör bu turnuvada en iyi oyuncu ve en iyi servis atan oyuncu seçildi. Lioubov Sokolova, Rus Milli Takımıyla 1999 yılında World Grand Prix, 2001 yılında Avrupa Şampiyonu ve 2006 yılında Dünya Şampiyonluğu yaşadı

Dünyaca ünlü Rus smaçörün Fenerbahçe Acıbadem’e transferinde eski voleybolcu olan eşi Aytaç Kılıç’ın büyük desteği oldu.


Kaynak: fenerbahce.org

Liubov Sokolova kimdir?

 
Liubov Vladimirovna Sokolova: (Rusça: Любовь Владимировна Соколова Килич) (d. 4 Aralık 1977, Moskova) Rus milli voleybolcu. Voleybola sekiz yaşında başladı. İlk antrenörü V.Romanenko’ydu. 16 yaşında CSKA Moskova kulübüne transfer oldu. İlk kez 19 yaşındayken 1996 Atlanta Olimpiyat Oyunları'nda ulusal takım formasını giydi. Moskova Devlet Teknoloji Üniversitesi (Fizik)’den yüksek dereceyle mezun olmuştur. İlk eşi Aleksandre Chachkov’dan Daniel (1997-Moskova) adında bir oğlu vardır. Voleybol dünyasında Lyubov Chachkova olarak ünlendi. 2002 yılında ise Türk voleybolcu Aytaç Kılıç’la evlendi.
Rus ulusal takımıyla 2006 Dünya Şampiyonası’da, 1999 ve 2001 Avrupa şampiyonalarında şampiyonluğa ulaştı. 1999 World Grand Prix’de birincilik kürsüsüne çıktı. İspanya Süper Lig takımlarından Grupo 2002 Murcia ile 2007 yılında Top Teams Kupası şampiyonluğu yaşadı. 1999 World Grand Prix’de «en iyi servis», 1999 Dünya Kupası’nda «en iyi manşet» ve «en iyi smaçör», 2000 World Grand Prix’de «en skorer» ve «en değerli oyuncu», 2001 Avrupa Şampiyonası’nda «en iyi servis» ve «en iyi manşet», 2004 Avrupa Konfederasyon Kupası’nda «en değerli oyuncu» ve «en iyi servis» ve 2007 Top Teams Kupası’nda «en değerli oyuncu» ödüllerinin sahibi oldu.
Lyubov Kılıç, Japonya, Türkiye, İtalya ve İspanya liglerinde oynadı. Oyuncu 2009 yılında 2005-2006 sezonunda kadrosunda yer aldığı İtalyan Serie A1 takımlarından Monte Schiavo’ya transfer oldu.
 
Özellikleri
  • Boy : 193 cm
  • Kilo: 73 kg
  • Pozisyon : Smaçör
  • Blok yüksekliği: 310 cm
  • Smaç yüksekliği: 315 cm
Başarıları
  • 1998-Dünya Şampiyonası-Bronz madalya.
  • 1998-World Grand Prix-Gümüş madalya.
  • 1999-World Grand Prix-En iyi servis.
  • 1999-Dünya Kupası-Gümüş madalya.
  • 1999-Dünya Kupası-En iyi smaçör ve en iyi manşet.
  • 1999-Avrupa Şampiyonası-Altın madalya.
  • 1999-World Grand Prix-Altın madalya.
  • 2000-Sidney Olimpiyat Oyunları-Gümüş madalya.
  • 2000-World Grand Prix-Gümüş madalya.
  • 2000-Word Grand Prix- En skorer ve en değerli oyuncu.
  • 2001-Avrupa Şampiyonası-Altın madalya.
  • 2001-Avrupa Şampiyonası-En iyi servis ve en iyi manşet.
  • 2001-Word Grand Prix-Bronz madalya.
  • 2004-CEV Kupası-En iyi servis ve en değerli oyuncu-Foppapedretti Bergamo.
  • 2004-Atina Olimpiyat Oyunları-Gümüş madalya.
  • 2005-Avrupa Şampiyonlar Ligi-En iyi smaçör ve en değerli oyuncu-Foppapedretti Bergamo.
  • 2006-Dünya Şampiyonası-Altın madalya.
  • 2007-Top Teams Kupası Şampiyonluğu-Grupo 2002 Murcia.
  • 2007-Top Teams Kupası-En değerli oyuncu.
  • 2007-Avrupa Şampiyonası-Bronz madalya.
  • 2007-Avrupa Şampiyonası-En iyi manşet.
 
http://www.voleybolx.com/haberdetay/1398/Chachkova,-Fenerbahce-Acibademde
 

 


**********************
  Hayırlı Uğurlu Olsun.
Çok iyi bir transfer.
O da gecikmeli gelenlerden.Geçen yıl gelmeyip Jesi takımına gitmişti.
Herhalde pişman olmuştur.
 Şimdi merak edilen soru Sokolova Kılıç'ın Türk statüsünde oynayıp
oynayamayacağı.Bir Türk (Eski Voleybolcumuz Aytaç Kılıç ile evli)
ile evli 2007'den beri ama Türk statüsünde değil.
Sanırım bu konuda uğraşılıyor.M.Ali Bey Türk pasaportu var demiş.


Bu konu ile ilgili şöyle bir bilgi var ;


Sokolova‚ Türk milli takımında oynamak istediği biliniyordu. Bu yüzden ilgili kuruma başvuru yaptı. Belli bir süre oynamama cezası aldı. Cezasının bitimine yakın Rusya milli takımında oynadı.

İlgili kuruma başvurduysa‚ Vatandaşlığa yada birden fazla yabancı vatandaşlık hakkını kazanmış olmalı. Hukuksal olarak baktığınızda Sokolova´nın yerli statüde oynamasına engel gözükmüyor. Milli takım oynama durumu şarta 
bağlı durum. 
Sokolova‚ bireysel olarak hakkını ararsa‚ yerli statüde oynama olasılığı vardır.  


 Teknik olarak çok şey yazmaya gerek yok.Nati gibi bir komple oyuncu
daha kazandık.Hücum,manşet,savunmada gayet iyi.Winner bir oyuncu.
Mevkiisinde Dünyada ilk 5 içerisinde.
 Şimdi Gamova'ın durumu merak ediliyor.
Sokolova Kılıç'ta kaldığına göre bence Gamova'da kaldı ve bir yabancı
pasör daha alınacak.
 Kılıç Türk olarak oynarsa inanılmaz bir kadro oluşabilir.
 Hayırlısı bakalım...
M.Ali Aydınlar'a bir kez daha teşekkürler ,şükranlar. 

8 Mayıs 2010 Cumartesi

VGSTT - Fenerbahçe Acıbadem 0-3 (Playoff Final Serisi 3.Maç) Salondan İzlenimler



Takım için de, sezon boyu onlarla beraber olan bizler için de uzun ve yorucu bir maratonun sonuna gelmiştik. Kendi yaptıkları, taraftara söyledikleri bestelerinde dedikleri gibi "biz neler yaşadık hep beraber.." duygusallığıyla, artık bize yaşattıkları bu unutulmaz sezonun güzelliğini, Sarı Meleklerimizle, şampiyonluk kupası sevinciyle sonlandırmaya, final maçına salona gidiverdik.

Yıllardır hep alıştığımız şekilde final-kupa günü olunca salonlarda çok büyük bir kalabalık olur, sezon boyu gelmemiş seyircilerle ortalık dolar taşar. Bundan dolayı girişte sıkıntı yaşamamak için, eve gelip üstümü değiştirdikten sonra salona mümkün olduğunca erken gelmeye çalıştım. Evim yakın olsa da, ben salona maça 45 dakika kala vardığımda dışarda fazla bir kalabalık yoktu, çünkü içerisi tıklım tıklım dolmuştu bile, benden 15 dakika falan sonra gelenleri almamaya başlamışlar.

Sezon içinde böyle kalabalık maç günlerinde yedekte dursun diye cüzdanda sakladığım bileti artık kullanayım dedim, nasılsa sezonu bugün bitirecektik. Ben kapıdan direkt bilet kontrol eden görevliye yönelip bileti vermemle, ama bu bilet eski dedi. Fiyatı damgası falan herşeyi aynı olan kağıttan nasıl anladığına şaşırarak dedim bazen kalabalık maçlarda geç kaldığımızda bilet bitti diye alınmama durumuna karşı elimde tutmuştum dedim, sen boşver ne farkeder nasılsa beni biliyorsun deyince, anladım tamam dedi. Ben polis görevlisi tarafından üst araması yapıldıktan sonra gene ona dönüp yahu nasıl anladın eski bilet olduğunu diye sorunca bileti yırtarken seri numarasının bugünkülerden farklı olduğunu,sezon ortalarındaki rakamlardan olduğunu söyledi.

İçeriye girince gene bir kalabalık çarpması oluverdi, maça daha o kadar süre varken, ısınmalar dahi başlamamışken hemen girişe yakın olan, ana tribün sağ köşe tarafındakilerin hepsi ayaktaydı. Anlaşılan erkenden yerleşip sonra aralarda kalan seyircilere sıkıntı olmaması için ayaklandılar, ama ön koridordan tanıdıklarla selamlaşaraktan ilerlerken aralara sıkışmanın bile zor olacağı anlaşılıyordu, yahu bu ne kalabalık yer kalmamış deyince sana yer olmaz mı yahu diyerek beni içeri çektiler, ayaklanmış kitlenin en sol taraflarında durabildim, oturanlarla sınır hizası olmuştuk. Hala da dışardan gelip aralara girenlerle sürekli kalabalık artıyor, yukarılara sola doğru taşmalar oluyordu. Arkadaki sütündan itibaren hiza alalım, bu kısımdan itibaren ayakta olacak dedik, oralarda kalan az sayıdaki oturan seyircilerimize kusura bakmayın ama bugün böyle sıkıntılar olur dedik, onlar için acaba file arkasında yer var mıdır diye bakınıverdim ki, file arkasında merdivenlerde dahi boşluk yoktu, herkes bulabildiği bütün boş noktalara oturuvermişti, bizden sola doğru bakınca da aynı manzara hakimdi. Neyse ki biraz güvenlik amirlerine baskı yapılmaya başlandı da sezon boyu boş tuttukları en ön sıralara bu sefer taraftar oturttular, bu şekilde öne sola kaymalar olunca çok az bir yer açıklığı daha oluverdi ve tribün yapacak olan topluluk düzgün yerleşebildi.

Bu kalabalık içinde yoğunlaşmalar artarken ısınmalar da alkışlar arasında başlamıştı, senin sürtüştüğün emniyet amiri gözükmüyor bugün diye bana takılıyorlardı. Fenerbahçe tv muhabirinin saha ortasında mikrofon elinde gezdiğini görünce herhalde maç öncesi de yayın yapıyorlar dedik. Burası çok boğucu bir hal almaya başlamıştı, yahu çok feci terleyeceğiz dedim, daha bayan basket maçı da var, otobüs kaldırılıyormuş dışarda dediler, hemen maçtan sonra oraya geçilebilmesi için otobüs ayarlanmış, güzel düşünmüşler inşallah üç sette bitiririz diyorduk. Rakibin ısınmalarını takip eden arkadaş arkamdan dürtüp, ne kadar iyi çalışıyorlar diyordu, giovanni karşısına üç oyuncusunu almış sert vuruşlarla top karşılatıyordu, sektiği gibi bir diğerine doğru vuruyordu, bizimkiler ise dün televizyonda gördüm antrenmanda oyun oynamışlar gene dedim, bizim hoca da stres atmaları için topla ilginç oyunlar icat edip eğlenceli bir takım ortamı sağlıyordu anlaşılan.

Protokol tribünü de dolmuş gibiydi, Mehmet Ali Bey bir ara yerinde ayrılıp Aziz Yıldırım'ı karşılamaya gitti, onunla beraber salona girmeleri üzerine salondan alkışlar yükseldi. Orada yer kalmadığından görevliler tarafından reklam panoları arkasına sandalyeler tabureler yığılmaktaydı, o kısımlarda da bir sürü takım elbiseli kişi çakma protokol tribünü oluşturdu. Karşı tribünde de evsahibinin kiralık topluluğu 60 kişi kadar yerini almıştı, hiçbir emek sarfedilmemiş, kulübün verdiği parayla yapılmış her zamanki dijital pankartlarını da asmışlardı. Bir ara bizim arkamızdaki gençlerden kel yaşaaar diye sataşma sesleri yükseliverdi ama bunu duyan öndekiler, bugün kel yaşar yok, dün umreye gitmiş o dediler. Acaba adamın primi umre miydi, gazetelerde şampiyon olan Karabüksporlu bazı futbolcularında sezon içinde başkanlarına şampiyon olursak bizi umreye yollayın diye söyledikleri haberler olmuştu diye aklımıza geliverdi.

Kimin nereye gittiği neyse, biz Meleklerimizle cennette gibiydik, maç vakti yaklaşmıştı, amigo Yücel gene yukarılara doğru bir coşkulu konuşma sallamaktaydı. Kupayı alalım ondan sonra cimboma... dışarda otobüsler, cimboma koymayı bekler gibi tezahüratlar ile taraftarların maç sonrası Caferağa'ya geçişi için dikkati çekilmekteydi. Önümdekiler çok kalabalık olduk bugün deyince, evet öyle ama kalabalık olmak voleybolda harika destek olunacağının garantisi olmuyor, bazen maçın gidişatında etki edilmesi gereken yerde üst taraftakiler kontrol dışı kalıp kopabiliyor, sonra gereksiz işler yaptıkları da oluyor, geçen olduğu gibi zamansız yerde takımı çağırmalar, ayağa kalkmayan cimbomlu olsun diye uzun süre ısrarlar falan, böyle dikkat dağınıklığında sahada baskı yapılması gereken bazı anlar kaçıveriyor dedim.

Ama şu da inkar edilemez ki, eğer bu enerjik kitleyi iyi kontrol edebilirsen, ateşleyici patlamalarla bizim takıma, boğucu baskı reaksiyonlarıyla da rakibe çok iyi etki edebiliyorduk, sahada yedinci oyuncu gibi olduğumuzu sezon boyu hissettiğim çok enstantane vardı ki bu son final maçında da böyle anlar oldu, zaten yerli yabancı oyuncularımız da her fırsatta atmosferden desteğimizden memnun olduğunu bizzat bizlere söylüyorlardı. Kalabalık maçlarda skorla da coştukça coşup eğlenceli bir tribün olabiliyordu. Zaman zaman yan taraflardan da destek alınmasıyla güzel ortam olurdu, bazen zamansız ve gereksiz yere ısrarla kalkmayacakları belli olan o tarafları kaldırma girişimleri olmuyor değildi,gereksiz görürdüm ama bazen öyle bir hal alıyordu ki, çok kritik sayılara gelindiğinde, biz yoruldukça file arkasını ve ana tribün yan tarafları ayaklandırmaya uğraşıp bir enerji bütünlüğü istendiğinde, oturanların bir kısmı ayaklanırken, egosu çok büyük kişilerin veya toplulukların maç boyu bu kadar emek sarfeden taraftarları hiç kaale almayıp oturmaya devam ederek kendi bildiklerini yaptıklarını da görüyorduk, o kritik sinerji bütünleşmesi içinde herkesi ıslığa yada tezahürata davet ederken bu üstten bakışlı tavırlar canımı sıkıyordu.

Bizim oyuncuların ısınma turlarını tamamlanması ardından sık sık tezahüratlarla Sarı Melekler ooo diyerek biz de ısınmaktaydık, artık çubuklu formalarıyla önümüzde dizilmişlerdi, işte bu forma şampiyonluk gününe yakıştı derken alkışlarla seremoni için sahadaydılar. Taraftar ise arkalarından armanın gururu Sarı Melekler diye bağırdı, sonrasında salonu ayağa kaldırmak gibi bir çabaya giriştiler. Maç başlanmadan önce bu sezon voleybol maçlarında (sağolsunlar hiç kaybetmemeleri üzerine) söyleme gereğimiz olmadığı "yenilsende yensende taraftarın senle üzüntünde sevincide seninle birlikte" diye bağırarak sanki bu maç üzerinden önceki gün futbolda kaybedilen Türkiye Kupası dolayısıyla -başkanda oradayken- bir mesaj verilir gibiydi, ilginç oldu. Biz susunca karşı taraftan ise kiralık tribüncüler taraftarın her zamanki yerinde... diye seslerini duyurmak istediler. Hakemler anons edilirken alkışlanmaktaydı, bizim oyuncuların anonsu ise biraz tezahüratla karışıverdi.

Dilimde şarkıların gündüz gece... diyerekten maça bizim önümüzdeki yarı sahadan kullandığımız servisle giriverdik. İlk sayıyı onlar aldı ama maçın son sayısını alanın biz olacağımızdan hiç bir şüphemiz olmadan tezahüratlara devam edildi. Aldığımız ilk sayı sonrası bir seri yapıverdiler, önde gitmeye başladılar. Tezahürat değişip üstlerdeki gençlerin Fenerbahçe çok pis koyar... diye bağırdıklarını duyunca küfürlü kısmında ne yapacaklarını merak ettim, değiştirmeden söylemeleri üzerine arkaya doğru dönüp heeey böyle söylemeyin diye sansürlemeye başladık, bunun üzerine amigo Yücel o tarafa "seve seve" diye değiştirin dedi. Bir iki kere söylenmesi ardından teknik mola üstüne arıza sinyalleri durmayınca bir mola daha kullandık fark oldukça açılmıştı. Bu tezahüratta yenik durumdayken söylenmez ki, havası kaçıyor güzel olmuyor deyip, bize biraz uzak kalan Yücel ağabeye seslenmeye başladık, duymayınca aradaki Ayhan ağabeye tezahüratı değiştirelim,öne geçince söyleriz dedik, o da Yücel ağabeye öyle söyledi. Zaten salon tribünlerinin bu yönünü çok severim, hızlı etkileşime açıktır, yeni bir tezahüratın tutup tutmayacağına test etmeye en uygun yerdir, bu maç olduğu gibi bir iki uyarıyla sansürleyip, sonra vakıfa vakıfa diye seslenmelerimiz üzerine mantık kullanarak kartal yerine, ...hem cimboma, hem vakıfa.. diye dönüştürmeyi becerebilecek en müsait yer salonlardır, doğal olarak koca futbol stadında bu işler böyle kolay olmuyor.

Mola sonrası haydi kızlar toparlanın diyerekten bizim için saldır Kanarya... diye bağırmaya başladık. Fark yavaş yavaş erimeye başladı, üç alkış tempolu Fenerbahçe sen çok yaşa sesleri yükselirken sahaya daha yakın olan önlerdeki bizler uzak tarafa doğru servis atarken yuhlamaya da başladık, sonra gene üsttekilerin sürüklediği tezahürata katılmaktaydık. Biraz daha iyi hücum ritmi tutturmamızla fark ikiye inmiş şekilde ikinci teknik molaya girildi. Mola sonrası pasların dağıtımında biraz sıkıntılarımız olunca arkamdakilerden Naz'a tepki geliyordu, sürekli maçlara gelen bu arkadaşa dönüp yahu sakin ol dostum düzeltiriz maçı , sen böyle yapacaksan diğerleri ne yapar dedim.

Değişiklik sonrası Nati ile beraberlik ve öne geçmenin coşkusu tribünü sarmıştı, bizim için saldır Fenerbahçe diye tribünden sahaya taşıyordu. Biraz kopmuşken Katya penaltı gibi sayıyı yaptı zannettik zıplamaya devam ediyorduk ama galiba hakem top taşıma diye rakibe verdi, şaşkınlıkla durakladık. Neyse ki muhteşem bir ralli sonrası devamını getirip set set set tempoları arasında haydi kaptan diye bağırarak servisi yolladık. Bu set rakibin blok out, içerde dışarda itirazları falan çok oluyordu, setin sonunda maja'nın dışarı vurduğu topla iyice abarttılar. Biraz senkronizasyonu bozuk bir her zaman her yerde en büyük Fener bağırışı yapılırken maja hakeme ısrarla itirazlarını sürdürüyordu, saha değiştirirlerken ona sataşmalara başlandı.

Hakeme el kol hareketleriyle tepki göstere göstere giderken biz de hocam bu ne ya kart kart diye bağırmaya başladık. Sinirle benche gelen maja koltuklara bir tekme atıp elindekini yere fırlattı, yuhlamalar iyice yoğunlaştı. Set arasında kimisi maja poljak'a el kol hareketleri yaparken, bazı ağabeyler tamam beyler sakin olun şimdi biz burada böyle aşırı tepki koyarsak üsttekiler galeyana gelir sahaya birşey falan atar diyorlardı. Ama ağabey hakeme baskı kurulması normal, kızın bu yaptıkları anormal şeyler dedim. Hocam kartın nerede, unuttun mu, bu nedir yahu falan diye birkaç kişi seslenirken, ümit sokullu'nun elini arka cebine atıp kartları az birşey çekip gösterdiğini gördük. Aha tamamdır mesajı aldık diye gülmeye başladık, maja ikinci set öncesi diğerlerinden ayrı ayakta dikilmiş hakemlere kötü kötü bakmaya devam ediyordu. File arkasından maja go home sesleri geliyordu, sahaya dizilmeleri sonrası servisi onlar kullanacaktı, yardımcı hakem topu da stam'a verdi, ama hakemden hala bir icraat yoktu, bir daha ağzını açarsa mı gösterecek acaba derken yanına çağırdı, sert bir uyarı sonrası sarı kartı taraftarın ooley sesleri arasında çıkardı, servis bize geçmiş oldu, sete bu sarı karttan gelen sayı ile 1-0 önde başladık.

Bu gaz ile file arkasıyla karşılıklı Fener koy koy koy şampiyonluk geliyor yapılıyordu. Maçın başlamasından sonra diğer kapıdan girebilenler olmuştu, hatta bazı ufak çocuk grubu önümüzden geçerek boş bir yerler aramaya file arkasına gidiyorlardı, herhalde onların girişiyle fırsat yakalayıp girebilen bazı taraftarlar daha aramıza giriverdi. Bu gelen heyecanlı ağabeylerden biri Fener gol gol gol diye bağırınca, koy koy diyoruz dedik, hee tamam deyip bu sefer Fener gol koy koy diye bağırınca bizi güldürdü. Hala ön koridordan geçip file arkasına gitmek isteyenler olunca koridorda duranlar buradan gelmeyin,üstten geçin diye sinirlendiler, ama büyük ihtimal o taraflarda üst koridora çıkacak merdiven boşluğu bile göremiyorlardı. Sonra bir sürü ufaklığın file arkası duvardibi önlerinde durabildiğini gördüm.

Karşılıklı tezahürat sırasında karşılıklı sayılarla setin başlangıç kısmı akmaktaydı. Seda'nın üçlü blok üzerinden tam önümüzdeki köşeyi gördüğü vuruşu harikaydı. Rakip oyuncular bu set önümüze geldiklerinde onları boğma çabalarımıza da koyuluverdik. İlk teknik molaya önde girmemizle spanish matador melodisi ile tribün zıplamaktaydı, farkta gittikçe açılıyordu. Bu sefer Fenerbahçe çok pis koyar.. keyifle söylemek için biraz daha uygun bir an oluverdi. Belli ki üstteki grup bunu söylemek için tutuşuyordu, onlar tezahüratı girerken vakıfa vakıfa diye seslenmemiz sonrası Amigo Yücel'in yukarıya doğru hem cimboma hem vakıfa diye söylüyoruz demesi ardından, tezahürat son haline sansürlü modifiye olmuş şekilde tekrar girildi.

Fenerbahçe çok pis koyar,Fenerbahçe çok pis koyar
Hem cimboma şakşak hem vakıfa şakşak x2
Bu sene de seve seve!..bu sene de seve seve!
Şampiyon ol şakşak Fenerbahçe şakşak x2
..Saldır Fener saldır kupaları kaldır
Bu taraftar sana gönülden bağlıdır...

Büyük keyifle söyleyerek ritme göre zıplıyorduk, fark biraz azalır gibi olup neslihan servise gelince gene uğultular yükselmeye başladı, ilkinde sayı olduktan sonra ikinci de hataya zorladık. Oyuncularımız kanatlanıp savunmada duvar örmeye başladılar bu şekilde bir mola alındı. Mola dönüşü skorda yakalanıverdik ve hatta öne geçiverdiler bu defa molayı alan biz olduk. Yahu bu yeni tezahüratta uğursuzluk mu var diyenler vardı, mendille terlemiş yüzümü silmekteyken, sahaya dönecek olan oyuncular alkışlanmaktaydı, koç tekrar bir değişiklik yaparak Naz'ı kullanmayı tercih ederek oyuna alıverdi.

Haydi Fener haydi,tam zamanı şimdi sesleri ile mola dönüşünü yaptık, arka alana doğru süzülen top nedense Katya hamle yapmayınca içeri düşüverdi, bazen böyle sayılarda tembelliğine bozuluyorum ama televizyonda tekrarını izleyince topla arasındaki mesafenin az olmadığını, onun gibi bir fizikle hızlı refleksin zor olduğunu anladım. Kritik anlarda iki sayı geri düşmüştük. Setin bu son kısmında tribündeki amigolar sola doğru, file arkasına doğru gidip gelip ıslık işareti yapıyordu. Resmen takımla beraber yedi kişi oynamaya, uğultularla savunma yapmaya başlamıştık, çıkan topları alkışlıyorduk, aldığımız sayı ile sevindik. Sonrasında servisle beraber sahaya yükleniyoruz diye etraftakileri uyarmaya başladık, sahayı işaret ediyorduk. Top düşerken sanki bizde düşüyormuşuz gibi öne doğru yığılarak heeeyooo gibi sesler çıkmaya başladı. Set sayısını Seda'nın kritik sayısıyla alamamaları ile eşitliği yakaladık, gene manşetlerini bozmaya yükleniyoruz derken Eda topu yolladı, maçın başında sakatlık geçiren gizem gelen topa hamle yapacakken gürültüyle boğmaya başladık, ace olmuştu. Set set set diye coşkulu bir şekilde tüm salon tempo tutmaya başladı, Eda hep bayağı uzun süre beklediğinden, bir kere daha alkış temposu girmek gerekti. Gene manşetlerini bozalım diye yüklendik, topu kaldırdılar uğultu arasında vurdular Seda'nın blokuna yakalandılar, artık 2-0 öndeydik. Bu set bir pozisyonda Nati seken topu benche doğru koşarak koltuklara yüklenerekten zorlukla çeviriverdi, masör Süleyman ağabey aman ona birşey olmasın düşmesin diye kollarını açmış hazır durmuştu, düşmeden terse itip oyuna yönlendirdi, takımda oyuncusundan masörüne kadar herkes mücadelenin içindeydi.

Tribünden Fenerbahçe çok pis koyar... sesleri yükseliyordu, oyuncular alkışlarla yerlerine geldiler. Set arası dinlenmek üzere durakladık, lavaboya gidip dönmek imkansız gibi gözüküyordu, koridor kısmı Süveyş kanalından daha beter daralmıştı. Bazıları akıntıya atlayıverdiler, arkadaşlardan biri set başladıktan birkaç sayı sonra anca dönebilmişti, üstüne akbaba gibi çullanan elleri görünce, herhalde gene büfeden bir sürü su aldı,etrafa dağıtıyor dedim, yanıma geldikten sonra elinde son kalanı paylaştık.

Son set başlamıştı, ilk sayısı tam bir duvar işçiliği örneğiydi, vurdular döndü, vurdular döndü, diğeri vurdu gene olmadı, her blokla bravoo haydi bir daha diye alkış tutuyorduk. Bu maç gene sakızını piyasaya çıkaran nesli dökülmekteydi, fileyle aşk yapar gibi sarmaş dolaş oldu, ikide bir fileye vurdu. Bu gene sakızı almış ağzına, bizi kupa finalinde bir kere yenebildikleri maçtaki sakızı uğurlu diye saklasaydı keşke, başka sakızlar çiğneye çiğneye asit yapar ağzında diye geyik yapıyorduk. Erken kullandıkları mola zamanı blokmania coşkusunun gazıyla file arkası önüne gidip ayaklandırdılar, sağlam katılımlı bir Fener koy koy koy şampiyonluk geliyor yapıldı. Bunun ardından aynı şekilde bir de ana tribün sol yan tarafı ayaklandırıp bağırtmak istediler. Az bir kitle kalkıp onca kalabalığa göre cılız bir tezahürat etti, bunun üzerine kızanlar oldu, amigo Yücel toplu halde "siz orada oturun,Fenerbahçem şampiyon" diye sataşma yaptırdı.

Bir iki sayı alınmıştı ki gene mola oldu, giovanni daha teknik molaya varmadan molayı harcayıp takımı toparlamaya çalışıyordu, onlar için şampiyonluk gidiyor, bizim için ise geliyordu. Fark açılıyor, şampiyon Fenerbahçem ne istersen iste benden diye bağırıyorduk ama bu tezahürat gerçekten bana yorucu gelmeye başladı alkışla katılmaktan fazlasını yapamadım, yüzümden şapır şapır terler damlıyordu, bir paket daha mendil açıverecektim ki, arkamdaki ağabey kağıt havlu getirmiş,bir parça verdi. Bu arada tribünde çeşitli marka kağıt mendilleri senelerce test ede ede anladım ki, en iyisi selpak marka olanı, onu kullanınca suratımda kağıt parçaları kalmıyor. Bu tezahürata katılım çok iyi olmayınca ve sayıların gelmesinin coşkusuyla arribaa diyerekten spanish matador melodiye coşkuyla sarıldık, hep beraber omuz omuza sağa sola zıplıyorduk. Yanımdaki koltuk üstünde zıplayan arkadaş yere gümleyiverdi, koltuk duvardan sökülmüştü. Gülerek kulübe kaç para yazıyorlardı dedi bir koltuğa, yahu hiç dert değil, 65 lira helal olsun dedim ama benim solumdakine benim durduğum koltuğa basmamasını yoksa bunun da dayanmayacağını söyledim. Artık bu maç yüzlerce kişi içinde kaç koltuk zarar gördü bilmiyorum, maç sonrası bakınca oldukça kırık vardı fakat böyle bir günde hiçte önemli sayılmaz, şampiyon olup aldığımız 60000 liralık ödül fazla fazla bu taraftarın bir sezonluk masraflarını karşılamaya yeterdi.

Gamova'nın parkede çukurlar açan smaçlarıyla coştukça coşuyorduk, bütün salon alkış tutuyor, yedekteki oyuncular yüzleri güler vaziyette katılıyordu, tam biz tempo arasında uuh diyecekken Merve'nin de Alice'i dürterek uhh dediğini gördüm, bugünkü saçıyla tam neşeli bir çocuk gibiydi. Mola sonunda avaz avaz için sahaya ellerimizi dönüp hazırlanıyorduk, yan taraflara doğru ayağa kalkın diyorlardı ama yahu herkes bilmez besteyi boş verin o tarafı kaldırmayı diyerek, amigo Yücel'e bakıyorduk, onun başlatmasıyla ...Var mı bizden büyüğü varsa çıksın ortaya... diye avaz avaz sesimiz çıkıverdi. Fark çok açık olduğundan oluşan rehavet içinde rakipten sayılar gelmeye başladı, bloklarla sinirlenip fileyle sarmaş dolaş olduğunda dalga geçtiğimiz neslihan'ın bütün hırsıyla vurduğu top tam önümüzdeki Eda'nın suratında patladı, top çevirilebildi ama belli ki Eda'nın burnu kötü olmuştu, nesli ona pardon derken, alkışlarla bir süre oyundan çıkıp tedavi görmesi gerekti, uff burnum acıyor dediği ağzından okunuyordu, oyuna dönünce de sık sık kızarmış burnunu yokluyordu. O oyunda olmadığı sıralarda biraz oyunda bozuluverdik, fark biraz azaldı, biz de coşkuyu bir kenara bırakıp gene yavaştan uzak sahadaki rakibe ıslığa başladık, fark ikiye inince mola almak gerekti. Fenerbahçee koy oleeey diye bağırışları Fenerbahçe Şampiyoon ooo diye çevirdiğimiz geçen seneki ayazağa'daki son set aklıma geliverdi, o gün de unutulmaz bir tribün vardı. Şimdi de böyle bağırıyorken fark azalınca ve molayla sesler kesildi.

Son hafta eskişehir maçında yapılan lalaylay...şampiyon temposu bu maç fazla yapılamadı, hem frekans karışmaları oldu, sapsarı-melekler şeklinde yaptığımızdan şampiyon diye bağırmalar da olunca herkes farklı birşey söyler gibi ses çıkıyordu. Bir ara dale de yapar gibi olmuştuk ama fark kapanıyorken bu da sönük oldu. Sevdamıza kimse engel olamaz...Fener sevgisinin adı konamaz... tezahüratı da biraz yanlış zamanlamaya güme gitti, daha kısa ateşleyici şeyler girmeliyiz diye uyarıyorduk

Her iki tarafında molalarını bu kadar erken tüketmesiyle, setin gidişatında nasıl olacak acaba diye merak ediyordum. Bu arada mola sırasında üst kısımdaki taraftarlar öndekilere doğru ya beyler öne geçince coşup bağırıyorsunuz sadece diye kızıyordu, skorbordu gösterip, öyle diyorsunuz da oyun kopmadı yaklaştılar, oyuna bakarak destekleyin biraz diyorduk. Amigo Yücel ile Tolga ağabey arasında da benzer bir dialog geçiyordu, o kadar farktan geliyorlar, böyle yapılmaz maç gider demesiyle setlerde 2-0 öndeyiz daha bu setin ortasındayız nereye maç gidiyor, fark açılmışken ne yaptırcaktım söylesene Tolga diye ona cevap veriyordu.

Arada ufak tefek tartışmalar sonrası, ön taraftakiler daha çok baskıya yönelsin, üstler tezahürat diye bir toparlama yapıldı, hep beraber haydi Fener haydi..tam zamanı şimdi diyerek sahaya dönüverdik, biz bağırıyorduk ama bu sefer salon genelinden az ses geliyordu. Nati'nin bir kaçan manşeti olunca come on Nati hayde (hırvatçada haydi demekmiş) diye seslendim, bir maç önceki konuşmamızda fotoğraf çekilemezken ağzından şakayla hayde be çıktığını duyunca sormuştum söylemişti. Ne yazık ki onca farktan coşmuşken, yakalanıverdik, biraz sessizlik çöktü, zira rakip tribünden gelen sesleri anca böyle zamanlarda farkedebiliyorum. Haydi kızlar diye hep beraber alkışlamaya başladık, uzaktaki servisi yuhluyorduk. Aldığımız sayıyla bizim için saldır Fenerbahçe diye bağırırken bir blokla daha ikinci teknik molaya avantajlı girdik.

Alkışlarla Sarı Melekler ooo diye mola dönüşü yapıldı, Frauke'nin çift pas yapması ile sinirlenenler oldu, haydi ıslık diye herkesi diğer tarafa konsantre etmeye baktık. O ise terlemiş olan ellerini sildikten sonra hata bende diye arkadaşlarına elini kaldırdı. Uzak çizgiye düşen bir topa içerde denmesine rakip koç giovanni koştura koştura itiraz etmeye başladı, tepki uğultuları geliyordu. Bloktan bir sayı daha almamızla sevinip gazı vermeye başlamıştık, hep beraber keyifle zıplıyorduk, Fenerbahçe çok pis koyaaar...

Bu coşku anında bir sayı daha geldi, voleybolda yarı final ile finale tam uymuş şekilde beste sürüyordu ... hem cimboma şakşak hem vakıfaaa.. bu sene de sevee seveee..şampiyon ol Fenerbahçee
Sahadakilerle müthiş bir uyum gelmişti, sayılar geliyor bizim beste coşkuyla devam ediyordu, protokolden şaşkın bakışlarla yöneticiler alkışlar tutuyordu. Zıplayarak...saldır Fener saldır kupaları kaldır, bu taraftar sanaa gönülden bağlıdıııır...Taraftarın trans hali devam ediyordu, Fenerbahçee çok pis koyaaar, Fenerbahçee çok pis koyaaar...

İki sayı alıverdiler ama üstüne aldığımız sayı ile salon ayaklanmıştı, ön sıralara doğru hücum edip parmaklıkların önüne yığılan çok kişi oldu, önde yer kapmaya uğraşıyorlardı. Bu yığılma ile tribün biraz dağınık kalınca çok kısa bir süreliğine tezahürat coşkusu düşüp bir kesiklik oluverdi. Ardından oley oley oley şampiyon Feneryaa sesleri ortalığı inletmeye başladı. Fenerya diyorum çünkü yıllarca doğrusunu Kanarya diye bildiğimiz yaptığımız tezahürat,son beş senede falan evrim geçirmişti. Biz az kişi Kanaryaa diye bağırırken çoğunluk Feeneeer diye bağırınca biraz ilginç bir ses çıkıyordu, he gerçi tribünün amigosuna baktığımda o da Feeneeer dediğinden diğerlerini düzeltmemiz için geç kalmıştık.

Ben ise maçtan önce üstümde olan polarımı montumu aramaya koyuldum, herkes üstündekini çıkarıp ön sıralara koydukları zaman bütün montları falan uzaklarda bir koltuğa yığıvermişler, maç içinde o kalabalığı yarmak güçtü, ama şimdi bir kısmı önlere yığılınca,aralardan sıyrılıp oraya ulaşabildim. Polarımı falan bulunca göz ucuyla sahaya bir bakış attım, ilk defa onların bir sayı almasına sevindim, şampiyonluk sayısını kaçırmamıştım, henüz 24te takılmışken fırsattan istifade yerime dönüp şampiyonluk sayısını göreyim dedim, onunla her konuşmamda ona söylediğim gibi kalplerimizin mvp'si olan Nati sezonu noktalayan oyuncu oldu.

Büyük bir coşku ile hem sahada hem tribünde şampiyonluk kutlanmaktaydı, oyuncular sarmaş dolaş halka yapmış zıplıyorlardı. Armanın Gururu Sarı Melekler diye toplu halde bağırıldı, şaampiyon sesleri yükseliyordu, oyuncular ilk kutlama ardından rakip ile tebrikleşmeye file önüne gittiler. Bu esnada lalalay...temposu ardından uzak taraftaki rakip oyunculara koyduk mu diye işaret yapan da vardı, melodiyi şampiyon diye bitirende. Görevliler hızlı bir şekilde fileyi sökme girişimlerine başladılar, arkalardan buraya buraya sesleri geliyordu, yahu bir sabredin, gelecekler dedik. Oyuncular ve teknik ekip kendi arasında sırayla çak yapıp elleri ortaya toplandılar, kaptanın Acıbadem diye bağırmasına hep beraber coşkuyla Feneeer diye bağırmasıyla salondan büyük alkış kopuverdi, oooley oley oley oley şampiyoon Feneerr diyerekten takım taraftarın önüne doğru geliverdi, Katya yukarıya tribüne bakarak güleryüzle bağırıyordu, şampiyooon Feneer

Yücel abi sahaya, sahaya inmeyen cimbomlu olsun sesleri yukarlardaki gençlerden yükselmeye başladı. Susun diye işaret ediyorsa da biz gözüyle prokole doğru bir bakış attı, acaba izin için işaret gelir mi diye, sonra vazgeçti. Takım ise basın mensuplarına poz vermeye başlamıştı, röportaj içinde muhabirler peşlerine dağılmaktaydı, ama tören hızlı bir şekilde yapılacaktı, bayan basket maçına hem taraftarı hem yayını yetiştirmek sözkonusuydu. Otobüsler dışarda bekliyor, kupa töreni sonrası hemen çıkıyoruz diye etrafa sesleniyorlardı. Herkes birbirine gidiyoruz değil mi diye soruyordu, ama oradaki maça da fazla bir zaman kalmamıştı.
Sahada tören hazırlıkları devam ederken oyuncular hem birbirlerine sarılıyorlar, hem taraftara dönüp alkış tutuyor öpücükler yolluyorlardı, Gamova Gamova i love u Gamova diye sesler yükselmekteydi ki o öndekilere öpücük yollarken içerdeki kapıdan torba torba birşeyler çıkartıldı. Ambalajı yırtıp içindekileri tribüne atmaya başladılar, havada ufo gibi uçan şeylerin lacivert kalpli yastıklar olduklarını anladık, üstünde takımın sarı beyaz forma giydiği bir maç sonrası çekilmiş zafer pozu vardı, takımdan taraftara çok güzel bir jest düşüncesiydi. Tabii her oyuncu bütün iyiniyetiyle birsürü yastığı tribüne atmakla uğraşınca, bir süre tezahürat falan gibi birşey yapılamadı, tribünde yastık kapmaca oynanmaya başlandı

Herkes uçan yastıklardan kapmaya hamle yapıyordu, oyuncular ise çoğunluğu bizim olduğumuz yarı sahada olduğundan her tarafa adaletli dağıtıp yetiştirebilmek için kalan tüm güçleriyle yukarı doğru sallıyorlardı. Naz birkaç tane alıp ana tribün ortalarına doğru özellikle birilerine belkide her maçına gelen annesine vermeye gidiyordu. Ön tarafa yığılanlar oyunculara at at diye bağırıyor onlar da kime yetiştireceklerine şaşırmış halde hala getirilen paketleri açıp yukarı fırlatmaya devam ediyordu. En sonunda anonslar sonrası onlar seremoni için yavaştan dizilirken, Nati'nin oğlu Marcus ile Nihan'ın yeğeni bile tribünlere yastık yolluyordu, onlara da hem eğlenceli oyun gibi gelmişti. Bazı uçan yastıklar bana geliyor gibi oluyordu, ribaund için zıplayacak olsam koltuk kırılacak düşerim diye tırsıyordum, zaten yaklaşırken araya bir el girip kapıyordu, şampiyonluk hatırası niyetine kapmak için birbirlerinin üstüne atlayanlar oluyordu, tam komediydi. Tabii bu hengamede karşı takım oyuncularının ne alemde olduklarını hiç farkedemedim, galiba bir ara o taraftaki file arkası tribünden alkışlandılar.

Neyse yastık savaşları durulunca ortalık biraz sakinleşti, tekrar tezahüratlar yapılmaya başlandı. Sarı Melekler ooo sesleri Sarı Melekler Şampiyon diye devam ediyordu. ooo Nihan Güneyligil diye tribüne çağırılıyordu, Nihan buraya üçlü çektir tayfaya diye öndekilerin seslenmesi üzerine, eyvah dedim rezalet olacak. Geçen maç sonrası Nihan'a takılmak için üçlü çektir diye söylediğim şeydi ama yaparım dediği için tribündekilerden böyle bir davet gelince yapacağı belliydi ama ne yapacağını ben bile bilmiyordum. Bizim tribünde diğer takımların yaptığı gibi bir üçlü çektirme geleneği yoktu, eskiden uzun alkışlı Kanarya diye yapılan vardı ama artık yapılmıyordu. Oyuncularımız ya 10dan geri sayımlı laylay kasap havası çektirdikleri olurdu, ya bir baba hindi yaptırdıkları, belki Nihan'a milyonlarca falan yaptırsaydık daha mantıklı olurdu. Ama o sırada önde duranların,etrafı hiç organize etmeden Nihan'ı böyle spontane çağırırken, biraz yukarılarında durduğumdan uyarmaya fırsat olmadan Nihan tribün önüne ooo sesleriyle gelmiş elleri havada bir iki üç yaptıktan sonra tribündekilere bakıyordu, ben de onların ne organize ettiklerini merak ederek bakıyorken tam komedi bir durumdu, bir ağabey o eski uzun alkışlı Kanarya yaparken bir başkası diğer takımların yaptığı üçlüler gibi birşey yapıyordu, bir kısımda laylaylay...Fenerbahçee diye bağırırken Nihan'da az birşey zıplayıverdi ama o da anladı bu işin böyle olmadığını, gene de gülerek el sallayıp uzaklaştı. (Zaten kendisi Fenerbahçe tv de gündem programında bu konudan bahsetmiş, gerçekten hiç utanmasına gerek yok. Gelecek sene ne yapacağını da öğretiriz,en kralını yapacak potansiyel var onda ama aslında bu sefer hata onda değil çağıranlardaydı)

Uzun bir sezonu taçlandıracak olan kupanın Sarı Meleklerin ellerinde yükselmesini sabırsızlıkla beklemeye başlamıştık, bundan önce ödüllerin verileceği anons edildi. En iyi pasörden başlayarak Fenerbahçe Acıbadem'den... denmesi üzerine oooley diye sevinçle alkışlıyorduk, ödülü alan Naz şaşırmış gözüküyordu, arkadaşlarıyla tebrikleşip ödülü alırken vur vur kafasına kafasına çivi gibi çivi gibi Naz Naz Naz diye bağırıyorduk, aslında bu tezahüratın kafiyeli olması dışında onun oyunu ile pek bir bağlantısını kuramıyorum, ama bir süredir sezon ortasından sonra böyle alıştığımızdan söylemekteydik. Naz Naz Naz tempoları ile arkasını dönüp ödülü taraftara gösterdi, alkışlar yükseliyordu.

İkinci ödülde de Fenerbahçe Acıbadem'den... sesi ile aynı sevinç katlanarak yükseliyordu, bu şekilde Ekaterina Gamova diye iki üç kere tezahürat girip bizi selamlamasıyla geçti, arada Çiğdem kaptanın aldığı en iyi blokör ödülü bizi de şaşırtmıştı, Nihan'ın en iyi libero ödülü almasına ise çok sevindik, tam ona tezahürat yapacakken, setin tam üstüne oturmuş şişman ağabey skorbord altındaki balkon kısımda oturan Anja'ya doğru tezahürat yapınca, dikkati oraya çevrilenler Anja'ya sevgi gösterisinde bulundu, bu arada bende bir arkadaşın söylemesiyle iki senedir crazy Anja diye bağırdığımızın farkına yeni varıp dumur olmuştum, sneji Anja gibi Sırpça birşey bağırdığımızı zannediyordum, neyse Anja öpücük falan yolladı, ya ağabey orada oyuncular ödül alıyor sen nereye bakıyorsun diyordum. Oooo Nihan Güneyligil diye tezahürat etmeye başladık, o da arkasını dönüp ödülüyle selam verdi.

En iyi blokör Fenerbahçe Acıbadem'den... dediği anda Eda sevinerek ileri doğru adım atıyordu ki öyle kalıverdiğini gördük, gerçi maja poljak'a değilde bizim takımdan birine gittiği için sevinmiştik, maç sonrası sorunca ödülün nasıl istatistik derecelendirildiğini ise oyuncular bile bilmiyormuş, anlamamışlar. Sayılan bütün ödüllerin bize gelmiş olması ile sevinmiştik, en iyi servis karşılama ödülü Vakıfbank.... denince yuhlamalar altında Gözde geliyordu ki, Nati bir anda arkaya dönüp şşşt yaptı, lütfen yapmayın diye bizim -takıma yaptığı annelik görevini yaparcasına- tribünü de eğitiyordu, muhteşem tapılası bir karakter olduğunu gösterdi. Aynı şekilde her zaman onun yanında duran Katya'da ona katıldığını gösterircesine kafasını sallıyor,alkış gösteriyordu. Ondan sonraki anonsta böyle bir davranış sergilenmedi, gene Gözde alınca şaşırdık ama belki en iyi servisçi ödülünü kazanır diye düşündüğümüz neslihan'ın ödül kazanamamasına keyiflenmiştik Nati'yi de kırmamak için alkışlıyorduk. En sonunda Katya MVP ödülünü de kazanınca, onu üçüncü defa alkışlamamızın hemen akabinde i love you Nati, i love you Natii diye uzun süre bağırmaya başladık, onun bizim kalbimizdeki ödülü belliydi, gülümseyerek bu jestin anlamını bildiğini hissettirerek bizleri alkışla selamladı. Aynı şekilde daha öncesinde Çiğdem kaptan ödülü aldıktan sonra büyük kaptan diye ona tezahürat yapmamız ardından da Eda Erdem oley diye Eda'ya ilgimiz yönelmişti, Eda'da geniş bir kalp çizerek selamladı. Bizim için takım içinde kimin ödül aldığının önemi yoktu, ödüllerin bizim takımda olması güzeldi.

Ödüller ardından çekilen toplu resimler sonrası madalyalar takılmaya başlanmıştı, diğer takımdan başladıkları için bizim takımın diğer oyuncularını tezahüratlarla sıradan geçirmeye yeterli zamanımız oldu. En soldan Çiğdem Can Rasna temposu tutarak başladık, Terminatör Seda, İpek İpek İpek Soroğlu, Alice Blom oley derken Drickx'e gelmiştik. Genelde alkış temposu sonrası Drickx diye bağırdık mı dikkatini çekerdik ama bu sefer sağ taraflarımdaki gençler i love you Drickx diye girince bir süre böyle bağırdık anlamadı sanırım arkasını dönmedi, yanındaki oyunculara seslenip uyarmalarını istedik, o zaman ahh pardon diyerek her zamanki içten mütevazı haliyle el salladı. Sağa doğru tezahüratları kaydırmaya devam ettik, Natiii Nati Nati diye bir kez daha Nati'yi yokladık, güllerin en güzeli Songül sonrası Merve Tanıl oley diye geçiverdik. Jan de Brandt oley diye bir süre bağırmaktaydık ama koç yanındaki ile konuşuyordu, önden Violet hanıma sesleniyorlardı, o da arkasına bakınca Jan de Brandt'ı işaret ettiler, onun uyarısıyla koç arkasını dönüp bize el salladı. Teknik ekibe doğru devam edecekken madalya sırası bizim takıma gelmişti. Bu esnada bizim taraftakilerin unuttuğunu duvardibindeki ağabeyler hatırlatarak bu başarının baş mimarlarından Mehmet Ali Aydınlar için tempo tutmaktaydılar, bizde katılarak bağırıyorduk, taraftara doğru selamlayıverdi. Sonlarda bir ara Kıvanç Özkök ve Aylin abla içinde tezahüratlar oldu.

Federasyon başkanı ince bir bıyıkla iyice çirkin bir surat olmuştu, Mehmet Atalay ile birlikte madalyalar takarlarken oyuncuların boynuna geçirilen her madalya öncesi ooooo diye tempo tutuyor, takılan madalya ile oley çekiyorduk, bu da madalya törenlerinde daha önce yaptığımızı hatırlamadığım bir tarz oldu. Bu şekilde bütün oyunculara takılan madalyalarla oley çekerken, kimisi arkasını dönüp madalyayı öperek taraftarı işaret ediyordu. Nati'nin oğlu Marcus annesine takılan madalyayı görmek için hemen arkasına geliverdi, Marcus'un 8 numaralı formasında iki hafta önce m harfi düşmüş arcus yazarken, bu hafta cus kısmı kalmıştı, çocuk habire bir yerlere koşturuyor, ortalıktaki diğer çocuklarla havaya yastık atmaca oynuyordu.

En sonunda kupaya sıra geldi, fotoğraf makineleri, kameralar oraya doğru kilitlenmişken, kaptan kendisine verilen kupayı oooooo sesleri arasında takım arkadaşlarının ortasına getirdi, bütün teknik ekibin toplanmasını beklediler, ortada o gürültüde duyulamayacak birşeyler söyledikten sonra oooooleyyy diyerek kupa büyük bir coşkuyla havadaydı. Hepsinin sezon boyu büyük emekler sarfederek yenilgisiz bitirdikleri ligin şampiyonluk kupası artık bizim mülkiyetimize geçmişti. Ooley oley oley oley şampiyon ... sesleri arasında kutluyorlardı, Katya ile Nati ise madalyalarını göstererek tribün önüne gelip alkış tutuyorlardı, sonra diğerlerinin arkasından protokole doğru yöneliverdiler. Kupayı elinde tutan kaptan başkan Aziz Yıldırım ve Mehmet Ali Beye teslim etti, onlarda büyük alkış ve Mehmet Ali Aydınlar sesleri arasında kupayı havaya kaldırıyordu. Tekrar kaptana kupayı verdikten sonra başkan Aziz Yıldırım saatini göstererek, hadi kızlar daha Caferağa'da bayan basket maçına gideceğiz, taraftar önünde tur atında diğer salona gitsinler gibisinden birşeyler söylediğini tahmin ediyorum. Diğer oyuncularda başkanlar ve yöneticiler ile tebrikleştikten sonra Çiğdem kaptan'ın arkasında tren yaptılar, kupayla hoplaya zıplaya büyük bir neşeyle geçit yapıyorlardı, Armanın gururu Sarı Melekler diye bağırılıyordu.

Saat neredeyse 8.30a gelmişti ve haydi otobüsle gidiyoruz sesleriyle ayrılmalar başladı. Ben de gitmeye niyetli olsam da eğer orada salon dolduysa kapıda kalabiliriz diye düşünüyordum, gerçi buradan giden taraftar grubuyla toplu hareket edince oraya gittikten sonra içeriye alınmama gibi bir durum sözkonusu olmazdı. Oraya varana kadar ilk periyot kaçacaktı, lavaboya gittiğimde çıkarken arabası olan arkadaş, olmazsa arabayla gideriz diyordu, kapılar kapansa da orada devre arası salona giriş yapılabilir diyordum. Kimbilir gelecek sezon bir daha aramızda olmayacak olan oyuncularla vedalaşamamak, kimisini bir daha göremeyecek olmak üzücü olacaktı.

İzmir'den maça gelen avukat Murat ağabeyde bugünün hatırasına oyuncularla resim çektirmek için fotoğraf makinesini hazırlamıştı. Sahaya bakınca oyuncuların dağınık halde formalar imzaladığı, sahanın çoluk çocuk kaynadığı görülüyordu, çocuğunu alan o bahaneyle girivermişti. Bizde bir inelim aşağıya diyerek birkaç kişi çıkış lobisine doğru yöneliverdik. Oralarda da bekleyen bazı arkadaşlar vardı ama çok fazla da çocuk ile ortalık çocuk parkına dönmüştü, özellikle ufak kızlar hayranı oldukları ablalarının çıkışı ile imza alabilmek resim çektirmek için hep birlikte hücum ediyorlardı, bizim oyuncularımız da hepsini sevindirmek için sabırlı davranıyordu, kimisi kağıtlara, formasına, tshirtine falan imza alırken, koluna imza attıranlara kız kolunu yıkayınca kaybolacak diye takılıyordum, artık yıkamam diye cevap veriyordu.

Violet Hanımı görünce tebrik ediverdim, kapının orada Mehmet Ali Beyi görünce yanına gidip, Mehmet Ali Bey tebrikler diye elini sıkarken adamcağız sigarasını diğer eline geçirmek zorunda kaldı, böylece stresli maçlarda arada bir dışarı kaçmasının sebebini anlamış oldum. Çok güzel bir sezon yaşattınız bize, tüm taraftarlar adına çok teşekkür ediyoruz dedim, rica ederim, bizde size teşekkür ederiz dedi. Gene içeri dönerken Abdullah Bey çıkıyordu, tebrik ettikten sonra seneye erkeklerde de böyle bir kadro kurulmasını bekliyoruz, söz çok iyi destekleyeceğiz deyince güldü,göz kırparak tamamdır diyerek çıktı.

Kapıya yaklaştık, saha içinden diğer tarafa mı gitsek diye bakınıyorduk, sahaya diğer taraftan bayağı giren çıkan olmuştu ama bu taraftaki kapıda duran üç güvenlik görevlisi vardı. Sonra Kamil Hoca ile istatistik antrenörü Mert çıkıyorlardı, onlarla tebrikleştik. Kinga gözükünce onu bekleyen eşi Kike'yi farkettim, beraber çıkıverdiler. Aylin abla kapıdan çıkarken, Aylin hanım yarın özel gündem programı yapılacaktır herhalde ama arkasından acaba geçen sene yapıldığı gibi Fenerium'da bir imza organizasyonu yapılacak mı dedim, yarın özel program yapacağız tabii hatta bana saati söylendi iki de olacak diye haber verildi, ben ne zaman söylenirse program yapmaya giderim ama sonrasında imza organizasyonu gibi birşey yapılır mı bunları ben bilmiyorum, bu tip işlerle biliyorsun Violet Hanım ilgilenir, onunla konuşursanız daha iyi bilgi alırsınız dedi, teşekkürler iyi akşamlar diyerek eşiyle uğurladık.

Violet Hanım salonun diğer tarafındaydı herhalde, kapıdaki görevlilerde yokolmuşken hadi girelim dedim. Sezon boyu yukardan bağırıp çağırdığımız salonda aşağıda zemin üstünde olmak ilginçti, ilk önce gidip bir zemini yoklayıverdik, nasıl birşeydir diye, taraflex zemin olmayan salonlarda ki maçların yayınına federasyon izin vermiyor, onun için beşiktaş akatlardaki maçlar yayınlanmıyordu diye konuşuyorduk. Violet hanım uzak köşedeydi,salonun ortasında ise kupa ile beraber taraftarlara poz veren koç duruyordu. Hep beraber o tarafa doğru yöneldik, koç ve kupa ile resim çektirelim isteyenler oldu, selam koç tebrikler diye yaklaşmamızla beni görünce parmağıyla bir dakika diye işaret yaptı. Koç arkadaşlarla resim için poz verebilir misin diyecektim ki, Kerem senin için bir hediyem var demesiyle şaşırdım. Etrafta bakınıyordum, belki gene çıkışta karşılaşırız diyordum ki burada gördüğüm iyi oldu dedi, gel benimle sana özel birşey vermek istiyorum diye beraber gene geldiğimiz yöndeki kapının oraya reklam panoları arkasına doğru,çantasının olduğu yere gidiverdik. Şimdiye kadar resim çektirmekten başka hiç birşey istememişken, çok saygı duyduğum birinden özel bir hediye almak oldukça gurur vericiydi. O çantasını açarken , koç hediye vermenize hiç gerek yoktu, biz sizleri desteklerken kazandığınız kupalar en güzel hediyelerdi diyordum ama yok dedi,bunu bir şampiyonluk günü hatırası olarak vermek istiyordum,çantama koymuştum diye bir tshirt çıkartıverdi. Teknik ekibin giydiği önünde Acıbadem logolu,yakalı lacivert trikolardan biriydi ki, böyle Fenerbahçe Acıbadem logolu bir tshirt falan satılmıyor mu diye hep Feneriumlara sezon içinde soruyordum, gerçekten çok hoş bir jestti, çok teşekkürler koç diye sarılıverdim. Sezon boyu bizi desteklediniz, maçlarda maç çıkışlarında oyuncularıma hep moral verdiniz, bizim kadar yoruldunuz onun için böyle bir hatıra ile sezonu kapatmanı istedim Kerem dedi. Çok teşekkürler koç, sizinle oyuncularla Fenerbahçeli olmanın gururunu yaşadık, size çok güveniyoruz, gelecek sene de kadroyu en iyi şekilde kuracağınıza inanıyorum, görüşmek üzere diye vedalaştık.

Diğer arkadaşlarda yanıma gelmişti, ben biraz olayın keyfi içindeyken koç ile birkaç resim çekildik, yan kapıdan Mehmet Ali Bey de gelivermişti, koç ile konuşmaya başladılar. Bu esnada Arhavililer derneğinden tanıdığım olan bir doktor ağabey ile karşılaştım, onun ufak kızı Fenerbahçe voleybol altyapısında oynadığından, senin kız da çok yetenekli ağabey dernekteki voleybol turnuvalarında görmüştüm, artık büyüyünce onu da desteklemeyi bekliyoruz dedim, kızı Erçesu kapıda gözüktü, bir arkadaş ben sabah televizyonda Filede Fenerde görmüştüm onu dedi, meğersem programa çıkıvermiş, miniklerde en iyi pasör ödülü almış.

Onlarla ayaküstü konuşmamız ardından Mehmet Ali Beye resim çektirebilir miyiz diye rica ettik, elbette buyrun deyince sırayla resimler çekildi. Mehmet Ali Beye de kendisine büyük güvenimiz olduğunu, kurulan takım , transfer, gelecek planları ile ilgili endişemiz olmadığını, herşeyin en iyisini yapacaklarına, istedikleri başarılara ulaşacaklarına inandığımızı söyleyip her zaman her yerde takımı destekleyeceğiz dedim. Çok sağolun bu güvenle destekle biz de bu yolda daha kuvvetli olacağız dedi.

Onlardan uzakta bir sandalyede oturan Marcus dikkatimi çekti. Yanına gidip nasılsın Marcus, şampiyon deyince iyiyim dedi. Annen nerede dememle orada diye uzak kapıyı soyunma odası koridorunu gösterdi, aferin Türkçeyi de öğrenmiş diye takıldık. Arkadaş yaşın kaç diye ingilizce sordu, Türkçe yedi dedi. Ben de forma numaran kaç deyince ,ingilizce sorunca anladı. Sekiz,eight demesiyle niye sekiz dedim, önce kafa salladı, i like diye cevapladı. Sekiz kim giyiyordu Alice giyiyordu dediler, ben de Hırvat Rapaiç giyerdi, Marcus Rapaiç'i biliyor musun diye sorunca, kafa salladı o kim dedi güldük. Ok görüşürüz diye yanından ayrıldık. Biz diğer tarafa bir git gel yaparken dönüşte onu diğer ufaklıklarla hakem masasının orada değişiklik tabelalarıyla oynarken gördük, saha çizgisine gelip elinde 12 numara tabelayla oyuna girecekmiş gibi kaldırıyordu, güldük. Maç sırasında da Nihan'ın yeğeniyle soyunma odalarına gidilen kapının orada camdan maçı izliyorlardı. Sanırım Nati onun okul sezonu bitene kadar İstanbul'da kalacaktır.

Ama anlaşılan Katya hemen gidecekti, Violet Hanımla uzun uzun sarılıp vedalaştıklarında bunu anladım. Ailesinin yanına gidemeyeli çok uzun zaman olmuştu, doğal olarak çok özlemiştir. Büyük ihtimal soyunma odasında da arkadaşlarıyla ve Nati ile vedalaşırken zorlanmıştır, Nati her fırsatta onunla birlikte durmanın keyfini çıkarıyordu, hatta maç sonrası protokol önünde resim çekilecekken bile sol tarafında uzakta kalan Katya'yı yanına çağırmıştı, iyi bir ikili olmuştular. Salon içinde onunla resim çektirmek isteyenlere sadece bir diye işaret yapıyordu. Katya ile çıkış koridorunda tekrar karşılaşınca gene bir resim imza kargaşa ortamı oluverdi, bir iki kelime edebildik tebrikler, bütün sezon için teşekkürler görüşürüz diye el çaktık, o da herşey için teşekkürler bye bye diye etrafa el sallayarak gitti arkasından Katya bizimle kal diye seslendiysem de boş laftan ötesi değildi. Kalıp kalmayacağı bir hafta sonra netleşecekmiş, salondan çıkış yaparken o olmazsa da Seda'yı değerlendirebiliriz diye konuşuyorduk.

Violet hanıma stadtaki gündem programı sonrası geçen seneki gibi bir imza organizasyonu olacak mı yada başka gün ayarlanacak mı acaba diye sordum, yapılabilir ama bu yarın belli olur, şimdi oyuncuların program da yoğunken kısa bir tatil dinlenme için hemen dağılmaları sözkonusu dedi. Onla konuştuktan sonra biz saha içinde durmaktansa oyuncuların çıkışını kaçırmayalım bari diye tekrar çıkış lobisine yöneldik.

Anlaşılan diğer koridorun oralarda da tıkanıklık vedalaşmalar falan vardı ki çok fazla gelip giden oyuncu yoktu. Kaptan elinde uzun bir sopa gibi birşey ile çıkmıştı, tebriklerimiz sonrası etrafı resim çektirmek isteyenlerle sarılmışken kaptan onla bizi mi döveceksin, nedir o filenin boyunu ölçtükleri sopalara benziyor, basketçiler gibi fileyi kesemedin diye bunu mu hatıra götürüyorsun dememle güldü, yok canım bu omuza koyup omuz hareketleri çalışmak için kullandığım bir alet dedi, birkaç kişi resim çektirebilmiştik ki, etrafını ufak cadalozlar sardı.

Hepsi çok şirindi ama öyle bir çığlık çığlığa bir oraya bir buraya koşturuyorlardı ki bizim resim çekmemize de zor fırsat oluyordu. Seda çıkmıştı, Seda sonunda bitti sezon diye el çaktık, bir iki resim çektirme ardından ufaklıklar etrafını Seda abla Seda abla diye sarıverdi. Ben de Murat ağabeyin isteğiyle onların resmini çekmeye çalışacaktım ama ufaklıklara çalım atmak gerekti, aaa Naz çıktı Naz çıktı koşun koşun diye bağırınca piranhalar gibi diğer kapıya Naz abla Naz abla diye koşmaya başladılar. Fotoğraf makinesi elimde poz vermelerini beklerken Seda bu sezon çok geliştirdin kendini, manşetlere çok iyi çalıştın deyince, sağol dedi. Fotoğraf makinesi ayarıyla ilgili bir problem olsa gerekki çekim için bastığım halde olmuyordu, manşet hatası yaptım galiba deyince onu da güldürdüm. Yıllardır takip ettiğim çok sevdiğim bir oyuncu olduğundan, diğerlerine göre biraz daha ağırbaşlı bir oyuncu olduğunu biliyordum, bu sezon zaman zaman sıkıntılı olmasına üzülmüştüm, her maç çıkışı moral vermeye çabalıyorduk, bugün iyi oyunla sezonu bitirmesinin de keyfiyle yüzünü güldürebilmek hoş olmuştu. Yalnız Seda gitmek üzereyken resimin çekilmediğini anlamamızla tekrar yakalayıp ikinci denememize rağmen olmamıştı, kısmet değilmiş dedik. Problemin çok uzun süre basılı tutmadığımdan olduğunu anladık ama ilk başlardaki ayarı böyle değildi. Neyse ufaklıklardan kurtulan Naz bu sefer bizlere takıldı, onu tebrik edip arkadaşla resmini çekerken elinde ödülünü tutmaktaydı, görüyorsun Naz Fenerbahçeye geldiğin gibi ödülleri toplamaya başladın dedim, teşekkürler sayenizde diyerek gidiverdi.

Bir kargaşada Frauke çıkmıştı, bütün sezon boyu emeklerin için teşekkürler diye tebrik ettim, çok güzel bir sene geçirdik teşekkürler diyordu ama sürekli bir onla bir bunla resim çektirmeye yardım karışıklığında ortalıktan kaybettim. Alice'i görüverdik, adaşım olan arkadaşla beraber koridorda bizi görünce gülüverdi, elinde ona çok uzun zaman önce söz verdiği formayı tutuyordu, bunu gören başka gençler de forma isteyince bütün sempatisiyle durumu onlara anlattı, elimde olsa hemen verirdim ama bir daha fırsat olursa söz veriyorum, görüşürüz dedi. Fotoğraf çektirelim dediler, ben de tamam fotoğraf bedava sorun yok dedim. Alice ile biraz daha konuşuyorduk, hiç ummadığım kadar güzel bir yıl geçirdim burada dedi, yabancı tipli bir kadın ile adamda turnikeden çıkıyordu, şaşkınlıkla gösterilen ilgiye bakıyorlardı. Alice'in anne babası olduklarını anladım, kızınız mı diye sorunca evet evet dedi, sizi de tebrik ederim, çok özel bir oyuncu,sempatik biri, çok seviyoruz onu dedim, gülüyorlardı, siz Fenerbahçe taraftarı çok iyi diyerek çıktılar. Alice ile de görüşürüz diye vedalaştık, ailesi ile beraber gitti ama bakalım bir daha görüşebilecek miyiz bilmiyorum. Kapının orada duran iki genç burası gerçekten cennet gibiymiş, oyuncularla resim çektirmek konuşmak ne güzel diyorlardı.

Kamil hoca gitmekteyken hocam bu sezon ısmarladığınız tatlı için çok teşekkürler,artık gelecek sezon ki kupada gene sözünüzü alırız dememle tamamdır diye gülerek gidiverdi. Gene o kargaşada Nihan ve Songül ile anca tebrikleşip uğurlayabildik, Nihan ödül için tebriklerimize de ayrıca dönerek çok sağolun arkadaşlar, sizin de bütün emeklerinize teşekkürler dedi. Aynı şekilde İpek te çıkmıştı, kutlamalarımız arasında ayrıldı. Merve gençler ile resim çektiriyordu, Merve iki senede iki şampiyonluk kaç kupa kazandın bu yaşta, senin kazandıklarını kariyerinde göremeyenler var demem üzerine çok şanslıyım çook diye gülüyordu.
En bomba ise Eda'ydı, elinde kupa ile çıkan o olunca bütün ilgi üstüne yöneldi, resimlerden imzalardan bunalıverdi, sonunda bizimle de resim çektirdi, Ediş sana da hiç ödül vermiyorlar ya, ama bütün ödüllerin kalbimizde biliyorsun dedim. Saçları ıslak olduğundan kapşonunu kafasına geçiriyordu, suratında top patladığından kızarmış şişmiş burnuyla giden Ediş'e bizden kurtuluş yok diyerek sataşaraktan uğurladık. Dışarda gene Violet hanımın eline geçen kupa ile birkaç resim sonrası içeriye yöneldik, çıkalım istiyorduk ama salon görevlileri ile amiri dükkanı kapattık diyerekten üst kapının açık olmadığını söylediler.

Bu çıkış kapısı kalabalığından sıyrılmak için çoğu vgs oyuncusu hemen dipte olduğunu farkettiğim hakem girişi diye bir kapıdan kaçıvermişti, bu sefer de neslihanı göremediğime şaşırdım, kız her seferinde tüymeyi biliyordu. Çıkışta karşılaştığımız bazı ağabeylerde Mehmet Ali Beyden imza almanın keyfi içindeydi, orada bazı transfer dedikoduları döndüğünü söylüyorlardı. Neyse artık gidelim dedik, Caferağa'da devre arasını da geçirdik herhalde diye havuz içindeki yoldan dışarıya çıkıverdik. Ama o sırada yola çıkıp gitseydik anlaşılan dördüncü periyotta salonda olabilirdik zira bizden biraz sonra yolda karşılaştığım Tolga ağabeyi maçın sonlarında salonda görüverdim, voleybol maçından sonra ayrılıp gidenler ise ikinci periyot öncesi giriş yapmışlar, ben gitmediğim halde hepsini takdir ettim, onca yorgunluğun üstüne orada da maçın dönmesinde büyük pay sahibi oldular. Ama diğer yandan anlaşılan gitmiş olsaydım, bu şampiyonluk hatırasını koçtan almaktan mahrum kalacaktım. Unutulmaz bir sezonu kapatıverdik, voleybol maçlarında harcadığımız bütün enerjiyi salondan izlenimler şeklinde yazılara aktarmaktan da büyük keyif aldım. Bakalım gelecek sezon böyle bir geleneği sürdürebilecek miyiz.

5 Mayıs 2010 Çarşamba

VGSTT - Fenerbahçe Acıbadem 2-3 (Playoff Final 2.Maç) Salondan İzlenimler


Maçlarda ki uzun çekişmeli mücadeleler öyle bir hale geldi ki, artık tribünde bizim de sporcular kadar enerji ve kondisyon kazandığımızı hissetmeye başladık. Sonuçta takımla beraber bizler de iyi tecrübeler kazanarak, hep beraber maç kazanma hırsımızı yansıtarak, final serisinin son maçına şampiyonluk için çıkacağımız galibiyeti almasını bildik.

Güzel, aydınlık bir İstanbul gününde salona bir saat öncesinden seyirciler akmaya başlamıştı. Salon dışında biriken gençler yan taraftaki askeriye duvarının yanında toplanmış, tezahüratlarla zaman geçiriyorlardı, askerlik şubesinin olduğu taraftan ise askerlerin akşam eğitiminde "Her Türk asker doğar" diye bağırarak uygun adım yürüyüşler yaptıkları duyuluyordu. Salona maça bir saat kadar zaman varken girdiğimde gene belli bir yarım kalabalık etrafa yerleşmişti. Bu sefer ev sahibi olan rakip file arkasında ise fazla kimse yoktu, kiralık taraftarlar da henüz toplanmamıştı. Ben etraftakilerle konuşa konuşa vakit geçirmeye başladım. Kiminin gündemi Urfa'da ki kupa maçı, kimi ise gazetede haber olan Piccinini transferinden bahsediyordu. Yahu bu futboldaki kupanın bir kerameti yok, bir tek biz uzun zamandır alamadık diye gündem oluyor, geçen adamlar gelmiş voleybol maçında bile kupayı gören son Fenerli Fred Çakmaktaş falan diye sallıyorlardı, başka bir vuracak açıkları yok senelerdir buna sarılıyorlar diye konuşuyorduk.

Ana tribün sağ köşesinde bağıran taraftarların toplanacağı yere yer tutma amacıyla bir pankart serilmişti ama bu tribünde asılacak olan pankartlardan biri olduğundan çok ta yer kaplamıyordu. Zaman ilerledikçe etrafındaki boşluklara gelip, ne güzel boş yer bulduk diye oturmaya heveslenen seyircileri, çocuklu aileleri uyarmakla uğraşanlar vardı. Bende 6 kişi gelip oturan kadınlı erkekli bir topluluğu bu kısma ayağa kalkarak tezahüratlar edecek gençler falan toplanıyor, rahatsız olabilirsiniz diye uyarınca, hanımefendi ile bizde genç göstermiyor muyuz, ayağa kalkarız canım gibisinden şirin bir sohbet geçiverdi, nereye geçmemizi tavsiye edersiniz demesi üzerine file arkasında rahat olabilirsiniz dedim, oraya gidiverdiler. Yahu dışarıdaki çocuklara haber verin de, orada boş boş bekleşeceklerine içeri girsinler artık dedik, birazdan onlarda büyük ihtimal Yücel ağabeylerinin bilet tedarik ve dağıtımı sonrası girip üst kısımlara yığılıverdiler. Artık gelen seyircileri uyarmakla uğraşmaya gerek olmayacaktı ama bu seferde tribüne giren gençlerin maç öncesi absürd tezahüratlarını (...bursa şampiyon, şaka yaptık .bneler Fener şampiyon vb. gibi) dinlemek zorunda kaldık. Yahu bunların başı yok mu, söz dinletip idare edecek biri olmazsa çok saçmalarlar dedim ki, amigo Yücel dışarda birazdan girer dediler.

Hakemin parlayan kel kafasını görünce ilhami şenyurt olduğunu farkettik, ısınma sırasında kaptanları çağırıp yazı tura ardından Çiğdem kaptanın Kamil Hocaya doğru servis atar gibi el işareti yaptığını gördüm, anlaşılan maça servisle biz başlayacaktık, Kamil hocada hemen benche oturup, buna göre planlanan dizilişi kağıda yazmaya başladı. Ben salona girdiğimde oturarak bekleyen oyuncularımız haricindekiler gene her zamanki gibi file önünde üç metre içi oynuyorlardı, artık geçenkinin rövanşını mı yapıyorlardı bilmiyorum. Sonra toplanıp Fener çekerek ısınmalara başlamarıyla alkışlandılar.

Yavaştan tribün dolmaktaydı, ısınmaların ortasında herkes smaç düzenindeyken üst taraftaki gençler Fenerbahçe buraya, ..gelmeyen cimbomlu olsun gibi saçmalamalara başlayıp, ısrarları üzerine kaptan yanındakilere seslenip, hadi taraftara bir alkış tutalım deyiverdi, bu sahnenin bir benzeri tam maç başlamadan önce takımın çağırılmasıyla tekrar etti ki, takım sahaya belli bir düzende yerleşmişken voleybol maçlarında böyle yapmanın gereksiz olduğunu yukarıdakilere dönüp söylememiz gerekti.

Maç öncesi çalan müzikler evsahibi biz olmadığımız için farklı telden yerli yabancı parçalardı. Rakip tribündeki kiralıkların yerlerini aldığını görünce yanımdaki Üsküdarlı bir ağabey bunlara en centilmen taraftar ödülü verilecekmiş galiba deyince yahu ne taraftarlıkları var ki diye şaşırdım. Az sonra da rakip tribün amigosu kel yaşar'ı bizim önümüzde görüverdim, arkadaşlar başarılar, ben yarın umreye gidiyorum, kupayı alırsanız da tebrikler demesiyle sakın oralara gidip boşuna vakıfbank seneye kupa kazansın falan diye dua etme, bari Üsküdar Anadolu için dua ette birşeye yarasın dedim. Büyük ihtimal kiralık taraftarlıktan yaptığı gelirle umreye giden kel yaşar ile biraz Anadolunun yükselme grubundaki son durumu hakkında konuştuk, playoffa kalma şansının çok azaldığını söyledi. Diğerleri de doğru düzgün tezahürat edip bizi tahrik edecek şeyler yapmayın söylemeyin, bizim kızlara laf atılmasın diye onu uyardılar, yok biz problem çıkarmak istemeyiz zaten diyerek gitti.

Salona Mehmet Ali Aydınlar ve kızı geliverdi, rakip menajer nalan ural'ın bugün kendi bench arkalarında protokol tribününe oturduğunu gördüm, sahaya girmek bu sefer yemedi herhalde. Maç sonrası çıkış lobisinde Violet hanıma soruverdim, nalan hanım geçen maç sahaya girişler yapıyordu,bu yasak mıdır deyince, evet yasak olduğu halde böyle davranıyor, bizim de tepkilerimiz uyarılarımız oluyor dedi. Peki o eşofmanlarını giyip heyecanlandım falan bahaneleriyle sahaya girişler yapıyor, siz neden çekiniyorsunuz, onlar madem böyle alışmışlar böylesine büyük bir kulüp menajeri olarak siz de aynısını yapsanız kim ses çıkarabilir dedim. Şimdi onların yaptığı yanlıştır, kuralları bozacak şekilde davranıyorlar, anlaşılan derslerini aldılar ki bugün oturuyorlardı, gene sahaya girseler maç içinde işler değişirdi dedi. Voleybol siteleri dahi onunla ilgili haberler koyuyor, çok heyecanlıydı falan gibi savunuculuğunu yapıyorlar sanki dedim. Evet gördüm onu, ben kurallara uyan biriyimdir, ha onlar farklı davranırsa gözlemcilere uyarılarımızı yaparız, hem Mehmet Ali Beyinde bu konularda belli prensipleri var, herkesin bu kulüp için saygın bir imajı olmasını istiyor dedi.

Neyse maça dönersek artık ısınmalar bitmiş, biz de tribünde ayaklanmış yerleşme vaziyetlerindeydik, yukarılara doğru bakınca kalabalık vardı ama gene çok fazla bir taraftar grubu iştirakları gözükmüyordu, belki Urfa'ya gidenler de olmuştur. Zaten belli simalar önlerde aralardaydı, gençlerin çoğunluğu da üstlere doğru yığılmıştı. Hemen iki üç sıra solumdan itibaren oturarak izleyen seyircilerimizle ana tribünün geri kalanı gözüküyordu. Bizim file arkasıda oturarak takip edenlerle dolmuştu, bugün de geçen maç olduğu gibi tribün tek bir noktada bizim olduğumuz yerde toplanmış ve amigo Yücel'de maç başlamasına yakın girivermişti. Bizim tribün önünde onunla beraber iki üç kişi koridorda duruyordu. Her zamanki gibi en ön sıralar güvenlik görevlilerince boş tutulup, kendileri belli aralıklarla dizilmişti. Sanırım maç başladıktan sonra Fenerbahçelilerin giriş yaptığı kapı artık salonda yer kalmadı diyerek kapatılmış, birkaç arkadaş maç başladıktan sonra diğer giriş kapısından anca gelebildiler.

Çoğu kişinin merak ettiği şekilde takımda ilk altı kim olacak diye bakınıyorduk, acaba koç son maçı tamamladığı oyuncularla mı başlayacak diye soruyorlardı, ben herhalde öyle yapacağını kimden daha çok faydalanacağını düşünüyorsa onları oynatacağını tahmin ettiğimi söyledim. Dilimde şarkıların gündüz gece...diye bağırdıktan sonra oyuncularımız oley sesleri arasında anons edilirken gördük ki Naz ve Alice oyundaydı ama İpek yerine Çiğdem kaptan vardı ve maça da Alice'in servisiyle başlayacaktık. Gene sahaya yerleşmekte olan oyuncuları çağırmaya başladılar, arkalara dönüp yahu kesin diye sesleniyorduk, amigo Yücel'in bizler inandık sizde inanın bizim için bu maçı alın diye bağırtması ardından tribünlerde hep dillerde bu sevda bitmez gönüllerde... diyerekten maça girişi yaptık.

Karşılıklı sayılarla geçen setin başlarında diğer yarı sahada olan rakiple uğraşmaya henüz başlamamıştık, tezahüratlarla ilk teknik molaya kadar geldik. Ama file arkası duvardibi salon müdavimlerinin orjinal bir fikirle büyük jelatin paket kağıtlarını ellerinde tutarak rakip servis atarken dikkat dağıtma gibi bir çabaları olduğunu farkettim. Eskiden beri aklımda olan böyle göz yanıltıcı birşeyler işe yarar mı acaba gibisinden düşünceleri uyguluyorlardı. Ama ilerleyen setlerde rakip karşıda olduğunda artık onlarda pek bu jelatin kağıt işini devam ettirmediler, biz tribünde tezahüratlarla takımı ateşlemek için yorulurken, onlarda o muazzam doğal yetenek uğultu efektleriyle rakibe bozucu sataşmalarını sergilemeye koyuldular.

Üç alkış tempolu Fenerbahçe sen çok yaşa.. sesleri arasında ilk teknik molaya ve sonrasına devam ettik. Rakip tribünün molaya girerken oluşan sessizlikte saldır vakıfgüneş oley diye bağırdığını farkettim, maç boyu sık sık gslilerin ok lets go tezahüratını yaptıkları gibi bizim yaptığımız tezahürat ve melodileri de taklit ediyorlardı İyi oyunumuzla fark yavaştan açılmaya başlayacak gibi olunca hemen mola alıverdiler. Önümdekilerin sıkışıklığından sahayı göremediğim için bir koltuk üstüne çıkmam gerekti, neyseki +100 kilo ağırsıklet falan olmadığımdan koltuk kırılmayacaktı. Fark açıldıkça keyiflenmiştik, oyuncular bu sefer maçın başından itibaren konsantrasyonu sağlamış gözüküyordu. Yaptığımız iyi savunmalarla alkışlar kopuyordu, bravo diye sesleniyorduk. Fener-bahçe oley sesleriyle ikinci teknik molayı geçip ardından haydi kızlar aynen devam diyerekten rahat bir şekilde set sonuna vardık. Koç bir değişiklikle Seda'yı oyuna aldı ki blok yapmasıyla set set tempoları arasında oooo diyerek gazlama yapıverdik. Böyle zamanlarda çoğunlukla olduğu gibi sayı ilk hamlede gelmedi, ikinci seferde gelen sayıyla ilk seti almamız sonrası, her zaman her yerde en büyük Fener diye bağırıverdik. Biz kızları alkışlamaktayken amigo Yücel de alkış diyerek kızlara alkış tutturuyordu.

İlk set oynadığımız güzel oyundan, kadrodakilerden hoşnuttuk, artık böyle devam edip bizi yormadan bitirseler istiyorduk, maçın devamında öyle olmadı ama ben gene de maçın güzelliğinden, karşılıklı hırs dolu mücadeleden keyif aldım. İkinci set rakip bizim önümüze geldiğinden yavaştan baskı yapmalarda başladı. Servisi dışarı atan ikizlerden biri olunca güzel oldu. Set başlarında Nati'yi yoklayıp hazırlıksız yakalamaları üzerine kötü manşetle bir sayı aldılar, bunun ardından gene onun üstüne yollayıp bir hataya daha zorladılar. Nati gibi çok güvendiğim bir oyuncunun hataları sonrası öne geçivermişlerdi. Haydi Fener haydi, tam zamanı şimdi diye bağırıyorduk. Teknik mola sonrası düzelemeyince hemen bir mola daha aldık. Bizim için saldır Fenerbahçe diye bağırıyorduk, rakip servislerine baskı yapmaya çalışıyorduk ama gidişat parlak değildi, fark biraz daha açıldıkça gene mola alıp daha ikinci teknik molaya varmadan haklarımızı tüketmiş olduk. Rakip oyuncular olağanüstü sevinçlerini sergilemeye başlamıştı, hatta köşedekiler yerlerini terkedercesine coşunca oralara doğru tepkiler geliyordu. Mola sonrası haydi kızlar bırakmayın diye sesleniyorduk, diğer yandan tezahüratın da kesilmemesi gerekiyordu, hiçbir sesin çıkmaması oyuncuların moraline de etki ettiğini biliyorduk, ölümüne...Fenerbahçe diye bağırıyorduk. Rakip oyuncuları damarları yerinden çıkacakmışcasına kasılarak yaptığı sevinçlere tepki verip hakeme görmüyor musun uyarsana diye bağıranlar oluyordu. Molada aşağıda ısınmak için koşu yapan güldeniz'e şimdi yüzün gülüyor değil mi diye laf atılıyordu. Saldır Fener saldır Fener sesleri arasında ikinci teknik mola sonrası farkı azaltmaya başladık, dörde inen farkla hemen molayı alıverdiler. Salonu ayağa davet eder gibi oldular, yahu bırakın şimdi kimse ayağa kalkmaz maça bakın diyordum, en azından ıslıklayın diye file arkasına doğru işaretler veriliyordu. İyice önümüzdeki rakibe yüklenmeye başladık, fark birer birer inecekti. Bu set ortasında değişiklikle oyuna giren Seda zor bir topu sayıya çevirdi, derin nefes aldık, bizim için saldır Kanarya lalay... diye bağırılmaktaydı, ama Naz'ın kritik bir servis hatası oldu. Koç gene bir takım değişikliklerle bu seti çevirmek için bazı çabalara giriverdi, bu aşamada karşımıza bir de hakem faktörü çıkıverdi. Setin kritik sonuna yaklaşırken, gözünün önündeki topu blok aut kararıyla onlara vermesiyle fark üç olacağına beşe çıktı. Benim tribünden gördüğüm temiz aut olduğuydu, hepimiz hakeme tepki vermekteydik, oyuncularımız da aynı şekilde tepki koyduğundan kararın yanlış olduğuna inanarak uğultular ıslıklar hakeme laf atmalar artıverdi. Hakem Katya'yı yanına çağırdı, rezalet sesleri ardından ilhami şaşırma sabrımızı taşırma sesleri yükselirken, oyuna yeni girmiş olan Çiğdem kaptanı yanına çağırınca uğultular gene arttı. Sanırım protokol tribünündekilerden verilen tepki için bir uyarı verdi, bravo hocam rakibi maça ortak etmenin yolunu iyi biliyorsun diye alkışlarla tepki veriyorduk. Sonrasında karşılıklı alınan verilen birkaç sayıda daha böyle hakeme doğru uğultulu tepkiler oldu. Ama set bir şekilde o noktada kırılıvermişti ve maçta 1-1 beraberlik oldu. Saha değiştirip bizim önümüzden geçen oyunculara haydi kızlar toparlanıp bunların hepsini yenelim diye alkış tuttuk.

Set arasında kızgınlıkla tribündekilerin hakem hakkındaki iyi! sözlerini dinlemeyi bırakıp, lavaboya gidiverdim, ter içinde kalmış üstündekileri çıkartan genç bir taraftar, biz bu kadar ter döküyoruz adamlar nasıl göz göre göre hırsızlık yapıyor diyordu. Tekrar tribüne döndükten sonra üçüncü set başlangıcı öncesi takım alkışlanıyordu. Henüz yerleşmeyip biraz durgunlaşmış tribünden saldırsana kanarya,bizim için vakıfbanka koysana diye bağırıyorduk. Birkaç hatalı pas, antene doğru uzatılan toplarda ayar bozuklukları oldu, diğer yanda ise poljak'ın iyi gününde olduğunu anlamıştık, bu maç her zamankinden daha dikkatli blok tutmak için yırtınıyordu.

Önümüzde bizim takımın olduğu sahada çizgiye düşen bir topa çizgi hakemi dışarda diye bayrak kaldırdı. Etraftakilerle sessiz sessiz gülüyorduk, bir set önce çocuğu, karşı sahaya düşen bir topa bizim aleyhimize içerde gösterdi diye uzun süre haşlamıştık, anlaşılan tepkiler bazen etki ediyor. Naz'ın birkaç kötü pasına etraftan tepkiler yükseliyordu, gene onları sakin tutmaya, tezahürat etmeye yöneltmek için çabalamak gerekti. Koçta taraftarın moral alkışları arasında pasör değişikliği yapıp, Naz'a birşeyler söyleyip köşeye yolladı. Bir süre sonra set uzadıkça tekrar dinlenmiş halde oyuna aldı.

Bu arada ikinci teknik molaya rakibi yakalayıp önde girivermemiz bizleri tekrar coşturmuştu. Üst taraftakilerin file arkasıyla Fener koy..şampiyonluk geliyor yapma arzusu vardı ama şimdi olmaz diye başka tezahüratlarla devam ettik. Fenerbahçe koy oley ooo derken buna karşın basit hatalar sonrası rakibin sayıları ile gene ıslık için yönlendirmeye başladık. Bir pozisyonda sayıyı kaybettiğimiz hücum sonrası Gamova sinirli halde Eda'ya birşeyler söyleniyordu, Eda'da biraz bozulup ne söyleniyor bu ya Allah Allah diyerek ondan uzaklaşıp file önüne geliverdi, bunu gören Nati hemen Eda'nın yanına gidip sorun yok gibisinden birşeyler söyledi, hatasını anlattı şefkatli haliyle takımı toparlama görevine büründü.

Setin son kısmında avantaj onlardaydı ve çok dikkatli defans blok yapmamız gerekiyordu, koç gene Naz'ı oyuna sürüverdi. Kritik yerde Gamova'nın üç metre hatasıyla üç sayı geriye düşmüşken son molamızı kullandık. Mola dönüşü gene alkışlarla haydi kızlar diye bağırıyorduk. Gelen sayı ardından coşkuyla bizim için saldır Fenerbahçe temposu tutulmaya başlandı, bir sayı daha geldi, bütün salonu ayaklandırmak isteğiyle yanlara file arkasına doğru ayağa işaretleri yapılıyordu. Çok yoğun uğultular arasında artık sakız çiğnemeyi bırakmış olan neslihan servisi fileye takıverdi. Blok yükseltme düşüncesiyle İpek'te giriverdi. Müthiş soluk kesen ralliler ile sayılar gidip gelmekteydi. Set sayısı için servis atacak olduysakta değerlendiremedik, hem onların hücumlarını yuhalıyor, bizim savunmadan çıkardığımız topları alkışlıyorduk, aldığımız sayıyla kısa süre servis atana kadar tezahürat ediyorduk. Katya bu set son aldığımız sayıda bütün gücüyle parkeye gömüverdi ama bunun sonrasında avantajı ele geçirip, iyi manşet alamadığımız bir topa vuruşunu rahat blokladılar ve seti alıp öne geçiverdiler.

Kazanacağımızı düşünüp bütün çabayı sarfettiğimiz böylesine uzun bir seti kaybetmek herkes için üzücü olmuştu, onların sevindiğini görmek sinirleri geriyordu, hepimiz koltuklara oturup dinlenmeye başladık. Nedir bizim bu halimiz yahu, sürekli 3-2 yapmaya uğraşa uğraşa tribünde telef olcaz, bu vakıfbanklılarda nasıl asılıyor maça, çok sağlam final serisi oluyor diye kendi aramızda konuşuyorduk. Mehmet Ali Beyde protokoldeki yerinden ayrılıp bir git gel yaptı, sigara içiyor mu bilmiyorum ama bu sebepten olabilir. Gene arkadaşlardan biri gidip büfeden on tane falan su almış olarak dönüverdi, etraftakilere dağıtırken bir tanesini bana vermesiyle maç ortası su içmiş olmanın verdiği boğaz rahatlığıyla, kaldığımız yerden dördüncü sete başlamıştık.

Dört sayı farka ulaşmamızla güzel bir giriş olmuştu, haydi be hani tezahürat, niye ses çıkmıyor diyerek tribünün üstündekilere doğru bakınıyorduk, aralarında gereksiz yere tartışıyorlarmış, bazı ağabeyler o aralara doğru gençlerin içine giriverdiler. Bu set bizim önümüzde olan rakip takımla uğraşmalar devam ediyordu, diğer yandan farkı açarak teknik molaya önde girdik. Bitmez tükenmez aşkımız...diyerekten devam ederken, bir iki sayı daha gelince spanish matador melodiyle coşma moduna bağlandık. Sağa sola doğru zıplayıp oooooo...uhh laylalay.... diye giderken, bizim yedeklerde uzak köşede alkış tutup birbirlerini sağa sola sallıyorlardı, salon genelide alkış temposuyla katılmaktaydı. Basılan smaç ve bloklarla majaa poljaak diye onun kolunu ona iade etmeye başladık. Bir pozisyon smacımızdan seken topu arka alana koşarak çevirmeye uğraşmalarıyla büyük bir uğultu kopardık, atlasalarda yetişemeyip yerlerde süründüler, bizim onlarla dalga geçmemize bozulup kötü kötü bakarak gözlerini deviriyorlardı.

Rahat durumda olan skor yavaştan erimeye başlayınca, tempo tutmaları bırakıp gene sahaya konsantre olmaya yöneldik, yanındakiler amigo Yücel'e seslenip sahaya ıslık diye gösteriyorlardı, yukarıdakilere yahu bırakın şimdi yan tarafı tezahürata çağırmayı, bir skorborda bakın önce diye kızıyordum, fark ikiye kadar inmişti, tekrar yap-boz tarzına dönmemiz gerekmişti. Sahaya baskı yaparaktan seti almak için uğraşlara girişmiştik ki, tam kritik anlara gelmişken, bugün ceketiyle gömleğiyle spor tarzda havalı havalı gezinen emniyet amiri bizim tribünün önüne geliverdi. Belli ki en ön koltuklarda duran bir iki kişiyi üst koltuklara çıkartmaya gelmiş. Arkasından damlayan polis görevlilerini çekiştirip, temizleyin etrafı koridoru dedikten sonra üste itilerek boşaltılan oradakilere, yaptığınız taraftarlık mı barbarlık mı belli değil diyerek gitmek üzereydi. Adama sezon boyu uyuz olduğumdan, geçen haftalarda dışarda kalan taraftarlara olan tavırlarını da bildiğimden, sizin yaptığınız da polislik mi oluyor yani diye seslendim. Giderken duyunca arkasını dönüp bakıverdi, "kim söyledi", ben demem üzerine, ne dediniz bir daha söyleyin diye üsteledi. Göreviniz bu mudur yani, ortada sıkıntı yokken tam maçın en kritik zamanında buraya gelip lüzumsuz yere gerginlik yaratıyorsunuz dedim. Emniyet amiri, "beyefendi ben burada kuralları uyguluyorum, koridordan kimse doğru düzgün geçemiyor" deyince, size şikayet eden mi oldu dedim, "alınan kararlara saygı duyacaksınız, o kadar" dedi, hı hı tamam tamam efendim hadi bir gidin de maçımıza bakalım dememle daha da sinirlendi, işaret parmağını bana sallaya sallaya sizinle görüşeceğiz, gözüm üzerinizde, bunu yazıyorum diyerek gitti. Etraftakiler de zaten adamlara ses çıkarmadıkça böyle stadlarda, salonlarda tepemize biner oldular diyordu. Şu sezon karakolluk olmadan biterse güzel olacak.

Bu esnalarda sanırım mola alınmıştı, onun için sayılarda fazla bir değişiklik gözükmüyordu, bu gerginlikleri savuşturup tekrar sahaya konsantre oluverdik, sayı krizine giren takım sonunda krizi atlatmıştı. Haydi Fener haydi, tam zamanı şimdi diyerekten gelen sayılarla tekrar rahatlamış şekilde tezahüratlarla set set tempolarıyla bitiriverdik. Sarı Melekler oooo diye bağırıyorduk ki, ilginç şekilde saha değişimi yapıldı, ben hala bu beşinci sete uzadığında neye göre saha değişimi yapıldığını çözemedim. Kimi zaman dördüncü seti bitirdikleri yerde başlıyorlar, bu sefer ise tekrar saha değiştirip bizim oyuncular önümüze geçiverdi, öndeki ağabeylerde neden saha değiştirildi ki diye kızıyorlardı. Ben oturmuş dinlenirken yan taraftan amigo Yücel'in taraftara motivasyon konuşmaları geliyordu.

Takımlar sahaya girerken gene alkışlıyoruz, arkadakiler haydi ayaklanın diye onlara seslenerekten, alkış tutmaya başladık. İnandık size bu sene... ardından şampiyon Fenerbahçem ne istersen iste benden.... gibi bana göre o an yapılabilecek en kötü yorucu tezahürat seçimleriyle sete girince fazla ses çıkmadı. Sayıyla başlangıç yapan biz olmuştuk, karşılıklı sayılar gelmeye tansiyon yükselmeye başladı. Yan taraf ile karşılıklı Fener koy koy koy şampiyonluk geliyor yapılırken saha değişimine bir sayı farkla girebildik. Karşı tarafın köşeden bir hücumuna tekli blokta yakalanan Naz'ın anteni hizalayarak sıçrayıp, rakibin topu nereye vuracağını hissederek elini yan tutarak yaptığı blok aklımda kalıverdi, güzel bir sezgiydi ama gerçi bu set miydi yoksa bir başka set mi unuttum. Artık iki tarafında sayı sevinçlerinden hırs akıyordu, Eda hoplaya zıplaya yumruklarını sıkarak sanki tribünden uzun boylu bir kızı oraya koymuşuz gibi seviniyordu, gerçi diğerleri de ondan farksızdı, Katya resmen coşuverdi. Doğal olarak biz de coştuk spanish matador arribaa diyerekten hoplamaya zıplamaya başladık. Rakip bizim önümüze geldiği için yolladığımız servisler düşerken baskı reaksiyonlarına da başlayıverdik, onlar topu kaldırabildiyse gene uğultularla blok defans diye bağıra bağıra takımla beraber savunmaya girişmiştik, tabi bu dediklerimi öyle bütün tribünün yaptığı falan yok, öyle olsa zaten inanılmaz olurdu anca belli bilinçteki kesim daha baskın uğraşıyor. Bir klasik olarak çirkefçe itirazlar sergilemeye başladılar, alışmıştık artık bu duruma, tepkiler vermeye başladık. Haydi artık Fenerbahçe aşkına herkes ayağa diye salon gaza getirilmekteydi, maçı almak için daha fazla enerji birleşimine gidildi. Gene file arkasıyla Fener koy koy koy şampiyonluk geliyor tezahüratı büyük bir hırsla karşılıklı bir süre yapıldı. 2-3 sayıda gezinen fark matador melodisi yapılırken erimişti, arkalara dönüp tamam durun artık fark bire indi diye uyarmak gerekti. Neslihan'ın servisini büyük uğultular arasında hatta onların yedek oyuncuları falan da kulaklarını kapatırken kırmamızla, ona doğru deşarj olduktan sonra spanish matador arribaaa diyerek gene alkış tutmaya başlamıştık,molaya ve müziğe rağmen artık susacak dinlenecek birşey yoktu, maç sayısına varmıştık, coşku katlanarak devam ediyordu.

Nasıl olduğunu çözemediğim bir fizyolojik kıvama girip filenin önünde bükülerekten top taşıma yapıverdiler, hakemin sayıyı işaretiyle maçı kazanmanın coşkusu salonu sardı. Birdenbire yukarlardakiler Arjantinlilerin gol sevinçleri gibi önlere doğru akın ediverdiler, tam komediydi. Her zaman her yerde en büyük Fener diye bağırıyorduk, oyuncular tebrikleşirken, ...koyduk mu melodisini yaptık. Karşı yarı sahadaki oyuncularımız filenin altından geçip bizim önümüze geldiler, medyaya pozlar verilmişti, zafer pozları ardından, yerlere yığılmış vgstt oyuncularının bakışları arasında şampiyon diye tempo tutuldu, oyuncular da da aynı şekilde bağıranlar vardı. Sonra etraftakilerin bir sessizlik anı kollandı, Sarı-Lacivert-Şampiyon-Fener yapacaktık, ilk deneme taraftarların farkında olmaması üzerine güme gitti. Bir daha senkronize olduktan sonra oyuncuların da bu sefer her zamankinden daha gür sesle katılımıyla sağlam şekilde yapıldı, sonra file arkasındaki taraftarların alkışlarına karşılık verdiler.

Çoğu vgstt oyuncusu büyük moral bozukluğuyla çoktan sahadan gitmişti, birkaç tanesi önümüzdeki alanda soğuma hareketleri yapıyordu. Bizim oyuncular arasından gene ilk çağırılan Nihan oldu, sonra Çiğdem kaptan derken, Eda'nın gelmesiyle bu taraftar seninle gurur duyuyor diye bağırıldı. O da ağzını o geniş gülümsemeyle yayıp sessizliği bekledikten sonra bu takım sizinle gurur duyuyor diye bağırıp alkışla gitti. Uzak sahadaki Katya yerde fizyoterapistle soğuma hareketlerini yapıyordu, tezahüratlara yerden el sallayabildi. Nati çağırılınca, uzaktaki benchten kalktı geldi, Nati we love you sesleri sonrası, bende sizi diye kalp çizerek döndü. Seda'yı tam kapıdan çıkmak üzere görünce hemen ona seslenmeye başladık, el sallayarak gitti.

Minik taraftarlarımız ellerinde kağıtlar koştura koştura önümüzden geçtiler, merdivenlerden heyecanla inip aşağıda ablalarından imza almaya gidiyorlardı. Songül, Naz, Alice Blom, Frauke derken çoğuna tezahürat yapılmışken ,ortalık boşalınca hala yerde olan maja poljak'a da sataşıverdik, maç boyu bol bol gösterdiği kolunu iade etmemize sindire sindire bakıyordu. Ortalıktaki taraftarlar azalmıştı, ben lavaboya gitmişken, gelenler emniyet amiri geldi etrafa bakınıyor diyordu, beni mi arıyor yoksa diye bir dışarı bakıverdim, etrafa bakına bakına file arkasını geç boşaltan birileriyle tartışıyordu, sonra tekrar tuvalet kuyruğuna girip çıktığımda ise ortalıkta yoktu, pankartları toplayanlarla beraber oyuncu çıkış lobisine doğru yöneliverdik.

Aşağı inerken son futbol maçındaki Fenerbahçe çok pis koyar bestesini hem vakıfa hem güneşe diyerekten sansürlü söylerek keyifle iniyorduk. Gene dar alanda kalabalık göze çarpıyordu, birdenbire aaa Anjaa sesleri yükselince şaşkınlıkla Anja'nın maça gelmiş olduğunu yeni farkettik. Geçen sezon onu çağırdığımız şekliyle Anja Anja-Anja diye bağırmaya başladık. Ok ok hala aynısınız dedi sırayla hepimize sarılmaya başladı, özledik seni dememle, bende sizi özledim, onun için geldim işte dedi. Arkadan gelenlerle Sineji Anjaaa Sineji Anjaaa (gerçi nasıl yazıldığını tam bilmiyorum) diye tezahüratlarımıza etraftakilerde gülmeye başladı. O gözlerini kısan gülümsemesinin ardından Fener-bahçe oley diye karşılık verince alkışlar yükseldi. Anja şimdi nerede oynuyorsun, Rusya'dan ayrılmıştın galiba dememle, evet Rusya´dan ayrıldım‚ şimdi bir kontratım yok‚ sezonlar tamamlandı‚ artık gelecek sezonu bekliyorum dedi. Geçen sezon Anja sık sık erkek takımı maçlarına Grbiç'in eşiyle birlikte geldiğinden tribünde bizlerle zaman geçirdiği çok olurdu.

Sonra Violet Duca ardından İnessa Korkmaz görününce onlarla konuşmaya başladı‚ içerideki kısıma doğru kayboldu, büyük ihtimal koç ile görüşüyordu. Bizde diğer çıkış yapan oyuncularımızla konuşmalara daldık. Sonra acaba nerede diye bakmaya kapıya doğru birikmişlerken, elinde fotoğraf makinesi olan bir taraftarımız beni tebrik ediverdi. Ne için olduğunu anlayamadım, tribünden maç boyu takıma moral desteğimizi takdir ettiğini hem de mavi gömlekliye çok iyi posta koyduğumu söyledi. Sürekli maçlara geldiğimizden bunlara alışkın olduğumuzu söyledim.

Bir süre sonra ortaya çıkınca tekrar Anja´yı yanımıza çağırdım‚ fotoğraf makinesi olan arkadaşla hep beraber resim çektirelim istedik. Poz vermek için yanımdayken gene kendisini özlediğimizi söyledim‚ İstanbul´a dönsen güzel olurdu‚ bize olmasa bile hangi takıma olursa olsun‚ Türkiye'ye dön de farketmez, seni daha sık görmek‚ maçlarda desteklemek hoşumuza gider dedim. Ben de çok isterim İstanbul´a dönmeyi ama bilmiyorum bunun için önce bir teklif olması gerekiyor‚ Fenerbahçeyi taraftarları özlediğimden destek olmaya geldim dedi. Umarım gene görüşürüz dedim‚ diğer arkadaşlarda tercüman olmamı isteyip ona birşeyler söylediler‚ Türkçeyi iyi öğrenmiştin diye takılmamız üzerine (Türkçe) yok be‚az birşey demesiyle güldük. Katya koridordan çıkmıştı onun yanına gidip sohbet etmeye başladılar.

İnessa da yanda olunca, henüz Katya çıkmamışken ona Türkçe sorayım dedim, Katya kalacak mı, istiyor mu kalmayı deyince, cevaplamada biraz bocaladı, gülüp kırık Türkçesiyle ee hep böyle sorularla bana geliyorsunuz ama bende bilmiyorum dedi. Tamam o zaman baskı kurmadan şunu sorayım, mutlu mu burada, hep ülkesini özlediği için mutsuz olduğunu söyleyip duranlar var dememle. "ee yani sizde her maç görüyorsunuz zaten, İstanbul'da çok mutlu,takımı seviyor,taraftarı seviyor, beraber restaurant bile satın aldık yani, mutlu olmasa olur mu" dedi (Bozcaada'da bir restaurant almışlar ki yazın fırsat olursa ziyaret edeceğimizi söyledim, bekleriz tabii dedi)

Diğer yandan Violet Hanımla daha önce yazdığım şeyleri konuştum, sonra Abdullah Paşaoğlu'nu görünce Abdullah Bey voleybolun Messi'si ni aldığımız haberleri çıktı, doğru mu diye sordum."Palavra bunlar, hepsi palavra" deyince ama resmi dergide Hakan Dinçay böyle söylemiş dememle, "kesinleşen birşey yok ama çok kaliteli oyuncularla ciddi görüşmelerimiz var" dedi. Babası başkalarıyla birşey konuşmaya dalınca yanındaki oğlu Adnan hadi baba gidelim artık demeye başladı. Ona da kendi yayınlarını Fenerbahçe tv'ye verdiklerinde bir ses kesilmesi mi oluyor, çünkü dspor ile FB tv arasında ciddi ses farkı oluyor, taraftar sesleri falan fazla duyulmuyor dedim. Teknik konuları çok bilmiyorum ama bizdeki yayının aynısı onlara da aktarılıyor, belki üste konulan yorumlar nedeniyle ses tekniğinde birşeyler yapılıyor olabilir dedi.

Neyse onların yanından diğer tarafa döndüm, bizim oyuncuların bir kısmı çıkıyor, bizim taraftarlarla bol bol makara dönüyordu, resimler çektiren,imzalar alanlar da vardı. Seda çıkınca ellerimizi çaktık, hadi az kaldı artık dedim. Kamerayı benim elime tutuşturdular, taraftarların hepsini birlikte çekiverdim. Alice ve Frauke ile toplu resimlerini de çektim. Taraftarlardan biri girişteki sıranın üzerine bir forma koymuştu, maçlara gelemeyen engelli bir taraftarımıza hediye için imzalatılıyormuş. Onlardan da imza atmalarını rica ettik, Alice perşembe kupayı alıyoruz değil mi deyince, umarım öyle olur güzel bir maç ile sezonu bitiririz dedi,formayı imzaladıktan sonra bye bye diyerek gittiler.

Koç çıktığında da herkesle çak yapmaya başladı. Koç hani 3-0 ne oldu,söz verdin diye takılıyorlardı, gülüyordu ama güzel maçtı dedi. Maç güzel ama biz de bayıldık bittik gibi komik jestlerle durumu anlatıyorlardı. Sizin performansta çok iyi diye taraftarlara teşekkür etti, ama koç yüksek performans tamam da çok yorulduk, bizi öldürmek istemiyorsanız artık seriyi uzatmadan bitirelim deyince tamam perşembe görüşürüz iyi akşamlar diyerek gitti.

Biz onunla şakalaşırken aradan sıyrılmakta olan Nihan'ı yakaladık, bugünkü oyunu için tebrik edip formaya imza attırdıktan sonra Nihan şampiyon olunca üçlü de çektirirsin artık diye takılmamla, tabii yaparız dedi. Songül'de onun gibi sıyrılmıştı, şakalarımızdan kurtuldu bu sefer. Gerçi dışarda da bekleyen az sayıda taraftarlar vardı, onlar da çıkanlarla resim çektirmek için bekliyorlardı. Naz çıkınca onunla da toplu resimlerini ben çektim, Naz durdun durdun sezonun sonunda coştun dedik, biraz öyle oldu diye veda etti yanındakilerle gitti.

Kaptan çıkınca yok dedim bu sefer resmi ben çekmem, ben de pozun içinde olcam diye adaşım olan başka bir arkadaşa kamerayı verdim. Perşembe bitiriyoruz artık sezonu değil mi, her maç uzatmalarla çok yorulduk kaptan, siz de yoruldunuz biz de dememize, "inşallah,biz de mümkün olduğunca çabuk bitirmek istiyoruz, sizi de daha fazla yormadan kutlayalım kupayı" deyince yorulmak değil sizin için ölürüz diyenler oldu, sağolun diyerek ayrıldı.

Katya çıkmıştı, ayaküstü Anja ve İnessa ile sohbet ediyordu, gitmek üzerelerken yanına gittim, Katya biliyorum fazla poz vermeyi sevmezsin ama hadi bizim için bir poz lütfen dedim, bir tane toplu olacak deyince, yaa hepberaber mi ok diye parmaklarını sakın kandırmayın gibisinden salladı. Bunun üzerine herkes toplanıp diziliverdi, ortaya mı alsak dedim, yok yahu onun yanında cüce gibi kalırız, sol tarafta dursun dediler, o şekilde resim çekildi, iyi akşamlar dedikten sonra gittiler.

Biz de gene etrafta diğerleri ile makaraya devam ediyorduk. güldeniz çıkmıştı, onunla iyi sohbeti olanlar, güldeniz ne oldu hani gülüyordun maçta diye takıldık. Annesi miydi bilmiyorum bir hanımefendi sevmiyor musunuz kızımızı deyince, olur mu öyle şey biz güldeniz'i seviyoruz, maja poljak'ı sevmiyoruz dediler. Bunun üzerine hanımefendi dönüp onlara birşeyler anlatmaya başladı. Rakip koçta keyifsiz halde çıkıyordu, ciao gio diyerek el çaktık.

Hakem ilhami şenyurt ve yardımcı hakem çıkmaktaydı, etraflarını sardık, hocam hatalarınız oldu, niye blok aut verdiniz orada diyerek sıkıştırıyorlardı, gülerek yok canım dedi. El sıkıştık, tebrikler hocam , gelecek maçı size vermezler değil mi, sırayla oluyor herhalde dedim. "Yok tabii ki artık maç vermezler bana" ohh iyi öyleyse perşembe seriyi bitirirsek sezonu kapattık yani, sizden bir süreliğine kurtulduk diye şakalaştık. Gülerek 3-5 aylığına kurtulursunuz diyerek iyi akşamlar arkadaşlar dedi gittiler.

Eda çıkmıştı, dizinde kocaman bir buz torbasıyla ağır ağır yürüyordu. Ne oldu Ediş iyi misin dedik, uff çok ağrıyor diyordu. Eda tam taraftar gibisin falan takılmalarına e zaten taraftarım diyordu, formaya imza aldıktan sonra resimler çekildi, erkek arkadaşı ile çıkacakken maja ile konuşmakta olan Anja'ya seslendi, haydi gidiyoruz diye, herhalde birlikte gideceklerdi. Anja bizlere çak yaparaktan geçiyorken, Eda bize döndü, alkış tutarak sineji Anja diye bağırmaya başladı, hepberaber ona katılıverdik. Turnikenin üstüne vura vura tezahürat edince görevliler aman arkadaşlar diye yanımıza geldi. Anja dönüp teşekkürler hepinizi seviyorum diyerek giderken, i love you Eda diye bağırıyorduk. Turnike metali üstüne vurup ses yapanlara aman kamu malına zarardan başa bela almayın dedim.

Eda ile resim çekilirken maja'ya bakış atıyorduk, çağıralım onunla da resim çektirelim mi diye, onun maçtaki hallerini taklit ederek kolunu sıyırıp poz vererek maja'ya takılmaya başlayanlar oldu. Kıza o hareketleri yüzünden saldıracak değildik ama böyle bol bol sataşıp moral bozmak keyifli oldu, giderken de ipod kulaklıklarını geçirdi çıktı.

Hadi artık gidelim diyorduk ama Nati çıkmadı yahu dediler, tam o sırada lafın üstüne kapıdan gözüktü. Natii Nati Nati diye seslenmeye başladık, bize gülüp şşşt diye takılmaları bastırmaya başladı. Sonra haydi Nati fotoğraf çektirelim diyerek aramıza davet ettik, Marcus nerede dememle, evde, okul var dedi. Ama perşembe kupa törenine gelsin dedim, fotoğrafı çektirelim dedik ama herkes poz için yer tuttuğu halde makinede bir tutukluk vardı, çekecek olan arkadaş defalarca deneyip olmayınca, makinenin sahibi bir ayarlama yaptı. O esnada yanımdaki Nati'ye kusura bakma biliyoruz yorgunsun, şimdi seni böyle bekletiyoruz dedim. Yoo ben iyiyim, hiç problem değil, siz de benim kadar yorgunsunuz dedi.

En sonunda fotoğraf çekildi, ardından formaya imza atmasını rica ettim. Ardından Nati sen yıllarca İtalya'da oynadın, bir sürü ülkede maçlar yaptın, taraftarları kıyaslarsan, İtalyanlarla bizim taraftar... dememe kalmadan "yoo yapamazsı
, karşılaştırma bile yapılamaz, olmaz, italyanlar out (baş parmaklarıyla aşağı doğru gösteriyordu) Buradaki çılgın taraftar coşkusu,sevgisi gibi hiçbiryerde görmedim" dedi. Şimdi biz soruyoruz diye böyle abartıyorsun diye güldüm, "yoo hayır, gerçekten maçlarda ekstra güçle uçuyoruz sanki"
Peki geçenlerde stada geldiniz,futbol maçı öncesi tur attınız, orası nasıldı, beğendin mi diye sorunca "(dudağını ısırarak) bayıldım, muhteşemdi, böyle bir atmosfer kutlama görmedim, Katya ile şaşkınlıkla birbirimize bakıyorduk (kollarını gösterip) tüylerimiz diken diken olmuştu" dedi. Teşekkürler Nati, seni çok seviyoruz dedim.

İzmir'den final maçlarına gelen avukat Murat ağabeyimizin formasına da imza atacaktı, ama o çantasında kalemini ararken, Nati kendi bir kalem çıkardı, sonra diğer formayı imza için kullandıkları tahta kalemini kullandılar. Böylece onu da fizyoterapist eşiyle uğurlayıp, bizde salondan çıkalım dedik.

Çıkış kapısı kapatılmıştır zannederken, öyle olmadığını gördük, bu şekilde dışarıya döküldükten sonra artık perşembe günü kupayı kazanmak üzere salonda görüşürüz diyerekten evlerimizin yoluna düştük.