Naz Aydemir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Naz Aydemir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Kasım 2010 Cumartesi

DİNAMO MOSKOVA + CARNAGHİ VİLLA CORTESE = POTANSİYEL TEHLİKE

Not - bu yazı özellikle Şubat ayı ve sonrasını hedef alan , geleceğe yönelik saptamalar ve öngörüler paralelinde ele aınmıştır.

Fenerbahçe Acıbadem takımının ve taraftarının , sağlığına ve form durumuna duacı olacağı öncelikli oyuncu Fofao olacak. Şu anki form düzeyini bilmiyorum ama özellikle CL de aksarsa FBA geçen yıla oranla fiyasko olur. Nedeni ise Naz Aydemir.

İyi bir pasör , standart bir manşetten sonra öyle bir pas çıkarır ki tabiri caizse rakip blokörlerin birini Medellin’e ötekini İzmir’e postalar. Naz pas kalitesi ve tercihleri o kadar vasat-altı bir pasör ki bırak Medellin’i İzmir’i , yolunu kaybetmiş iki blokörü bile aynı adrese çeker. Ama gel gör ki bunu yorumcu Alev Anakök ‘ e anlat. (şahsi kanaatim bu kişi yorum yaparken adamına göre davranıyor. Yani objektifliği sıfır. ) Bu konuda sabıkası çok. Oksana Parkhomenko , Frauke Dirickx ve en sonunda Brezilya milli takımının pasörü. Adamı Faşist beyinli olarak adlandırmak istemiyorum ama yabancı SPORCULARA karşı olası hatalarda inanılmaz gaddar yorumlarda bulunuyor. Bedestenlioğlundan ayarı nasıl aldıysa bir anda hocayı övmeye başladı oda bir başka düşündürücü konu. (MB nin o rezalet antrenörlüğüne rağmen) neyse ,

Şunu söylüyorum Diricx’in kıymeti bilinmedi. Tıpkı Divis’in kıymetinin bilinmediği gibi … Belçikalı belki müthiş bir pasör değildi ama oyunu basit oynatıyordu olması gerekeni yapıyordu hem de nasıl bir ortamda … Etraftaki çoğu kişinin kendisine ; bu takımda yerin yok , Naz için engelsin , antrenör torpillisin bakışları altında …

Evet naçizane teşhisime ve öngörüme geliyorum. Voleybol teknik-mental-fizik üçlemesinin üst düzey olmasını gerektiren fiziksel bir satrançtır. Bu satrançta defans yaparken kolektif , ofans yaparken efektif olmak zorundasın. Gamova mükemmel bir hücumcu ama kötüde bir arka alan savunmacısı. Şu gerçek ki Gamova’nın ayrılışı ve yerine Skowronka’nın alınışı kollektif defansı daha da etkili kılacak. Bu yüzden olası bir Katya mı , Kasia mı ? sorusuna cevabım herzaman , sadece gitar çalacaksa Gamova ama hem gitar çalıp hem de şarkı söyleyecekse Skowronska olur. Herneyse gelelim hücuma. Takımda Kasia , Lyubov ve Nati gibi iyi hücumcular var. Ama bir takımda çok iyi hücumcuların olması o takımın efektif hücum yapacağını göstermez. Bunun için pasör mevkiinin barındırması gereken iki kilit kavram var .. Hücumcunu topla;

-Doğru zamanda
-Doğru yerde , buluşturacaksın.

Yukarda ifade ettiğim iki kavramın hayata geçmesi için pasörün - Pas Kalitesi ve Pas Tercihlerinin üst düzey olması gereklidir. Naz Pas Tercihleri ve Pas kalitesi açısından vasat ve bazende vasat altı olan bir pasördür. Dolayısıyla bu tip bir pasörün yönettiği bir takımın OFANSTA EFEKTİFLİĞİ yakalaması öncelikli olarak rakip takımın BLOK VE ARKA ALAN ZAAFİYETİNE bağlıdır.

Pas kaliesi iyi olmayan bir pasörle bu zaafiyetleri göstermeyen bir takıma karşı yenilgi alınması muhtemeldir. Çünkü zaafiyetin minimuma indirgenmesinden sonra sahip olduğunuz kaliteli hücumcuların kişisel yetenekleri de bir noktadan sonra işi kurtaramaz duruma gelir. Bu yüzden daha bir kaç yıl öncesine kadar dünyanın en iyi pasörlerinden biri olarak gösterilen Fofao’nun gelecekteki durumu , takımın CL ŞAMPİYONLUĞU hedefi için önemli oranda belirleyici olacaktır.

Peki hangi takım bizim için tehlike arzedecektir ? En sonda yazacağımı en başta söylemeyi tercih ettim …

13 Şubat 2010 Cumartesi

Naz mı Frauke mi tartışması !!!!


Gürol:

Naz -Frauke tartışmaları bu takımın içine salınan fitili ateşlenmiş dinamit ve bir casus virüs yazılımıdır.
Evet aynen böyle görüyorum ve fena halde kızıyorum bu konuya.
Yahu hoca tercihini Frauke'den yana kullanmış ve gayet iyi gidiyor takım işte.
Daha ne yahu.Duygusallıkla mı yönetilecek bu takım.
Aylin Hanım'ın dolmaları bunlar işte.
Bakın bir voleybol sitelerinde millet neler yazıyor ;

bnce fenerbahçenin silkinip kendine gelmesi gerekir.bnce jan de bryant çok bencil bir şekilde kendi ülkesini düşünüp dirixs i oynatıyor naz gibi iyi bir pasör varken dirixs gibi çürümüş pasör kullanılıyo ayrıca artık fenerbahçenin eski izlenimi vermediğini bunuda fenerbahçenin iyiliğine değil öbür takımların senenin başındaki kötülüğüne bağlıyorum .... fenerbahçe böyle giderse scavolini,assystel novarro,volley bergamo , zareche odintsovo ve hatta vakıfbank bile eleyebilir bir an önce takımın ve teknik direktörün kendine gelmesini diliyorum:))
************
naz oynatılmadığı için galibiyete sevinemedim. milli takımın pasörü kenarda çürütülüyor...

Taraftar forumları bundan farksız.
Frauke o kadar sıradan bir oyuncu değil.Alt kupalarda da olsa,devamlı oynamasa da kariyerinde
2 Avrupa Kupası kazanmışlığı var.
2001 yılında Minetti Vicenza ile Avrupa Konfederasyon Kupası‚
2007 yılında Grupo 2002 Murcia ile Avrupa Top Teams Kupası şampiyonlukları.
İlle de Şampiyonlar ligi deniliyorsa O da bu sezon olacak inşaallah.
Naz ise son oynadığı ICL F4'ündeki başarısızlığın faturasının direk isim verilerek kesildiği bir
pasör.Menajerleri Elena Chabovta F4 sonrası bizzat pasörümüzün hataları yüzünden başarılı olamadık
dedi ve kulüp olarak çocuk yaştan büyük emek vererek büyüttükleri pasörlerinden anında vazgeçtiler.
Tamam iyi bonservis parası da aldılar ama paraya ihtiyaçları yok ,en büyük rakiplerine verirlermiydi hem.
Bunları yazarak ben de bu anlamsız tartışmaya girmiş oluyorum ama son kez yazıyorum bunları.
Evet Naz hem bizim için hem Milli takım için son derece önemli bir oyuncu,ileride ondan çok fazla
yararlanacağız ama bilemiyoruz ki belki bu sezon bu yatırım ile ille de kupayı alma stratejisi belirlendi
ve o amaçla Hoca planlarını,oyun sistemini belirledi.O oyun sistemine göre - ki 20 tane hücum seti varmış -
Frauke'yi öncelikli tercih ediyor.Hepimizin buna saygı duyması lazım.
Nati'ye daha çok top atıyor,Gamova'ya atmıyor deniliyor.
Bakın istatistiklere ;
Gamova 27/20.%74 gibi yüksek bir yüzde ile 23 sayı ile oynamış.
Nati 23/10. %43 ile 10 sayı.
Yani gerektiği zaman Gamova'dan gayet iyi bir şekilde oynamış işte.
Gene Naz - Eda ile daha iyi anlaşıyor,Frauke - Eda ile anlaşamıyor deniliyordu.
Buyrun.9/6. % 67 ile 11 sayı.Ki gayet güzel tek ayak hücumları yaptırdı hatta bir keresinde zorladı
üst üste ve blokta bıraktı Eda'yı.
Bırakalım bu kısır tartışmaları artık.



Özgür:

Bu konuda Gürol Abiyle aynı düşünüyorum. Bu tartışma, Fenerbahçe'nin başarılarını kıskananlar tarafından taraftarlarımız arasına atılmış bir dinamittir. Takımımız 3-0 gibi net bir skorla kazanmış. Deplasmanda ve kendini hiç sıkmadan güle oynaya. Biz neyi konuşuyoruz Naz niye oynamadı? Başka forumlara bakıyorum, herkesin maçla ilgili tek yorumu Naz niye oynamadı...

Bence de Naz tercih edilmeli. Ama şu maçı izleyip bir tek bu konuda yorum yapanların iyi niyetini de sorgularım kimse kusura bakmasın. Naz daha iyidir değildir tartışılabilir, ama şu maçı izleyip de kimse bana Frauke iyi oynatmadı demesin.

Mesela deniyor ki, Gamova ile anlaşamıyormuş. Gamova bu maçta %74 ile hücum etmiş! Bu oranda hücum eden bir çapraz gördünüz mü? Bu sadece çaprazın yeteneği midir? Frauke dediğiniz kadar kötü olsa, bu yüzdeye ulaşılabilir mi?

Ayrıca herkes elini vicdanına koyup şunu yanıtlasın, takımı Naz oynatırken Gamova'nın da Nati'nin de 3 metre arkasından bu kadar etkili vurduğunu gördünüz mü?

Eda'yla anlaşamıyormuş. Bakın Eda'nın bu maçtaki hücum yüzdesine: %67! Eda şu an 6 maçta %50 ortalamayla Şampiyonlar Liginde verimli smaçör sıralamasında birinci. Frauke'yle birlikte bu yüzdesinden daha yükseğe çıkmış! Bu nasıl anlaşmazlık?

Üstelik bugün manşetlerimiz de iyi değildi. Hatta rezaletti. Mükemmel yüzdemiz %42. Rakibin mesela %63!

Yani eğri oturup doğru konuşalım. Naz'ı sevebiliriz. Milli Takımımızın geleceği diye bağrımıza basabiliriz. Kimimiz çok güzel ve cana yakın da bulabilir. Ama lütfen Frauke'ye "iyi değil" demeyelim. Yani Naz'ı sevmek Frauke'ye haksızlık etmemize neden olmasın. Hele hele Brandt'ın Belçikalı olduğu için torpil yaptığını söylemek insafsızlıktır.

Ayrıca kimse merak etmesin, kulübümüz izin vermediği sürece Naz 22 yaşına kadar bizden ayrılamaz. O yüzden çok mutsuz, seneye ayrılır gibi korkuları da bir kenara bırakalım. Naz Eczacı koçuyla hiç anlaşamıyordu ve Fenerbahçe'ye isteyerek geldi. Ve her fırsatta ifade ediyor Brandt'ı da çok seviyor ve sayıyor. Ayrıca şahsen tanıyanlardan öğrendiğime göre, kişilik yapısı olarak güveni sarsılacak birisi de değil. Yani yedek oturmak Naz'a sanıldığı kadar zarar vermez. Sadece gelişimini biraz yavaşlatır.

Ben Brandt'ın iki kararını doğru bulmuyorum. Birincisi Frauke'yi tercih etmesi. İkincisi Seda arka alana geçtiğinde manşet aldırmaması ya Songül'le ya da Nihan'la değiştirilmesi. İkisinin de temel nedeni Naz ve Seda'nın kendilerini daha çok geliştirmesini istemem.

Ama Brandt geçen seneki takımımızı kendinden kat kat güçlü 3 takımın üstüne çıkararak şampiyon yaptığını hatırlatırım. Bir sene orta oyunculara manşet aldırarak yapmiyon olduk, unuttunuz mu? Üstelik Naz'ı 1 milyon dolar bonservis verip aldıran da Brandt değil mi? Uzun vadeli planları olmasa Naz'a niye bu yatırımı yaptırsın. Oksana'yı tutmayı biz düşünüyoruz da Brandt akıl edemiyor mu.

Şunu bilelim. Bizler seyirciyiz. Taraftarız. Teknik direktör ya da koç değiliz. Yani içimizden gelenlerle takımın uzun vadeli hedefleri, antremanlarda konuşulanlar, koçun oyuncularla ilgili planları birbirini tutmayabilir. Ben bu konuda Brandt'a sonsuz güveniyorum. Bir bildiği vardır diyorum. (Fırsat bulursam da soracağım. Yanıtlarsa ve izin verirse de burada paylaşacağım.)



Burçin:

Naz - Frauke tartışması Antu'da bazı arkadaşların da yazdığı gibi yılın polemiklerinden birisi olmaya aday. Konunun forumlarda duygusal bir şekilde tartışılmasını pek doğru bulmamakla birlikte genel tartışmaya benim de ekleyecek birşeylerim var hem bir Fenerbahçeli hem de voleybolsever olarak. Gürol Abi ve Özgür'e katıldığım yerler var; ama katılmadığım yerler de çok. Başlayalım bakalım...

Takımdaki orta oyuncu ve smaçör bölgesindeki eksiklere bakınca yabancı hakkının pasör için kullanılması -getirilen isim kim olursa olsun- sorgulanır ve tartışılır. Olaya buradan başlamak lazım. Bundan daha doğal bir şey yok. Üstüne üstlük bir de Avrupa'da kayda değer başarısı olmayan ve antrenörün memleketlisi bir pasör alınır ve elinizde de Naz ayarında bir yerli pasör varsa işler iyicene karışır ;) Şu anda karşı karşıya olduğumuz durum bu. Eşit denebilecek bir maç dağılımı olsa ortada, her iki pasör de şans buluyor olsa belki bu kadar tartışma olmaz. Ancak Naz'ın sadece "mecburiyetten" ve Frauke'yi dinlendirmek için kullanılan bir pasör durumunda olması ve bu zaman içinde Frauke'nin performansının etkileyici olmaması (kötü demiyorum) "Naz niye oynatılmıyor", "Jan Hoca kendi oyuncusunu kolluyor mu" sorularını da birlikte getiriyor. Takımımız kazandığı için ve de rahat kazandığı için sorgulanması çok zor, çok tepki alacak bir durum bu. Neresinden tutsam mantıklı bir cevap bulamadığım için sorgulamak durumunda hissediyorum.

İki oyuncunun kariyerlerine hatta bugüne kadar Fenerbahçe'de oynattığı maçlara baktığınız zaman Naz'ın fazlası var eksiği yok. Son 3-5 haftada oynadığı maçları hiç saymıyorum; yedek ağırlıklı takımı dinlendirmek amaçlı kadrolarla çıkılmış bu maçları değerlendirme için kullanmak doğru değil. Naz Nati'yi Gamova'yı Frauke kadar iyi oynatmıyor deniyor. Gerçek anlamda süreklilik olarak bunu en son ne zaman yapmış ki? Sezon başında özellikle Gamova ile gayet de güzel anlaşıyordu. Bunu bir adım daha ileri götürüp Gamova'nın böyle seri geri hücumları hiç bir takımı ile yapmadığını yazıp çizdiğimizi hatırlayalım. İlk Dinamo maçında Gamova'nın net toplar vurmaya ne zaman başladığını bir hatırlayın! Bugüne kadar oynanan maçlara ve performanslara bakınca Jan Hoca'nın tercihini açıklamak gerçekten çok zor. Sonuçta ne Frauke ne Naz hiç izlemediğimiz pasörler değil. Yaşı itibarıyle özellikle Frauke'yi eski yıllarda izleme ve inceleme imkanımız oldu. Duygusal davranmak yerine değerlendirmeleri somut veriler üzerinden yapmaya çalışmak lazım. Bu arada pek çok yerde yapılan Gamova yeterince kullanılmıyor eleştirilerine katılmıyorum. Tam tersine bence çok Gamova'ya bağımlı bir oyun oynuyoruz elimizdeki diğer alternatifleri düşününce.

Takımımız henüz test edilmiş değil. İtalyan takımları ile oynamadan takımın gerçek gücünü görmek bence çok zor. Ve bu maalesef Final Four'da olabilir en erken. Bu da beni çok korkutuyor. Konuşulanların haklılığı haksızlığı tek bir mağlubiyete bakar çünkü. Önümüzde çok örnekleri var bunun, geçen yılki Pesaro, önceki yıllarda yıldızlar topluluğu Novara'nın pasörsüz Perugia'ya yenilip elenmesi ilk akla gelenler.

Jan Hoca'nın Frauke seçimini haklı çıkarmak için yine kendi oyuncumuz olan Naz'ın bizler tarafından ne kadar yerden yere vurulduğunun, yıpratıldığının farkında mısınız? Naz da bizim oyuncumuz; Seda ve Eda ile birlikte takımımızın temel taşlarından birisi olarak gördüğümüz bir isim ama vay be ne kötü(!) oyuncuymuş, doğru yaptığı hiç bir şey yok!!!! Ve bunu ona yapan bizleriz. Ona sahip çıkmak yerine takımı korumak adına Frauke'den ne kadar kötü olduğunu yazmak için seferber herkes nedense. Eğer olabiliyorsa Frauke'nin niye Naz'dan daha iyi pasör olduğunu tartışsak Naz'ın niye Frauke'den daha kötü olduğunu tartışmak yerine? Ne dersiniz?

Frauke kötü bir pasör değil ama bizim elimizdeki en iyi pasör değil. Ayni düzen devam ettiği sürece bu konu tartışılmaya devam edecek. Bizim taraftar olarak burada yapmamız gereken her iki oyuncumuzun da bu tartışmadan mümkün olduğunca yıpranmamasını sağlamaktır. Şu anda olduğu gibi biri için diğerini feda etmek değil.

Saygılar




Özgür:


Sevgili Box. Hoşgeldin bloga sefalar getirdin. Artık işimiz zorlaştı, (tabirimi maruz gör) "işkembeden sallayamayacağız", sizin her zaman beğendiğim "farklı bakışınız"ın ne diyeceğini düşünmek zorunda kalacağız.

Aman cesur yorumlarınıza devam...

Yazınızın şu kısmı çok önemli: Bizim taraftar olarak burada yapmamız gereken her iki oyuncumuzun da bu tartışmadan mümkün olduğunca yıpranmamasını sağlamaktır.

Farkında değiliz ama voleybolda bizim kadara başarlı olamayan 8JK ve 6S gibi takımların provokasyonuna geliyoruz sanki. Fenerbahçeli olmadığına emin olduğum bir sürü insan çeşitli forumlarda Naz'ın ne kadar etkili olduğunun destanlarını yazıyor. Geçen seneki kadroyu şampiyon yapabilmiş bir Brandt'ın bu kadar kolay harcanmaması gerekir bence.

Bu yüzden sizin sağduyulu yaklaşımınız önemli. Brandt'ın Naz'da bulamayıp Dirickx'te fark ettiği bir özellik olmalı. Zaten bunu çözmeye çalışıyoruz. Ama tercih nedeninin "hemşehrilik" olmadığına sanırım ikimiz de hemfikirizdir. Bu çok sinsice ve adice bir yorum olur. Son yıllarda bütün branşlarımızı da hesaba katarsak gördüğüm en kaliteli antrenöre büyük haksızlık yapılmış olur. Ben o açıdan tartışmaya Naz mı Dirickx mi diye değil Naz mı Brandt mı diye de bakmak gerektiğini düşünüyorum. Yani birilerinin amacı Naz'ı korumak, milli takımın pasörünü kazanmak falan değil, Brandt'ı yıpratmak. Bilmem anlatabildim mi.

Şuna eminim Naz bugün istediği takıma gitsin Türkiye'de, Fenerbahçe'de oynadığı kadar şans bulamayacaktı. Ve bu kadar övülmeyecekti. Naz övgülerinin önemli bir kısmı (samimi Fenerbahçelileri dışarıda tutuyorum) gizli Brandt eleştirisidir.

Saygılar...



Gürol:

Sevgili Burçin öncelikle çok değerli voleybol bilgi ve yorumlarını bizlerle paylaşmayı kabul
ettiğin için çok çok teşekkürler.

Konuya gelirsek ;önceden konuştuğumuz üzere
farklı düşünüyoruz.:))
Bu da son derece doğal.Önemli olan karşıt
fikirlere saygı duymak.Bunu da yapıyoruz zaten.
Ve de bu fikirlerimizin zararlı,yıpratıcı ve
yıkıcı olmaması.Böyle de bir şey yok şükür ki.
Birincisi takım kurulurken kimyada hata yaptığımız ben de kabul ediyorum.
Naz gibi bir pasör büyük ümitlerle ve büyük
fedekarlıklarla alınmışken yanına bir yabancı
pasör almak elbette tartışılır,sorgulanır.Bana
göre de yanlıştı.
Ama kendisini kanıtlamış ve güven vermiş JDB'ın
bu tasarrufuna da saygı duyuyor,bildiği bir
şey var diye düşünüyorum.
Şu ana kadar ki başarılı çizgi Onu haklı çıkarıyor.Belki de böyle bir tercih yapmayıp,sadece Naz devamlı oynasaydı belki de
bu kadar başarılı olamazdık bilemeyiz ki.
Bu Naz'ın kalitesini elbette değiştirmez
ama neticede önemli olan sonuca ve ''kazanan
daima haklıdır''a geliyor iş.:))
Şu ana kadar ciddi test edilebileceğimiz bir
maç oynamadığımız argümanına katıldığımı belirterek söylüyorum bunları.
Ümit edelim ki bu başarılı çizgimiz devam
etsin ve asıl imtihan sahası F4'te o 1 maçta
tüm emeklerimiz heba olmasın.
Yorumunda ''Naz Nati'yi Gamova'yı Frauke kadar iyi oynatmıyor deniyor '' diyorsun.
Aynı şeyi tam tersi Frauke için de diyorlar :))
Aslında şu tartışmalar gerçekten çok kısır
ve anlamsız.
İkisi de kendilerine has özellikleri olan iyi
pasörler.Tek tek özelliklerini çıkarıp +,- leyebiliriz de ama gerek yok.
Bize düşen ikisini de aynı oranda desteklemek.
Naz daha iyi,Frauke daha iyi diye kamplaşmamak.
Bu bizi çok ciddi sıkıntıya sokar.
Ne yazık ki Aylin Hanım gibi bir kanaat önderimiz bu ayrıştırmanın başını çekiyor.
Bugün Filede Fener'in tekrarını izledim.
Hala Frauke'ye yükleniyor,kulağı çekilmiş galiba
falan filan diye iyi oynamasını bile kabul etmek
istemiyor.
Aslında çok acil bir şekilde Jan Hoca ile
konuşup bu konuda herkesin yüreğine su serpecek
iki kelam cümle almak gerekiyor.
Kenisine ulaşma şansı olan arkadaşlardan rica
edelim.
Mesela ben ağzından ikisinin de eş değer olduğunu şu anki Frauke 1.pasör,Naz onun yedeği
ve dinlendiricisi konumunda olmadığını duymak
ve icraatta da görmek isterim.
- Ne yazık ki şu anda Frauke Jan'ın 1.pasörü
konumunda -



Özgür:

Temel sorunu şu takımımızın: Burçin'in de işaret ettiği gibi bir İtalyan takımıyla karşılaşamadık. Yarı finalde muhtemelen Vakıfbank rakibimiz olacak ve iyi servislerimizle ilk maçta yaptığımız gibi geçeriz diye düşünüyorum. Finalde ya Cannes ya da bir İtalyan gelecek. Herkes Bergamo diyor ama bence Pesaro gelecek. Nedenlerini uzun uzun girmek istemiyorum ama Pesaro Bergamo'ya ters bir takım. Nitekim İtalya Liginde de 3-0 yendi Bergamo'yu.
Dolayısıyla biz bir İtalyan takımıyla ilk kez finalde karşılaşacağız. Ve afallayabiliriz. O tarz bir takımla yani bizi zorlayacak bir takımla hiç karşılaşmamış olacağız. Halbuki çeyrek finalde falan karşılaşsaydık ya da grubumzda olsaydı, yani telafisi olan maçlar olsaydı daha iyi olurdu. Bir kez karşılaşacağız ve belki de sezon boyu ilk ve tek mağlubiyetimiiz alacağız, ama kupayı kaçırmış olacağız. Grupta karşılaşsaydık, gerekirse ikisinde de yenilseydik, ama bu tür takımlara karşı zaaflarımızı görüp, onları düzeltme imkanımız olsaydı ve finalde bu şekilde daha iyi yapsaydık. Yani korkum bu. Umarım doğru çıkmaz.

Ama benim fikrim, zaafları olan bir takımız. Ama bu zaaflarımızı layıkıyla değerlendircek güçte bir rakip de yok.



Burçin:

Öncelikle aranıza davet ettiğiniz ve kabul ettiğiniz için teşekkürler beyler.

Sonuçta herkesin fikri kendinin ve saygı duyulması lazım ama sanırım hepimizin hemfikir olduğu nokta yapılan tartışmaların oyuncuları ve takımı yıpratmadan yapılması. Tartışılanın Naz/ Frauke veya Naz/ de Brandt veya Frauke/ de Brandt olması çok da önemli değil aslında. Önemli olan bu tartışmalarda oyuncularımızı ve dolayısıyla takımımızı yıpratmamamız.

Gürol Abi Jan Hoca aslında pasör tercihinin Frauke olduğunu açık belli etti bir kaç kez. İlk Çek maçından önceki lig maçı sonrası (pasör Frauke) demecinde Çek maçına hazırlık için "esas takımımızla" oynadığını söyledi. İkinci Dinamo maçı sonrası grupdaki son maçımızı yedeklerle oynayacağını söyledi. Sanırım çoğumuz bunu pek de kabullenmek istemediğiz için hala her iki oyuncumuzun da eşit süre aldığını felan düşünmek istiyoruz.

Murat 



Bu tartışmaya "haddim" olmadan katılırken,voleybol konusunda yazan arkadaşlar kadar "uzman" bir kişi olmadığımı sadece iyi bir sporsever olarak voleybolu takip eden birisi olarak yazdığımı belirteyim.
Bana göre tam bir "takım" oyunu olan voleybolda en önemli pozisyon "pasör"dür. Pasör takımın beyni gibidir. Oyun zekası olan pasör takımı çok yönlü oynatmayı başarabilendir. Pasör doğru pas tercihinde bulunduğunda hücumun olumlu sonuçlanması ve doğal olarak takımın sayı alma olasılığı çok yüksektir.
Bu sene kurulan takımın hedefi sadece Türkiyede başarılı olmakla sınırlı değildi. Ana sponsorumuz olan Acıbadem grubunun başkanı Mehmet Ali Aydınlar geçen sene ilk defa lig şampiyonu olduğumuzda transfer zamanı Dünyaca ünlü oyuncuların transfer edileceği sözünü verdiğinde herhalde kimse gerçekten de bu kadar "iyi" oyuncu transfer edileceğini beklemiyordu. Hatta Antuda yapılan yorumlarda herkes şaşkınlığını ifade ederken "oha ama bu kadar da olmaz ki" diyordu neredeyse...
Gamova'yı, Nataşa Osmokroviç'i tartışmak kimsenin haddi değildi. -Gerçi Fenerbahçe SPOR kulübünde herkes ve herşey eleştirilebilir olduğundan bazı kişiler bu haddini bilmezliği bile yapmaya kalkmadılar değil-
Eczacıbaşı antrenörü ile ciddi sorunlar yaşadığı söylenen hatta geçen seneki şampiyonlar liginde 4 lü finaldeki başarısızlığın nedeni olarak gösterilen, henüz 19 yaşında olmasına rağmen A milli takımda pasörlüğe yükselen ve geleceğin yıldızlarından biri olacağına kesin gözle bakılan Naz Aydemir transfer yönetmeliği nedeniyle takımının izni ile Fenerbahçe Acıbademe transfer oluyordu.
Lig şampiyonu olan takımdaki pasör Oksana ayrıldığı için 1. pasör olarak Naz transferi yapıldığı düşünülürken geçen seneki şampiyonluğumuzda en büyük katkısı olan Jan De Brandt'ın kendisi gibi Belçikalı bir pasörü istediği ve bu nedenle Frauke Drickx'in transfer edildiği söylentileri oluşunca bu seneki en büyük derdimiz ortaya çıktı. De Brandt pasör tercihini kimden yana kullanacak ?

NAZ-FRAUKE tercihi neden ve nasıl yapılacak.
Henüz 19 yaşında olmasına rağmen geçen senelerde Eczacıbaşı takımında oynarken yaptığı hareketler dolayısıyla ve resmi internet sitesinde bizim dışımızdaki bir takımın (adı önemli bile değil) taraftarı olduğunu açıkladığı için çoğu kişinin sinir olduğu ancak kimse tarafından inkar edilemeyecek güzelliği nedeniyle (itiraf ediyorum benim de ) çok ciddi bir hayran kitlesine sahip olan Naz oynamadığı zaman bir çok taraftar hayal kırıklığına uğruyor.
Naz ile Frauke kıyaslaması yapılırken kimi Naz'ın Eda ile daha iyi anlaştığını, Naz'ın ortadan oyunu hızlı ve daha iyi oynattığını, Gamova'ya yüksek pas atamadığını, Frauke'nin ise Gamova'ya daha yüksek top attığını Gamova'yı daha verimli kullandığını ileri sürüyordu.
Ben ise şöyle düşünüyorum;
Servis kullanmada her iki pasörümüzün de servisi genelde iyi ve etkin kullandığını ,
Hücumda her iki pasörün de teknik heyetin isteği doğrultusunda tüm smaçörleri oyunda tuttuğunu, çok yönlü hücum yaptırdıklarını,

Rakipten dönen toplarda bitirici vuruşlarda Frauke'nin Naz'a göre daha iyi olduğunu,
Bloklarda ise Naz'ın Frauke'ye göre orta oyuncularla daha etkin olduğunu,
iki pasörümüz arasında gerek tecrübe gerek sorumluluk alma konusunda çok büyük bir fark bulunmadığını rahatlıkla söyleyebilirim.

Ancak tüm bunların sonunda tercihim NAZ olur. Zira Naz oyunda gülümsemesi, bakışı ve başarısızlıkla sonuçlanan hücumdan sonra pas verdiği oyuncuya adeta suç benimdi dercesine davranışı nedeniyle sürekli olumlu bir enerji veriyor. Özgüvenini fazlasıyla hissettiriyor.

Bugüne kadar oynadığımız maçlarımızın bizim için çok ciddi sınavlar olmadığını asıl zor maçların 4lü finale kalıp kalmayacağımızın belirleneceği maçlar olacağını düşünüyorum.

Dinamo Moskova ile Moskovada oynadığımız maçta Frauke'nin kötü olduğu ancak Naz oyuna girdikten sonra maçın döndüğünü,

İstanbuldaki Dinamo Moskova maçında ise 2-0 geriden 3-2 yendiğimiz için unutulmayacak maçlar arasında yerini alan maçın 5. setinde 11-12 geride iken Frauke'nin Gamovaya pas vermesi gerekirken üst üste Osmokroviç'e pas vererek blokta kalmasına neden olduğu ve bunun sonunda 11-13 Moskovanın öne geçtiğini ancak daha sonra Gamova'nın sorumluluk alması ile Dinamo Moskova'nın pasörünün smaçörüyle anlaşamaması ve Gioli'nin çok kötü kulladığı bir hücum ile maçı kazandığımızı düşünüyorum.

Pasörün o an en doğru olduğuna inandığı pas tercihinde bulunduğunu yanlış tercihde bulunmasının sonuca direkt etki edeceğini düşünüyorum. Taraftar olarak bizim yapmamız gereken hangi pasörümüz oynarsa oynasın onun o an doğru pas tercihinde bulunduğunu bilmek ve bizim ona TAM DESTEK HEP DESTEK vererek bu RÜYA TAKIMIN keyfini çıkartmaktır.

11 Şubat 2010 Perşembe

Metal Galati maçının düşündürdükleri ve Naz mı Frauke mi tartışması üzerine...

Metal Galati maçını izlerken gözüme çarpan bir kısım noktaları paylaşmak istedim. Ama öncelikle Gürol Abinin yazmasını bekledim. İyi ki de beklemişim, belli konularda aynı şeyleri düşünmüşüz. Bir kısmı tekrar olsa bile önemli bulduğum için yazacağım.

Önce maçta gözüme çarpan önemli noktalar:

1. Nati... Nati... Nati...
Çok söyledik ama Nati olmadan bu takım böyle olamazdı. Gerçekten de komple bir oyuncu. Bugün dikkatimi çeken bir pozisyon vardı, onu paylaşayım: Bir topta, sanırım Gamova'nın smacıydı, top karşı takımın manşetinden bizim sahaya doğru sekti, en az 5-6 metre yükseldi ve çizgiye yakın bir yere doğru düşmeye başladı. O an topun düyeceği yerde iki oyuncumuz vardı. Topun dışarı çıkacağını düşünerek pozisyondan biraz uzaklaştılar. O an sahının öbür ucunda bulunan Nati koşarak oraya geldi, dikkatle topun düşüşünü izlemeye başladı ve gerçekten de dışarı gideceğine kanaat getirene kadar da manşet almaya hazır bir vaziyette durdu. Diğer oyuncular da saygıyla onun vereceği kararı beklediler.

Açıkçası bu pozisyonda çok etkilendim. Bir insan her pozisyonun içinde bu kadar olabilir... Bu kadar sorumluluk alabilir. Bu kadar liderliğini benimsetmiş olabilir. Daha ne diyeyim...

2. Gamova... Gamova... Gamova...
Nati'yi çok beğeniyoruz. Ama Gamova'nın ne kadar önemli bir oyuncu olduğunu da unutmayalım. Bugün o kadar yüzdeli vurdu ki, bir ara herhalde %100 ile oynuyor sandım. Nitekim istatistiklere göre %74'le hücum etmiş. Üstelik karşı takım da Beylikdüzü falan değil. Şampiyonlar Liginde 2. tura çıkmış önemli bir takım. Özellikle de savunmasıyla öne çıkan bir takım... Bence muhteşem bir yüzde. Çeşitli forumlarda Gamova düşüşte, beklenen form düzeyinde değil, Fenerbahçe'de mutlu değil vs. diyenler şu rakamları bir yorumlasın... Daha ne yapsın?

Ayrıca bugün 3 metre gerisinden ne kadar güzel vurdu öyle. Bu konuda hayatımda gördüğüm en etkili oyuncu.

Ama ben bir konuya dikkat çekmek istiyorum. Gamova 2.02 boyunda bir oyuncu. malum, uzun oyuncular çok çevik olamaz ve savunmaları biraz zayıf olur. Hele hele pasör çaprazıysalar bu konuda kendilerini çok geliştirmek zorunda da değillerdir, asıl görevleri hücumdur çünkü. Ama Gamova neden dünya yıldızı olduğunu bu maçta gösterdi: Gamova uzun boyunun avantajını kullanan bir oyuncu ama kesinlikle nasıl olsa uzun boşluyum deyip işin kolayına kaçmayan defans vs. yönlerini de geliştirmiş bir oyuncu. Çok iyi toplar çıkarıyor. Bugün mesela bir pozisyonda herkes top yere sandığında, Çiğdem elini topun altına koyarak ölmekten kurtardı. Rakip oyuncular kutlama yaparken, bizim oyuncular da bir an kontrpiyede kaldı. O pozisyonda Gamova'nın filedeki topu bir refleksle çıkarması vardı, o boydaki bir oyuncu için kesinlikle çok zor bir hareketti!

Gamova'nın bir özelliği de zekası. Uzun veya güçlü oyuncular genelde az teknik olur. Daha doğrusu teknik olmak zorunda hissetmezler kendilerini. Bloğun üstüne çıkmak onlar için yeterlidir. Halbuki Gamova neredeyse bütün smaçları blok üstünden vurmasına karşın rakip sahayı çok iyi gözlemleyen ve boşlukları çok iyi hisseden bir oyuncu. Smaçları tamam da, ben plaselerini de çok beğeniyorum. O kadar güzel yerlere bırakıyor ki topları... Bugün çok iyi servis atmadı ama bizim takımın en etkili servis atanı aynı zamanda. Bunda da zekasının payı var, çok ters noktalara atıyor topları.

3. Brandt... Brandt... Brandt...
Bugüne kadar çok söylediğim övgüleri tekrar olmasın diye yazmayacağım. Sadece küçük bir ayrıntıya dikkat çekeceğim. Bugün sanırım ilk setti, takımımız 24-17 önde. Üst üste iki sayı veriyoruz. 24-19 oluyor. Sonra bir sayı daha veriyoruz, 24-20 oluyor. Ve Brandt mola alıyor! Düşünebiliyor musunuz, acaba maçı izleyen kaç kişi Galati'nin 24-17'den gelip o sete ortak olacağını düşünmüştür? Rakip antrenör dahil hiç kimse! Ama Brandt hoca o kritik anda ne olur ne olmaz diye alıyor molasını.

20-30 sayılık seriler yememize rağmen hiç mola almayan basketbol koçlarına, ya da sakatlık olmadığı sürece 75. dakikaya kadar ahayatta oyuncu değiştirmeyen teknik direktörlere o kadar alışmışız ki!!!!

4. Naz mı Frauke mi?
Bu konuda Gürol Abiyle aynı düşünüyorum. Bu tartışma, Fenerbahçe'nin başarılarını kıskananlar tarafından taraftarlarımız arasına atılmış bir dinamittir. Takımımız 3-0 gibi net bir skorla kazanmış. Deplasmanda ve kendini hiç sıkmadan güle oynaya. Biz neyi konuşuyoruz Naz niye oynamadı? Başka forumlara bakıyorum, herkesin maçla ilgili tek yorumu Naz niye oynamadı...

Bence de Naz tercih edilmeli. Ama şu maçı izleyip bir tek bu konuda yorum yapanların iyi niyetini de sorgularım kimse kusura bakmasın. Naz daha iyidir değildir tartışılabilir, ama şu maçı izleyip de kimse bana Frauke iyi oynatmadı demesin.

Mesela deniyor ki, Gamova ile anlaşamıyormuş. Gamova bu maçta %74 ile hücum etmiş! Bu oranda hücum eden bir çapraz gördünüz mü? Bu sadece çaprazın yeteneği midir? Frauke dediğiniz kadar kötü olsa, bu yüzdeye ulaşılabilir mi?

Ayrıca herkes elini vicdanına koyup şunu yanıtlasın, takımı Naz oynatırken Gamova'nın da Nati'nin de 3 metre arkasından bu kadar etkili vurduğunu gördünüz mü?

Eda'yla anlaşamıyormuş. Bakın Eda'nın bu maçtaki hücum yüzdesine: %67! Eda şu an 6 maçta %50 ortalamayla Şampiyonlar Liginde verimli smaçör sıralamasında birinci. Frauke'yle birlikte bu yüzdesinden daha yükseğe çıkmış! Bu nasıl anlaşmazlık?

Üstelik bugün manşetlerimiz de iyi değildi. Hatta rezaletti. Mükemmel yüzdemiz %42. Rakibin mesela %63!

Yani eğri oturup doğru konuşalım. Naz'ı sevebiliriz. Milli Takımımızın geleceği diye bağrımıza basabiliriz. Kimimiz çok güzel ve cana yakın da bulabilir. Ama lütfen Frauke'ye "iyi değil" demeyelim. Yani Naz'ı sevmek Frauke'ye haksızlık etmemize neden olmasın. Hele hele Brandt'ın Belçikalı olduğu için torpil yaptığını söylemek insafsızlıktır.

Ayrıca kimse merak etmesin, kulübümüz izin vermediği sürece Naz 22 yaşına kadar bizden ayrılamaz. O yüzden çok mutsuz, seneye ayrılır gibi korkuları da bir kenara bırakalım. Naz Eczacı koçuyla hiç anlaşamıyordu ve Fenerbahçe'ye isteyerek geldi. Ve her fırsatta ifade ediyor Brandt'ı da çok seviyor ve sayıyor. Ayrıca şahsen tanıyanlardan öğrendiğime göre, kişilik yapısı olarak güveni sarsılacak birisi de değil. Yani yedek oturmak Naz'a sanıldığı kadar zarar vermez. Sadece gelişimini biraz yavaşlatır.

Ben Brandt'ın iki kararını doğru bulmuyorum. Birincisi Frauke'yi tercih etmesi. İkincisi Seda arka alana geçtiğinde manşet aldırmaması ya Songül'le ya da Nihan'la değiştirilmesi. İkisinin de temel nedeni Naz ve Seda'nın kendilerini daha çok geliştirmesini istemem.

Ama Brandt geçen seneki takımımızı kendinden kat kat güçlü 3 takımın üstüne çıkararak şampiyon yaptığını hatırlatırım. Bir sene orta oyunculara manşet aldırarak yapmiyon olduk, unuttunuz mu? Üstelik Naz'ı 1 milyon dolar bonservis verip aldıran da Brandt değil mi? Uzun vadeli planları olmasa Naz'a niye bu yatırımı yaptırsın. Oksana'yı tutmayı biz düşünüyoruz da Brandt akıl edemiyor mu.

Şunu bilelim. Bizler seyirciyiz. Taraftarız. Teknik direktör ya da koç değiliz. Yani içimizden gelenlerle takımın uzun vadeli hedefleri, antremanlarda konuşulanlar, koçun oyuncularla ilgili planları birbirini tutmayabilir. Ben bu konuda Brandt'a sonsuz güveniyorum. Bir bildiği vardır diyorum. (Fırsat bulursam da soracağım. Yanıtlarsa ve izin verirse de burada paylaşacağım.)

25 Ekim 2009 Pazar

Naz Aydemir Fenerbahçe Acıbadem'de !!!!!!!!!!


Fenerbahçe Acıbadem Bayan Voleybol Takımımız Eczacıbaşı Zentiva'nın pasörü Naz Aydemir'i renklerine kattı. Acıbadem Hastanesi Genel Müdürlüğü'nde düzenlenen imza törenine Naz Aydemir'in yanı sıra Fenerbahçe Bayan Voleybol Takımı sponsoru Acıbadem Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Aydınlar, Bayan Voleybol Takımımızın İdari Menajeri Abdullah Paşaoğlu da katıldı.

Milli Takım'da da görev alan pasör, takımımıza Eczacıbaşı'ndan transfer edildi. 1.86 boyunda ve 1990 doğumlu olan Milli voleybolcunun Fenerbahçe Acıbadem'e transfer edilmesiyle ilgili olarak Acıbadem Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Aydınlar, "Naz bundan sonra Fenerbahçe forması için ter dökecek. Onunla birlikte Avrupa'da önemli yerlere doğru ilerleyeceğimize inanıyorum" diye konuştu.

Naz Aydemir ise "Böyle büyük bir camiaya geldiğim için çok mutluyum. Herkesin hayali böylesine büyük bir camiaya gelmek. Taraftarımızın desteğini alarak mücadele etmek çok önemli. Ben de bu forma için mücadele edeceğimden dolayı çok mutluyum" dedi.

















http://www.fenerbahce.org/fb2008/detay.asp?ContentID=15947
Naz Aydemir, Fenerbahçe Acıbadem Türkiye A, Genç ve Yıldız Milli takımlarının voleybolcusu.
Doğum Tarihi, Yeri: 14 Ağustos1990, İstanbul
Pozisyon: Pasör
Boy: 1,86 m.
Takımı: Fenerbahçe
Eczacıbaşı altyapısından yetişmiş 1990 doğumlu pasör. Okul takımları ve kulüp altyapısında dikkat çekmiş ve 15 yaşında kulubünün A Takımına yükselmiştir. 2005-06 sezonunda kulübünün A takımıyla şampiyonluk yaşayarak bunu başaran en genç pasör olmuştur. 2005-06 sezonunda oynadığı dört takımla Türkiye şampiyonluğu yaşamıştır. Kulübünün A takımı ile 2006-07 sezonunu da şampiyonlukla noktalamıştır. Kulübüyle 2007-08'de 3. şampiyonluğunu yaşamıştır.

A, Genç ve Yıldız Milli Takımlarında da yer alan Naz Aydemir, 2007 Dünya Yıldız Kızlar Voleybol Şampiyonası'nda gümüş madalya alarak Türkiye'de bir ilki gerçekleştiren Yıldız Milli Voleybol takımının kaptanlığını yapmıştır. Genç Milli takımla, 2008 Genç Bayanlar Avrupa Şampiyonası'nda 3'lüğe ulaşmış, aynı zamanda şampiyonanın En Değerli Oyuncusu (MVP) seçilmiştir.

Pekin'de yapılacak olan 2008 olimpiyatlarının, Ankara'da yapılan ön elemelerinde ilk defa A Milli kampına davet edilmiştir. Almanya'nın Halle kentinde yapılan elemelerde ise en iyi çıkış yapan oyuncular arasında gösterilmiştir. FIVB Dünya Grand Prix 6'lığı ile büyük başarıya imza atan A Milli takımımızda görev almıştır. 03.06.2009 itibari ile Fenerbahçelidir!!!

Başarıları

MİLLİ TAKIMLAR
2007-08
Genç Bayanlar Avrupa Şampiyonası 3.lük
Genç Bayanlar Avrupa Şampiyonası MVP (En Değerli Oyuncu)
A Milli FIVB Dünya Grand Prix 6.lık

2006-07
Yıldız Milli Dünya Şampiyonası 2.lik
Yıldız Milli Avrupa Olimpik Festivali 3.lük ve En teknik oyuncu
Yıldız Milli Karadeniz Oyunları 1.lik ve En iyi pasör
Yıldız Milli Avrupa Şampiyonası Elemesi 1.lik

2005-06
Yıldız Milli Balkan Şampiyonası 1.lik
Yıldız Milli Balkan Şampiyonası MVP ve En iyi pasör
Genç Milli Avrupa Şampiyonası Elemesi 1.lik
Genç Milli Balkan Şampiyonası 2.lik
Genç Milli Balkan Şampiyonası En iyi pasör

2004-05
Yıldız Milli Avrupa Şampiyonası Elemesi 1.lik
Yıldız Milli Avrupa Şampiyonası Elemesi MVP ve En iyi pasör
Genç Milli Balkan Şampiyonası 1.lik
Genç Milli Dünya Şampiyonası 6.lık

2003-04
Yıldız Milli Balkan Şampiyonası 1.lik
Yıldız Milli Balkan Şampiyonası En iyi pasör

ECZACIBAŞI SPOR KULÜBÜ
2007-08
Türkiye 1. Voleybol Ligi Şampiyonluğu

2006-07
Türkiye 1. Voleybol Ligi Şampiyonluğu

2005-06
Türkiye 1. Voleybol Ligi Şampiyonluğu
Gençler Türkiye Şampiyonluğu
Yıldızlar Türkiye Şampiyonluğu

2004-05
Yıldızlar Türkiye Şampiyonluğu
Gençler Türkiye Üçüncülüğü

2003-04
Küçükler Türkiye Şampiyonluğu
Yıldızlar Türkiye Şampiyonluğu
Gençler Türkiye İkinciliği

2002-2003
Küçükler Türkiye İkinciliği
Yıldızlar Türkiye Şampiyonası 1.lik
Yıldızlar Türkiye Şampiyonası En iyi pasör
Gençler Türkiye İkinciliği

2001-2002
Küçükler Türkiye Şampiyonluğu


OKUL TAKIMLARI
2005-2006 - Özel Yüzyıl Işıl Lisesi
Okullar Türkiye Şampiyonası 1.lik

2003-2004 - Bahçeşehir Koleji
Okullar Türkiye Şampiyonası 1.lik
Okullar Türkiye Şampiyonası En teknik oyuncu

2002-2003 - Bahçeşehir Koleji
Okullar Türkiye Şampiyonası 1.lik








Naz ve Osmokroviç



(Resim ;Özgür'den)

Hakkında sporstüdyosu.com'da çıkan röportajı ;

Naz Aydemir hakkında ‘Voleybol tarihini yeniden yazacak’ gibi son derece iddialı cümleler kuruluyor.
Henüz başladığı kariyerine üç “Türkiye Ligi Şampiyonluğu”, kaptanlığını yürüttüğü Yıldız ve Genç Bayan Milli Takımlarıyla “Dünya İkinciliği” ve “Avrupa Üçüncülüğü” sığdırmış, Avrupa Genç Bayanlar Voleybol Şampiyonası’nın en değerli oyuncusu, Eczacıbaşı Zentiva ve A milli takımımızın pasörü Naz ile, hedefleri, genç yaşta profesyonelleşmenin getirdiği zorluklar ve spora bakışı üzerine konuştuk.
Spor Stüdyosu: Alışılageldiği üzere, spora ve voleybola nasıl adım attığınla başlayalım. Senin de ilginç bir keşfedilme hikayen var mı?
Naz Aydemir: Benim pek de ilginç bir keşfedilme hikayem yok aslında. Okulda basketbol oynayıp, atletizm yapıyordum. Bildiğiniz gibi annem ve babam da eski voleybolcular ve tabii ki onlar ve arkadaşları her gördüklerinde “Ne zaman başlatıyoruz seni voleybola?” diye sorduklarında ben inatla “Ben basketbolcu olmak istiyorum” diyordum. Sonrasında annem ve o zamanın Eczacıbaşı A TAKIM antrenörü Gökhan Edman karşılaşmışlar, kızınızı getirin görelim demiş. Ben zorla, ite kaka gittim şu an Kanyon’un olduğu yerdeki salona. A takımının halter antrenmanını izleyip, oyunculara hayran olup başlamıştım.. Top antrenmanı bile değildi :)
SS: Eczacıbaşı-Zentiva olarak üç kulvarda birden yolunuza devam ediyorsunuz. Şampiyonlar Ligi’nde final four’dan iki maç uzaktasınız. Türkiye Kupası’nda finaldesiniz. Sezon şimdilik nasıl gidiyor?
NA: Bu ay özellikle bizim için çok yorucu bir aydı. Çünkü çok kısa bir zaman diliminde peşpeşe beş Vakıfbank Güneş Sigorta, iki Fenerbahçe Acıbadem, bir Telekom ve bir Konya maçı oynadık. Bunların üstüne şimdi bir de iki Şampiyonlar Ligi maçı daha eklendi… Açıkçası çok yoruluyoruz ama bu yorgunluğumuza değecek diye umut ediyoruz. Çünkü Şampiyonlar Ligi’nde dediğiniz gibi Final Four’a iki maçımız kaldı, Teledünya Türkiye Kupası’nda da aynı şekilde kupa için iki maç kazanmak zorundayız. Normal ligde de hedefimiz birinci bitirmekti ama şu an bu hedeften biraz uzaklaştık. Yine de playoff sistemi oynuyoruz, her takımın şansı eşit…
SS: Final four ve belki de Avrupa şampiyonluğu yıllardır ligde baskın bir güç olan kulübünüzden tek beklenti. Şansınızı ve rakiplerinizi kısaca değerlendirebilir misin?
NA: Şampiyonlar Ligi’nde çok zorlu rakipler bizi bekliyor. Öncelikle Polonya ekibi güçlü bir takım, fizik ve boy olarak sağlamlar. Diğer takımları düşünmeden önce kendi rakibimizi düşünmeliyiz. Eğer kalmak ve şampiyon olmak istiyorsak zaten herkesi yenmek zorundayız. Ama onun dışında Dinamo Moskova, Telekom, Pesaro ve Bergamo da kadrolarında yıldızlar barındıran çok güçlü ekipler. Bizim açımızdan bakacak olursak, her iki sahada da 12 kişi olacak; o gün kim daha çok isteyip daha iyi oynarsa o kazanacak, ama kazanan tarafın tabii ki bizim tarafımızın olacağına inanıyorum :)
SS: Hayat görüşünü, zevklerini kısaca seni daha yakından tanıyabilmek açısından sormak istediğim bir soru. Günlük sosyal yaşamda Naz kimdir? İlgini çeken sanat dalları, aldığın albümler, okuduğun kitaplar,izlediğin oyunlar-filmler, gittiğin sergiler ya da konserler… Özetle Naz İstanbul’un ve genel anlamda yaşamın keyifini çıkarmak için neler yapıyor?
NA: Kitap okumak benim için ayrı bir keyif… Kitapları okumayıp adeta yuttuğum için genelde kitap kurdu olarak bilinirim :) Kitap olarak ilgimi çeken her türlü şeyi okuyabilirim, yeter ki sürükleyici olsun… En son Stephanie Meyer’in Alacakaranlık kitabının serisini bitirdim. Yazıya kabiliyetim de vardır, kendimi yazarak daha iyi ifade ettiğimi düşünürüm hep, bu yüzden yazmak benim için genelde hem rahatlama hem de hayal gücümü konuşturmanın bir yolu :) Sinemaya gitmeyi ya da dvd izlemeyi de çok severim, malum kamp zamanlarında vakit geçirecek fazla şey olmuyor… Çok fazla aksiyon ve korku olmayan her türlü filmi de izlerim… İstanbul’un deniz kenarı yerlerini çok severim ama malesef gitmek için fazla zamanım olmuyor. Naz genel olarak hayatın keyfini çıkarmak için yaşamı ertelememek gerektiğini düşünüyor, yaptığı spor tarafından bu felsefesi biraz baltalanmış olsa bile, yine de bunu uygulamaya çalışıyor :)
“Ön plana çıkmak ya da maç başına 10 sayı alıp maçı kazandırmak gibi isteklerim yok”
SS: Özellikle yurt dışından pek çok voleybol yazarı ve antrenör özel bir yetenek olduğunu belirtiyor. Bir pasör olarak Gençler Avrupa Şampiyonasında MVP (en değerli oyuncu) ödülünü almış olman da çok net bir gösterge. Henüz 16-17 yaşında, tecrübe faktörünün de çok önemli rol oynadığı pasörlük gibi zor bir pozisyonda fark yaratmayı başardın. Kendini nasıl bir pasör olarak tanımlarsın? Bu kadar ön plana çıkmanı sağlayan niteliklerin neler?
NA: Bence her pasör kendine göre farklıdır ve farklı bir oyun stili vardır, bu yüzden benim tarzımın da farklı olması çok normal. Takım arkadaşlarım pozitif enerjimin, hırsımın ve gülümsememin onlara katkısı olduğunu söylüyorlar genelde ve ben de bu özelliklerimi seviyorum. Ön plana çıkmak ya da maç başına 10 sayı alıp maçı kazandırmak gibi isteklerim yok, ben takım oyunu oynamayı seviyorum ve belki de benim pasörlüğümün farklı yönü de budur :)
SS: Yıldız ve Genç milli takımlarımız Dünya 2.liği ve Avrupa 3.lüğü gibi çok üst düzey başarılara imza attı. Altyapılarda alınan sonuçlar sonraki dönemlerde A milli takım düzeyinde neler olabileceğine dair önemli ipuçları verse de Türk sporunun genel bir sorunu olarak çoğu kez başarıların devamının gelmediğini görüyoruz. Önümüzdeki yıllar için bu başarı dalgasının devam edeceğine inanıyor musun? Genç oyuncularımızın gelişimini duraklatan, iyileştirilmesi ya da değiştirilmesi gereken koşullar olduğunu düşünüyor musun?
NA: Kazanılan başarıların kesinlikle devamının geleceğine inanıyorum. A takımda ve altyapılarda da bunu gösterdik bence. Gençler ve deneyimliler olarak A takımda da çok iyi bir takım olup altyapılardan gelen ve A takımında zamanında elde ettiği başarıların devamı olacak şeyleri yapabileceğimize inanıyorum. Genç oyuncuların gelişimini duraklatacak unsurlar tabii ki var; ancak yabancı oyuncular olmazsa gelişim ve Avrupa’da takımlar bazında başarının gelmesi zor diye düşünüyorum. Biz genç oyuncular olarak kendimizi geliştirip yabancı oyunculara gerek bırakmazsak o zaman milli takımlar seviyesinde de çok üst düzeye erişebiliriz…
SS: Bireysel bir spor olmasa da neticede voleybolda da gerek milli takım gerekse kulüp takımları düzeyinde her zaman ön plana çıkan isimler olur. Lider ruhlu ve her zaman takımını ön planda tutan bir oyuncu olarak bilinmenle beraber altyapılar düzeyinde istem dışı olarak bu konumda olduğunu ve gelecekte A takım düzeyinde de bunun olası olduğunu düşünüyorum. Bu durum seni ya da takım arkadaşlarını herhangi bir şekilde etkiliyor mu?

NA: Biz takım oyununa alışkın oyuncularız hem kulüp seviyesinde hem de milli takım seviyesinde. Bu yüzden bir maç birimiz öne çıkabiliriz öbür maç diğerimiz, herkes bunun bilincinde olduğu için o gün liderliği eline alana herkes destek verir :)

“Çok Çalışmam Gerek, Tek Bildiğim Bu”
SS: Bireysel bir sporla uğraşmıyor olmanın bir sonucu da kendi pozisyonunda en iyilerden biri olup da takım olarak zirvede olamamak. Barbara Jelic gibi bir smaçörün Avrupa Şampiyonası harici herhangi bir organizasyonda podyum görememesi gibi… A milli takım kariyerinin henüz çok başında biri olarak belki henüz cevaplamak istemeyeceğin bir soru ama altyapılar düzeyinde yaşadığını varsaydığım için gene de sormak istiyorum. Bu bir müddet sonra sıkıntı, bıkkınlık ya da motivasyon kaybı yaratmıyor mu?
NA: Daha yolun çok başında olduğumu düşünüyorum. Yemem gereken kaç fırın ekmek var onu bile bilmiyorum :) Çok çalışmam gerek, tek bildiğim bu. Tabii ki zaman zaman sıkıntı ve bıkkınlıklar oluyor ama bunlar da olmak zorunda. Kendi hayatlarımızda bile hiçbir şey mükemmel gitmiyor ki… Ayrıca kimse kimseyi bıçak zoruyla sahaya sokmuyor, hepimiz kendi istediğimiz, sevdiğimiz için bu sporu yapıyoruz. Bıkkınlıklar olsa da çalışmak ve başarmak için daha çok çabalamak zorundayız :)
SS: Bugüne kadar birçok bireysel ödül kazandın. Takım olarak kazanacağınız başarılar elbette ki ön planda olsa da turnuvalar esnasında istatistikleri ve kendi sıralamanı da takip ettiğin oluyor mu? Bu ödüller senin için ne kadar önemli?
NA: Zaman zaman tabii ki takip ettiğim oluyor. Kazandığım zaman mutlu oluyorum, gururlanıyorum. Ama sonuçta dediğim gibi ben takım oyunu oynamayı seviyorum, takımım kazanmışsa ya da şampiyon olmuşsa zaten birey olarak en iyi 12 kişi o takımda oluyor daha güzeli var mı ? :)
SS: Bildiğim kadarıyla akademik yönü de güçlü bir sporcusun. Bu kadar erken yaşta profesyonel spor hayatının içine girmiş olan eğitim hayatını ne ölçüde engelledi? Eğitiminle ilgili hedeflerini küçültmek ya da askıya almak durumunda kaldın mı?
NA: Lise 2′deyken A takıma çıktım ve o zamandan beri eğitim hayatımdan zaman zaman fedakarlık etmek zorunda kalıyorum voleybol için. Voleybol oynamasaydım da yine reklamcılık gibi bir bölüm seçerdim ama belki yurtdışında okurdum, üzerine master yapardım. Ama bu yoğun tempoya rağmen okula gidebiliyorum ve notlarım iyi. Bu benim için büyük keyif :)
SS: Reklamcılık üzerine eğitim alıyorsun. Pek çok sporcu sadece bir güvence olması düşüncesiyle üniversite eğitimini tamamlamaya çalışıyor. Senin düşüncelerin neler? Bölüm ve dolayısıyla meslek seçiminden, eğitim ve meslek hayatınla ilgili planlarından bahsedebilir misin?
NA: Üniversite diploması olan bir sürü insan şu an işsiz, diploması olan herkes keşke işini de garanti altına alabilse… Ben üniversiteyi bir nevi bakış açısını genişleten bir kurum olarak görüyorum ve bu yüzden de üniversite okumak konusunda ısrarcıyım. Voleybolu üniversiteden sonra bırakmayı tabii ki düşünmüyorum ama okuduğum bölüm de çok keyif alarak devam ettiğim ve sevdiğim bir bölüm. Yaz tatillerinde staj yapma imkanım oluyor ama milli takım sebebiyle gidemiyorum. Hem kulüp hem de milli takım varken bir de iş hayatım olacak mı bilmiyorum. Okul bittikten sonra neler yapabileceğime bakacağız :)
SS: Senin seviyendeki sporculara yurtdışındaki üniversitelerde çeşitli maçlar ya da turnuvalarda mücadele edebilmeleri için özel izinler veriliyor. Senin bölümün/fakülten bu konuda sana yardımcı oluyor mu?
NA: Yabancı oyuncular sınavları olduğu için bazen takımlarından izin alıp bazı turnuvalara gitmeyebiliyorlar ama bizim şu ana kadar öyle bir durumumuz olmadı. Bölümümdeki bazı öğretmenler gerçekten çok anlayışlı. Gösterebilecekleri tüm esneklikleri gösteriyorlar ama geçen sene devamsızlık yüzünden almam gerekenden çok daha düşük notlar aldım. Bir de diğer yönden bakarsak, geçen sene dişimden operasyon geçirip okul turnuvasına gidemediğim için bursum kesildi. Tüm federasyonların, hükümetin ve üniversitelerin bu soruna bir an önce bir çözüm bulmaları gerekiyor.
SS: Bazı sporcuların lise sonrası eğitimlerini spor bursuyla Amerika’da devam ettirdiklerini görüyoruz. Sahip olduğun yetenek ve okul hayatındaki başarıların da göz önüne alındığında geçmişte bu seçeneği düşünmüş müydün?
NA: Amerika’daki iyi okullardan teklif aldım ama burada A takımda oynamaya başlayınca bu seçenek ortadan kalktı.
SS: Voleybol kariyerinde uzun vadede kendine koyduğun hedefler neler? Kariyerimin sonuna geldiğinde mutlaka başarmış olmalıyım dediğin şeyler var mı?
NA: Kulüpler ya da Milli Takım farketmez ama Avrupa Şampiyonu olmayı gerçekten çok istiyorum. Kariyerimin sonunda da milli takımımızı hem Avrupa hem de Dünya Şampiyonaları’nda kürsüde görmek istiyorum ve tabii ki Olimpiyatlar’da da… Bakınca çok zor gibi geliyor ama başarılamayacak şeyler değil.
SS: Günümüzde hala aktif olan pasörler içerisinde Kirillova ve Feng’i ayrı tutacak olursak birçok otoritenin en iyiler arasına koyduğu Fofao, Lo Bianco, Takeshita, Berg gibi pasörlere karşı oynadın.Bu noktadan hareketle farklı özellikleriyle seni de izlerken ya da karşılıklı oynarken şaşırtabilen, beğenini kazanan pasörler var mı?
NA: Saydığınız tüm bu pasörler günümüzün en iyi pasörleri ve hepsinin oyununa saygım ve beğenim sonsuz. Ama en çok karşılıklı oynadığım pasör olarak, Arzu ablayı her izlediğimde farklı bir şey öğreniyorum.
SS: Toplumda Voleybolun bayan sporu olduğuna dair bir izlenim vardır, ancak spor yapmanın cinsiyetle alakalı olmadığını düşünüyoruz. Bu klişe hakkında ne düşünüyorsun?
NA: Her sporu her iki cinsiyet de yapabilir. Ancak izlendiği zamanki görüntünün farklı olması normal. Mesela bayan voleybolu daha estetik görünür, erkek voleybolu daha güce dayalıdır ama her iki cinsiyet de başarıyla oynayabilir. Güce dayalı halter ve boksta bile kadınları görüyoruz, bu yüzden her sporu herkes yapabilir ama yakışır mı orası izleyene kalmış :)
SS: Voleybol Federasyonu son zamanlarda taraftar çekmek için promosyonel aktivitelere ağırlık vermiş durumda. Bir sporcu olarak çok kalabalık bir tribüne oynamak mı yoksa Voleybolu gerçekten severek takip eden bir tribüne oynamak mı sana haz veriyor? Türkiye’deki seyirci sayısının nasıl görüyorsun, arttırmak için herhangi bir önerin var mı?
NA: Kendi adıma konuşacak olursam salon ne kadar kalabalık ve gürültülü olursa o maça daha iyi konsantre oluyorum. Çünkü seyirci karşınızdaki rakip zayıf bile olsa maça heyecan katıp, motivasyonunuzu yüksek seviyede tutmanıza yarıyor. Voleybolu bilen ve seven insanlar zaten maçlara geliyorlar, bence önemli olan bilmeyen insanlara öğretip voleybolu sevdirebilmek. Türkiye’deki seyirci bir Japon, bir Polonyalı seyirci seviyesinde değil tabii ki. O seviyeye gelebilmemiz için medyanın ilgisi ve toplumun bilinçlendirilmesi gerekiyor.
“Spor Kültürünün Olması İçin Öncelikle Spor Bir Meslek Sayılmalı”
SS: Spor Kültürü deyince aklına ne geliyor, ülkende bunun yeterli olarak oturduğunu düşünüyor musun?
NA: Spor kültürünün olması için öncelikle sporun bir meslek sayılması gerektiğini düşünüyorum. Ülkemizde spor kültürünün belirli bir kesim dışında olduğunu düşünmüyorum açıkçası. Maçlardaki kötü tezahüratlar, fanatik yöneticiler, eğitimsiz hakemler de bunların göstergesi… Bunları genel spor camiası olarak söylüyorum sadece voleybolu düşünerek değil…
SS: Son olarak biraz da web sitenden konuşalım. Seninle ilgili merak edilen pek çok şeye kolaylıkla ulaşılmasını sağlayan sevimli bir siteye sahipsin. Hazırlanma sürecinden, sonrası için planladığınız yeniliklerden bahsedebilir misin?
NA: Sitem aslında bana doğum günü hediyesi. Yeşim Arslan ve Hamide Koyuncuoğlu’ndan . İkisi de çok sevdiğim ablalarımdır ve onlara çok teşekkür ediyorum. Sonrasında Hamide ablayla sitenin tasarımını değiştirdik, daha modern hale getirdik. Daha sonra için planladığımız güzel şeyler var ancak bunun için biraz zaman gerekiyor :) Ayrıca bu sene çok sık blog yazamıyorum, bu yüzden merakla blog bekleyenlerden affımı rica ediyorum.
Röportaj için Fevzi Demircioğlu’na teşekkür ederiz.
Naz Aydemir’in Kişisel sitesine ulaşmak için tıklayın.

*******************

Nefret ediyordum kendisinden.
Anlaşılan beyaz bir sayfa açmış.
Bize de 2.bir beyaz sayfa açmak düşer o halde.
Hoşgeldin Çubuklu´ya Naz.
Hayırlı Olsun.Allah Utandırmasın.

M.Ali Bey´e de sözünü tuttuğu için sonsuz teşekkürler.
Bu dik duruş İdeali olan FB Başkanlığına kadar taşıyacak
onu inşaallah.