8 Mart 2011 Salı

Nilüfer Belediyesi - Fenerbahçe Acıbadem 0-3 (Salondan İzlenimler)





Bursa Nilüfer Belediyesinin salonuna misafir olduğumuz bu haftasonunu 3-0 lık galibiyetle tamamlayan Sarı Melekler final four'a doğru bir haftayı daha geçiriverdi.

Cumartesi sabahı eski salı pazarının oradan dokuz buçukta 18lik servis aracıyla yola çıkıverdik. Yalnız araç tam dolu olmadığından adam başı düşen maliyet biraz artıverdi. Gelmek istese de işleri dolayısıyla gelemeyen tanıdıklar olduğu gibi, önemsiz bir voleybol deplasmanı için beleş olmadıkça ilgi gösterilmeyeceği de aşikardı.

Ben de final four biletlerinin kazık fiyatlarla satışa sunulacağı pazartesi günü öncesi, böyle bir deplasman organizasyonuna para harcamaya pek gönüllü değildim. Ama Brezilya'dan gelen misafirlerin de Fenerbahçe Acıbadem'i izleyemeden gitmesi yazık olur diye onlarla beraber katılıverdik.

Saat 12 civarı vardığımız Bursa otogarından başka birilerini daha alarak, Nilüfer salonuna doğru yola devam ettik, yolda bize aracıyla eskortluk edip yolu gösteren Cihatc75'e teşekkürler.

Nilüfer belediyesi salonu önüne varıp park ettikten sonra, kapı önünde dikilen Bursalı çocukların yanından geçip içeri giriverdik, anlaşılan onlarda maça ilgi gösterecekti.

İlginç şekilde giriş ücreti ödenmiyordu, sadece bir iki polis görevlisi göz ucuyla bir tarama yaptılar.

Salon dışından bakınca güzel yeni bir yapıya benziyordu, içeriye girip bakınca tek taraflı tribünü olduğunu gördüm, Burhan Felek'teki maraton tribünündeki portatif teleskobik tribünü kadar koltuk kapasitesi vardı, biraz da file arkasında kalan alana beyaz plastik sandalyeler yerleştirilmişti.

Tek tribün olduğundan protokol kısmı da ortaya yerleştirilmiş beş tane şişkin koltuktan ibaretti. Bizi salonun sol tarafındaki bench arkasına yönlendirdiler, giriş kapısının oradaki sağ taraf evsahibinindi.

İçeride genç takımlar maç için son ısınma turlarını tamamlıyordu, bench yakınında önlere doğru yerleşerek onları izlemeye başladık.

Salon çok amaçlı kullanılan bir spor kompleksiydi, basketbol ve hentbol maçları da oynanıyordu, ama saha zeminine bu maç için taraflex zemin serilmişti.

Biz 10 kişi içeri girip bizim genç kızları alkışlayarak motive etmeye girişince, sesleri duyan dışardaki bursalı çocuklardan ufak bir grupta içeri girip kendi takımlarına tezahürat etmeye başladılar, zamanla onların sayısı bizden daha fazla oldu.

Brezilyalı kızların yabancı voleybolcuların imzalarıyla dolu büyük Brezilya bayrağını önümüzdeki duvara asıverdim,hem Brezilya'ya gelen yabancı milli takımlardan, hem geçen sene Polonya'daki Avrupa şampiyonasından, hem bu ayki İtalya,Yunanistan,Türkiye turlarında izledikleri maçlarda bir sürü oyuncudan imza almışlardı.

Genç takımların maçında, bizim oyuncudan seken topun yukarıda asılı duran potanın sarkan kablosuna sürtmesi ile rakibe verilen sayı komik oldu. Salonda hem hentbol hem voleybol oynandığından basket potası yere sabit tiplerden değilde, çatıdan montajla sarkıtılan tiplerdendi.

Gençler ilk iki sette iyi kötü önde götürdükleri oyunu sonlara doğru verdiler, açıkçası dikkatli izleyince pek umut veren bir oyuncu görülmüyor.

Bu arada salonun uzak köşesindeki kapıdan içeriye göz atan ilk oyuncu Fofao olunca takımın otobüsünün geldiğini anladık, üstünde eşofmanlar vardı, bizim Brezilyalılara Fofao oynayacak galiba dedim.

Sonra birkaç oyuncu daha kapıda gözüküp içeriye bakınıverdi. Eda bizim tarafa doğru dikkatle bakıyordu. Kimi oyuncular o köşede yavaştan ısınma hareketlerine başladılar.

Chris'in de eşofmanla gözüküp duvara yaslanarak hareketler yapmasından tamam sizin ki bugün oynuyor diye Brezilyalılara söyleyiverdim, Chris ile daha önceden diyalogları vardı, ona ve Nati'ye hediye getirmişlerdi. Belki kadroya girmeyecek olan yabancıları getirmezler diye düşünmüştüm ama hepsi buradaydı, sadece Çiğdem kaptan yoktu.

Zaman ilerledikçe etraf kalabalıklaşmıştı, salona ilk yerleşen bizler sayılırdık, daha sonra gelen Uludağ Unifeb'li kız erkek karışık gençlerle sol taraftaki yerin yarısı doluverdi.

Bizden aldıkları bantla getirdikleri pankartları, melek kanatlarını, takımın geçen sene taraftara söylediği "yeriniz kalbimizde" bestesini hatırlatan sözün olduğu bez afişi falan duvarlara yapıştırarak etrafı donatıverdiler.

Maçı izlemeye gelen bursadaki Fenerbahçeliler,aileler,çocuklar içerisi iyice kalabalıklaşıverdi. Geçen sene buraya maça gelen tanıdıklar salonda sadece beş kişiydik derken, bu sene daha maça bir saat kala dolmuştu.

Brezilya bayrağının orada öne yığılarak set yapacaklarını anlayınca, en iyisi bayrağı oradan alıp biraz daha sağ tarafa asayım dedim, kızlar önemli değil, diğerleri pankart asacaklarsa çantaya koyalım diyorlardı ama onun orada durması benche gelecek olan Ze Roberto için de hoş olur diye biz kalmasını istedik.

Sağ taraftaki bursalı çocuklar iki seti de alan genç takımlarının havasıyla bursaspor tezahüratlarını etmeye başladılar, ilk başta onlar daha kalabalık olsa da biz fazla umursamıyorduk. Ama daha sonra gelen gruplar yerleştikten sonra nilüferlilerden daha kalabalık oldular, tezahüratlar ederek gençler maçının üçüncü setinde bizim takımı bayağı bir desteklediler.

Fenerbahçe sen çok yaşa..üç alkış tempolu sesler ortalığı sarıverdi, Brezilyalılarda gençler maçında yaşanan bu coşkulu tezahüratları şaşkınlıkla takip ediyor, ne oluyor diye etrafı izliyorlardı. Karşı taraf sataşmasaydı kimse böyle bağırmaya başlamazdı dedim.

Ama ilk başta farkı açıp altı yedi sayı öne geçen genç kızlar,set sonuna doğru tekrar dökülmeye başladı, yakalayıp öne geçen nilüferli kızlar maçı set vermeden bitirdi.

Kötü skora rağmen gene de genç takım tribüne çağırılarak alkışlanıverdi, biraz mahçup olmuş gibi gelip selamladılar, en azından bu destekle bir set almaları fena olmazdı ama ablalarının daha fazla beklemesini istemediler sanki.

Üçte başlayacak as takımlar maçına kırk dakika kadar varken ısınmalar için iki takım oyuncuları da benchlere geliverdi. Bizim takım önümüzdeki benche malzemelerini koyuverdiler, bizi görenler hoşgeldiniz diyordu.

Chris bench arkasındaki Brezilya bayrağına göz atıyordu, Kasia oynamayacak zannetsemde onun da oynayacağını görünce Seda bugün manşet alacak herhalde dedim.

Oyuncular ısınmak için sahaya yayılırken, Kamil Hocayı çağıran diğerleri aramızda Brezilyalı misafirlerimiz olduğunu Ze Roberto'yu çağırmasını rica ettiler. Bizim kızlara bunu söyleyince oturdukları yerde biraz utanarak konuşamayız falan dediler.

Kamil Hocanın mesajı iletmesiyle şaşırarak tribünde bizim önümüze gelen Ze Roberto kızlar ile merhabalaşıp, isimlerini sordu, sonra biraz sohbet ediverdiler sizi burada görmekten çok memnun oldum diyerek döndü.

Koçun ilgisi bununla sınırlı kalmadı, daha sonra Violet Duca'nın yanına gidip söylemiş olsa gerek ki, ikisi tekrar yanımıza geldi, onları saha içinde yanımıza almak isteriz dediler, bende gitmelerini söyledim, zira tribün gittikçe kalabalıklaşıyordu,sıkışıklık artıyordu,daha rahat ederlerdi.

Onları önce sağ taraftaki saha içi sandalyelere götürdüler, takım istatistik ekibi orada olacaktı, ama sonra orası dar bir alan olduğundan bizim tribün tarafında file arkasına yerleştirilmiş sandalyelere götürdüler. Daha sonra oradaki sandalyelere nilüfer oyuncu aileleri ve altyapısından minik kızlarda oturuverdi.

Bir yandan yönetim uyuma taraftarın dışarda sesleri yankılanıp duruyordu, en solda duvar dibine yakın kısımda hala belli bir yer olsa da,herhalde bunu salon görevlileri uzaktan farkedemiyordu,orası doldu diye gelen Fenerbahçelileri içeri almıyorlardı.

Çağrı Beye vaziyeti anlatıverdik, içeridekiler biraz daha sıkışarak solda boş yer olduğunu gösteriverdi, dışarıdaki taraftar grupları da içeri alınıverdi, buna rağmen ilerleyen zamanda da birkaç defa daha ...taraftarın dışarda sesleri yükseliverdi, Çağrı bey sürekli sağa sola gidip ilgilerle konuşuyordu.

En sonunda sol tarafta dışarı açılan bir kapıyı açarak oradan da bir grup taraftar içeri alınıverdi, içeri girip yerleştikten sonra sex on the beach diye bağırmaktan geri kalmadılar, İstanbul'daki versiyonları ne saçmalıyorsa burada da aynılarını yapıyorlardı.

Oyuncular ısınmaya devam ederken, Ze Roberto kadroda olmayan Fofao ile Sokolova'yı sol tarafa götürerek bizim Brezilyalılarla tanıştırıverdi, bir süre orada sohbet edip, maç başlamadan önce yerlerine döndüler, bizim misafirlerde ellerindeki video kameralarla hem ortamı hem oyuncuların görüntülerini çekmeye devam ettiler.

Maçtan önce başlayan tezahüratlar ve artan sıkışıklıkla ortam iyice sıcaklaşıverdi, anca ikinci set civarında havalandırmayı açtılar.

Nilüfer Belediyesi ve spor salonu herhalde tarihi günlerinden birini yaşıyordu, salon kapasitesinin 10 katı kadar taraftarla doluverdi, maç başladıktan sonra hatta son sette dahi hala gelen çeşitli taraftar grupları oldu.

Koltuklar taş üstüne monte tip olduğundan sağlam sayılırdı, maç sonundaki kontrollerde de hiç kırık gözükmedi.

Ellerinde çiçeklerle gelen bir sürü kişi vardı, heyecanla maç öncesi takdim edip resim çektirmek için fırsat kolluyorlardı.

Benchin yakınında olup, yedeklerin köşesiyle tribün arasında ise sadece iki metre olunca, çok ilginç bir ortam oluverdi.
Ewaa ewa ewa diye tezahürat yapıyorlardı ama bunun hoşuna gitmediğini söyledik.

Biz yağmur yağacak seller akacak Burhan Felek vakıfa mezar olacak diye söylerken Yağmur'da katılıyordu, ardından köşedeki yerine gelen Yağmur'a gençler büyük ilgi gösteriyordu, o da onlara selam verdi. Sonra oradaki diğer isimlere de tezahürat ettiler.

Bir anda sol tarafımızdakilerden İstanbul İstanbul diye deplasmandakilerin tarzında bir bağırış yükselmesi İstanbul'dan gelenler sadece biz olduğumuz halde güzel oldu.

Evsahibi takım oyuncu anonsları ıslıklanıyordu, bizim oyuncular alkışlarla sahaya çıktı. Salonun sağ tarafında batı yaka pankartı asmış yaklaşık 50 nilüferli taraftar vardı.

Maçın başlamasıyla tribün karmaşası da başladı, zira gelen her grup kendi girdiği tezahüratı söylemek istiyordu, baştaki omuzomuza bile düzgün yapılamadı, bir taraf başlarken diğer taraf eller havada ooo diye bekliyordu, geri sayımla tekrar yapılıverdi.

Ardından bu dünya hep yalan dolan diye girdiklerini duyunca, tamam dedim bunlar futbol tribünü gibi iş çevirecekler herhalde. Bir tezahürat doğru düzgün iki üç tur söylenmeden başka bir tezahüratı giriyorlardı, bildikleri ne kadar beste melodi varsa hızlı hızlı bir saate sıkıştırmak için çaba gösteriyor gibiydiler.

Tabii bu bize biraz garip geldi ama daha sonra düşününce şimdi bu takım senede bir kere bursa'ya gelebiliyor, bunlar o kadar beklemişler, döksünler enerjilerini diyordum. Gene de sırf birşey girebilmiş olmak için zırt pırt armanın gururu Sarı Melekler diye bağırmalarına gerek yoktu,sonra bir anlamı kalmıyor.

Takım ilk teknik molaya geride gelince haydi kızlar diye alkışlarla sahaya yolladık. Chris pozisyon dönüşleriyle kenara geldiği her seferde birşeylerden yakınıyordu, oyunundan pek memnun görünmüyordu, biz de ona alkış tutarak moral vermeye çalışıyorduk.

Kasia smaç servis stiline dönerek uzun bir seri yapıverdi, oyundaki üstünlüğü aldık. Anlaşılan final four öncesi koç gene gerektiği zamanlarda bu şekilde kullanmak için hazırlamaya başladı, iki hafta önce konuştuğumuzda taktik servisin daha önemli olduğunu söylüyordu.

Bir pozisyonda hakemin aut kararına itiraz etmeye başladık, zira arka çizgi hakemi de bayrağını kaldırmıştı ama maçın kadın hakemi önce onu dikkate almayıp karşı tarafa sayıyı verdi. Biz itirazı yoğunlaştırınca, hakem onu yanına çağırıp konuştu, kararını değiştirdi, benchteki Kamil Hoca ile malzemeci bize dönüp bravo diye tebrik etti.

Sol taraftaki gençlere set sayısının ardından her zaman her yerde en büyük Fener diye bağırın diyorlardı, set set set tempoları eşliğinde biz tekrar bir tur daha alkış tutacakken, sol taraftakiler oooo diye beklentiye giriverdi, servis auta gitti.

Sonra alınan sayıyla gene üçbeş yerden farklı ses çıktı. Sol tarafta açılan kapıdan gelen bir grup daha hiçbirşeye değişilmez senin sevgin bu dünyada... diyerek içeri giriverdi.

Bazıları ise görevlilerin yönlendirmesiyle evsahibi taraftarların arkasından geçerek sol tarafa akın akın yöneliyordu ama artık koltukların üstü altı heryer sıkışmıştı, ilk başlarda oturan çoluklu çocuklu ailelerde ayaklanarak maçı takip etmeye devam etti.

İkinci set bizim önümüze gelen nilüfer yedeklerinden birine tribündeki gençler iyice sarıverdi, zaten genç bir takım olan nilüfer'de yedekler 18 yaş civarıydı. Fenere gel Niçoo, Niço seneye Fenere gel, Niçoo Niço Niço vb. tezahüratlar üzerine kızcağız dayanamayıp arkasına dönerek başıyla selam verdi.

Tabii benzer sahneler salonun diğer köşesinde de oluyordu, ikinci set rakip takım bizim önümüze geldiğinden biraz daha onları servislerde manşetlerde bozmak kolaydı, bu şekilde fark açılarak rahat bir set oluverdi.

Naz'ın kısa bir rallide rakip oyuncuların file önünde biriktiklerini farkedip, topu boş kalan arka köşeye yönlendirip aldığı sayı çok akıllıcaydı, biz bravo Naz derken arkadaşları da bu sayı için onu tebrik ettiler.

Tribünde kendi içinde bölünerek karşılıklı besteleri yapıyordu, sensiz hayat bir işkence, bitmez tükenmez aşkımız vb. şekilde zaman geçiyordu.

Eda ile Chris'in birlikte blok kurduğu zamanlarda rakibin genç oyuncuları aşmakta çok zorlanıyordu, blok yapanları blok aut bile olsa gaza getirmek için alkışlıyorduk.

Setin sona ermesiyle oyuncular Sarı Melekler ooo o tempoları eşliğinde bizim sahaya geçiverdi, bütün tribünün alkışlamasına onlarda alkışla karşılık veriyordu.

Son set Fenerbahçe oley sesleri üstüne burası Kadıköy buradan çıkış yok diye bağırıyorlardı, bir yandan gene armanın gururu Sarı Melekler diye girenler vardı, ilginç bir koordinasyon boşluğu vardı ama sonra anlaşıverip karşılıklı Fenerbahçem benim,biricik sevgilim yapıverdiler.

İlk teknik molayı önde geçsekte, biraz rehavet içine giren takım skorda geri düşüverdi. Baktık tribündeki gençler hala kafalarına göre takılıyorlar, haydi Fener haydi tam zamanı şimdi diye uyandırmak gerekti.

İkinci teknik molaya üç sayı geride girmiştik, nilüfer taraftarları coşmuştu, tezahüratlar ediyorlardı, o köşeden bu tarafa el kol işaretleri yapmaktan geri kalmıyorlardı

Bizde haydi kızlar diye gazlamalara ağırlık verdik, biraz tecrübe ile takımı tanımaktan kaynaklanan bir özgüven vardı. Haydi Fener haydi, bizim için saldır Kanarya diye kısa girişler, sonra bir blok falan tekrar aynı sahneler derken takım atağa kalkıverdi.

Yanımızda duran Unifebli gençler abi siz bu işi baya biliyorsunuz, ortaya geçseydiniz dediler, yok bu ergenlerin içinde tribün idare etmekle uğraşılmaz, böyle daha iyi dedik.

Servise gelenin Eda olduğunu görünce, Eda Erdem oley gazları, sonrasında Erdem için Edaa diye tezahürat ederken (nişanlısının adı da Erdem) uzun bir seri yapıverdi bizi öne geçirdi.

Rakibin arka çizgiye içeriye düşen bir topuna bizim oyuncular ve Ze Roberto itiraz ediyordu, Seda dışarda diyordu ama ben çizgi hizasındaydım, içeriye düştüğünü görmüştüm, içeriye düştü işaretlerimizi görünce itiraz etmekten vazgeçti.

Seda'nın aldığı sayılarla vurdu mu öldürüyor,terminatör Seda diye tezahürat ediyorduk, Seda'nın takıma dönüşü hoşumuza gidiyordu, keşke 2008-09 performansına tekrar ulaşabilse.

Setin sonuna gelince koç taraftarın maç boyu Yağmur ile olan kontağından dolayı onu oyuna sokuverdi, önceki iki sette ise Nihan'ı birkaç oyunluğuna alıvermişti. Yağmur'un oyuna gireceğini gören gençler Yağmur,Yağmur Yağmur gibi hızlı birşey söylemekteydi. Maç sayısı için maç maç tempoları ile servis atıldı, alınan sayıyla beraber galibiyet kutlanıverdi.

Oyuncular tebrikleşme faslı ardından benche dönerken taraftarlarda armanın gururu Sarı Melekler diye bağırıyordu, karşılıklı alkışlarla maç faslı bitiverdi.

Maç sonrası faslı başlayıverdi, bir süre daha içeride tutulacağımızdan, herkes oyunculardan imza ve resim almak için yanlarına çağırıyordu,tezahüratlar ediliyordu.

Bizim Brezilyalılar Joana ve Mariana ise kendilerinin yanına gelen Chris ile sarılarak sohbet ediyordu, ona getirdikleri hediyeleri verdiler.

Biz Yağmur yağacak seller akacak dedikçe Yağmur'da katılıyordu, Seda o klasik sevgi hareketiyle bizi selamladı, Nati you are the best diye ona ilgi gösterdik, oyuncular bir yandan soğuma hareketleri yapıyor, bir yandan salondakilerin ilgisiyle resim imza isteyenlere yöneliyordu.

İlk defa Ze Roberto'ya tezahürat ediverdik, Ankara'da takım karşılandığında edildiğini hatırlıyorum ama bu sezon İstanbul'da hiç tezahürat olmamıştı, Ze Robeeerto Ze Robeerto oley oley oleyy diye tezahürat edince bize doğru teşekkür ederek selam verdi.

Pankartlarını toplayıp, Avaz avaz sesimiz... söylenerekten dağılan taraftarlar soldaki kapı açılınca çıkmaktaydı, etrafta bizden hariç fazla kişi kalmamıştı, oyuncularda soyunma odasına gitmişti.

Ze Roberto gene bizim misafirlerin yanına gitmiş onlarla sohbet ediyordu.
Bende onların Brezilya bayrağını alarak yanlarına gittim, koça imzalattık,resim çektirdik, kendi ülkesinden birileri ile buralarda karşılaşmak koçun hoşuna gitmiş gibiydi, keyifle sohbete devam ediyordu.

Ben yanlarından ayrılıp tribünün orada gördüğüm Çağrı Bey ile konuşanların yanına gittim, kırılmış koltuk var mı diye yokladıktan sonra o kadar tepinilmesine rağmen kulübe koltuk masrafı verilmediğini anladık.

Final four biletlerinin geçen sene Cannes gibi yerde 20 euro iken, burada neden 50 euro gibi bir yüksek fiyat yapıldığını sorarak tartışmaya başladık. O maliyetlerin bizim tahmin edemeyeceğimiz kadar yüksek olduğunu, çok harcama yapıldığını söylüyordu, ben ise organizasyon maliyetlerinin bizi ilgilendirmediğini, bunun maçları izleyecek takımı destekleyecek insanlara yüklenmesinin içimize sinmediğini söyledim.

Taraftara ayrılan yerlerle ilgili de konuştuk, sadece file arkasını mı düşünüyorsunuz, sizde izlemiştiniz taraftarlara maraton tribününde eczacı-vakıf serisindekiler gibi sahaya yakın yerde etki kurulabilecek bir bölge de ayırmalısınız dedim, (diğerleri de evet orası hakemi etkilemek için önemli deyiverdi) "Hakemi etkileyip ne yapacaksınız arkadaşlar ya‚ siz file arkasından oyuncuları etkileyin işte, hem oralar genel satışa sunuluyor artık diye cevapladı.

Bence yanlış yapıyorsunuz, hem biletleri pahalı yaptınız hem tribün düzeni evsahibi avantajımızı yansıtmayabilir, umarım maçlar istediğimiz gibi geçer dedim, o ise yanlış değil,ne yapalım en uygun şartlar böyle diye kabul etmedi.

Yani parasıyla olsa bile hiç yer ayırmıyorsunuz‚ file arkasında desteklesinler diyorsunuz‚ o maraton tribününde önde oturanlar kim olacak belli değil‚ yeri geldi mi hakemi rakibi baskıya almaya uğraşırlar mı‚ takım sıkıntıya girince moral vermek için çaba gösterirler mi belli olmaz şeklinde bir tartışma ardından, inşallah iyi bir turnuva olur diye konuyu kapattık.

Ze Roberto'nun yanına Violet Duca'da gelmişti, sohbete devam eden kızlar ile beraber koridora doğru gidiverdik, onlar konuşurken Violet Duca'ya misafirlere gösterdikleri ilgi için teşekkür ettim, ne demek sizin misafiriniz bizim misafirimiz sayılır dedi.

Gelecek hafta İstanbul'da hazırlık maçımız olacak mı diye sordum, Dinamo Moskova ile bu haftaiçi oynamak için anlaştıklarını, düzenlemelerin yapıldığını ama onların programı değişince ertelendiğini, bir hafta sonra oynamayı planladıklarını söyledi.

Ze Roberto kızlarla ve benimle vedalaşıp soyunma odasına doğru gitti, bizde salonun lobisine gidiverdik. Etraf gene bir curcunaydı, çıkış yapan oyuncuların etrafı resim imza için sarılmıştı.

Kahve makinasının orada Fofao ile Kamil hocayı gördüm, Fofao elindeki bozuklukları atıp herkese kahve veriyordu, bize de istermisiniz diye sordu, yok deyip teşekkür ettik.

Elimizdeki bayrağa imza attıracaktık, ama elindeki sıcak kahveye dikkat çektim aman Helia dikkat et, elini yakma, o eller bize yakında çok lazım deyince güldü. Sakın hastalanma, sakatlanma, trafikte dikkatli araba kullan diye devam edince kızlar da seni çok seviyorlar herhalde diye ekledi, Fofao yaa çok çok diye ironiyle gülümsedi.

Biz diğer çıkan oyuncularıda bayrağa imza için avlamaya bakınırken, bir süre sonra Fofao tekrar yanımıza gelip kızlarla sohbete devam etti. O esnada çıkan Ze Roberto hala orada olduğumuzu görünce aldığı kahveyle yanımıza gelip Brezilya'dan en çok kahveyi özledim gibi birşeyler söyledi, devamını anlamadım.

Seda ve Nihan çıkmıştı, biz Seda'nın yanına gidip bayrağa imza attırdık, resim çektirmek isteyenlere poz verip yorgunlukla büfedeki masaya oturuverdi, aynı şekilde Nihan'da geçip yanına oturdu. Çantalarındaki tablet bilgisayarları çıkartıp birşeylere bakıverdiler, Nihan'dan da imza alalım mı diye sorunca tamam dediler.

Ortada fazla güvenlik falan yoktu, soyunma odası koridoruna doğru taşan kalabalık çıkan her oyuncuya hamle yapıyordu, oyunculardan Kasia gibi popüler olanlar uzun süre resim çektirmekten adım atamadılar. Kasia'dan imzayı geçen sene Polonya'da aldıklarından onu esgeçtik, Eda ve Naz'ı o Nati ile konuşurken kaçırıverdik.

Nati en son çıkanlardan oldu, her foto isteğini kabul ediyordu,bizim kızkardeşlerden küçük olan Mariana eskiden onunla Novara zamanlarında skype üzerinden sık sık sohbet ettiğinden hediye de getirmişti, Nati'nin Brezilya'da oynamışlığı da vardı. Onu Nati'nin yanına götürüp, geçen sana bahsettiğim Brezilyalılar diye hatırlatıverdim. Nati şaşırmıştı, o zamanki dialoglarını hatırlayarak demek o konuştuğum kız sendin diye sırtındaki çantasını yere bırakıp, kendi aralarında italyanca portekizce karışımı sohbet etmeye başladılar,

Onların sohbet uzuyordu, hediyesini verdiler, teşekkür ederek sarılıverdi, imzayı aldık, başka resim çektirmek isteyenler kuyruk olmuştu ama diğer yandan takım otobüsü de hareket için hazırlanıyordu. Telefonla bizim servistekiler arıyınca, hem bizim kızlara hem Nati'ye gitme zamanı, otobüs hareket edecekmiş deyiverdim.

Dışarıya bir çıktık ki, her yanı sarı lacivert resimlerle kaplı Fenerbahçe otobüsünün etrafı 100 kadar taraftarla sarılmış, dilimde şarkıların gündüz gece... diye meşaleler yakılmış tezahüratlar ediliyor, içerideki oyuncularda bu manzarayı kaydediyorlardı, otobüsün onları ezmeden hareket etmesi mümkün değildi.

Bu manzara biraz uzayınca, sonunda polis eskortu ile yol açılabildi. Otobüs tesislerden ana caddeye çıkarken, bizde onları takip ederiz düşüncesiyle peşlerinden gidiverdik.

İlerde dönüş yaptıktan sonra girdiğimiz yolda, belediye otobüs durağı gibi bir yerde takım otobüsünün peşinden bağıran bir grup gördüm,ilk başta bunlarda Fenerli zannederken yeşil beyaz giysileriyle küfürler ettiklerini anladım. Önündeki polis eskortu eşliğinde otobüs yola devam ederken bizim servis kırmızı ışıkta önü arkası arabalarla dolu halde takılıverdi.

Bu ergen tribüncüler aracımızdaki yabancı misafirlere geleneksel türk deplasman konukseverliğini göstererek çiçekler atarak bizi uğurladıklarından, takımın otobüsünü kırmızı ışıktaki duraklama ardından kaçırıverdik.

Onlarla İskender yedikten sonra aynı feribotta döneriz diye aklımızdan geçmişti ama misafir umduğunu değil bulduğunu yer şeklinde dönüverdik. Brezilyalı misafirlerimiz için gayet ilginç, unutamayacakları bir deplasman seyahati ve takım ile güzel diyaloglar eşliğinde bir gün oluverdi.

(Hiçbir yayın kuruluşu ve kamera olmadığından, FB tv de takım otobüsüyle bir tane bile muhabir yollayamadığından bu güzel ortamdan pek bir görüntü çıkmadı. Bizim Brezilyalıların kameralarıyla maç öncesi ve maçta çektiği görüntüler çok güzel slow motion çekimlerle doluydu ama onlardan aktarma fırsatımız da olmadı)

3 yorum:

karub dedi ki...

Joana ve Mariana Mello kardesler :) Avrupa turu yapıyorlardı Foppa italyadan sonra buraya geldiler ama ben haber vermiştim takım Cannes gidecek Fürst ve Fofaoyu göremezsiniz maalesef diye o da bana napalım artık Eczacı x Vakif EL macı güzel olabilir ona gideriz diyorlardı. Çogu oyuncuyu da tanıyorlar..Karub deseydiniz onlara beni tanıyorlardı İstanbul'da olsaydım gezdirecektim hatta :) Joana birkaç video çektiği Burak eve gidince gönderirim sana dedi gönderdiğinde bloglararası paylasırız sorun değil :) Onlar için çılgınca bir macera olmuş haberim olsaydı ben de gelirdim :)

sensiblex dedi ki...

:) evet Burak, seni tanıdıklarını biliyordum. Ben belki insidevolley forumundan başkalarıyla daha irtibattadırlar zannediyordum ama sen hariç diğer Türklerle pek diyalogları yokmuş.

Zaten maçtan sonra forumlardaki video resim arşivleriyle en çok o ilgilenir deyip çektikleri videoları sana göndermelerini söyledim.

Çok güzel slow motion çekimler yapan bir dijital kameraları vardı ama çekimler çok büyük boyutlu olduğundan internet üzerinden yükleyebilirler mi bilmiyorum, akşam geç döndüğümüzden hafıza kartlarındaki aktarmaya fırsatımız olmadı, zaten bir gün sonrada gidiyorlardı.

Onlar buraya gelmeden önce benimle de irtibata geçmişlerdi, eczacı-vakıf maçına salona götürdüm, senin final foura bilet aldığın kısımda bir yerde maçı izledik, maç öncesi yan tarafımızda oturan galatasaraylı Erika ile sohbet ettiler (aslında Erika onları görüp tanıdı,yanlarına geldi), o maçta da çekimler yaptılar,maç sonrası vakıf oyuncularından imzalar aldılar, tabii Maja Poljak'ı yanımıza çağırınca beni kol geçirmelerimdem tanıdığından ters ters baktı ama bayrağa da imzayı attı :))
sonra çıkışta bekledik Antonella ile konuştular vs.

Cumartesi biraz da onların bizim takımı da izleyebilmesi niyetiyle diğer tanıdıklarla beraber organize olup Nilüfer'e gidiverdik, herhalde unutamayacakları bir gün olmuştur.

Senin gelebileceğini bilsem haberleşirdik, Antalya'dasın zannediyordum, duruma göre yolun üstündeyse otogardan falan alırdık seni.
Neyse Final Four zamanı görüşürüz umarım.

karub dedi ki...

Aslında henüz 5 Mart'ta Nilüfer dep. belli değilken fikstürde geçen ara tatil dönemine girmeden önceye geliyor bu süreç dekanımız bursaya 5 martta gezi olacagını söylemiş sonra bu tarihte maç denk geldigi için sevinmiştim geziden kacıp maca gelmeyi planlamıstım ama maalesef gezimiz iptal oldu.. Ama böyle olacagını bilseydim gelirdim tabi sağlık olsun diyelim.. :)