26 Nisan 2011 Salı

Fenerbahçe - Arkas 3-0 (Şampiyonluk Maçı Salondan İzlenimler)


Nasıl ki şövalyeler seçkin asker topluluklarıysa, bizim "Filenin Lacivert Şövalyeleri"de ne kadar savaşçı ruhlu seçkin voleybolculardan kurulu bir takım olduklarını playoff zamanı herkese kanıtlayarak, Sarı Lacivert zırhlı formalarını kuşanarak final serisinde arkas'ı ilk 3 maçta devirip süpürerek şampiyonluğa ulaşıverdiler.

Serin bulutlu bir havanın hakim olduğu pazar öğle saatlerinde, sarı lacivert süslenerek şampiyonluk maçı havasına bürünen Burhan Felek voleybol salonu Fenerbahçelilerin bir haftasonu bayramına daha hazırlanmıştı.

FBD'nin astığı pankartların yan tarafına, Group İzmir Tolga ağabeyin pankartları da asılıverdi, salonda başka da bir taraftar grubu pankartı yoktu, İstanbul'daki tribün ağırlığı İzmir deplasmanına aktığından, burada kalanlarla vaziyeti idare etmek gerekti, neyse ki Fenerbahçe Acıbadem taraftarlarının da bir kısmı final maçı günü bize iştirak edince gayet makul bir salon atmosferi kurulabildi.


Salona girdiğimizde maça 45 dakika kadar vardı, iki tarafta ısınmalarına başlamıştı. Bu arada sol tarafımızdaki file arkası alt kısıma yönelen Chris dikkatimi çekti, herhalde bugün maça gelen birçok kişiden daha fazla erkek takımının maçlarını salonda izlemiştir dedim, sezon boyu boş oldukları günlerde maçlara geliyordu. Ama sonra etrafa takımdan diğer oyuncularında geldiğini görünce, çoğu sivil olsa da birkaçı eşofmanlı falan olunca herhalde bu maçtan sonra antrenmanları var diye anladık.

Onlara da tezahürat yapalım mı falan diye konuşurken, yok şimdi erkekler ısınırken kızları boşverelim ayıp olur düşüncesi hakim oldu. Sadece Çiğdem Kaptan gözüküp etrafına bakınırken, bir tek ona tezahürat ediverdik, o da yanımıza gelip bizlerle selamlaştı, teşekkür edip hal hatır sordu.

Bizim takım ısınmalarda önümüzde olduğu için yavaştan oyunculara tezahüratlara başlayıverdik, smacı basana bravo diye gazı verip tezahürat yapıyorduk, genç oyuncular dahil dilimizden geçmeyen oyuncu kalmayınca, en son unutmadan koça da tezahürat yapalım dedim, o da bizi selamladı.

Rakip oyuncular da smaç basıp zıplamayla karşı sahaya geçen, antene vuranlarla dalga geçiyorduk, agamez vuruşuyla anteni kıracak gibi oldu, yere düşüşüyle karşı sahaya geçip önümüze yaklaşınca her zamanki gibi ispanyolca sataşmaya başladım,etraftakiler de katıldı. Her ne kadar iyi oyuncu olsa da bana pek sempati duyulacak biri gibi gözükmüyordu, maçtan sonra maç tekrarlarını izleyince ilk set yaptığı saçma hareketleri salonda farkedemedik.

Maç öncesi hafif tempolu tezahüratlarla geçiyordu, ben böyle yürek görmedim böyle sevgi... diye söylerken, oyuncular ısınmaların bitimiyle soyunma odasına giderlerken arkalarından "giy formanı çık sahaya yüreğini koy ortaya..." diye tezahürat ediverdik.

Bütün sezon boyu ilk defa taraftarlar olarak salonda en ön sıraya da yerleşmemiz kabul edildi, orada oturacak olan özel güvenlik elemanları saha içinde önümüzde ayakta duruverdi. O kısımlarda oturan seyirciler nedeniyle dar bir alana sıkışıvermeye başlamıştık. Maç vakti salonda 3000+ civarı bir izleyici topluluğu oluverdi, bu kadar ilgi şampiyonlar ligi maçlarında da olsaydı keşke bazı şeyler daha erken değişirdi belki dedik.

Maçtan önce bilet fiyatlarını protesto edelim dediğimde yok şimdi olmaz yanlış olur falan diyenler olunca sinirlendim, zira biletleri final serisi diye fırsatçılıkla 10 lira yapan federasyona karşı bile bir iki tezahürat edemeyecek kadar koyun gibi gidip geliniyordu. (Bir gün sonra salonda üstüste dört tane bayanlar ligi playoff maçı oynatan federasyon biletleri 5 liradan satıyordu, final serisi gelince gene fırsatçılıkla 10 lira yapacaklardır)

Maçın başlamasından sonra dışarda bekleyen gençlerde içeri sokulunca bizim arkalarımıza geliverdiler ama oralarda oturmakta olan seyircileri de yerlerinden kaldırmak zorunda kaldılar. Ortalıkta yöneticilerle ilişkisi olan bir abileri olmayınca, ilk teknik mola sonrası biraz geç giriverdiler, buna rağmen gene absürd abi tezahüratlarını yapmaktan geri kalmadılar.

Önce arkas oyuncuları şiddetli uğultular eşliğinde anons edildi, ardından bizim oyuncular taraftarların oley tempoları eşliğinde sahaya dizildiler. Yalnız böyle ortamda anonsları yapan masadaki uykulu sesli bir hakem olunca basketboldaki Mustafa Özben kadar gaz veren bir ortam olmuyor.

Böyle anlarda anonslar bittiği gibi genelde basketbolda kanaryasın sen bizim canımız... girilir. Ancak burada sete çıkan amigolar bugün bazı geleneklerin içine ettiler, buna rağmen futbol tribüncüleriyle ve amigo Yücel ile falan yapılacak olası bir saçmasapan tribüne kıyasla daha maçın içinde olmaları faydalıydı.

Protokol tribününde Aziz Yıldırım gözükmedi, maç bitimi İzmir'e uçacak olan yöneticiler nedeniyle mi acaba maçı öğlen saat birde oynadık diye düşünmedim değil.

Maç öncesi dağıttıkları vuvuzela ve plastik kornaları eline geçirdiği gibi zamanlı zamansız öttürenler yüzünden gürültü kirliliğinde yanındakilerle konuşmak zor oluyordu, arada bir organize şekilde desibel rekoru denemeleri yaptılar. Maç sırasında da rakip servis atarken toplu halde öttürülüyordu, kulaklarımı kapatmak zorunda kalıyordum, bu maçlar yüzünden bir de kulağımda sürekli çınlama problemi başladı.

Maçın başları uzun süre karşılıklı sayılarla geçildi, her sayıyı aldığımızda Fener-bahçe oley sesleri yükseliyordu. Ne zaman ki dışardaki gençler içeri girdiler, saldırın forma için sizde savaşın... tezahüratını söylemeye başladılar, sayı alınca bizde aşağıdan katılım sağlıyorduk.

Yapıcı bir tribün olmaktaydı, hata yapan Serkan hemen alkışla morallendiriliyor, takım moladan dönerken herkes alkışlıyordu, amigoluk yapanlarda haydi alkış diye işaret veriyordu falan derken, başabaş durumda olan maçta ağırlığımızı setin sonuna doğru koyarız diye düşünüyorduk. Haydi Fener haydi diye öne fırlayalım isteğimizi yansıtıverdik.




Önümüzde olan pozisyonda bana sanki taşıma var gibi gözüken hareketle topu çevirip karşı alana avantaj giden top, onların pas anlaşmazlığıyla düşüverdi, böyle bir anda bazen Marshall'ın yanındaki adamı iterek neden pas verdiğini daha iyi anladık.

Pozisyona itiraza başlayan agamez gördüğü sarı kartın ardından hakeme tepkisini sürdürünce kırmızı kartı da gördü. Bu arada bizde hakemi kart diye gazlayıp agamez'e sallamaya devam ediyorduk, etraftakiler ise bana bu kırmızı kartla ne olduğunu soruyordu, bu setlik atıldı diye biliyorum dedim, maçlara gide gele birşeyler öğrenivermişiz.

Rakip takım itirazlarını sürdürürken tribün kendini coşkuyla laylay Feenerbahçe... diye zıplamaya kaptırıverdi, bu arada sarı kart yağmuruna bir katkı daha hüseyin ile oldu. Bu süreçte arkas soğukkanlılığını kaybedip abarttığı itirazlarla skorda iki sayı geri düştü. Aldıkları molada da benchtekilerin tepkiyi sürdürmesi bir karta daha yol açınca iyice işin gazı kaçtı diye biz de şaşırdık.


Agamez yerine giren genç oyuncunun karşı sahaya geçen ayağı üstüne bloktan inerken basan Coşkoviç'in bileği burkularak acıyla yerde kalıverdi. Tabii bu sahneyi görünce çoğunluğun olduğu gibi benim de aklıma 2009 final serisinde Arslan'ın sakatlığı geldi. İlk anda yoksa gene mi aynı şeyler tekrar eder diye bir düşünce olduysa da, hemen bunu unutup tekrar maça konsantre olmaya baktık.

Bu pozisyondan sonra bizim yedek oyuncular Coşkoviç'in etrafını sararken, daha sonra sedyeyle çıkışında geçmiş olsun Tomi diye tezahürat ederek alkışlarla onu salon dışına uğurladık.

Bu sakatlık nedeniyle oyunda tekrar yaşanılan soğuma sırasında, file önünde gerginlikler bitmiyordu, ufak bir tartışma dönerken oyun başlamadan önce Arslan'da sarı kart görüverdi.
Rakip tribünde sakatlık anı kollarıyla oh oh çeken birkaç adam görünce onlara doğru tepki verdik.

Protokolün sağındaki vip kısımda oturan arkas şirket yöneticileri olduğunu tahmin ettiğim ufak bir kitle, maç başlarında bazı sayıları alkışlarken dikkat çekmişlerdi. Kartlar ve sakatlıkla oluşan gergin ortamdaki tepkilerini görünce aha dedim tam da sakat yerde oturmuşlar. Zira önlerinde bench arkasında oturanlar arasında salon müdavimi ağabeylerde vardı, orada ayaklanıp boş boş laflar edip onları kızdırmaları kendi zararlarına olurdu.

File arkasında ise 30 kişi kadar arkaslı seyirci vardı. Maç öncesi orada asılı olan sarı lacivert balonları kopartarak kendi getirdikleri pankartları asmak için önlerini açtılar, buna tepki gösterenler oldu ama açıkçası onların yerinde bende olsam deplasmana gitmişken aynısını yapardım. Oradakileri dikkatle inceleyince aralarında cuma günü salondan atılan lavukta vardı, ona işaretlerle el sallayarak selam verirken, önde duranlar üstlerine alınıp bize mi diye işaret veriyordu, ama o lavuk bizim tarafla göz teması kurmadı, kollarını kavuşturup koltuğundan kıpırdamadı.

Resimdeki ilginç karakter ise salondakilerin eğlencesi oldu, maç içinde şişko bu sayı sana ,maç sonunda da kupanın sapını şişkoya verin diye bir süre onunla uğraştılar.


Sakatlık sonrası oyuna giren Cengizhan'a da sonraki set öncesi Soner'e de tezahüratla moral verilmeye çalışıldı. Soner'in ne kadar hırslı gaz adamı olduğunu bildiğimden, ben Arslan'ı tanıyorsam ilk başta onu motive etmek için birşey yapar diye söyleyiverdim. İlk hücumu onun üzerinden yapıp sayıyı da almamızla Soner büyük bir coşku yaşadı, tamam dedik, artık biz bu seti alırız.

O kadar voleybol maçına geldikleri halde setin bitiminde "her zaman her yerde en büyük Fener" klasiğini yaptırmayı unutan amigolar laylayla...Feeenerbahçee diye tezahürat ettiriverdiler.
Her zaman her yerde en büyük Fener diye sağlam bir şekilde arkaslı oyuncuların suratlarına bağırmak maç sonu nasip oldu.

Maç içinde de oley oleeey şampiyooon... diye tezahürat girdiklerinde Feeener diye söyletiyorlardı. Onlara seslenip bunun orjinali Kanarya değil mi diye o gürültü de dert anlatmak kolay olmadı, en sonunda sesimi duyurunca biliyorum biliyorum diyorlardı ama uygulama da gene Feneryaa gibi sesler oldu.

Neyse ki ikinci set sonlarına doğru karşı tribünle girilen tezahüratta daha önce hatırlattığımız şekilde Fener vur vur vur, şampiyonluk geliyor... diyerek bağırıldı. Geçen sezon amigo Yücel'e voleybolda vur vur daha uygun olur diye bunu söylediğimde gol gol demiyoruz ki, koy koy diyoruz,aynı kapıya çıkar işte diye boşvermişti. Onların olmadığı ortamda biraz daha mantık hakim oldu.

Karşı tribünle yapılan Sarı-Lacivert sırasında üç sefer ardından biz Şampiyon derken onlar hala Lacivert diye bağırıyordu. Zaman zamanda tribünde alt kısım ile üst kısım kendi arasında tezahürat yaptı, sensiz hayat bir işkence, bitmez tükenmez aşkımız... vb.

Maçın gidişatına göre gaz anlarında oyunculara tezahüratlar da oluyordu, ralli durumlarında rakip hücumdayken kornalar öttürülmekteydi. Bizim oyuncular bütün hırslarıyla her topa atlıyor, reklam panolarına kadar uçuyorlardı, İvan reklam panolarına çarptığı zamanlarda herkes coşkuyla alkışlayıp İvaaan İvan İvan diye ona tezahürat ediyordu. Oyuncular ve taraftarın iki taraflı birbirine iyi gaz verdiği bir atmosfer hakimdi, yavaş yavaş maç sonu kutlamalarına hazırlanır olduk.

Üçüncü set bir ara fark iki civarına düşünce biraz daha konsantre olalım diye etraftakiler uyarı yaptıysakta, arkas daha fazla direnç koyamayıp koptu. Maç sonuna doğru yapılan pınarbaşı gayet keyifliydi, kenardaki oyuncularda zıplıyordu. Samanyolu da günün renkli anlarından bir kareydi.

Maç içinde genelde güzel etkili gaz veren bir tribün olduysa da maçın sonlarına doğru biraz daha hoplayıp zıplayıp keyif almayı isterdim. Bu son bölümlerde İzmir'de olan tribüncülerin bir kısmı burada olsaydı biraz daha güzel girişler yapabilirlerdi. Hiç sevmediğim bir arkasa karşı Fenerbahçe çok pis koyar diye ağız tadıyla eğlenme fırsatı olmadı. Millet maç sonuna doğru önlere yığılıp maçın bitimiyle oyuncularla kutlamak,forma kapmak derdine düştü.

Bütün salon ayakta alkışlayarak Şampiyooon Feneeer sesleri ortalıkta dönerken yukarımızdaki gençler öne doğru hücum edince aşırı yığılma nedeniyle iyice sıkışıverdik. Bu esnada son sayıda sağlam bir smaçla bitirmeyi beklerken ne olduğunu anlamadan şaşkınlıkla şampiyonluğu kutlar olduk.

Jan de Brandt gibi sezon ortası görevi devralıp şampiyonluk yaşayan hocamız Castellani, oyuncularının teker teker kutlamalarını kabul etti, sonra eşiyle de sevincini paylaştı. Kutlamalar ve tören sonrasında elinde çantası ile çıkış koridoruna giderken tezahüratlarla onu uğurladık, görüşmelerde ve takım planlamasıyla ilgili fikirlerde bir terslik olmazsa gelecek sezonda kendisiyle yola devam edeceğiz.



Takımdakilerin yakınları, aileleri, eşleri salonun farklı köşelerindeydi. Sevinç patlamaları ardından hepsi onları da hatırlayıp duygularını paylaşmaya koştular. İvan'ın gene koşarak tribüne daldığını gördüm ama bu sefer bench arkasından protokol tarafı solunda birisiyle kucaklaşmaya gidiverdi,ardından sahaya döndü. Geçen sene ise Olympiakos taraftarlarının arkasında duran birisine ulaşmak için duvarı tırmanarak taraftarların arasına dalmak zorunda kalmıştı.
Arslan annesiyle, Kemal eşiyle şampiyonluğu kutlarken resimlerde görülüyor.

Şampiyonluk coşkusu erkek takımlarında kızların tarzına göre biraz daha farklı oluyor. Önce hoplayıp zıplayan daha sonra altta kalanın canı çıksın şeklinde birbirini ezen oyuncular daha sonra ayaklanıp tekrar şampiyonluk tezahüratıyla zıplamaya başladı.

Bu takımla yakından ilgilenen yönetici Hakan Dinçay maç sonu bütün oyuncularla coşkulu kutlamanın içindeydi, daha sonra taraftarların kendisine tezahüratlarıyla gelerek selam verdi.


İvan sezon içinde mutsuz olduğunu yansıtıyor, hem buradaki zayıf atmosferden(gerçi Yunanistan'da da taraftarlar genelde playoff serileri hariç salonu boş bırakır) hem takım içindeki ortamdan tatminsiz gözüküyordu. Roma takımı ile flörtüne idarecilerin son vermesi ve takımdaki idari değişiklikler sonrasında kendini tekrar buraya adapte etmesi gerekti. Her zaman playoff dönemi coşması onun "İvan The Terrible" Korkunç İvan lakabını almasında ki sebeplerden biriydi.

Burada da zaman ilerledikçe yeni hoca ile kan tazeleyen takım ortamında kalitesini göstermeye başladı. Büyük bir egoya sahip yıldız oyuncunun önceki aylara göre daha bir keyiflendiği apaçık ortadaydı. Rakipleri birer birer aşan Fenerbahçe'nin en kritik anlardaki silahı olarak görevini yerine getirdi.

Maç boyu top çıkarmak için atlayıp kıramadığı reklam panoları şampiyonluğu kutlarken atladığında kırıverdi. Ödül töreninde takımın arkasında duruyordu, MVP'ye sıra geldiğinde Fenerbahçe'den... kısmında yanındaki herkes ona doğru dönerek tebrik etmeye hazırlanıyor, biz de alacak diye bekleyip coşkuyla kutlayacakken ...Marshall ismi anons edilince büyük şaşkınlık oldu.

Marshall'ı da çok severiz ama biz bu şaşkınlığı atlatıp İvaan İvan İvan diye ona tezahürat ederek bir değer verelim istedik. Bu sahne bana geçen seneki törende Nati ödül alamayınca uzun süre herkesin ona tezahürat etmesini hatırlattı. İvan'a maç öncesi başlayan yoğun ilgi , maç sırasında ve sonrasında da defalarca tekrar etti. Tören sonrasında da iki kere daha tezahürat yükseldi, çıkış koridoruna gitmeden önce de taraftarı selamladı.

Yetmedi, çıkışta otoparkın orada arabasıyla çıkınca da stay with us İvan diye temennimizi söyledik, o her zamanki dişlerini göstermeden gülümsemesiyle selam verdi. Bu arada apaçi genç taraftarların da onu farkedip arabasının etrafını sararak elini öpmeye kalkmaları, abi bizi bayrampaşa'ya bıraksana demeleri tam komediydi.

Arslan Ekşi, en iyi pasör ödülünü ve en iyi yerli oyuncu Payidar Demir özel ödülünü alarak tezahüratlardan da büyük pay aldı. Maç bitimi kutlama sahnelerindeki coşkusu sonrası, dışarda çıkışta tekrar karşılaştık, biz ona sarılıp kutlarken teşekkür ediyordu, sayenizde kazandık dese de, aslında sezon boyu çok yalnız kaldınız ama helal olsun size dedim.

Muhteşem Kemal bloklarıyla file üstüne duvar ördü ve en iyi blokör ödülünü hakederek kazandı. İlk şampiyonluğunu yaşadığı için saha dışında dahi şaşkınlıkla bulutlar üstünde gibiydi. Açık otoparkın orada ki eşinin küçücük arabasına nasıl sığacağına şaşırsakta, Muhteşem Kemal helal olsun sana diye tekrar tebriklerimizle ilgi maç dışında da sürdü.

Zaman zaman servisleriyle bizi, zaman zaman da rakiplerini delirten Emre Batur en iyi servis atan oyuncu ödülünü aldı. Salondaki genç kızların en çok ilgi gösterdiği tezahürat ettiği oyuncuydu.

Çok az sayıda seyircilerle başlayan sezonda, sık sık futbol maçlarıyla ya da başka branş maçlarıyla çakışan maç günü ve saatleri yanısıra, uygun fikstürlerde dahi en az ilgi ve destek gösterilen branş olan erkek voleybol takımı biraz sağlam bir atmosfer kurulduğunda nasıl canavar gibi oynayabilecek potansiyeli olduğunu gösterdi.

Ama ne söylersek söyleyelim aynı geçen sezon sonu olduğu gibi gelecek sezon gene aynı şeyler tekrar edecek, bu konuda tek umudum yeni salon ve bu sayede kendi maç saat ve fikstür planlarımızı ayarlayabilme olasılığımız olacak.

Maç bitimi kutlamalarda ilk coşku patlamasını atlattıktan sonra kimi oyuncular taraftarlara doğru forma,eşofman üstü vs. fırlatırken yukardan yüklenenler nedeniyle ezilenler oldu. Oyuncularımız soyunma odası koridoruna yönelip hazırlanan tshirtleri şapkaları giyerek tren yaparak tekrar geri döndüler.

Ödül töreni için ortam hazırlanırken, takım treni tezahüratlar çufçuflayarak bizim istasyona vardı. Önümüzde dizilip karşılıklı onların başlattığı Sarı-Lacivert yaptık. Fiili gerçekleştirdikten sonra haykıra haykıra Şaammpiyooon Feneeeer diye bağırmanın tadı apayrı oluyor, zaten oyuncular da o anda bu ruh halindeydiler.


Takım tören için dizilirken, koltuk değneğiyle seke seke salona giren Coskovic büyük bir duygu seliyle alkışlanmaya başlandı. Bir yandan sekiyorken Coş Coş Coşkoviç coştur bizi Coşkoviç diye tezahürat eden bizlere dönüp selam vermeye çalışıyordu. Yumruğunu kalbine vurarak bize selam verdi, dört senedir bizimle beraber olduğundan sevilen oyuncumuz umarım milli takımda oynayıp yerli statüsünde devam eder, biz de takımı daha da kuvvetlendirme fırsatı buluruz.

Maç bitimi tribünün önüne gelen Abdullah Paşaoğlu tshirtlerden elinde olan bir paketi öndekilere maçları takip eden belli yüzlere dağıtmıştı, çıkıştada beklememizi söyledi. Sonra Coskoviç geldiği vakit ona giydirecek tshirt ayırmayı unuttuklarından tekrar tribüne gelip oradakilerden birinden geri alarak ona giydirdiler. (Bu arada Soner bir tane tshirt müessese yalakası arkadaşı burcu hakyemez'e hediye etmişti)

Ödül töreninde sırayla bütün oyunculara tezahürat yapılıyordu, ödül alanlara ayrıca ilgi gösterildi. Tabii bu arada bazı oyuncularda keyifle bize dönüp arkadaşlarına tezahürat edilirken elleriyle işaretle daha da gaz veriyordu. Marshall aldığı ilk iki ödülle büyük tezahürat aldı, şaşkınlıkla aldığı MVP ödülünde ise İvan'ın gönlünü almaya çalıştık. Libero ödülü Nuri'ye gidince Serkan'a tezahürat etmeye başladık.

Kaybeden taraf sıkıntılı bir şekilde tören prosedürünün bitmesini bekliyordu, aslında onlara biraz daha organize spontane tezahüratlarla sataşılmasını isterdim ama tribündekiler bu konuda zayıf kaldı, amigoluk için sete çıkanlarda umursamazdılar, ben de arkasa fazla laf sokulmadan göndermekten keyif alamadım.

Mesela şampiyonluk görmek için gidiyorum deyip bizi bırakan ama hala şampiyonluk göremeyen nuri'ye şampiyonluk yarınlara kaldı... diye küfürsüz versiyon takılabilirdik. İşte böyle her sene böyle arkasa böyle koyarlar... diyebilirdik.
Yapılan kısa bir şampiyon Fener en büyük Fener alkışlayın .... ve
arkada duran gençlerin sık sık kupanın sapını şişkoya verin şeklindeki tezahüratla arkas tribününde duran tiplemeye sataşmaydı.

Maç başlamadan önce masada gördüğümüz kupadan daha doğru düzgün birşeye benzeyeni vereceklerini zannediyorken, o kupayı gençler ligi şampiyonu ibb takımına verdiler. Bize verdikleri kupa kocaman elleri olan oyuncuların avuçlarında kaybolan vazo gibi küçük birşeydi, meğersem şişkoya verilecek sapı bile yokmuş.

Final serisinde biletleri 10 lira yapan federasyon başkanı karabıyık Fenerliler de olmasa koca salon boşa törenler yapardı. Onun madalyalar ve kupa teslimi ardından konfeti yağmuru eşliğinde Arslan'ın elinde kupa yükseldi. Çalınan 100.yıl marşı oldukça geç girildi, ilk başta kutlama kuru kuru müziksiz gidiyordu, tabi geç girilen marşın bitmesini beklemek sıkıcı oldu.

Oyuncular kupa ile yöneticilerle kümeleşmiş kutluyordu, daha sonra salon içinde kupa turu atmaya başladılar. Bizim önümüze vardıklarında tribündekiler üstlerinden şapka tshirt ne kaparız hesabındaydılar herhalde ki öyle durmuş izliyorlardı. Oyuncular oley oleyyy şampiyooon Feener diye tezahürat edince katılım oldu. Onlar turu tamamlayıp dağılarak kutlamalarını sürdürdü, tekrar tribün önüne gelen üstündeki giydiklerini fırlatanlar oldu.

Tören faslında etrafta gördüğümüz isimlere teşekkür manasında tezahüratlar ederken; koç Castellani, Sinan Hoca, Hakan Dinçay, Ali Koç, Abdullah Paşaoğlu falan derken Abdullah Kiğılı'yı unutuyorlardı, yahu bırakın Ali Koç'u falan takıma yatırımı yapan adam Kiğılı diye hatırlattım. Sonra gözlerim maç sırasında Demeter'i arıyordu, en azından burada olsa ona da tezahürat yapardık. Darek tezahüratı yaptık mı hatırlamıyorum ama o karmaşada unutmuş olabiliriz, kusura bakmasın.

Her ne kadar vakıfbankın pasörü olan eşi özge'yi sevmesekte, bizim takıma emekleri olan kondisyonerin önünde ona ters birşey söylenmedi, tören sonu saha içinde eşiyle beraberdi.

Çoğu oyuncumuz medyanın ilgisiyle röportajlar ardından salondaki hayranlarının imza resim taleplerini yanıtlamaya çalışarak soyunma odasına gitmeye uğraşıyorlardı, güvenlikçilerin dikkati uzun süre sürdüğünden sahaya taşan bir kalabalık olmadı.

Arslan'a bir süredir tezahürat yapılıp tribün önüne gelmesi bekleniyordu, röportaj üstüne röportaj derken bu sefer de burcu hakyemez mikrofonla önünü kesince, sabırlar taştı. Yeter bee yeter artık burcu diye sinirle seslenince, Arslan biraz sonra konuşuruz diye onun yanından ayrılarak bizim önümüze geldi. Bu arada geçip giden burcu'ya sen git giovanni'den haberler yaz diye seslendim.

Öndekiler üçlü çektir tayfaya falan diyordu da, biz üçlü çekmiyoruz ki diye geçen sene Nihan'ı rezil ettiklerini hatırlattım, bari milyonlarca yaptırsın dedik. Arslan önümüze gelip herkesle sarılarak bir sevgi yumağı yaptı, ardından şimdi ne yapcam sadece bir iki üç demek olur mu yaa diye takıldı. Milyonlarca taraftarın yanyana bağırıyorlar hepberaber kolkola diyerek bizimle beraber haykırıverdi.

Arslan yanımızdan ayrılırken, çıkış koridoru tarafına biriken apaçi gençlerde hem çıkmakta olan oyunculara ilgi gösteriyor hem de üstlerinden birşeyler kapmaya çalışıyorlardı. Marshall'ın hala orada olduğunu görünce ona tezahürat yapıverdik, oradan dönüp yanımıza geliverdi, herkesle el çakışıp teşekkürler ederek soyunma odasına gidiverdi.

Yavaştan dışarı doğru çıkıverdik, otoparkın orada gördüğümüz idarecilerle ve çıkan oyuncularla tebrikleşmeyi sürdürdük. Bu arada karşı kaldırımda duran arkas midübüsüne bazı oyuncular yerleşmişti, bir kısmı ise dışarda sohbet ediyordu. Telefonla konuşan meszaros'un konuşması bitsin diye bekliyordum ona parmak hesabını hatırlatacaktım ama biz birkaç oyuncuya tezahürat ederken o tekrar otel lobisine dönmüştü.

Apaçi gençler salon içindeki süsleme balonları görevlilerce sökülüp dışarı çıkartılınca, bu kaç metrelik balon sürüsünü kapının oradan sürükleyerek arkas midübüsü etrafına sarıverdiler, arkaslı oyuncuların şaşkın bakışlarıyla ona işaret yapa yapa patlatmaları tam komedi sahnesiydi.

Biz yavaştan yokuş yukarı giderken arkamı döndüğümde agamez'in de tekerlekli çantasını sürükleyerek midübüsün yanına geldiğini gördüm. Ona ispanyolca agamez naber nasılsın nasıl maçtı ama, ödülü haketmedin ivan senden daha büyük oyuncu diye uzaktan seslenince, bana attığı bakış acaipti, çantasını bagaja bırakıp tekrar o pis pis bakışıyla uzun süre süzüverdi, etraftaki herkeste farkedip gülmeye başladık, aha adam şimdi dalacak bize diye. Maç boyu yetmedi dışarda da kendisine ispanyolca sataşınca belli ki sinir oldu, artık kim olduğumu iyice hafızasına kazıyıvermiştir, bakalım seneye tekrar kapışma fırsatımız olacak mı.

Filenin Şövalyelerine bize yaşattıkları gurur ve şampiyonluk sevinci için teşekkürlerimle..

Fotoğraf kaynak ; Metin Timur , voleybolunsesi.com, Ahmet Besler

3 yorum:

Efsane Mrsiç dedi ki...

Kerem'cim harikasın.
Emeklerine sonsuz teşekkürler.
Mükemmel bir arşivlik başlık oldu.
Finali çok güzel yaptın :))

Maçanın Papazı dedi ki...

teşekkürler okurken rüyada gibiydim , büyük iş başardık , ilşallah takım korunur ve üstüne yeni takviyelerle lig i domine etmeye devam eder avrupa da da başarı sağlarız

sensiblex dedi ki...

Yorumları geç farkettim.
:) ben de teşekkür ederim