4 Nisan 2011 Pazartesi

Eczacıbaşı Vitra - Fenerbahçe Acıbadem 1-3 (Salondan İzlenimler)

Final Four sonrası depresyonu aşmak için, takımın ilaçcılardan yeterli dozajda moral takviyesi alması gerekiyordu, bunun için ayaklarına kadar gittik, onların sahasında işimizi görüp ligteki ilk maçın rövanşını da alarak dönüverdik.


Geçen sene karlı havada, İstanbul trafiğinin felç olduğu bir günde gene buradaydık. Bu defa gün boyu devam eden sağanak yağmur eşliğinde eski salı pazarından kalkan otobüsle biraz rötarlı da olsa yola koyuluverdik. Neyse ki kazaya falan denk gelmeyip, kimi yerlerde tıkanan trafik yolda bizi çok meşgul etmedi. Salona vardığımızda bizi hoşgeldinizi diyerek karşılayan eczacıbaşı ve emniyet yetkililerine, yağmur altında fazla beklemeden içeri girelim ricalarımızla, direkt deplasman tribünü tarafına girilen arka kapıya yöneliverdik. Oradaki güvenlik görevlileri fazla oyalamadan üstümüzü,pankartları çantaları vs. kontrol ediverdi.

Salon as takımlar maçına bir saat kadar varken boş sayılırdı, gençler maçında dördüncü setin ortaları oynanıyordu, ilk seti nasıl aldığımıza şaşırdım. Group İzmir Tolga ağabey ise bizden de önce gelip bu güzel Hulk pankartını asmıştı.

Otobüsle gelenler 60 kişi kadardı, ilerleyen zamanda belediye otobüsü yada özel araçlarıyla gelenlerle bize ayrılan yerler iyice doluverdi, diğer tribünlerde seyirciler arasında oturacak yer bulamayanlardan bizim tribünün köşelerine gelenler dahi oldu, bunlardan biri de geçen sene buradaki maçımızı yöneten hakemliği bırakan Ümit Sokullu'ydu, ona protokolden ya da daha uygun bir yerden yer verilmemesi ilginçti, ya da adam mütevazı bir şekilde gelip boş bir yere oturmak istedi.




Bizim takım gençler maçının sonlarına doğru kapıdan gözüküverdi, salona göz atıp kendi taraftarlarının yalnız bırakmadığını görünce yüzleri güldü. Biz de acaba bugün hangi kadroyla oynayacağız diye dikkatle süzüyorduk, Çiğdem kaptanın yanında Kasia ve Fofao'da oturuverince kadro netleşmiş oldu.

Oyuncuların kapı önünde biriktiğini gören taraftarlar bu dünya hep yalan dolan... diye tezahürat ediyorken takımlar da ısınma hazırlıkları için benchlere yönelmişti, bizim oyuncular yakınımızda olan yedek sıralarına malzemelerini yerleştirdi.

Nati çantalarını bırakan takım arkadaşlarına işaret ederek taraftara yönelmelerini istedi, o sırada takımı çağırmadığımızdan biraz şaşırdık, oyuncularımızın kaptan Nati'nin isteğiyle bizi içtenlikle selamlamak istediklerini görünce emrivaki şekilde Fenerbahçe buraya diye bir iki kere seslenmek gerekti, oyuncular bize biz onlara alkış tutuverdik.




Chris takım ısınmalar için sahaya dağılırken, bizim tribünün sağ tarafındaki boş tarafa yönelip gözden kayboldu, demirlere dayanarak germe hareketlerine başladı. beni görünce selamlaştık, nasılsın yüzün iyi gözüküyor diye takıldım, gülerek iyiyim , sizi burada da görmek iyi oldu dedi.

Final four sonrası haftaiçi takıma moral niyetine tesislere gittiğimizde Chris ile de sohbet etmiştim. sıkıntıdan üzüntüden kaç gecedir doğru düzgün uyuyamadığını hem Mehmet Ali Aydınlar'ı hem de taraftarları utandırdıkları için çok üzgün olduğunu, birkaç günde yüzünde bir sürü sivilce çıktığını anlatmıştı. Turnuva ile ilgili bütün suç takım üzerinde değildi, hayat devam ediyor, artık önümüze bakıp lige konsantre olalım minvalinde sohbet ettik, eczacıbaşı deplasman maçına da geleceğimizi, savaşmayı bırakmamalarını konuşmuştuk.

FBD üyeleri , daha önce Chris'in doğumgününü yanlış tarihte kutladıkları pankartı tektar açarak 29 mart doğumgünü olan Chris'e takım o tarihte Ankara'da olduğu için rötarlı bir kutlama daha yapıverdi.
Taraftarların onu çağırarak happy birthday çığırtkanlığı yapması Chris'in yüzünü güldürdü, oradakilere defalarca teşekkür ederken duygusal bir yapısı olduğundan kızı maç başlamadan ağlatacaklar sandım.
Biz onu ağlatmadık ama ben farketmediğim sırada Ze Roberto onu ağlatmayı başarmış. Bizimle beraber maça gelen genç kızlardan maç sonrası duydum ki, Ze Roberto'nun ilk set sonlarına doğru Chris'i oyundan alıp sert şekilde azarladığını farketmişler, gözlerinden akan yaşları silerek köşeye gelen Chris'i daha sonra Kamil Hoca teselli etmiş, setin bitiminde de Ze Roberto tekrar onun yanına giderek gönlünü almış, oyuna sürmüş.

Maç başlamadan önce önlerinde ısınan oyunculara sırasıyla tezahüratlar yapan taraftarlar hoplayıp zıplamaya erkenden başlamışlardı. Üzerinde eski Lacivert (şimdi FBD içinde alt küme) grubuna vurgu amaçladıklarını düşündüğüm bu yazılı digital FBD pankartını hazırlayanlar teslim etmekte geciktiğinden salı pazarından yola biraz geç çıkmıştık. Bu kadar ısrarla otobüsü bekletmelerine değecek, bu takıma yada bu maça özel herhangi bir şey de yazmıyordu.

Maç vakti salondaki kalabalık artmıştı, bizim tribün haricindeki diğer kısımlarda da oturacak yerler dolmuştu. Bizim olduğumuz yerden ayrılıp büfeye ya da tuvalete gitmek istesek, salon dışına çıkıp etrafından dönmemiz gerekiyordu. Maç öncesi sorduğumda Fenerbahçe taraftarlarının dışardaki güvenlik görevlisi kabinlerindeki tuvaletleri kullanacaklarını söylemişlerdi, yani idareciler Sarı Lacivertli taraftarların ana kapıdan içeri girmelerine pek gönüllü değildiler.

Hakem arkasındaki tigers pankartının dibindeki yerlerine yerleşen ufak bir grup evsahibi taraftarda tezahüratlarla takımlarını desteklemeye başladı. Ama evsahibi olup bu kadar az kişi olmaları bir yana, zaman zaman hoparlörlerden müzik destekli, zaman zaman da ellerindeki kornalar ziller çanlarla bizi bastırma çabaları fayda edemezdi. Eskiden okullarda çalınan ziller gibi yaptıkları gürültüler; maç sonunda dersinizi aldınız, hadi çalsanıza zili, ders bitti sataşmalarına bıraktı.

Bir kısmı o şirket çalışanı olan, hatta içlerinden gs formalı olan birini de farkedip sataştığımız karma profiline karşın; takımına renklerine aidiyet duygusuyla bu kötü havada şehrin bu ulaşımı zor noktasına deplasmana desteklemeye gelmiş taraftarları susturmaları mümkün değildi. Vakıfbankın kiraladığı taraftarlar gibi bunlarında tezahüratları farklı takımlardan seçmece futbol besteleriydi, bazen bir avuç olsalarda ikiye bölünüp kendi aralarında karşılıklı tezahürat yapmaları bizim tribünden alkışlarla cevap buldu.


Oyuncu anonslarında bizim oyuncular pek cılız bir sesle okununca, ortalıktaki korna gürültüsünden de pek birşey duyulmuyordu, düzgün bir şekilde oley tempoları kurulamadı, sahaya dizilen takımın arkasından Fener-bahçe oley sesleri yükseldi.

Maçtan önce bizim ön sıraya oturan güvenlikçiler aldıkları talimatla en öndeki koridorun boş kalmasını istemişlerdi. Maçın ilk seti ortalarında bu konuda klasikleşen tartışmalarda başladı, telsizli güvenlik sorumluları da bizim önlerimize gelerek gerginliğe katkı yapıyordu. Her ortamda kendi evimizde dahi sadece bize yapılan bu uygulamalara karşın, diğer tribüne bakınca onların bulundukları tribünde önlerinde kimse olmadan reklam panolarına vura vura ,orada sete ayak basaraktan bağırdıklarını görünce güvenlik sorumlularıyla tartışmalar alevlendi, bir süreliğine maç konsantrasyonumuz dağıldı.

Salonun protokol tarafı tribünü erkenden dolmaya başlamıştı, bize yakın olan dip taraflarda Fenerbahçeli olan seyirciler aileler de vardı. Maç öncesi voleybol camiasından ve eczacıbaşı eskisi oyunculardan birçok kişi o taraflarda gözüktü, şimdi Gamova'nın da menajerliğini yapan İnessa Korkmaz, Elena Chabovta, Vesna Citakovic vb. bir çok kişiyi gördüm, bizim Liuba'nın oğlu da buradaydı ama hiperaktif Marcus yoktu.

Maçtan önce dillendirilen şu kadar kontenjan ayrıldı falan gibi şeyler eğer Fenerbahçe taraftarı bu salona gerçekten gelmek istiyorsa gereksiz detaylardı. Bu sefer bu kötü havanın olduğu günde bunun tartışmasına girilecek bir kalabalık sıkıntısı da yoktu ama olur da playoff final serisini karşılıklı oynarsak gene normal zamanda gelmeyenlerin ilgisiyle girişlerde yerleşimde falan problemler yaratılabilir.

Zaten adambaşı koltukları olmayan, sıralar üzerine yerleştirilmiş yumuşak minderlerin olduğu beş altı sıralı portatif bir tribün ayırılıyor, oturmadan sıkışaraktan gayet kalabalık olunabiliyor. Bu maçı izlemeye gelenler giriş kapısına yakın taraflara oturarak yerleşirken, tezahürat edecekler tribünde sağ taraflara ve üstlere doğru yayıldılar.



Maçın hakemi İlhami Şenyurt sahaya çıkarken üç hafta önce vgstt lig maçında bizim sinirlerimizi bozan kararlarına, protokolde aynı şekilde tepkiler veren Mehmet Ali Aydınlar'ın aklından geçenler kötü bakışlarına da yansımış.
Ben hakemlikteki otorite gösterilerini pek sevmesem de, bizim tribünden maç öncesi alkışla selamlayan belli bir hayran kitlesi de yok değil.


Bazı FBD'liler bu maç öncesi yeni yaptırdıkları, sarı renkteki "sevgi eylem gerektirir" tshirtlerini giyerek görsel bütünlük yarattılar. Bu resim herhalde emniyet ve güvenlik sorumluları ile yapılan tartışmalardan sonra çekilmiş olmalı, tartışmalardan sonra en öne setin hizasına kadar inildi.


Neslihan bizim önümüzden kullandığı servislerinde oldukça yoğun uğultulara maruz kalsa da konsantrasyonunu bozmamaya uğraşıyordu, son sette ise sakızını çiğnemediğini görmemizle bu temadan sataşmalarda yoğunlaştı, maçı getiren servis hatasını da yapması keyif vericiydi.


Tribünde tezahüratlar çoğunlukla üst tarafta duran Engin Divrik ve çevresindekilerce giriliyordu. Ön kısımdakilerin ise sahaya baskı ile de uğraşıp zaman zaman kısa girişler yaptıkları oldu. Bazen de benimde sağ tarafımda duran tribüncü ağabeylerin giriş yaptığı oldu. Bu maç en keyif aldığım tezahürat sık sık girilen aşkımızın adı Kanarya bestesi oldu.



Yılların smaçörü Esra libero olmak zorunda kalınca yolladığımız servislerin çoğunu ona yönlendiriverdik, karşı taraftan servis atacak oyuncularımıza işaretle etiket yaparken Esra'nın dikkatini dağıtmak için zaman zaman laf atmalar oluyordu.


Koç Ze Roberto bu maçta beklediğimizden daha oyuna müdahaleci bir tarz sergiledi. Molalarla erken tedbirler, farklı oyuncu kurguları, servis için seçenekler düzenlemek ve kendi oyuncularına sert uyarılarıyla dikkat çekti.


Mirka bu maçta bizi hücum yönüyle zorlayanların başında geliyordu. Servise geldiğinde yaptığı seriler nedeniyle gerilmemize yol açıyordu, hele ki servisi neredeyse bizim tribünün dibinden kullandığından her defasında atkılarla ıslıklarla uğultuyla karşılandığı halde kolay kurtulamıyorduk. Öyle ki artık sıra ona gelince bize doğru yaklaşırken herkesin hazırlandığını görmesiyle yüzünde gülümseme oluyordu. Tam onun arka hizasında durduğumdan attığı servisin nasıl falso aldığını net takip edebiliyordum, düz gidiyor gözüken top bir sağa bir sola kavislenip bizim manşetçileri sıkıntıya sokuyordu.


Maçın ilerleyen sürecinde kaplanlar kuzu kesildi, maçı izlemeye ve bizim tezahüratlarımızı dinlemek zorunluluğuna katlandılar, ilk setin sonunda yaptıkları set-set temposuna karşın üstüste iki defa sayıyı alan taraf biz olunca al-al-al diye karşılık bulmuşlardı. Sonraki setlerde bu fırsatı onlara tanımadık.
Burası Ayazağa buradan çıkış yok diye başladıkları maçın sonunda burası Kadıköy buradan çıkış yok diye cevap aldılar.


Yola gelirken otobüste geçen yıllara nazaran bayağı fazla bayan taraftar da vardı, önce erkekler sonra kızlar şeklinde otobüs içinde yapılan bu dünya hep yalan dolan tezahüratı performansları görülmeye değerdi. Geçen yıl karlı havada bu salona bir otobüs dolusu tribüncü ağırlıklı geldiğimizden, o güne kıyasla ilk başta biraz beklentim düşüktü ama sonradan gelen 8-10 tribüncü ağabey ile iyi bir takviye almış olduk.



Protokolün sağ dibinde tiyatrocu "Nori Gantar" Tekin Akmansoy'da görülüyor, maç başlamadan önce aynı Burhan Felek'te yıllardır olduğu gibi burada da yerini alıverdi.


Rakipte kadroya alınmayan yabancı oyuncu Amerikalı orta oyuncu Bown oldu,ilk maçta oynamıştı. Takım menajeri Nalan Ural'da maç sonu bizim keyifli sataşmalarımıza maruz kaldı.


Zaman zaman yaşanan itirazlarda uyarılarda hakemin arkasındakilerin gösterdiği tepkiler pek bizim salondaki hallerimizden farklı olmuyordu, o zaman bunların elit voleybol taraftarı bizim ise futbol holiganı diye nitelendirilmemiz de garip oluyor.


Vur vur kafasına kafasına çivi gibi çivi gibi Naz NAz NAZ tezahüratları eşliğinde önümüze geldiği zaman tezahüratlarla karşılanan Naz etkili servis serileriyle maç içinde çoğu zaman takımın soluklanmasına yardımcı oldu. Özellikle bir numaraya doğru ve genelde Esra'yı hedef alan servisleri ile son sette de kritik yerde rol aldı.


İkinci set skorda beraberliği yakalayan takımımız her zaman her yerde en büyük Fener sesleri eşliğinde saha değişimiyle bizim yakınımızdaki benche alkışlar eşliğinde gelmişlerdi. Oyuncuların bir kısmının yüz ifadelerindeki donukluktan ve bir set alıp yeterli görmüş gibi oturmalarından memnun olmayan bazı ağabeyler, o tarafa doğru Ze Roberto'ya seslenmeye başladı. Ona duyuramayınca Kamil hocaya seslenip biraz daha canlı olun, coşkulu olun diye uyarıyorlardı. Üçüncü sete başlarken haydi kızlar haydi Fenerbahçe gazlarıyla takım sahaya fırtına gibi giriverdi, oyunda da öyle devam etti.


Maç öncesi ısınmalarda Yağmur bizim tribün önündeyken hava durumuna da uyacak bir şekilde, yağmur yağacak seller akacak ayazağa eczacıya mezar olacak diye tezahüratlar oluyordu. Yağmur maç içinde kenardayken gene her zamanki gibi sürekli arkadaşlarını motive etmeye uğraşıyordu, set sonuna doğru kısa bir süreliğine oyuna da dahil oldu.


Maçın bizim tarafımızdaki yıldızı Liuba oluverdi, onun üzerine kurulan hücum setlerini gayet etkili değerlendirip Seda ile Nati düşük yüzdeli öldürürken hücumda bizi sürükleyen isim oldu. Maç sonunda da salondan uzun süre ayrılmayıp hem hayranlarına imza verdi hem de saha ortasında rakipteki Ukraynalı orta oyuncu ile sohbet etti.

Bu maçta çaprazda oynayan Seda istediği kadar etkin bir performans sergileyemedi, zaman zaman salondaki taraftarlarda onun vurduğu topların ölmediği anlarda sıkıntıyla tepki veriyordu, şu anki kadromuzun bozulmaması ve kontenjan dışında kalan Kasia'ya muhtaç kalmamamız için Seda'nın biraz daha iyi hücum bitiriciliği sergilemesi gerekiyor. Zaman zaman eczacı savunması iyi yerleşerek çok sayıda vuruşumuzu çevirip uzun rallilere yol açtı, bu aşamalarda Terminatör Seda'nın vurdu mu öldürmesi gerekiyordu.

Naz'ın paslarına eskiye nazaran daha az tepki olduğunu gözlemledim, gene birkaç kötü pası oldu, oraya atılır mı, öyle pas mı olur be gibi yakarışlar yükseldiyse de taraftarın zamanla ona olan güveninde artış olmakta, bu maç ligteki iyi maçlarından biri olarak aklımda kaldı. Hem de onun yıllarca oynadığı takıma karşı ilk defa eski salonunda as oyuncu olarak sahaya çıkıp kendini gösterme maçı olduğundan iyi motive olduğunu da farkettim.

Chris-Naz blok için gayet güven verici bir ikiliydi, aynı şekilde diğer oyuncularımızda blokta katkı vererek ilk maçtaki sıkıntıyı yaşatmadılar. O gün rakibin servislere yüklenmesiyle iyi günümüzde olmayınca dağılmıştık, bloklarda da uzun süre sıfır çekmiştik. Zaten o maçtan sonra koç Nihan'ın formasını Songül'e verdi, Seda'nın iyileşmesiyle de Chris'i takıma monte etmeye başladı.

Neslihanspor ise hayranlarını pekte sevindirecek bir performans sergileyemedi. Bizim tarafta oynadıklarında bir sayıya sevinirek, servis atmaya bize doğru dönerken yaptığı yumruk hareketi anında tepkileri çekiverdi.

Maçta dördüncü set durum 16-13 aleyhimize teknik molaya girince, taraftarlar olarak bir toparlanmamız gerekti. Büyük Alper ağabey etraftakilere seslenerek tamam yoruldunuz ama bu maçı uzatmayalım arkadaşlar, bitirelim, herkes kendine gelsin, yanlardaki bağırmayanlar da katılsın, bütün gücümüzle yüklenelim diyerek etrafta tur atmaya içerilere sağa sola üstlere giderek herkese bir motivasyon sağladı.

Sahaya dönen takıma haydi kızlar diye alkış tutulup, vur kır parçala bu maçı kazan sesleri yükseldi, oyuncuların bu isteğe olumlu yanıtı ile maç bize doğru dönmeye başladı. Rakip servislere geldiğinde daha şiddetli uğultular yükseliyordu, sayıları aldıkça Kanarya Kanarya saldır saldır Kanarya diye coşuyorduk.

Son set tam bizim sevdiğimiz türden bir pozisyon oldu, bizim hücumda top rakipten sekip arka alana reklam panolarına doğru tam tribünün önüne kaçınca, eczacılı oyunculardan birisi topu çevirmeye koştu, o atlarken herkes oraya doğru uğultuyla yüklenerek baskıyı kurarak topu çevirtmedik.

Tribünde hoplaya zıplaya sağa sola giderek coşmuştuk, şampiyonluk için saldır Fenerbahçe diye sayılar ardarda gelip galibiyete doğru yolumuzu bulduk. Yalnız bu kısımda girilen dönence bestesinde neden hala alakasız şekilde ...samiyende,inönüde kral biziz bu alemde diye söylerler anlamıyorum. ....stadlarda salonlarda kral biziz bu alemde daha uygun olabilir.

Koç ile final four sonrası tesislere gittiğimizde konuşmuştum, daha doğrusu onlar o sırada dışarda çay içiyordu, ayakta duvara dayanmış elindeki çay kaşığıyla çayı karıştırıp duruyordu, utancından yüzümüze bakamıyor gibiydi. Yanına gidip sıcak çayı içmeyi seviyor mu diye sordum zira yabancı arkadaşlarım bir türlü sıcak içemiyorlardı. Böyle Türk geleneği çay bardağında sevdiğini söylemişti. Sonra koça kendisinin kariyerine büyük saygımız olduğunu ama final four'da büyük bir hayalkırıklığı yaşadığımızı söylemiştim, haklısın demişti. Bundan sonra sizden başarıya aç oyuncuları oynatmanızı rica ederim, biz taraftar olarak istekli bir kadroyu itebiliriz, ama doymuş ruh hallerinde olurlarsa bizde birşey yapamayız dedim.

Bu maçın bitiminde dışarıda karşılaşınca kendisini tebrik edip, işte böyle olmalarını istediğimizi söyledim, Kamil hoca ile de tebrikleştik, sonra fazla duramadan dönüş için otobüse gittim.

Tezahürat etmeyi bırakıp maç maç maç tempoları yükselerek Ayazağa'da bir galibiyeti daha alıverdik. Siniri bozulan servisteki Neslihan bütün gazıyla vurduğu topu içeriye nişanlayamadı.
Biraz ortamdakileri iyice gıcık edecek sevinç tezahüratları ardından takım tribüne çağırılmaya başlandı.

Eda bu maçta servisteki hatalarını gözardı edersek oldukça iyi katkı verdi. Sağımızdaki tribünde nişanlısı Erdem, Çiğdem kaptanın eşi Faruk Rasna ile beraber oturuyordu.

Oyuncular rakip takımla tebrikleşme faslının ardından Fener çekip taraftarına doğru yöneldi. Bu esnada hemen sağ tarafımdan girilen "döndük sahaya doğru,açtık ellerimizi..." seslerini duyunca bende ellerimi açarak avaz avaz tezahürata katıldım, bir anda plansız şekilde doğaçlama sağdan sola yayılan tezahürat bütün tribünü kapladı. Oyuncular da bu tezahüratı dinleye dinleye gözlerindeki ışıltıyı hissettirerek bizim önümüze dizildiler. Var mı bizden büyüğü, varsa çıksın ortaya... diye alkışlı kısmına onlarda alkışlarla tempo tuttular.

Avaz avaz bitimiyle, takımla karşılıklı tezahürat yapıldı. Bizim tribünden Lacivert diye girilince onlar Sarı diye karşılık verdi, Şampiyon Fener şeklinde bitirdik. Onlar bizi biz onları alkışlayarak her zaman her yerde en büyük Fener diye haykırıldı.

Sonra bizim dibimizdeki benchte oturan Neslihan'a ve etrafında soğuma için yere yayılıp bu sahneleri izleyen bazı eczacı oyuncularına dönerek "Fenerle kimse başa çıkamaz"... diye tezahüratlar ettik. Neslihan daha fazla duramayıp çıkışa doğru yönelince ona doğru ufaktan şaka yollu sataşmalarımız sürdü.

Bir on dakika kadar çıkışımıza izin verilmediğinden bu süreyi tezahüratlarla değerlendirdik.
Alper ağabey bir baba hindi yapması için istek olunca, herkesi oturtup hindiyi eczacıya bindirdi. Hapçı,ilaçcı,eczacıbaşı diye haykırışlarla salonu terk eden son müessese kırıntılarına da maziden kalma geleneğin kibarcası hatırlatıldı.

Bizim çıkış açılınca herkes yavaştan salonu boşaltmaya başladı, ben de çok terleyeceğimi bildiğimden çantamla yedek tshirtler havlularla falan gelmiştim, üstümü değiştirip salondan en son çıkan oluverdim. Rakibin salon idari amirleri gelip tebrik ettiler, dışarı çıkarken benimle beraber salondan ayrılan güvenlikçilerde harika desteklediniz takımı diye bizi övdüler, ama adamlar sizi o kadar iyi ağırlamışken sonunda keşke öyle hapçı ilaçcı diye söylemeseydiniz demeleri üzerine, bu eskiden kalma bir alışkanlık gelenek deyiverdim.

Salona girerken yağan yağmur kaldığı yerden devam ediyordu, lobi içerisinde tuvalette ve büfede kuyruk vardı, bizim taraftar otobüsü ise aceleyle kalkacağından oyuncularla çıkışta konuşmaya fırsat olmadan ayrılmak gerekti.

(aşağıda linkini verdiğim video fenerbahçe bayan voleybol facebook sayfasından. buraya ekleyemediğim videoda maç sonunun o özel tezahüratlı görüntüsü var)

video
http://video.ak.fbcdn.net/cfs-ak-snc6/214457/430/181862861859367_15852.mp4?oh=250fc31b900c24cd291948585ff7424f&oe=4D9CF200&__gda__=1302131200_0be9d4e3ab7629c177698a45c61abcc6



fotoğraf kaynak; voleybolunsesi.com, Metin Timur, Fenerbahçe bayan voleybol facebook,

2 yorum:

Hayatımın Anlamı dedi ki...

Sevgili Kerem,
Çok güzel anlatmışsın tüm yaşananları. Orada olup tanık olmak vardı.Hafta sonu İstanbula gelmeyi planlamıştım ama uygulayamadım.
Kısa bir süre önce Gürol Fenerbahçe Acıbadem hakkında yazı ve yorum yazmayacağım dedi ve yazmıyor ben şimdi NAZ için ne diyecek diye düşünüyorum. Naz çok iyi oynadı. Bu galibiyette büyük katkısı var. Takım şimdi daha iyi oynuyor. Eminim Gürol'da benim gibi düşünüyordur. Bu arada Fenerbahçe İBB play off maçını Naz'la Fürst salonda izledi. Naz 1e 1 programında bulduğu her fırsatta voleybol maçlarını izlediğini söylüyor. Ama sanki daha önce voleybol maçlarını izlemekten pek hoşlanmadığını okumuştuk. Acaba hangisi doğru.
Bu oyun iyi ama şampiyonluğa yeter mi diye de düşünüyorum.

Efsane Mrsiç dedi ki...

Evet Sağolsun Kerem çok güzel anlatmış her şeyi.Ellerine sağlık.
Naz eski maçlara göre daha iyi oynuyor bu bir gerçek tabii.
Yalnız istatistiklerde -5 ile oynamış yazıyor.O da ilginç.
Evet bende gördüm İBB maçında Fürst ile birlikte maçı izlediklerini.
Filede Fener'deki konuşmasını eleştirmiştim ve kıyamet kopmuştu.
1'e 1 programını izlemedim.Öyle demişse demek ki eleştirimiz bir işe yaramış Murat'cım :))
İyilik yapmış olduk işte fena
mı ? :))
Bir şey yazmayacağım diyorum ama son cümlen için de katılıyorum.
Dicle maçında bile manşette göçtüler.