17 Mart 2010 Çarşamba

Fenerbahçe Acıbadem - Galatasaray 3-1 Kerem'in Gözüyle Salondan İzlenimler

Kupa rövanş maçı olmasına rağmen, çeyrek final eşleşmesinde ki ilk maçın ne zaman olduğunu oyunculara bile sorsanız hatırlamayacakları kadar zaman geçtikten sonra, yoğun fikstür içinde anca bir gün bulunabilip maç tarihi kesinleşmişti.
Haftaiçi oynanacak bu maç sonrası gs bayan voleybol takımı taraftarının kendi kendini biz Avrupa şampiyonuyuz havasıyla mastürbe edeceği dandik bir challenge cup final four organizasyonuna katılacağından oyuncularının bizim maça pek konsantre olacağını düşünmüyordum. Keza bizim takımımızın da taraftarla biraz rehavet içinde de olsa gene standart skor yaparlar düşüncesiyle maça 15 dakika kadar kala salona gidiverdim.

Caddeden salon kapısına inen merdivenler yeni salonun inşaat moloz çuvallarıyla o kadar doluvermiş ki artık merdivenlerin kimi yerlerinde tek kişi geçecek kadar yer kalmış. Böyle düzensiz yığmaya devam ederlerse ilerleyen maçlarda dağcılık sporunu da kulüp branşlarına eklemeye başlarız. Herneyse, salon önünde birikmiş 30 kadar genç kendi aralarında muhabbet ediyordu, bunların pek içeri girme telaşı yok gibiydi, belki finansörlerini bekliyorlardı. İçeri girdiğimde etrafa bakınca haftaiçi bu saate göre iyi bir doluluk göze çarpıyordu, tabii bu sadece Fenerbahçe tarafı için sözkonusu. Rakip tribünde 40 kişi falan ayakta bir kısım da dağınık gözüküyordu. Maç başlamasıyla orada bir blok dolduracak kadar taraftar oluverdiler, aşağı yukarı 100 kişi falan tezahürat etmekteydi.

Ana tribün orta kısımlar dolmuş, yan kısımlara doğru yeni gelenlerle boşluklar tamamlanmaktaydı, file arkasında bir süredir maçlarda görmediğimiz pankartlarıyla beraber 150 kişi kadarı bir blok içinde tezahürat edecek vaziyette ayakta izleyen taraftarlar olmak üzere sol ve sağ tarafındaki bloklarda da dağınık şekilde oturan 50-60 kişi vardı. Ana tribünün köşesindekilerde maç başlangıcına kadar oturarak beklemekte olan ve o bloğu yavaştan doldurmakta olan tezahürat eden kitle ile doluydu. Maç başlangıcı ile bu kısım da ayaklanıverdi. Bu şekilde ayaktaki kitle, kimi zaman birlikte kimi zaman karşılıklı tezahüratlar yapan aşağı yukarı 250 kadar kişi oluverdi. Rakibe göre bu kadar kalabalık olsa da ne kadar efektif olunabildiği ise tartışılabilir.

Etraftakilerle medyanın bu iki takımın katılacağı farklı kupalardaki final fourları nasıl denk şekilde dile doladığına dair konuşuyorken ısınmalar bitmiş, takımlar sahaya dizilmişti. Daha doğrusu sadece bizim takım dizilmişti, gs oyuncuları hala toplu halde çakçak yapmakla meşgulken, bizim oyuncular biran bunun farkında olmadan kaptanın adımı sonrası sahaya giriverdiler ama yan tarafa baktıklarında kimse olmadığını görünce, birbirlerini şaşırttıklarına gülerek geri tornistan yaptılar. Tekrar dizilip bütün takımların sahaya girip tribünleri selamlaması alkışlarla cevap buldu. Ardından takım anonsları ile sahaya yerleşiverdiler, bizim as kadromuzla dizildiğimizi görünce, bir set alıp garantiledikten sonra koç bazılarını değiştirir diye yorum yaptık.

Rakip tribünün yaptığı milyonlarca... tezahüratına bizim tarafında daha güçlü girilmesiyle maça başlandı. Takımımız bizim tarafta maça başlamıştı, bir sayı iki sayı falan derken garip bir hatayla bir sayı daha vermiştik ki Mehmet Ali Aydınlar'ın salona girip yerine geçmekte olduğunu gördüm, bu basit hatayı görmediği iyi oldu dedim ama bu set ve maç boyu o kadar kötü hatalar, manşetler oldu ki zaman zaman bakıldığında suratında biraz sıkıntı okunabiliyordu. 4-5-6 derken noluyoruz yahu diyorduk bu kötü girişle mola da almıştık ama pek çare olmadı. Bizim taraftar ise hala sahada açılan farka itibar etmeden karşılıklı olarak üç alkış temposuyla Fenerbahçe sen çok yaşa.... yapmaya devam ediyordu.

File arkası tribünde amigo Yücel'de vardı bu maç, rakip tribünde ise kaybedeceklerini bildikleri maçlara gelmeyi tercih etmeyen tribün büyükleri yerine daha genç çocuklar göze çarpıyordu,sete çıkacak kadar bile kalabalık olmayan kitlenin içinde tezahürat yönlendirmeye çalışıyorlardı. Ahh bir de unutmadan, her vakıfbank güneş sigorta maçında, etraftan topladığı Üsküdar Anadolu atkılı çocuklarla, sırf bizim sinirimizi bozmaya tribün yapan kiralık eleman turuncu portakalında gs taraftarı içinde tezahürat yapar olduğu gözümden kaçmadı ama bu sefer o turuncu polarını giymemişti.

0-7 olmuşken ilk sayımızı alabildik. Oyuncuların suratlarına bakınca bu set boyu yaptıkları hatalara gülüyorlardı, kendileri de iyi konsantre olamadan kötü girdikleri setin şaşkınlığı içindeydiler. İlk teknik mola sonrası da bize yakışmayan hataların devamı geliyordu, bu esnalarda hakemin de bizi sinir etmeye başladığı düdükler başladı, hakem kim olabilir di ki zaten, gene İlhami Şenyurt, başka hakem yokmuş gibi sürekli bu adamla oynamak sinir bozucu olmaya başladı. Bu maçta İlhami şaşırma sabrımızı taşırma diye bağırmadan geçmedik.

Fark olağanüstü bir şekilde 9 olmuştu, Gamova'nın yüzündeki ifadeyi gördüm, hayretle karışık bir gülümseme vardı, Nati ve Çiğdem Kaptan sürekli hata yapan arkadaşlarını motive etmeye uğraşıyordu, rakip tribündekiler de şaşkınlıkla bir set alabilecek duruma gelmelerinin gazıyla tezahüratlar etmekteydi, bizim taraftar ise susmuyordu ama bir süre daha maça pek tesir edecek gibi değilken, mola sırasında protokolde gs bench arkasında oturan gözlüklü bir adam bizim tarafa doğru el kolla birşeyler yapıyordu. Skorbordu gösterip, sonrada kulaklarını gösterip sanki kaç sayı fark oldu hala boşuna ne bağırıyorsunuz gibi işaretler yapınca, ben ve etrafımdakiler ona sinir olup hey ne oluyor gözlüklü falan diye tepki vermeye başladık. Ardından bizim olduğumuz taraftan bizim için saldır Fenerbahçe tezahüratları başlayıverdi. Bir yandan rakip servislerini yuhlamaya da başladık, yavaştan yaklaşmaya başlamıştık. Hem gözlüklü adama da bu sefer bizden işaretler giderken farkı üçe indirdik, sanırım 14-17 olmuşken, amigo Yücel kendi tezahüratlarının girilmemesine kırılmış gibi bir tavırla sahaya sırtı dönük durduğu seti terkedip ön sıradaki taraftarların arasına yerleşiverdi. Kollarını göğsünde kavuşturup küskün bir çocuk hali alınca file arkasından "sarı lacivert Yücel... gazlamaları geldi ama yok olmaz falan dedi sanırım, bunun üstüne sahada oynanan maçta farkın erimesinin falan hiç umrunda olmayan kitle sırf kendilerini eğlendirmeye başladı. Yücel abi çıkmazsa küfür ederiz diye birkaç kere bağırmaları üzerine ne diyorlar bunlar yahu diye bizim kafalarda o tarafa dönüverdi, tam farkı eritme ritmini tutturmuşken file arkasındakiler saçmalamakla meşguldü. Şaka gibi yaptıkları gözdağını icra etmeye başladılar, durup dururken üst taraflardan yükselen a.....a.. galatasaraay diye sesler çok fazla sürmese de tam bir komediydi. Diğer taraftarların onları sansürlemesi ardından bir anda ortamdaki elektriklenme ile tezahüratlar kesiliverdi, sahaya da negatif yansıdı, rakip tekrar farkı açıp 6 sayı öne fırlayıverdi. Edilen küfür üstüne protokoldeki Abdullah Paşaoğlu tribüne fırlamıştı bile, orada Yücel ile konuştuktan sonra bizim tarafa da geldi, lütfen küfür ettirmeyelim,hiç gerek yok ortamı germeye dedi ve gitti. Bu arada sahada sadece manşetlerde değil, paslarda da çok kötü organizasyon olmaktaydı, biraz da gelen kötü manşetlerin etkisi olsa da Frauke hatalarla tribündekilerin tepkilerini çekmekteydi. Tribündekilerin tekrar kendine çekidüzen vermesi ardından, bizim oyuncular da bilhassa Seda ve Gamova maça asılmaya başladılar. Taraftarda kısa süre karşılıklı haydi fener haydi,tam zamanı şimdi... diye bağırdı, bunun ardından coştursana bizi bu tribünlerde... diyerekten farka rağmen maçı bırakmamıştı. Çiğdem kaptanın servise geçmesi ile bir umutla iyice yüklenmeye başladık, sayılar ardı ardına gelmekte ve tezahüratta ki coşku katlanmaktaydı. Bu süreçte de rakip libero Ayça basit hatalarıyla dikkat çekiyordu, diğer arkadaşları da ona katılınca bizim melekler farkı kapattı, hatta öne de geçip set sayısı atacak duruma geldik, rakip tribüne bir süredir suskunluk çökmüştü, sadece ıslıklamakla meşguldüler, bizim taraftar ise 9 sayı farktan geri dönüş yapmanın gazıyla o tarafa doğru eller kol geçirmeler havadaydı. Ama blok aut ile bizim seriyi kırmaları ardından servise geçen ivana üstüste Nihan'ı bularak onun hatalarıyla seti kaybettik, son hamlede Frauke'nin ne yaptığını ise pek çözemedim.

Herkes garip bir şaşkınlık içindeydi, set vermek beklenmiyordu bunun kötü oyun ve konsantrasyon bozukluğundan kaynaklanan hatalar sonucu olması yanında yorgunluk faktörünü de dile getirenler vardı. Rakip tribün doğal olarak böylesine güçlü bir takıma karşı set almanın keyfini çıkarıyordu. Her ne kadar ilk set boyu ahhlar vahhlar arasında hata yapan oyunculara zaman zaman serzenişler yapsalarda, önümüzdeki ağabeylerden Nihan Güneyligil sesleri yükselmekteydi. Ona moral vermek için bağırmaktaydık, takımlar yer değiştirdiğinden bize uzak yarı sahada hekemin sahaya giriş izinini bekliyorlardı.

Vay be ne zamandır üç setten fazlasını izleyemiyorduk, bugün takımı dört set izleyebilcez diye aramıza konuşurken set başlamıştı. İlk setteki rehavetten uzak olup, bu sete sayılarla başladık. Rakip koç hemen mola alıverdi. Rakip tribünün okey lets go bestesi ile dalga geçen bizim taraftarlar oley oley yerine mööö mööö diye bitiriyordu. Sonra da karşı tarafa oo ooo gerizekalı diye bağırıyorlardı. Rakip tribünde buna karşılık aşağı yukarı ile dalga geçince, oynanmakta olan maç sırasında gene oyundan kopuk halde bizim file arkasındakiler sağa sola yapmaya başladılar. Teknik mola sırasında da ok lets go dalgası devam etti. Hatta maç sırasında da sık sık buradan ironiyle meşgul olundu. Bu saçma tezahüratı ilk olarak Ayhan Şahenkte oynanan gs-Fener erkek basket derbisinde yaptıklarını hatırlıyorum da, neden şimdi böyle ilginin patladığına anlam veremedim.

İkinci set 4-5 sayı fark ile önde götürüyorduk. İlk sette ise oyunun tempo kontrolünü manşet sıkıntılarımızdan dolayı uzun süre ele alamamıştık. Ama bu esnalarda gene İlhami devreye giriverdi. Gamova'nın itirazları üzerine onu yanına çağırıp uyarması bizi iyice sinirlendirmişti, İlhami noluyor götün başın oynuyor diye bağıracaktık ki, bu yüzden adamın geçen maçlarda yaptığı uyuzluk akla gelince, İlhami şaşırma sabrımızı taşırma diye bağırmakla yetindik. Bu gerginlik anları sonrası gs gene öne geçiverdi ve ikinci teknik molaya önde girdiler. Karşılıklı sayılarla devam eden oyunda, önümüzde servise gelen oyunculara laf atıyor,yuhlayıp ıslıklıyorduk. ivananın servisini kırmamız ardından gene öne geçiverdik. Sonunda biriken stresi parkede patlatıp turu getiren smacı Nati ile vuruverdik. Bir anda file arkasından samiyen cimboma mezar olacak sesleri yükseliverdi. Saha değişiminde önümüzden geçen oyuncularımızı alkışladık.

Turun garantilenmesi sonrası Nati kenara alınıp Alice Blom oyuna dahil oldu. Nati baldırındaki bandajıda çıkardı, kenardan getirilen istatistik kağıdını da koça iletip kenardaki arkadaşlarıyla sarmaş dolaş oldu. Üçüncü set file arkasının hafif tempoda başladığı sensiz hayat bir işkence melodisine, yan taraftaki bizlerin de katılımıyla uzun süre yapılan karşılıklı sensiz hayaaat bir işkenceee... tezahüratı ile salonda çok güzel bir hava oluşuverdi. Bu sete de iyi girmediysekte sonra toparlandık, ilk teknik mola sonrası artık sahadaki oyunda bizim kontrolümüzde akıyordu. Tribünde bunun rahatlığında tezahüratı uzun süre kesmeden sürdürebildi. İlk başta farkına varmadıysam da bu set ortalarında pasör değişikliği ile Naz da oyuna giriverdi. Rakip koç mola alınca, yahu takımın birşey yapacağı yok adam herhalde bizi susturmaya çalışmak için mola alıyor diyorduk. Her zaman her yerde en büyük Fener diye bağırıldıktan sonra, uzun süredir sessiz vaziyette takılmakta olan rakip taraftara doğru ayıptır sorması, susmaya mı geldiniz diye sataşma başladı. Gene bir ok lets go geyiği dönüverdi. Önce Alice Blom, en sonunda da Eda'nın ace yapması ile seti alıp 2-1 öne geçtik.

2-1 olduktan sonra file arkası ile iletişim kurulup karşılıklı olarak o tarafın başlatmasıyla içimdeki cimbom aşkı bambaşka... tezahüratı yapıldı. Çekilen nahlar ardından polis ve güvenlik görevlileri gene bu geçen set boyu olduğu gibi bizim taraflara doğru yığılmaya başladı. Tahrik edici tezahüratlar yapmayın diye uyarıyorlardı, yahu bunun nesinden ne olcak diye tartışılmaktaydı. Ama ortalıkta bir gariplik olduğu belliydi, ellerinde telsiz olan bir çok kişi önümüzden geçip duruyor, son set boyu bizim olduğumuz köşedeki birilerini gözleriyle arayıp duruyorlardı. Polis amiri ardından salon güvenlik amiri de yanında bir kadın polisle gelip etrafı kesmeye başladılar. Bir yandan da maçın son seti başlamıştı, tribünde birazdan garip birşeyler olacağını sezmemek mümkün değildi. Küfür eden biri mi olmuştu da onu arıyorlardı anlam verememiştim, sürekli birileri gidip gelip biraz yukarılarımda biryerlere bakıp duruyorlardı.

Bu set başı bir mahsun mor menekşe şarkısını söyleyiverdik, bunun ardından nereden çıktıysa bilmiyorum cigulinin binnaz şarkısını söyleyenlerde vardı. Stadtaki derbi havası gibi ama müziksiz şarkılar girilmekteyken, ilk teknik molaya kadar karşılıklı sayılarla maç devam ediyordu. Bu set rakip takım gene önümüzdeydi ve tribün gs liberosu Ayça'ya sarmaya başladı. Eskiden bizde de oynamış olan oyuncuya ayçaaa ayçaa diye file arkasından sataşıyorlardı. Bizim tarafta da bir zamanlar kral idi mısıra...suyumuzu kaynatalım cimbomuda oynatalım diye söylendikten sonra sen oyna cimbom sen oyna diye bir iki tur söylendi ardından aynısı sen oyna ayça diye tekrar edildi. Rakip tribünden anlayamadığım ama keita içerikli birşeyler kulağa geliyordu. Sonra bizim file arkası ayçaya biraz ışıl muamelesi ile kaşar ayça çekmeye başlayacak gibi oldu ki bizim tribünlerden bir yeter yahu tepkileri geldi, protokoldeki Hakan Dinçay ve Abdullah Paşaoğlu'da zaman zaman o tarafa doğru işaretler yapıyorlardı. Birinci derece küfür olmasa da polisler bizim taraftar ile tartışıyordu, bu esnalarda karşı tribünden düpedüz bizim oyunculardan birine ağır küfürlü birşeyler söyleniyordu, sanırım Seda'ya idi. Birden bunu duyan bütün tribün refleks halinde yuhh çüşş ohaa gibi tepkilerle o tarafa bela okumaya başladı. Önümüzden geçen polislerle tartışmaya başladık, bu küfürü duymuyor musunuz deyince ne var siz de aynısını yapıyorsunuz diye cevap geliyordu, polisle tartışmalar biraz daha ciddileşti.

Sonra bu polisler bizim köşe taraftaki tribün blok içine giriverdiler. Oradaki birkaç bayan taraftar ile konuşup onları dışarı gelmeye davet ediyorlardı sanırım. Bir an için anlam veremediğim bu sahneleri gören diğer cengaver gençlerde bir anda sağdan soldan oraya akın edince biraz ortalık karıştı. Ama polisle beraber bu taraftarlar ayrılınca, orada sorduklarımız kadarıyla olaylı basket derbisinde gs taraftarını tahrik edip ceza alan bayan orta parmak tribünde görülmüş, yada o sarışın bayanlardan birini ona benzetmişler, tam anlayamadım. Sanırım bu yüzden polisler güvenlik amiri falan uzun bir süre o tarafı göz hapsine alıp acaba o mu diye incelemekteydi.

Bu mesele biraz tribünün soğumasına sebep olduysa da herkesi tekrar sahaya döndürmeye çabaladık, maçta fazla fark yoktu. Islıklamalar, tezahüratlar falan derken gene setin sonuna üç farklı bir şekilde geliverdik. Bu anda son ankara deplasmanında üzücü bir yaralanma geçiren Alper Ağabey için kendi kurduğu grubu olan grup Laciverttekiler tezahürat etmeye başladı. Onlarla beraber Büyük Alper oley diye tezahürat etmeye başladık, geçmiş olsun Alper,geçmiş olsun seslerine file arkasındaki GFB'liler de katılıverdi. Bu sefer onlar da fırsattan istifade Sefa Reis tezahüratını giriverdiler, buna da yan taraflarından uyum geliverdi. Sonra Yücel'e de tezahürat ediyorlarken, maç sayısını atmıştık bile.

İşte böyle her sene böyle... diye bağırılırken bir yandan da takım alkışlanmaktaydı. O esnada rakip sahada olan takım tribüne çağırıldı. Oyuncular rakiple tebrikleşme ardından alkışlarla tribüne doğru yaklaştı. Bizim olduğumuz yerdeki ağabeyler Nihana seslenince,hep beraber onu çağırdık, bir arada dizilmiş olan oyunculardan öne doğru ayrılıp bize yaklaştı. Nihan tezahüratları ile kötü olduğu bir günde ona moral verilip sen bizim herşeyimizsin, bu taraftar seninle gurur duyuyor diye bağırdık. O da bize selam verip,sağolun dedi,arkadaşlarının arasına döndü, takım arkadaşlarıda ona sempatilerini gösterdiler.

Ardından takım Fener çekip röportaj ve soğuma hareketleri için dağılıverdi. Rakip taraftar da hemen çıkmak üzere hareketlenmişti, bir set alan kendi takımlarını tribüne çağırdıklarını duymadım, mağlup olan takım olarak ilk boşaltılan taraf oldukları halde, bizim taraftar şşşt nereye diye takılmaktaydı. Onlar da samiyene samiyene gelin, samiyen Fenere mezar olacak diye bağırıp gidiverdiler. Bizim taraftarlar ise zorunlu olarak içerde tutulmaktaydı, polisler file arkasından giden yolu kestiğinden oralarda birikmeler oldu, kimisi polisle tartışmaktayken biz de sahadaki oyunculara tezahürat yapmaya başladık. Benchte oturmus arkadaşıyla konuşan Natasa Osmokrovic ile basladik,önünü perdeleyen birinin yanından kafasını uzattı, selamımızı aldık. Vur vur kafasına kafasına çivi gibi çivi gibi Naz Naz Naz derken bir cevap gelmemişti, ama hocasıyla konuşmayı bitirdiği gibi kafasını dönüp bize doğru el salladı. Terminatör Seda karşı yarı alandan koşu yaparak geliyordu, o da hep yaptığı gibi yumruğunu kalbine vurarak işaretini verdi. Eda Erdem oley seslerine gene kocaman bir gülümsemeyle bize yaklaşıp başla selam verdi, Allah sizi... diye gitti. Alice Blom da tezahüratlara el salladı. Benchte en solda oturduğunu gördüğümüz Drickx'e tezahürat etmekteydik, bize el salladı. Hemen yanında oturan Gamova gülüverdik, Drickx'le şakalaşıyorlardı, şimdi sıra sende herhalde diye. Ekaterina Gamova diye bağırmaya başlamıştık, Gamova Drickx ile beraber gülüştüler, oturduğu yerden el sallayacak gibi oldu ama Drickx kahkaha atarak onun kolundan çekip ayağa kaldırdı, iki eliyle bize selam verdi. Kaptan Çiğdem röportajı bitirmişti, ona seslenmemize öpücük yolladı. Diğer birkaç oyuncumuz ve gençler ise soyunma odasına gitmişlerdi bile. Kamil Söz'e sataşmalar başladı, vallahi Kamil Kamil,billahi Kamil Kamil diye.. Uzaktan gülüp bakınca, Kamil gelmezse aşağı atlarız diye bağırdık. Kahkahalarla bize yaklaştı, ooooo sesleri arasında selamlayıp gidiverdi. Viooolet diye menejere seslenmemiz ile bize dönüp el salladı. Vio koçu buraya getir diye bağırmamızla koçun yanına gidip kulağına söyledi. Koç ile beraber el ele yaklaştılar. Jan de Brandt Oleyyy diye bağırıyorduk, koç mutlu bir şekilde bizi baş parmağıyla selamladı. Bu arada hala kapılar açılmadığından tribünleri terkedemiyorduk. Yücel'e dönüp bir baba hindi çekmesi için Yücel hindi baba diye sesler yükseliyordu. Çekmezsen aşağı atlarız diye takılmamızla, o da sete çıkıp etraftakileri koltuklara çökertti. Sesimiz galatasaraylılara kadar gitsin gazlamalarını verip bir baba hindi yaptırdı. Bu esnada hala saha da olan koç ve soğuma hareketlerini fizyoterapistle beraber yapan Frauke şaşkın bir şekilde ne olduğunu izliyorlardı, koçun hoşuna gitmişti ki keyifle gülerek izliyordu.

Bu faslı arabadan inip cimboma bindirerek tamamladıktan sonra artık polisin çıkış iznimizi vermesiyle bitirdik. Salondan ayrılırken bir sandalye üstünde küçük kızına montunu giydiren bir teyzemiz önünden geçen gençlere sesli serzenişteydi, şu maçlarda küfür etmeyi de bıraksanız ne güzel olacak, Fenerbahçe,sarı lacivert diye bağırın yetmiyor mu küfürle terbiyesizliğe ne gerek var falan diyordu. Salon dışında soğuk ve karanlık içinde merdivenleri tırmanıyorduk ki, gençler merdiven boyu moloz yığınıyla araya dizilen sac perdeleri yumruklayıp gürültü yapmaktaydılar. Onları bu gereksiz aktiviteden susturmayı başardıktan sonra ana caddeye ulaşıverdik. Eve doğru giderken ise maça da gelmiş olup rakip tribünde olan komşu ve yanında 5-6 arkadaşı ile karşılaştım, nasıl set aldık ama sonunda diye bana sesleniyordu. Ben ise ona gülerek geçtim, aklımda sadece acaba bugünkü hataları Final Four'da tekrarlar mıyız düşünceleriyle eve vardım.

Kerem GÜRSEL (Sensibleturk)

1 yorum:

Efsane Mrsiç dedi ki...

Teşekkürler Kerem'cim.
Ellerine,yüreğine sağlık.