28 Mart 2010 Pazar

Fenerbahçe Acıbadem - Beşiktaş 3 -1 Salondan İzlenimler


Haftalar haftaları kovaladı ve Sarı Meleklerimizin final four haftasonu öncesindeki son iç saha maçımıza geliverdik. Takımın İstanbul'da ki son maçı bjk derbisiydi ama Fransa'ya uçmadan önce lig mesaileri bitmiş olmayacaktı. Daha pazartesi günü Ankara'ya uçup iller bankası ile de oynamak külfetini sırtlarından atmaları gerekiyor.


Ligin ilk devresinde akatlardaki maça da gitmiştim, daha ilerleyen zamanda beşiktaş taraftarının daha organize geldikleri erkek derbisinde de salondaydım. Bu tribün mücadeleleri üzerine, bugün haftasonu olması ve bu sefer erkeklere nazaran daha çok ilgi gören bayan voleybol takımının maçı olması dolayısıyla Fenerbahçe taraftarının maça ilgisinin iyi olacağını tahmin etmek zor değildi. Bir yandan da bundan dolayı beşiktaş taraftarının da yeterli kalabalıkla gelmesini arzu eden tribüncüler salon dışında zaman geçiriyorlardı. Ama akşam futbol takımlarının da maçı olan beşiktaşlıların önce salona sonra stada gitme gibi bir niyet geliştirmedikleri, bu maça geçen seferki kadar bir ilgileri olmayacağı da anlaşılmıştı.

Güzel bir bahar havasında salona giderken gördüm ki, geçen sefer 200 kadar kişinin doldurduğu parkın orada üç tane beşiktaş atkılı taraftar oturup belki de gelecek olanları beklemekteydi. Daha maça 45-50 dakika kadar vardı, ortalıkta önceki seferdeki polis çokluğu da yoktu. Sanırım maç öncesi ilerleyen zamanda biraz polis sayısı artıp cadde üzerini kontrol altına almışlarsa da, önceki voleybol derbileri kadar sıkı önlemler olmadığından maç sonu ortalık karışıvermiş. Yol üstünde ve salon girişi etrafında bekleşenler dağınık halde 40-50 kişi kadardı. Ortalıkta gelen giden olmadığı için, daha fazla bekleme yapmadan içeri giriverdim.

Maç programına bakınca normal seyrinde o saatte vgstt-beylikdüzü genç bayanlar maçının sonları olması gerekiyordu. Ama skorbordda daha ikinci setin başları olduğunu görünce programda sarkma olduğunu anladım, herhalde bizim genç bayanların maçı uzayıverdi diye düşündüm ki, doğruymuş 3-2 kazanmışız. Bu sarkmalar sonrası maçın geç başlayacağı anlaşılmıştı, bundan dolayı da girişteki kafede ve tribünde olan bizim takım oyuncularından bazılarını gördüm. Ben içeri girerken Songül kafeden çay almaktaydı. Güvenlik kontrolleri geçmemle beraber bizim her zamanki köşe tribün blokunun orada biraz üst sol tarafta da bir Fenerbahçe Acıbadem eşofmanlı gözüme çarptı ki, Nati'ydi. Hemen yanına gidip oturuverdim, Selam Nati diye el sıkışıp, nasılsın,iyiyim,sen vs. faslından sonra sakatlık problemin tamamıyla geçti mi, bir süredir maçlarda daha az manşet alıyorsun, takımda sanki bundan problem yaşıyor gibi diye sordum. Tam o esnada fırlama oğlu da yanına geliverdi, bir yandan ona laf yetiştirdikten sonra bana dönüp, şimdi bir sakatlık problemim yok, geçici bir süre için böyle dikkatli olduk, yakında gene aynı seviyede oynamaya başlarım, sen merak etme,ilgin için teşekkürler dedi. Yanına Sanja Popoviç'te geliverdi,ona da merhaba, maçta iyi şanslar deyip onunda oturması için yanlarından ayrıldım. Sanırım Nati'nin babası da arkalarında oturuyordu, iki oyuncu bayağı uzun bir süre beraber oturup sohbet ettiler, sonra etraftakilerle resim çektirmeler vs. Açıkçası Sanja kalın bacak ve vücut yapısıyla çok farklı bir ölçü kalıbında ama kendisini maç çıkışında sivil kıyafetleri içinde daha bir dişi görüverince önceki fikrim değişiverdi.

Salon içinde maça 40 dakika kadar zaman olmasına rağmen bayağı bir kalabalık vardı, salon skorbordu daha o zamandan 27 derece göstermekteydi. Çok az sayıda tek tük siyah beyazlı taraftar karşı file arkasında oturarak bekliyordu. Bizim tarafta yavaş yavaş kalabalık artarken, pankartlarıyla gelenler bunları asmak için hazırlıklara girişmekteydi. Ama güvenlik amiri gençlerin maçı oynanmaktayken pankartların açılmasına izin vermedi, pankartlar bağlanıp yapıştırıldıysa da, aşağı sarkıtılmadan katlanarak setin üzerine bırakılmaktaydı. File arkası tribünde henüz bağıracak olan taraftarlar içeri girip yerleşmemişti, büyük ihtimal dışarda bekleşmekteydiler.

Ortalıkta henüz güvenlik görevlileri yok diye bakınırken, birden bire başlarında şefleri ile file arkasındaki sol blok tribüne beşerli sıralarla oturup yerleşiverdiler. Üstlerine giyecekleri yeşil yelekleri dağıtıldı, birkaç bayan güvenlik görevlisi de tuvaletlere giderek hazırlandı,onların yanına dizildi. Bir tane görevli elindeki listeye yelek numaralarına göre isimleri not etmeye başladı. Yaklaşık 30 görevli varken, birazdan üstlerini değiştirip gelenlerle sayıları 50 kadar oluverdi. Bir yandan bunlara verilen brifingi izlemekteyken sahada ise vgstt gençleri rahat bir şekilde beylikdüzü gençlerini dağıtmakla meşguldü. İlk set olduğu gibi ikinci seti de rakibi tek hanede tuttular. Zaman zaman oyuncular kendi kendine alkış temposu tutuyordu, bazen de tribündeki aileleri alkışlıyordu. Bir ara Eda yan tarafımızda gözüküverdi, canı çay istemiş,kafeye gidiyordu, sonra da gene sağ tarafta aşağıdaki soyunma odalarına giden merdivenlerde kayboldu. Violet Hanımda onun peşinden yukarıya çıkmıştı. Nati de kaybolmuştu ama Sanja hala tribündeydi, etraftaki gençlerle resimler çektiriyordu, az daha sonra o da gitti.

Elinde telsiz olan güvenlik şeflerinden biri önümüzden geçerken ön sırada oturanlara daha sonra oraları boşaltmaları için uyarı yapınca daha fazla dayanamadım. Bu file arkasındaki özel güvenlik timi önünde telsiziyle duran amirlerinden her maç gördüğüm birinin yanına gidip konuşmaya başladım. Bu özel güvenlik Fenerbahçe'ye mi ait, bizim maçlardaki güvenlik önlemlerinin kıstası nedir, her maçımızda ön sıralar boşaltılmakta ama bu salonda ki başka takımların maçlarında böyle uygulama olduğunu görmüyoruz, hiç olay çıkma ihtimali olmayan beylikdüzü gibi maçlarımızda bile önlerde aileleriyle oturan ufak çocuklar falan kaldırılıyor acaba bizim kulübün kendi uygulamaları mıdır,bizim yöneticilerimiz mi böyle istiyor yoksa federasyonun böyle bir kararı mı var diye diyalog içinde bazı sorularım oldu. Nezaketle cevap verdi ama pekte inandırıcı gelmeyen bir laf salatası oldu. Bu konuda federasyonun talimat ve yönetmelikleri varmış, her kulüpte kendi maçlarında kendi özel güvenlikleriyle bunları uygulamak zorundaymış, ön sıraların böylesine derbilerde boşaltılmasıyla oradan sahaya birşeyler atacak olanlar engellenmeye çalışılıyormuş, (ama atacak olan heryerden atar deyince yanıt yok) doğal olarak böyle maçlarda en az 50 kişi kadar görevlendirirken daha zayıf maçlarda 20 kişi yeterli oluyormuş, bu sadece bizim kulübün yaptırımları değilmiş, federasyon ve emniyetin ortaklaşa aldığı kararlar her maçta uygulanıyormuş (diğer takım maçlarını izleyince böyle olmadığını söylemekte fayda etmedi) hatta Fenerbahçe kulübü ile futbol stadındaki güvenlik içinde işbirliği içindeymişler, kulübün stad ve salonlarda kendi taraftarına sıkıntı verme gibi bir amacı yokmuş ama emniyet ve federasyon kararlarını uygulamak zorundaymışlar yoksa kulüp cezalarla karşı karşıya geliyormuş (buradan ceza konusu açılınca rakiplerle karşılıklı küfürleşme durumlarında diğer tarafa yetersiz önlem alınmasından bahsetmem üzerine) bu noktada emniyetinde sorumlulukları oluyormuş, özel güvenlik olarak yapabilecekleri kısıtlıymış.

Ardından tekrar önündeki güvenlik timine birşeyler anlatması gerekti,ben de teşekkür edip yanından ayrıldım, duvar dibindeki ekibin yanına gittim ki,Barış ağabeyde(canarino) emektar basın mensubu Ragıp Tekin ile bu konular hakkında konuşmuş, o da hak vermiş. Açıkçası bizim maçlarımızda gördüğümüz uygulamaların federasyon emniyet kararı vs. olduğunun pek inandırıcı olmadığını kanaat getirdik. Böyle kurallar var da katı bir şekilde sadece bizlere uygulanıyorsa da, son yıllarda kulübün tribün kontrol uygulamalarını her fırsatta gördüğümüzden şaşırtıcı sayılmaz.

Ben bir süre duvar dibi ekiple takılırken salondaki seyirci kitlesi daha da artmaktaydı, gençlerin maçının da son seti oynanıyordu. Bu defa dünyanın en büyük spor kulübü pankartını getirmemişlerdi, Group İzmir pankartının da asılmasına yardım edip, biraz bu pankartın kökeni hakkında muhabbet ederken, bizim taraftarımız ise beylikdüzü genç oyuncularını sayı için teşvik etmekteydi. Alkış tempoları, beylikdüzü sesleri falan yükseliyorken en sonunda çift haneli sayıları görebildiler, 12-12 de beraberliğide yakaladılar sanırım ama ardından vgstt gençleri gene maça asılıp sadece tek sayı verip kopartıverdiler. Maç bitimiyle pankartlar aşağı sarkıtılmaya başlandı, tam pankartı sarkıtıyordum ki alt kapıdan bizim oyuncular çıkmaya başladı. Pankart o kadar uzamasa da kafalarına düşecekmiş gibi olunca Alice refleksle eğilip yukarı bakıverdi, beni görünce gülüp selamladı, ok no problem. Onların çıkmasıyla salondan alkışlarda yükseldi, bu şekilde ısınmalara başlayıverdiler.

Onlar ısınmaya başlarken saat ikiye doğru geliyordu. Gene ana tribüne doğru gidiverdim, orada setin orada ayakta dikilen Grup Lacivertten Tolga ağabeyle Fransa yolculuk masrafları ve konsolosluk vize başvurusu sonucunu ne zaman alacağına dair biraz konuştuk, Fransa'da taraftarın içinde tanıdık yüzlerin olmasının takım içinde iyi olacağını, hem de voleybol tribün alışkanlıklarını takıma çok alışkın olmayan salondaki gurbetçi taraftarımızla sergileyebilmelerinin gerektiğinden falan bahsettim, onun için buradan belli bir kitlenin orada olması faydalı olacaktır, keşke ayarlayıp gelebilseydim diye iç çektim.

Onla konuştuktan sonra tribünde oturan tanıdık gençlerle sohbete koyuluverdim,maçın normaldeki başlama saati gelmişti ama biz hala ısınmaları izlemek zorundaydık. File arkası tribüne de azar azar olsa da gençler gelmeye başlamıştı. Özel güvenlikler yaptıkları toplantı ardından tribüne ve boşalttıkları ön sıralara dağılmışlardı, onlardan boşalan en sol blokta oturarak maç izleyecek taraftarlarca işgal edilmekteydi. Bizim sağımızdaki merdivenin duvar kenarında kalan az sayıdaki koltukta kadın polisler makyajlı halleriyle oturmaktaydılar. Bir yandan muhabbet ederken Aylin ablanın yandaki merdivenden geçtiğini gördüm. Kafeye gidip birşeyler aldıktan sonra dönerken yanına gidip birşey sorabilir miyim deyince, ayaküstü onunla da biraz konuşabildik ama tam o esnalarda salonda bangır bangır yüzüncü yıl marşı çalmaktaydı ve biz de iki tribün arasındaki boşlukta tam da hoparlörlerin dibinde kalmıştık. Onunla konuşurken, bir yandan içeri girmekte olan gençler file arkasına doğru geçiş yapmaktaydı, elindeki kahveyi devireceklerinden endişe eder gibi bir halde olduğundan çok uzun konuşmaya tutamadım. Aylin hanım yayınlanan voleybol programının canlı yayınlandığı saat işe giden, okula gidenler için çok ters oluyor, hem tekrarları da garip saatlerde olunca takip etmek zorlaşıyor, şimdi voleybol takımlarımız bu kadar iyi gidiyor ve takip edilirken neden akşamları yayınlar yapılmaz ki, acaba televizyon yönetiminin yayın saati tercihlerinden mi yoksa sizin akşamları müsait olmamanızdan mı dedim. O da bana "Haklısınız, aslında sabah 11 de başlıyordu sonra 10a çekildi, tekrarları da akşama doğru oluyor ama bu haftaki öyle de olmadı galiba, bunlar bizim tercihimiz dışında olan olaylar, yoksa biz Fenerbahçe için istedikleri saatte yayın yaparız, bana saat sorun olmaz ama televizyon yönetimi bu şekilde programlıyor, böyle bir spor kulübü olunca birçok branşın maçları oluyor akşamları, maç canlı yayını sonra tekrarları, futbol üzerine programlar falan da olunca fazla zaman kalmıyor olmalı" dedi. Bende ama şimdi bu takım daha özel ilgiyi yayınları hakediyor, hem taraftarın da takip edip voleybol üzerine bilinçlenmesi bakımından televizyonda daha faydalı işler yapılmalı deyince; "biliyorum zaten taraftarlar nasıl da bilinçli, internette forumlarında falan nasıl analizlerle rakipleri incelemişler,ne güzel yorumlamışlar şaşırdım kaldım, onların böyle gönülden ilgili olduklarını bilmek çok hoşuma gidiyor, aynı şekilde salonda maçları takip eden kitleyi de çok beğeniyorum" dedikten sonra kadıncağızı o kalabalık içinde daha fazla tutamadım, elinde ki sıcak kahve birileri çarpıp dökülmesin diye teşekkür edip anlatım yerine uğurlamak gerekti.

Aylin abla ile konuşmam sonrası gene yerime geçmiştim ki, artık sağlı sollu boşluklar azalmıştı,ısınmaların sonuna doğru yaklaşmıştık ve protokol tribününde Mehmet Ali Aydınlar'da yerini almıştı. Tiyatrocu Tekin Akmansoy (Nöri Gantar) ise herkesten önce gelmiş gençlerin maçını dahi izliyordu. File arkasında ayakta takip edecek kitle yerleşmişti, dışarda olan amigo Yücel'de daha sonra gelip içeri girdi. Bizim bazı arkadaşlar da içeri girdiklerinde tam biz girdik beşiktaşlılarda arkamızdan gelmiş diye dert yanıyorlardı, 100 kişi kadar gelmişler diyorlardı ama zaten içerde o sıralarda 40-50 kişiydiler, maç zamanı gözlerimiz giriş kapılarına gittiyse de öyle çok fazla kişi gelmedi. Maç başlamasından sonra dağınık halde girenlerle toplamda da ,orta blokta birikip ayakta bağıran 90-100 kişi, etraflarında da oturup maç izleyenlerle 120-130 kişi kadar oldular.

Bizim olduğumuz köşe blokta oturarak maç başlangıcını beklemekteysekte aralarda tek tük göze çarpan seyirci vaziyetli yaşlılarda vardı. Ana tribünün daha solundaki bloklar ise her zaman olduğu gibi maç boyu oturarak maç izleyen seyircilerle boşluksuz dolmuştu. File arkasının bize yakın olan sol blok oturan seyircilerle, en sağ duvardibi blokta oranın müdavimleriyle doluydu ki, bu maç sık sık ayaklanıp tezahüratlar girerek oldukça aktiftiler. Orta blok üstlere doğru sıkışaraktan birikmiş gençlerle doluverdi. Bu şekilde 150 kişi kadar ayaktaydı ve o tribünde az boşluklarla 250ye yakın sayıya ulaşıyordu.
İpek eşofmanlı olsa da ısınan oyuncular arasında değildi, sakatlık problemi hala devam ediyordu, bazı set sonları istatistik kağıdı taşımaya yardımcı olduğunu gördüm, bir set sonu ise çoğu zaman olduğu gibi genç Cemre kağıt hostesliği yapıp, fotokopi makinesinden basılan istatistikleri teknik ekibe götüren kişiydi, bu işler ya sakat olan oyuncuya ya da takımın en gençlerine kalıyor.

Ufaktan tezahürat atışmaları başlayıp, onlar o kadar az kişiyle birşeyler bağırır gibi olunca bizim taraftar bravo diye alkışlıyordu. Bu sefer beşiktaşlılar oo oo o gerizekalı diye bağırdılar. Takım anonsları zamanı rakip oyuncular ıslıklanırken, bizim oyuncular alkışlar ve oley sesleri arasında sahaya giriyorlardı ki, anonsların sonunu beklemeden üç dört oyuncu sayılmışken file arkasından kanaryasın sen bizim canımız.. girilerek söylenmeye başlandı.Rakip tribünde kendi girişlerine ulaşmak için, yeni salon inşaatı nedeniyle kapanan yolu kullanamayacaklarından, tesisler etrafında upuzun bir tur yapıp maç başlangıcından 10 dakika kadar sonra gelenlerle nihai sayılarına ulaştılar ve daha kuvvetli tezahürat girme çabalarına başladılar.

Maçın başında bizim blok oturur bir haldeyken, haydi ayaklanın sesleriyle gazlamamızla ayakta bağırarak izleyen 40 kişi kadar oldu. Aralarda oturan yaşlılar ilk başta gençler oturun falan dediyse de onları file arkasında oturanların tarafına doğru yönlendirdik. Neon formalı meleklerimiz bizim olduğumuz yarı sahadan maça sayıyla başladılar. Bu arada rakip tribünden el kol manyellere duvar dibi ayaklanıp madem erkektin maçtan önce nerdeydin diye sesleniverdi. O tarafta da her zamankinden daha fazla bir kalabalık olmuştu ve zaman zaman karşı tarafın terbiyesizlikleriyle böyle ayarlar vermeye ayaklandılar.

Maça sayıyla başladıysak ta, bu ilk sayı ardından bir süre devamı gelmedi, manşet hatasını daha maçın başında yapmak herkesin canını sıktı,rakibin aldığı sayılara daha sonra cevaplar verip toparlandık. Amigo Yücel'in sete çıkmasıyla tezahürat yönlendirmeleri başladı, kimi zaman bizim taraftan girilen tezahüratı katılım için işaret ediyordu, kimi zaman da kendi önündeki grubunu yönlendirmekteydi, biz onlara uymaya çalışıyorduk. İlk teknik molaya geride girdik ama sonra bizim için saldır kanarya sesleri arasında sayıları almaya ve onları da molaya zorladık. Nati bu sefer daha sık manşet alıyor diye gördüm ama bazen defans yaparken dublajlara falan çok sık atlamasından ben sakatlık olur diye korktum ama o maç boyu hiç çekinmeden aynı şekilde devam etti.

Bir ara rakip tribünden küfürlü birşey söylenir gibi olunca, bizim tribün reaksiyon gösterdi, onlara doğru belalar okunup, polislere işaretleşmeler başladı. Duvardibindekilerin inleyen nağmeler seslerine herkes katılıverdi. Bunun üstüne file arkasının üstlerindekilerden küfür edilecek gibi olunca amigo Yücel maç boyu olduğu gibi onları susturmaya çalıştı, ama bu üst tarafta balkonda duran ile çevresindekilerin girdiği böyle küfürlerle ne biz ne de Yücel ağabey başa çıkabildi. Neyseki hakem uyarıları yada anonslar yapılacak seviyelere gelmiyordu işler, buna rağmen bayanlar maçında, karşılarında sağlam bir 100 kişi bile yokken neyden tahrik oluyorlarsa ısrarla gereksiz zamanlarda gereksiz işler yapmadılar değil.

Oyunda farkın açılmasıyla bir süre file arkasıyla karşılıklı tezahürat yapmaktaydı. üç alkış tempolu Fenerbahçe sen çok yaşa... alkışla,atkıyla,sırtı dönük falan şekillerde yapıldıktan sonra gene bir tezahürat değişikliğine gidildi. Sensiz hayat bir işkence... yapıldı. Set sonuna doğru fark biraz azaldığında koç mola aldıysa da daha fazla yaklaşamadılar, set sonuna doğru tezahürat etmeyi bırakıp 24. sayı ardından set set set diye tempo tutmaya başladık. Kaptan ile sayıyı almamız ardından da her zaman her yerde en büyük Fener diye bağırdık.

İkinci set rakip oyuncular önümüze gelmişti fakat neredeyse set boyu onlarla ciddi şekilde uğraşılmadı, gerekli yerlerde baskı yapılmayıp laylaylom devam edince takımın da kötü oynadığı bu seti kötü şekilde bu sezon görmediğimiz bir farkla kaybettik. Setin başları önde olduğumuz halde geriye düşüp teknik molayı beklemeden mola almak zorunda kaldık. Ne cimbomu ne kartalı...oley oley diye tezahüratlar etmekteydikte pasör değişikliğiyle Naz'ın oyuna girdiğini anca 4-4 berabere olduğunda farketmiştim. Bu set manşette bireysel çöküş problemleri yaşadık, Seda üstüste gelen toplarda hatalara sürüklendi. Bazen de rakip çok şanslıydı, servisleri fileye çarpıp düşüyordu, Naz'ı kontrpiyede bıraktığı oldu, kötü manşetleri sayı pasına çeviremediği çok sefer oluverdi, Gamova'nın blokta kaldığı toplar sonrası iki defa daha yüksek diye işaret yaptığını da gördüm. Seda'nın terminatörlüğünü göremediğimiz bir set ve maç günü olmaktaydı. Naz'ın blokta iyi olduğu anlar olduysa da, bu set genelinde arka alandan fazla top çevirip etkili olamadık ve songül'ü de savunmaya aldığımız değişikliklere rağmen bir türlü o her zamanki geri dönüşlerimizden birini yapamadık. Halbuki taraftar o kadar rahat tavırlardaydı ki, ilk başlarda karşılıklı fenerbahçem benim,biricik sevgilim... yapılmaktaydı. Sonra farklı farklı tezahüratlarla devam ediliyorken bir baktım yan tarafımızdan vgstt oyuncusu neslihan geçiyor. Onlarda bizim maçtan sonraki maçları için salona gelmişti, bazısı kafeye gidip aşağıya inmekteydi. Pankartların altında birikerek bu seti takip ediyorlardı ve bizim kötü oyunumuzdan keyif duydukları gülen yüzlerinden belliydi. Rakip taraftarın haydi haydi haydi Allahaşkına .... diye bağırması üzerine büyük bir uğultu ile tepki geliverdi, aynı şekilde onlara karşılık verilmekteydi.

İkinci teknik molaya da 5 farkla geride girmişken artık baskıya başlamamız gerekirdi ama file arkasındaki kitle hala coştursana bizi... diye bağırmakta olduğundan ve de sahada coşan olmadığından gittikçe can sıkıcı bir skor olmaya başladı. Bizim taraftakilerin de nasılsa yakalarız alışkanlığında olduklarını zannediyorum ki, belki de her zamanki 30 kişi olsak maça daha konsantre olacağımız bir seti vermek üzereydik ama bazen böyle kalabalık derbilerin bu tip sıkıntıları başgösteriyor ne yazık ki. Ne kadar tezahürat edildiyse 12 sayılık bir seri verilince fayda göstermedi, özellikle Nilay'ın iyi servisleri sıkıntı veriyordu, set sonuna doğru da bizim sesler azalmaktaydı, rakip tribün ise alkışlarla,şarkılarla atkıları açıp set almanın keyfini çıkarmaktaydı. Bu set oynanan kötü oyundan dolayı seyircilerden çoğunlukla Naz'a ve Seda'ya sitemler olmuştu. Onları hatalarına rağmen alkışlamaya çalışmakta bu gürültü arasında yetersiz kalıyordu.

Üçüncü set başlamadan önce bir kısım vgstt oyuncusu bizim yedek oyuncuların ayakta beklediği tam karşımızdaki köşeye, protokol tribününe geçip oturuverdiler. Poljak,Kinga,Nikolic gibi yabancılarıda bizim yanımızdan geçip aşağıya inmişti,onlarda tam bizim yedeklerin arkasında oturanlar arasındaydı. Bu set koç tekrar pasör değişikliği yapmıştı ki salonda bunu haklı görenler olduğu gibi, onun moralinin daha da bozulacağını düşünenler de vardı ki Naz'ın molalarda önümüzde yaptığı koşularda surat ifadesi öyle gösteriyordu. Bu sete de geride giriverdik ama bu sefer taraftar gerçekten etkileyiciydi. Geriden gelip ooo Fenerbahçe koy hey Fenerbahçe koy hey haydi şimdi koy beşiktaşa koy diye bağırdığımız sıralarda oldukça gazlamıştık ki, protokolde oturan Poljak maçı bırakıp tribünleri izlemekteydi. Yakalayıp teknik molaya önde giriverdik, mola da dahi tezahürat etme hevesinde olsakta, salon dj müziği açmakta ısrar ediyordu, bu maç boyu böyle sık sık tekrar etti, ona giden işaretlere rağmen molalarda coşku anlarını kesintiye uğrattı, zaman zaman da biz dinlenmek için molalarda suskunlaşıyorduk. Neyse molanın bitmesine yakın tekrar aynı tezahüratı girmeye başladık, karşılıklı sayılar esnasında tartışmalı bir karar için tezahürat etmeyi kesip hakeme itiraza başladık. Sonrasında gene Fenerbahçe koy oley diye gazlamamızla gelen sayılar farkın açılmasına yol açtı. Bir molada karşı tarafa aptal aptal bakma diye bağırmasalardı, onların orada olduğunu dahi unutmuştum, sessizlikle bakınıyorlardı. Bir önceki setin tersi şekilde onları çaresiz bıraktığımız anlar sonunda setin bitimi geldi. Kudur kudur diye tezahüratlar eşliğinde bitiriverdik, bu set fazla efor sarfetmiştik.

Sanırım bu set sonuydu ki karşı tribünden gene ters laflar edilmeye başlanmıştı, buna karşın tepkiler olunca tam da o duvardibindeki kapıya doğru gitmekte olan Mehmet Ali Aydınlar ve Abdullah Paşaoğlu üstteki tribündeki duvardibi ekibin serzenişlerine siz dinlemeyin onları, sakin olun gibisinden cevaplar aldılar. Ama buna rağmen dayanamayanlarda oluyordu, onları sansürlemekle de biz uğraşıyorduk. Polis file arkasındaki gençlerin arasına gelip bir tanesini karşı tarafa el hareketleri yaptığı için uyardı ama karşı taraftakilerle uğraşan polis falan göremiyorduk. Bizim taraftarların verdiği her tepkiye polisten baskı geliyordu. Hatta son set sırasında kulüp idarecilerinden telefon mesajı gelmişti, emniyet amirliğinin karşılıklı küfürleşmeler devam ettiği takdirde her iki tarafın amigolarını gözaltına alacağının uyarısı geldiğini yazmışlar. Ortalıkta hakem uyarısı falan olmasa da böyle gerginlikler olmaktaydı. Bizim olduğumuz tarafta bir sıkıntı sözkonusu değilse de, file arkasında üstlerde birikenlerin zaman zaman girdiği beşiktaşla ilgili yıllardır ettiğimiz küfürlü tezahüratları amigo Yücel zaman zaman susturmakta sıkıntı çekiyordu. Bunlar çok kısa sürdüğünden ve tepkilerle susturulduğundan belki de hakemin dikkatini çekmiyordu ama eminim ki hakem İlhami Şenyurt olsa gıcıklığını sahnelerdi.

Bu son set içinde futboldaki gs derbisine göndermeler de oldu fakat ilk başlarda gene normal şekilde başlandı. Farkın açılması esnalarında sensiz hayat diye tempo tutulmaktaydı ve sayılar bizim hanemizde artmaktaydı. Bir ara file arkasındakilerin Fenerbahçe aşkına herkes ayağa gazlamalarıyla salonu ayaklandırma isteği oldu, bunun ardından Yücel pınarbaşı yaptırma geleneğini icra etti. Bir yandan oyuna bakınca Seda'nın öldüremediği toplara üzülüyordum ama farkın kapanacağı yoktu, koç uzun süre onu oyunda tutup güvenini hissettirmek istemiş olabilir, sanırım maç sonlarına doğru Alice giriverdi. Avaz Avaz sesimiz... yükseldikten sonra üstüne telli turna melodisiyle karşılıklı keyiflendikten sonra maçın sonlarında seni sevmek deli gibi yürek ister melodisiyle, geliyoruz (file arkası), koymaya (bizim taraf) şeklinde bir süre futbol derbisine gönderme ile uğraşıldı. Maç sonu yaklaşmışken hala bu derbiyle yada beşiktaşa küfürle uğraşanlar varken, bayan voleybol takımını Cannes'a uğurlamak üzere olduklarının farkında olan yada umurunda olanlar ise azınlıktaydı. O taraflardan yine genç fenerliler ultraslanı... diye küfür yükselir gibi olunca biz bekle Fransa...Fenerbahçe geliyor kupa almaya diye bağırarak onları alakasız işlerden uzaklaştırıp tezahürata katmaya çalışıyorduk ama gene de bildiklerini yapan ergenlerle uğraşılamıyordu, zaten karşı tarafta kendi çapında bunlara kontra küfür girme peşindeydi. En sonunda şampiyon Fenerbahçem ne istersen iste benden şarkısıyla ortalık çınladıktan sonra, maç maç maç temposu eşliğinde çoğu zaman olduğu gibi gene alamadığımız bir sayı oldu. Bunun üstüne kullandığımız hücumu değerlendirip maçı bitiriverdik.

O anki ortamda gene karşılıklı maçtan sonra kaçmayın tehditleri uçuyordu, bir yandan onların küfürlerine küfürle karşılık veren file arkası üstlere doğru dönmüş yeter be artık susun diye bağırmaktaydık, ama bu gerginlikte ne olduğunu tam anlayamadan vgstt oyuncuları da ısınmalar için hemen sahaya dalıverdiler, bunun üzerine takımla karşılıklı birşey yapılamadı. Tebrikleşme ardından bizim önümüze geçen oyuncular alkışlanmaktaydı ama çoğunluğu protokole yakın yerde birikirken, komik olan ise Gamova ile Nati'nin herkes daha bu tebrik faslını bitirip toplaşmaya başlayacakken, ayrı bir şekilde Gamova'nın sürüklemesiyle direkt taraftara doğru gelmeleriydi. İkisi de aykırı birşey yapmış çocuklar gibi gülerek taraftara alkışla bizim önümüze geldiler, belki de şimdiye kadar ki destekler için bir jestti, bilemiyorum, onların yanına Frauke'de eklendi, o da güleryüzle bizi alkışlayıp uzaklaşıyordu ki, vgstt oyuncularıda ısınmalar için sahaya girmişlerdi. Nikoliç'ti zannedersem yada Poljak, yabancılardan biriydi, Frauke ile selamlaşmak için yanına yaklaşmıştı ki file arkası üstlerinden bir salak koltukların yanındaki ufak plastik parçalardan birini söküp fırlatıverdi, onların biraz uzağına düşüverdi. Bunu görünce nereden atıldığını tam kestiremeden o tarafa doğru bağırmaya başladık, hangi gerizekalı kendi takım oyuncularının da olduğu bir alana fırlatıp, ne amaç güder çözemedim, hangi çocuğun attığını anlasam yanına çıkıp soracaktım. Frauke'de şaşırmış halde yukarıya doğru baktı sonra gene konuşmalarına devam ettiler. O kalabalık sahada, bizim oyuncuların bir kısmı direkt sahayı terk ettiyse de bir kaçı soğuma hareketlerini çizgi dışı kenarda yapmaktaydı.

Bu esnalarda maçın sonlarında çıkış kapısında polis tarafından bir önlem yoktu zannedersem çünkü bekleme yapmamak için hızlı davranan bir kısım çıkabildi, file arkasındakilerin çıkışa doğru hareketlenmesi üzerine polis her derbide olduğu gibi galip tarafı içerde tutma niyetiyle önlemini aldı ama biraz geciktiler. Fırlayarak çıkan az bir grup olmuştu, 15-20 dakika sonra ise tamamıyla çıkışlara izin verildi. Bu süreçte çıkamayıp birikenler yan tarafımızda yığılmaktaydı, biz sahadaki birkaç oyuncuya tezahürat yaptık, Gamova ve Nati'den sonra, terminatör Seda diye bağırdık, Seda protokol tribünü parmaklıklarına dayanarak esneme hareketleriyle meşguldü, dönüp bir alkış yaptı devam etti ama açıkçası suratı pek moralsizdi. Yerde oturan Alice sonrasından Eda ve sahada olduğunu görmediğim Naz için bağırıldı, sanırım Naz çoktan içeri gitmişti. Bu esnalarda merdivenlerde çıkmak için biriken gençler oyunculara tezahürat edenlere takılmaya başladılar,paralı asker bunlar gibisinden sataşmalar sonrası, sahada ısınmakta olan neslihana i love you neslihan diye bağırıverdiler, ardından büyük Alper diye bağırmaya başladılar, biz de emektar Alper ağabey için bağırdık, ardından gençler Sefa reis vs. tezahüratlar yapmaktayken kapılar açıldı ve çıkmaya başladılar.

Ben biraz daha alt koltuklarda diğerleriyle sohbet ederken, yukardan polis ve güvenlik amirleri kavga çıkmış diye çıkış kapısına hızla yönelmekteydiler. Anlaşılan salondan çıkartılınca dağılıp gitmek yerine dışarda ellerinde taşlarla sopalarla bekleşen beyinsiz deplasman taraftarı, yukardan yol üstünden ,merdiveni çıkmakta olan bizim taraftarları taşlamışlar. Onlar da bunun üstüne sinirle üstlerine gidip bir kovalamaca yaşamışlar, hatta kaçan beşiktaşlıların bir kısmı cadde üzerinde ki oto galerisine sığınmış, ne yazık ki yaralanan beşiktaşlılar olmuş, geç te olsa polis ve büyüklerin araya girmeleriyle olayların devamına izin verilmemiş.

Tabii tüm bunları bazı arkadaşlarla hala salonda ve oyuncu çıkış yerinde olduğumdan ben canlı görmedim ama daha sonra ki vakıfbank maçı için gelen onların tribün ağabeyleri yolda yaralı üstü kan içinde olanları gördüklerini anlattı. Daha sonra da federasyon ve kulübün özel güvenlik şefleri dışardan döndüklerinde bizi görünce, sizinkilerin ne yaptığını duydunuz mu, kim di o erkenden fırlayıp çıkan grup, aferin onlara yani artık bundan sonra burada beşiktaş maçları da olaysız geçmez, gelecek seferlerde ona göre dikkatli olun diye dışarda ufak yaralamalar olduğunu anlattı. Bu gidişat gösteriyor ki yakın bir gelecekte voleybol maçlarına da deplasman taraftarı alınmayacağı zamanlar yakındır. Zaten farklı hazlar peşinde olup böyle maçlara gelenlerin takımı desteklemenin dışındaki fonksiyonları salon içinde de farklı sıkıntılara yol açmaktaydı.

Böyle ayaküstü vgstt maçına gelmiş olan Üsküdar Anadolu tribüncüleriyle konuşurken yaşlı bir amca yanıma geldi, evladım çok kızdım bizim takıma, neden amca deyince, şu beşiktaşa da set verdiler, geçen gün gs yede set verdiler, halbuki bir zamanlar gs aynı şimdiki bizim takım gibi çok daha güçlüydü, gençken maçlara gelirdik set alırsak sevinirdik, sonra eczacıbaşı uzun zaman böyle gidiverdi, (amca takım da biraz yorgunluk, avrupa kupası yüzünden konsantrasyon sıkıntıları da oluyor herhalde dedim) dünyada bir sene de bir sürü spor dalında yarışıp 1139 madalya kazanabilen başka bir spor kulübü yoktur, onun için bu kadar güçlüyken onlara sevinmeye fırsat vermemek lazım, o eski zamanların acısını çıkartmak için 75 yaşımda böyle maçlara geliyorum, siz gene şanslısınız deyip ayrıldı.

O esnalarda önümüzden geçen genç bayan takımı oyuncularımızdan biri ile de gençler maçında 3-2 yenmişsiniz diye tebrikleşip biraz sohbet ediverdik, genç takımın maç skorları puan durumu falan bir yana da, şimdi takımda böyle tecrübeli dünya yıldızları varken onlardan birşeyler öğrenmelerini, antrenmanlarda sürekli onları takip etmelerini söyledik. Sonra da biz 4-5 kişi sporcuların çıkış yaptığı tarafa doğru hareketlendik.

Kapıda Violet Hanımla karşılaştık, Eda ise ağzına birşeyler atmış yemekle meşguldü, sonra anladık ki karaköy güllüoğlu baklavalarıymış. Kim getirdiyse bilmiyorum iki büyük kutu baklava vardı, Violet Hanım bizlere de ikram etti, genelde taraftar oyunculara tatlı götürür yedirir ama burada işler ters işliyor diye söylememizle, Tolga ağabeye laf sokmaya başladı, antrenmanlara getirmiyorsunuz ki böyle tatlılar falan deyince o da "aa ayıp ediyorsun, o kadar zaman oyunculara çiçekler, çikolatalar falan getirmedik mi" diye cevapladı, böyle biraz laf atışıp, sonra Fransaya gidişleri ile ilgili konuşmaya başladılar. Ben de bir dilim baklavayı yedikten sonra takım istatistikçisi ile konuşmaya başladım.

Aslında onun görevi miydi acaba diye tam hatırlayamasam da, istatistiklerle ilgili birşey sorabilir miyim deyince, o da salon dışındaki oturma banketi üstünde duran kutulardan baklava yemeyi bırakıp bana döndü. Takımın manşet istatistikleri neye göre belirleniyor acaba, bazı maçlarda oyun içinde çok fazla hatalarımız, olumsuz manşetlerimiz olduğu halde istatistiklere bakınca beklediğimizden yüksek oranlar görüyoruz, kusursuz manşet üç metre içinde pasör üzerine yollananlar mı oluyor, nasıl bir alan dağılımı üzerinden değerlendirme yapılıyor diye soruverdim. Mert Karatop cevaben biraz eleştirilmiş gibi hissettiğinden olsa gerek direkt "Evet manşet istatistiklerine ben bakıyorum, benim takip sorumluluğumda, şimdi maç içinde diyelim ki bir oyuncumuz üstüste ya da farklı zamanlarda birkaç hata yapmış olabilir ama sonuçta istatistik olarak değerlendirme de tüm maç geneli oranlama yapılıyor, o set siz kötü oynadığını hatalarını gördüğünüz oyuncu belki aklınızda öyle kalıyor ama maçın ilerleyen sürecinde daha olumlu manşetler aldıkça yüzdesel oranıda artış gösteriyor. İşin değerlendirme kısmı öyle üç metre içine manşet almak şeklinde değil, belli şartlar içinde hem benim kendi grafik planlarımla gözlemlerime hem de hocanın kendi belirlediği şartlara göre olumlu yada mükemmel diye değerlendirmeler yapıyoruz. Koçun kimi zaman taktiksel planlarına göre belirlediği alanlar az da olsa değişkenlik gösterebiliyor. Yani bu konu da şu manşet olumludur yada olumsuzdur diye dışardan bakınca yorumladıklarınız, benim gözlemlerimle ve koçun taktik içindeki istekleriyle farklılık gösterebiliyor" diye anlattı. Teşekkür ettim daha sonra tekerlekli çantaları yüklenip baklavaları da yanına alıp servis aracına doğru gidiverdi.

Kaptan Çiğdem çıkmıştı, kaptan tebrikler,bu aralar set veriyoruz dememizle, "yaa çocuklar bu aralar gerçekten çok yorgunuz" deyiverdi. Sonra final fourda başarılar diye uğurladık. Sanja Popovic çıkıverdi, Nilay Benli'de önümüzde volta atıp telefonla konuşuyordu. Sanja biraz ilerimizdeki Nati'nin yakınlarıyla konuşmaya başladı. Biz biraz onu yakın merceğe almışken, ardından oğlu ile beraber Nati gözüktü. Marcus'un bu defa elinde oyuncak yılan yok herhalde diye güldük, uzağımızdaki banka oturmuştu, ona Marcus diye seslenmemizle bize dönüp Türkçe "ne var" diye cevapladı, şaşırdık. Sonra Nati,Sanja ve oradakiler toparlanıp ayrılmak üzere önümüzden geçiyorlardı. Nati gene gülen gözleriyle bizi selamladı, ona ve Sanja'ya hoşkalın falan diye ayaküstü laflaştıktan sonra uzaklaştılar. Biz dört kişi hala dışarda bekleşirken, Frauke ile Alice çıkıverdi. İngilizce selam beyler, iyigünler diye gitmekteydiler ki Frauke yürümeye devam ederken Alice bütün içtenliğiyle hepimizle el sıkışıp, ayaküstü nasılsınız vs. diye hatırımızı sordu. Onun gidişi ardından fazla oynamıyor ama bu takıma böyle sempatik isimler gerekiyor, Anja gittiği zamanki gibi üzülcem diye diğerleriyle konuştum. Abdullah Paşaoğlu biz dışarı çıkarken eşiyle gitmekteydi ama tekrar geri dönüp birşeyleri hallettikten sonra, gene gidiyordu, bize iyigünler çocuklar, görüşmek üzere deyip otoparka doğru yöneldi. Baktık başka gelen giden yok, açıkçası Seda ve Naz'ı görmek isterdim ama belki de daha önceden gitmişlerdi. Biz de salon içinden girip gidelim dedik.

Salonda vgstt-beylikdüzü maçı ikinci seti oynanmaktaydı,ilk set beylikdüzü sadece 5 sayı alabilmiş gözüküyordu. Dışarı çıkmak üzereydik ama biraz daha oturup maç sonunda gideriz diye çıkışa yakın tarafda köşede oturuverdik. 40-50 tane Üsküdarlı genç file arkasında tezahüratlar yapmaktaydı. Etrafa bakınca ana tribünde ön sıralarda oturanları görüyordum, ayrıca parmaklığa yaslanarak bağıran gençlerde vardı. Ortalıkta belki iki üç tane polis vardı, bir de bizim geçen hafta aynı salonda aynı beylikdüzü ile yaptığımız maçta ki önlemleri düşününce ilginç oluyor.

Biz kendi aramızda bayanlar maçlarında olan gereksiz küfürleri, file arkasında maçla alakasız bağıran kalabalık oldukça maçın ortamının nasıl içine edildiğini, dışardaki olayı falan konuşurken, bizim aşağılarımızda oturup kendi aralarında konuşmakta olan Üsküdarlı gençlerin tribün ağabeyleri de bizim yanımıza sohbet etmeye geldiler. Onlarla konuşurken file arkasındaki gençlerde kimi zaman Yaşar reis dedikleri büyüklerine tezahürat edip onu utandırmakla meşgul oluyordu, üçlü çektirdiler, yanlarına çağırdılar falan neyse.. İçerdeki güvenliğin polisin bizim maçlarda sürekli baskılarını, muamelelerini falan onlara da anlatıyorduk. Bunların maçlarında amigoluk yapanlardan biri, sizinle yaptığımız bir maçta bana da uzaktan turunculu diye bağırıp anama küfür eden alkollü tipler olmuştu, onlarla anama niye küfür ediyorsunuz diye tartışmak zorunda kalmıştım ama araya güvenlikler girmişti dedi. Ama o maçta sarı kırmızı sanki gs tribünüymüş gibiydiniz dedim.

En başları olan Yaşar reisleri de "Şu anda Türkiye'de voleybolda küfürün olayın olmadığı bir numaralı voleybol tribünü biziz diye düşünüyorum, hiç küfür falan duyamazsınız bizim maçlarda, aldığımız ceza yoktur" deyince yahu sizin ne rakibiniz var ki olay çıkacak tahrik edecek olsun dedik. Bizim maçlarda sürekli küfür etmeye gelen rakipler yüzünden ceza aldığımızı, polisin kulüp idarecilerinin her fırsatta bize tavırlarını son maçlardan örneklerle anlatıverdik. Amigo diye belledikleri sorumluların hiçbir şey yapmamışken gözaltına alınma, ceza yeme gibi durumlarla karşılaştığı oluyor diye anlattık.

Şimdi bizim geçen haftaki beylikdüzü maçında bundan on katı daha fazla seyirci vardı, böyle ortamda bir küfür falan olacağı zaten yok, sadece derbilerde sıkıntı oluyor dedim. O da şimdi bakmayın bu maç önemli değil diye fazla kalabalık gelmedi gençler ama önemli maç olunca Avrupa maçlarında falan bundan çok daha fazla kişi gelip destekliyoruz dedi. İyi ama buradaki gençlerin hangisi vakıfbankı gönülden destekler ki, sen gelmelerini istiyorsun geliyorlar, sonra sponsorlar ardı ardına eklenip takım adıda her sene uzuyor, halbuki bir kulüp takımlarına sponsor olsalar daha iyi olmaz mıydı dedik.

Güvenlik şefi bu esnalarda salona dönmüşken bizi görüp yanımıza geldi dışardaki vukuatla ilgili birşeyler anlattı. Siz çıkışta önlemleri daha erken alsaydınız bir sıkıntı doğmazdı deyince, biz değil ki emniyetin dikkatsizliği oldu dedi.

Sonra bir ara sözü son eczacı kupa maçına getirdi Yaşar ağabeyleri; kupada ne olur, kim alır deyince önce anlamadık ne kupası, final four mu falan. Türkiye kupası finalinde karşılaştığımızda ne olur diye soruyormuş, "biz bu sefer sizinkileri yenip alabiliriz diye düşünüyorum, sizin son eczacı maçını izledim de neredeyse eczacı setleri alıyordu, iki set 24-26 bitti" deyince biz de evet öyle ama bizim kızları görmüyor musunuz, lig oynuyorlar gidiyorlar kupa oynuyorlar iki günde bir maç yapıyorlar, buradan çıkıyorlar ankaraya gidiyorlar sonra final foura ülkenin şimdiye kadar kazanamadığı kupa için oynamaya gidecekler ama federasyon ertelemeye dahi tolerans tanımıyor falan dememizle, bir tanesi ki turuncu portakal dediğim gs li olan "bunu federasyon bilerek yapıyor, sizin en sonunda kaybetmenizi istiyor bence" dedi. Lig bitiyor daha ne kaybetcez ki dedik, playofflar var daha demeleri üzerine, durun hele final four sonrası tam konsantrasyon olalım da gene düzelir dedik. Bu sefer onlar yahu sizde şu uzun kız var ya o işi bitiriyor diye Gamova'yı kastettiler. Sadece o mu yahu Nati gibisi kimde var, takım bu sene gerçekten çok iyi kupaları size kaptırmamız çok zor dedik.

Bir süre daha Fransadaki final four organizasyonu, yol masrafları falan hakkında sohbetten sonra Üsküdar Anadolu ile ilgili biraz laflıyorduk, biz böyle onlarla konuşurken maçın son seti oynanıyordu, beylikdüzü nihayet çift hanelere ulaşabilmişti ama daha fazlası gelmedi. Arzu Kaptan 43 yaşında hala nasıl büyük iştahla oynuyor diye onu övüyorduk, genç taraftarlar da ona tezahürat yapmaktaydı. Maçın bitmesiyle oyuncular gençlerle karşılıklı sarı-kırmızı en büyük güneş diye tezahürat yaptılar, biz de bu gsli olan Üsküdar Anadolu tribüncüleriyle vedalaşıp ayrıldık.

Yahu şu Avrupa kupasını bir kazansakta, şöyle getirip parkeye koyup alın size diye federasyona da tüm rakiplere de cevabı yerleştirmek lazım diye konuşup dağıldık.

Kerem GÜRSEL (Sensibleturk)

3 yorum:

Efsane Mrsiç dedi ki...

Kerem'cim emeklerine,ellerine sağlık.
Bir solukta okudum.Sanki yanındaymış
gibi yaşadım anlattıklarını.
1-Nati'nin dediklerine sevindim.
2-Aylin Hanım ile keşke daha fazla
konuşma şansın olsaydı.
3-Yaşlı amcaya helal olsun.
Aynı kafadayız.Eskiler başka
oluyor sanırım.:))
4-Çiğdem'in yorgunuz demesi
ürkütücü.Tamam doğru da bu yorgunlukla F4'te ne yapacağız ?
5-Sanja iyidir iyi :))
6-Şu küfür ve olaylar artık gına
getirdi.Bıktık yahu.
Bir çırpıda aklımda kalan notlar
bunlar :))
Hayırlısı bakalım.
İnşaallah zafere ulaşacağız.

Efsane Mrsiç dedi ki...

Ha bir de İstatistikçi Mert Karatop
ile konuşman iyi olmuş.
Evet herhalde 1 kaç hata ile
değerlendirme yapılmayacağını biliyoruz.Hocanın taktiklerinin de
önemli olduğunu öğrenmiş olduk ama
gene de tatmin edici bulmadım
cevabını.

Özgür dedi ki...

Kerem eline sağlık. Ben de maçtaydım. Ama başka telaşlarla unuttum seni sormayı. Sen nerede oluyorsan hocam, gelip bulayım.

2. sette taraftar dediğin gibi maçtan koptu. Farkında değiliz ama takım taraftarın böyle maçtan kopmasından etkileniyor. Garip bir uğultu oluyor salonda. Gerçekten de her zamanki 30 kişilik taraftar grubu bu maçta çok daha etkili olurdu. Ama ne önemi var. 1 set verdiysek verdik. Sevinsin garipler. Hepimizin kafası Cannes'da. Şu Dörtlü Final de hayırlısıyla geçse de Türkiye'ye tam konsantre olup eze eze 3-0 geçsek...

Bir de bir dahaki sefere Aylin Abla'ya bu blogun adresini verirsen iyi olur.