7 Ocak 2011 Cuma

Fenerbahçe Acıbadem - Zok Split 1700 | 3-0 | Salondan İzlenimler












Sarı Melekler, genç oyunculardan kurulu Hırvat rakibine karşı da beş yabancılı kadrosuyla oynayınca, çok rahat bir şekilde galibiyete ulaştı.

Final Four adaylığı için başvuran takımımızın, son zamanlarda taraftarların voleybol maçlarına olan ilgisi düşüşe geçmişken, grubun zayıf bir takımına karşı nasıl bir ortamda oynayacağı merak vericiydi.

Maça onbeş dakika kadar varken salona gelince, bizim taraftarların daha önceden konuştuğumuz şekilde bir yere toplandığını gördüm. Zaten sezon başından beri konuşmalarımızda bunu söylüyordum, salonda az bir taraftar topluluğuyla file arkası üst tribünde durmanın bir manası yoktu. Hakemin arkasında sağ tarafında kalan kısımda aktif taraftarların toplanması ile, zaman zaman ayaklanarak tezahürat ettiklerinde, seyircilerin de geri kalan yerlerde oturarak izlerken rahatsız olmaması açısından bir yerleşim en uygunu gözüküyordu. Salonda fazla kimsenin olmadığı uzun zaman önceki karşıyaka maçında, bench arkasında otururken bunları aramızda konuşmuştuk, bench arkasını pek sahaya baskı kurmaya müsait bir yer olarak görmemiştim.

Sonra salonda farklı farklı yerlerde maç izleyerek yeni salona adapte olmakla zaman geçiverdi. En son vakıfbanka yenildiğimiz maç maraton tribüne geçilmesi ve ardından iller bankası maçında gene pek kimse yokken Zok Split maçında yerleşilen yerin tercihini yapmıştık. O kısımlara yer tutularak, gelenler uyarılarak, aktif taraftarlarca yerleşildiğine seyircileri daha önceden alıştırmak gerekirdi, ama ilk zamanlarda yoğun ilgi gösterilen maçlarla salona erkenden gelen seyirciler maraton tribününü doldurduğundan sıkıntı oluyordu, bu işler kulübün de hiç umrunda olmadığından kendi işimizi kendimiz görmemiz gerekti.

Aynı diğer ufak salonda olduğu gibi bir alışkanlıkla bizim gibi salon müdavimlerinin yöneleceği, biraraya toplanacağı bir kısım bir türlü olamamıştı, oradaki yerimizin benzeri şeklinde hakem arkası tribünde bench karşısına denk gelen yere ve kalabalığa göre üstlere çevresine yayılarak devam etmek en mantıklı gözüken yol görünüyor.

Bu kısa süren kolay maçta, az biraz keyifli bir ortamla eğlenebildiysek, bunda yaratılan çevrenin de katkısı oldu. Salona giren tanıdıklar belli bir yere toplanmıştı, tezahürat etmeye niyeti olan gençlerde onların arkalarına doğru geliverdiler. Teleskobik portatif tribün üzerinde hemen sol tarafımızdaki blokta da salon müdavimi ağabeyler oturup yerlerini almıştı. Onlar tezahüratçılıktan ziyade, keyiflerine göre zaman zaman yaratıcı bir iki katkı sağladılar. İkinci set Chris servis atarken başlattıkları Fürst Fürst Fürst tempoları güzeldi, son set Chris önümüzden servis atarken daha kalabalık bir şekilde yapıverdik.

Maç başlamadan önce bir araya toplananlardan aradığım büyük aşkı ben doğarken sende buldum... sesleri yükseliyordu, takım anonsları başlayınca tezahürat kesiliverdi. Bizim maçtan önce eczacıbaşı ile maçı olan ispanyol takımı sağ tarafımızdaki tribüne çıkarken onların arkasında islas canarias yazdığını görünce, hola chicas, es equipo de Tenerife o Las Palmas? diye sesleniverdim, kızlardan biri dönüp Santa Cruz,Tenerife deyince, que malo diye başparmağımla aşağı yaptım, ben viva Las Palmas derken onlar gülerek yerleştiler. Yanımdaki ağabey, ben sahadaki Fofao servis atarken ispanyolca bağırdıkça, bu Laguna oyuncuları sana bakıp gülüyorlar diyordu. Son setin başlarında yemek yemeye gitmek üzere tribünden ayrıldılar, hasta luego, nos vemos despues diyerek uğurlayıverdim. Onlar salondaydı ama eczacıbaşından oyuncular var mıydı bilmiyorum,göremedim. Hemen önümüzde geçen sene bizim ekipte stajyer olan genç istatistikçi Ayhan, herhalde eczacıbaşına transfer olmuş olsa gerek ki,üstünde errea yazılı eşofmanla, birkaç diğer benzer eşofmanlı asistanla beraber laptoplarıyla oturup maçı takip ediyorlardı, gerçi öyle çokta dikkatle izledikleri söylenemez, zaten böyle dengesiz bir maçtan da herhangi bir doğru veri gözlemlemek mümkün olamazdı.

Anonslar sonrasında hiçbirşeye değişilmez senin sevgin bu dünyada.. denilerekten başlayan maç rahat rahat akıp gidiverdi. Bu kadar kuvvetli bir kadroyla, hocaları ailevi problemden dolayı Brezilya'ya ülkesine giden, Brezilyalı oyuncularından birini maddi sıkıntılardan dolayı geçen günlerde Ereğli Belediyesine kaptıran, gençlerle dolu bir takıma karşı fazla bir zorlanma yaşamamız olası gözükmüyordu.

Protokol tribünü ön sırasına federasyon başkanı gelip yerleşti, Mehmet Ali Bey nerede diye bakınınca arka sırada hayret ki maça gelmiş padişah Aziz Yıldırım ile yanyana oturduğunu gördüm, maç boyu sohbet ederek izliyorlardı.

İlk set boyunca tribünden birkaç tezahürat yükseldi, bazısı futbol stadındaymışcasına takılmış plak gibi fazla uzayınca yahu değiştirin artık besteyi diyesim geldi. Bazı besteler var ki kimileri söylemekten hoşnutcasına söylüyor da fazla uzadıkça tadı kaçıyor. Ben seni kalbimde derinlere sakladım... diye yada yeryüzünde gökyüzünde bir fırtına kopar... şeklinde sürekli tezahürat etmenin bir manası yok bana göre. Zira sadece orada toplanmış elli kişiden başka söyleyen olmuyor.

Setin sonunda ise arkamızdaki gençler tekrar Fenerbahçe sen çok yaşa... diye tezahürat girince, geleneği niye bozuyorsunuz diye söylendik. Set bitimlerinde her zaman her yerde en büyük Fener diye bağırma geleneğini öğrenin dedim, zaten sol bloktaki ekip o şekilde bağırıyordu, onlara katıldık.

Maçın son setine kadar olan kısımda oturduğum yerden hem maçı izleyerek hem de tezahürat ederek duruyordum, son set biraz daha ayakta geçirdim. Teleskobik tribün üstünde bu dünya hep yalan dolan... diyerek zıplayanlar olunca bayağı sallandığımızı hissettik. Rakip oyuncular biraz servisleri içeri atsalarda oyun izlesek diyorduk ama sık sık dışarı kaçırdılar, insanların maça gelmek için katettikleri yol süresi maçtan az olacaktı.

Yaklaşık 45-50 kişi tezahürat edenlerdi, bunun dışında karşımızdaki protokol tribün üstünde bir gün önce Fransızlara verdikleri yerde bu sefer bir grup Hırvat taraftar vardı, damalı Hırvat bayrağı ve atkısıyla dağınık halde oturuyorlardı, sürekli kameralarla çekim yapıyorlardı. Önceki günkü Fransızlar kadar organize değillerdi, zaten genç takımlarının gücünü düşünürsek pek te yadırgamamak lazım. Ancak kulüp neden rakip taraftarları oraya alıyor anlamadım, orası üç tarafı duvarla çevrili çok güçlü akustik bir nokta, Avrupadan sağlam bir tribün desteği verecek 15-20 kişi gelse, bizden daha çok ses çıkartır.

İkinci set sonrası saha değişimiyle tekrar bizim tarafa geçen takımımıza herkes ayaklanıp alkışlayıverdi, armanın gururu Sarı Melekler, Sarı Melekler ooo o tezahüratları da yapılınca, eee dedik son sete birşey kalmadı, artık setin ortasından itibaren oyunculara tezahürat ederiz.

Fofao gelip servis attıkça boa bola (güzel top) diye bağırıyordum, pas kalitesi hissediliyordu. Mola sırasında ısınma koşusu yapan Naz'ın bizim tarafa bakıp offflayıp püfleyerek koştuğunu gördüm, canının sıkıldığını belli ediyordu, oynamak isteyen oyuncular çoktu. Kaptan Çiğdem ve İpek hasta olduklarından, Seda ise sakatlıktan yoktu, İpek ve Seda'yı istatistikçilerin orada gördüm ama kaptanı göremedim. İpek zaten geçen maçta da elinde mendille köşede bekliyordu, sürekli içiçe olan takımda birilerine bulaşacağı belliydi.

Bu set İspanyol takımı gidiverdi, ben arkalarından Tenerife gezimden bildiğim bütün figürleri Teide,Tirma,Binter Canarias vs. saydım, onlar da gülüyordu, görüşmek üzere diye seslenirken koridordan çıktılar, keşke daha güçlü bir takım olsaydı da burada eczacı ile başabaş oynasaydılar.

Son set zaman zaman birkaç değişik oyuncunun girdiği oldu, özellikle setin başında Hırvatlar önde başlayınca rakip taraftar tribününden çığlıklar koptu, büyük bir sevinç yaşıyorlardı, flaşlar patlıyordu, bizde onları tebrik ediyorduk. Tabii bu fazla uzun sürmedi, Fürst servise geldikten sonra uzun bir süre kalıverdi. Soldaki ekibin Fürst Fürst diye tempo girişlerini yapmasını bekleyip bizde katılıyorduk.

Daha sonra Natiii,Nati Nati tempoları, Eda Erdem oley sesleri derken bir ara servise gelen Kasia için Ewaaaa Ewa Ewa diye tempo tutmaya başlamaları üzerine onlara döndüm, röportajında söylemişti kendisine Ewa denmesinden hoşlanmıyormuş böyle bağırmayın dedim. Bu sefer kısa bir duraklama ardından Katarzyna Skowronska şeklinde Gamova'ya yapılan melodiyle seslendiler ama ismi biraz dilde zor dönüyordu. Fofao tezahüratı ise pek uygun melodi olmadı.

Maç maç tempoları eşliğinde biten maç ardından Armanın gururu Sarı Melekler sesleri yükseldi, oyuncular tebrikleşme faslındayken Sarı Melekler ooo o diyerek onların kendi aralarında toplanmasını bekledik. Bir kısım gene dayanamadı Fenerbahçe buraya diye seslenmeye başladı, salondaki yaklaşık 3000 kişi ayaklanmıştı, oyuncular Fener çekince alkışlar yükseldi. Yalnız oyuncular haricinde teknik ekiptende herkesin gelmesini bekledikleri dikkatten kaçmadı, istatistikçilerin oraya yönelip oturmakta olanları da çağırdılar, takımın fizyoterapisti reklam panolarını yararak onlara koşunca, istatistikçi Mert'in laptop ekranı çarpan reklam tabelasıyla kapanıverince hala oturup işlemlerini yapan Mert kızıverdi.

Tribünden Eda takımı buraya getir diye sesler yükselse de, Eda röportaj için kolundan kaptıkları gibi götürülüyordu, alt dudağını büzerek gelemeyeceğini ifade ediyordu. Liuba oyuncular içinden tribüne ilk yönelen oldu, ancak onun amacı başkaydı, orada olan oğlunu sahaya inmesi için çağırıyordu, ben ufak bir çocuk beklerken bir baktım ki ince uzun sarışın bir delikanlı çıkıverdi, onun sahaya indiğini gören Nati'nin zıpır oğlu Marcus'da sahaya girdi, ikisi bir süre topla oynadılar.

Bu arada takımın tribüne çağırıldığını duyan oyuncuların bir kısmı hareketleniyor, bir kısmı geridekilere geliyorlar mı diye bakıyorlardı, sonra Eda hariç hepsi geliverdi. Ben oradakilerin ortasında olmadığımdan ne konuştuklarını bilmiyordum, tribünden bir iki üç deyince sarı diye bağırılacak zannederken, şarkı sesi yükseliverdi.

"Türkiye'yi ayağa kaldırdınız
Hepinize çok teşekkürler
Sizi ölesiye sevdi bu kalpler
Gururumuz Sarı Melekler"

Tabii yabancı oyuncular da şaşırarak bakıyorlardı, onlar da ezberledikleri şekilde Sarı-Lacivert yapacaklarını zannetmişlerdi, alkış tutuyorlardı, yerli oyuncular ise gözlerinin içi gülerek dinlediler ve alkışlarla dönüverdiler, Armanın Gururu Sarı Melekler sesleri tekrar yükseldi.

Yavaş yavaş salondakiler çıkışa yönelmeye başladı, bizde hem montları giyinip hem birkaç oyuncuya daha tezahürat ediverdik, bizim ağır davranmamıza bozulan emniyet görevlileri yanımıza gelip hadi arkadaşlar çıkın artık diye zorlamaya başlayınca canımızı sıktılar. Oradaki taraftarlarımızdan birinin uzattığı formayı Nihan çıkış koridorunun oradan alıp içerideki arkadaşlarına imza toplamaya götürdü, Nihan'ın eşi de saha içine girip onu tebrik ediverdi.
Bu arada Kasia elinde mandalina ile geri döndü, içeri girmeden önce de hayranlarına imza dağıtmıştı. Merdivenlerden çıkarken Violet Duca'da aşağıdan gidiyordu, Violet hanım biz bundan sonra bu kısımda olmak istiyoruz, sorun olur mu dedim. Yok canım neden sorun olsun, bugün gayet güzel oldu dedi. Yani deplasman taraftarı olduğunda bize yakın tarafta olmaları bir sıkıntı olmasın, güvenlik görevlileriyle sorun yaşamayalım diye söyledim dedim.

Bu arada koridora çıkınca, orada Nati'nin annesini görünce ne kadar benzediklerine şaşırıp, merhaba siz Nati'nin annesi misiniz diye sordum, kadın şaşırıp baktı Natasa Osmokrovic deyince başını salladı, İstanbul'da yaşamıyorsunuz galiba dedim ama anlaşılan kadıncağız ingilizce bilmiyordu, Croatia deyince gene başını salladı, yanından ayrılırken en basit kelimelerle Natasa Osmokrovic için çok teşekkürler, harika birisi, onu çok seviyoruz, hoşçakalın dedim, gülümseyerek baktı. Anladığım kadarıyla Nati'nin anne babası ayrılmış olabilir, annesi Hırvatistan'da yaşarken, babası ise Nati ile beraber İstanbul'da kalıp Marcus ile ilgileniyor zannediyorum.

Herneyse artık gruplar sona erince, şampiyonlar ligi playoff iç saha maçımız olacak mı yoksa direkt burada Final Four heyecanı mı yaşayacağız bunu zaman gösterecek, o zamanlara kadar biraz daha organize tribün alışkanlığı oturtsak iyi olacak, yoksa her maç dama taşı gibi bir oraya bir buraya giderekten sezonu tamamlarız.

Kullanılan bazı fotoğraflar için Ahmet Besler ve Metin Timur'a teşekkürler
Video için antu forumundan ig2008'e teşekkürler

1 yorum:

karub dedi ki...

Bağıran grubun bu maçta nerede oldugunu bilmiyorum ama üst kısım yerine sevgi eylem gerektirir pankartının oldugu alt kısım bence ideal yer olabilir.. Orası zaten hep boş kalıyor..Ama doluluk oranı fazla olan maçlarda GFB ile altlı üstlü yapılabilir

Nati ile ilgili bilgiler için teşekkür ederim..