8 Mayıs 2010 Cumartesi

VGSTT - Fenerbahçe Acıbadem 0-3 (Playoff Final Serisi 3.Maç) Salondan İzlenimler



Takım için de, sezon boyu onlarla beraber olan bizler için de uzun ve yorucu bir maratonun sonuna gelmiştik. Kendi yaptıkları, taraftara söyledikleri bestelerinde dedikleri gibi "biz neler yaşadık hep beraber.." duygusallığıyla, artık bize yaşattıkları bu unutulmaz sezonun güzelliğini, Sarı Meleklerimizle, şampiyonluk kupası sevinciyle sonlandırmaya, final maçına salona gidiverdik.

Yıllardır hep alıştığımız şekilde final-kupa günü olunca salonlarda çok büyük bir kalabalık olur, sezon boyu gelmemiş seyircilerle ortalık dolar taşar. Bundan dolayı girişte sıkıntı yaşamamak için, eve gelip üstümü değiştirdikten sonra salona mümkün olduğunca erken gelmeye çalıştım. Evim yakın olsa da, ben salona maça 45 dakika kala vardığımda dışarda fazla bir kalabalık yoktu, çünkü içerisi tıklım tıklım dolmuştu bile, benden 15 dakika falan sonra gelenleri almamaya başlamışlar.

Sezon içinde böyle kalabalık maç günlerinde yedekte dursun diye cüzdanda sakladığım bileti artık kullanayım dedim, nasılsa sezonu bugün bitirecektik. Ben kapıdan direkt bilet kontrol eden görevliye yönelip bileti vermemle, ama bu bilet eski dedi. Fiyatı damgası falan herşeyi aynı olan kağıttan nasıl anladığına şaşırarak dedim bazen kalabalık maçlarda geç kaldığımızda bilet bitti diye alınmama durumuna karşı elimde tutmuştum dedim, sen boşver ne farkeder nasılsa beni biliyorsun deyince, anladım tamam dedi. Ben polis görevlisi tarafından üst araması yapıldıktan sonra gene ona dönüp yahu nasıl anladın eski bilet olduğunu diye sorunca bileti yırtarken seri numarasının bugünkülerden farklı olduğunu,sezon ortalarındaki rakamlardan olduğunu söyledi.

İçeriye girince gene bir kalabalık çarpması oluverdi, maça daha o kadar süre varken, ısınmalar dahi başlamamışken hemen girişe yakın olan, ana tribün sağ köşe tarafındakilerin hepsi ayaktaydı. Anlaşılan erkenden yerleşip sonra aralarda kalan seyircilere sıkıntı olmaması için ayaklandılar, ama ön koridordan tanıdıklarla selamlaşaraktan ilerlerken aralara sıkışmanın bile zor olacağı anlaşılıyordu, yahu bu ne kalabalık yer kalmamış deyince sana yer olmaz mı yahu diyerek beni içeri çektiler, ayaklanmış kitlenin en sol taraflarında durabildim, oturanlarla sınır hizası olmuştuk. Hala da dışardan gelip aralara girenlerle sürekli kalabalık artıyor, yukarılara sola doğru taşmalar oluyordu. Arkadaki sütündan itibaren hiza alalım, bu kısımdan itibaren ayakta olacak dedik, oralarda kalan az sayıdaki oturan seyircilerimize kusura bakmayın ama bugün böyle sıkıntılar olur dedik, onlar için acaba file arkasında yer var mıdır diye bakınıverdim ki, file arkasında merdivenlerde dahi boşluk yoktu, herkes bulabildiği bütün boş noktalara oturuvermişti, bizden sola doğru bakınca da aynı manzara hakimdi. Neyse ki biraz güvenlik amirlerine baskı yapılmaya başlandı da sezon boyu boş tuttukları en ön sıralara bu sefer taraftar oturttular, bu şekilde öne sola kaymalar olunca çok az bir yer açıklığı daha oluverdi ve tribün yapacak olan topluluk düzgün yerleşebildi.

Bu kalabalık içinde yoğunlaşmalar artarken ısınmalar da alkışlar arasında başlamıştı, senin sürtüştüğün emniyet amiri gözükmüyor bugün diye bana takılıyorlardı. Fenerbahçe tv muhabirinin saha ortasında mikrofon elinde gezdiğini görünce herhalde maç öncesi de yayın yapıyorlar dedik. Burası çok boğucu bir hal almaya başlamıştı, yahu çok feci terleyeceğiz dedim, daha bayan basket maçı da var, otobüs kaldırılıyormuş dışarda dediler, hemen maçtan sonra oraya geçilebilmesi için otobüs ayarlanmış, güzel düşünmüşler inşallah üç sette bitiririz diyorduk. Rakibin ısınmalarını takip eden arkadaş arkamdan dürtüp, ne kadar iyi çalışıyorlar diyordu, giovanni karşısına üç oyuncusunu almış sert vuruşlarla top karşılatıyordu, sektiği gibi bir diğerine doğru vuruyordu, bizimkiler ise dün televizyonda gördüm antrenmanda oyun oynamışlar gene dedim, bizim hoca da stres atmaları için topla ilginç oyunlar icat edip eğlenceli bir takım ortamı sağlıyordu anlaşılan.

Protokol tribünü de dolmuş gibiydi, Mehmet Ali Bey bir ara yerinde ayrılıp Aziz Yıldırım'ı karşılamaya gitti, onunla beraber salona girmeleri üzerine salondan alkışlar yükseldi. Orada yer kalmadığından görevliler tarafından reklam panoları arkasına sandalyeler tabureler yığılmaktaydı, o kısımlarda da bir sürü takım elbiseli kişi çakma protokol tribünü oluşturdu. Karşı tribünde de evsahibinin kiralık topluluğu 60 kişi kadar yerini almıştı, hiçbir emek sarfedilmemiş, kulübün verdiği parayla yapılmış her zamanki dijital pankartlarını da asmışlardı. Bir ara bizim arkamızdaki gençlerden kel yaşaaar diye sataşma sesleri yükseliverdi ama bunu duyan öndekiler, bugün kel yaşar yok, dün umreye gitmiş o dediler. Acaba adamın primi umre miydi, gazetelerde şampiyon olan Karabüksporlu bazı futbolcularında sezon içinde başkanlarına şampiyon olursak bizi umreye yollayın diye söyledikleri haberler olmuştu diye aklımıza geliverdi.

Kimin nereye gittiği neyse, biz Meleklerimizle cennette gibiydik, maç vakti yaklaşmıştı, amigo Yücel gene yukarılara doğru bir coşkulu konuşma sallamaktaydı. Kupayı alalım ondan sonra cimboma... dışarda otobüsler, cimboma koymayı bekler gibi tezahüratlar ile taraftarların maç sonrası Caferağa'ya geçişi için dikkati çekilmekteydi. Önümdekiler çok kalabalık olduk bugün deyince, evet öyle ama kalabalık olmak voleybolda harika destek olunacağının garantisi olmuyor, bazen maçın gidişatında etki edilmesi gereken yerde üst taraftakiler kontrol dışı kalıp kopabiliyor, sonra gereksiz işler yaptıkları da oluyor, geçen olduğu gibi zamansız yerde takımı çağırmalar, ayağa kalkmayan cimbomlu olsun diye uzun süre ısrarlar falan, böyle dikkat dağınıklığında sahada baskı yapılması gereken bazı anlar kaçıveriyor dedim.

Ama şu da inkar edilemez ki, eğer bu enerjik kitleyi iyi kontrol edebilirsen, ateşleyici patlamalarla bizim takıma, boğucu baskı reaksiyonlarıyla da rakibe çok iyi etki edebiliyorduk, sahada yedinci oyuncu gibi olduğumuzu sezon boyu hissettiğim çok enstantane vardı ki bu son final maçında da böyle anlar oldu, zaten yerli yabancı oyuncularımız da her fırsatta atmosferden desteğimizden memnun olduğunu bizzat bizlere söylüyorlardı. Kalabalık maçlarda skorla da coştukça coşup eğlenceli bir tribün olabiliyordu. Zaman zaman yan taraflardan da destek alınmasıyla güzel ortam olurdu, bazen zamansız ve gereksiz yere ısrarla kalkmayacakları belli olan o tarafları kaldırma girişimleri olmuyor değildi,gereksiz görürdüm ama bazen öyle bir hal alıyordu ki, çok kritik sayılara gelindiğinde, biz yoruldukça file arkasını ve ana tribün yan tarafları ayaklandırmaya uğraşıp bir enerji bütünlüğü istendiğinde, oturanların bir kısmı ayaklanırken, egosu çok büyük kişilerin veya toplulukların maç boyu bu kadar emek sarfeden taraftarları hiç kaale almayıp oturmaya devam ederek kendi bildiklerini yaptıklarını da görüyorduk, o kritik sinerji bütünleşmesi içinde herkesi ıslığa yada tezahürata davet ederken bu üstten bakışlı tavırlar canımı sıkıyordu.

Bizim oyuncuların ısınma turlarını tamamlanması ardından sık sık tezahüratlarla Sarı Melekler ooo diyerek biz de ısınmaktaydık, artık çubuklu formalarıyla önümüzde dizilmişlerdi, işte bu forma şampiyonluk gününe yakıştı derken alkışlarla seremoni için sahadaydılar. Taraftar ise arkalarından armanın gururu Sarı Melekler diye bağırdı, sonrasında salonu ayağa kaldırmak gibi bir çabaya giriştiler. Maç başlanmadan önce bu sezon voleybol maçlarında (sağolsunlar hiç kaybetmemeleri üzerine) söyleme gereğimiz olmadığı "yenilsende yensende taraftarın senle üzüntünde sevincide seninle birlikte" diye bağırarak sanki bu maç üzerinden önceki gün futbolda kaybedilen Türkiye Kupası dolayısıyla -başkanda oradayken- bir mesaj verilir gibiydi, ilginç oldu. Biz susunca karşı taraftan ise kiralık tribüncüler taraftarın her zamanki yerinde... diye seslerini duyurmak istediler. Hakemler anons edilirken alkışlanmaktaydı, bizim oyuncuların anonsu ise biraz tezahüratla karışıverdi.

Dilimde şarkıların gündüz gece... diyerekten maça bizim önümüzdeki yarı sahadan kullandığımız servisle giriverdik. İlk sayıyı onlar aldı ama maçın son sayısını alanın biz olacağımızdan hiç bir şüphemiz olmadan tezahüratlara devam edildi. Aldığımız ilk sayı sonrası bir seri yapıverdiler, önde gitmeye başladılar. Tezahürat değişip üstlerdeki gençlerin Fenerbahçe çok pis koyar... diye bağırdıklarını duyunca küfürlü kısmında ne yapacaklarını merak ettim, değiştirmeden söylemeleri üzerine arkaya doğru dönüp heeey böyle söylemeyin diye sansürlemeye başladık, bunun üzerine amigo Yücel o tarafa "seve seve" diye değiştirin dedi. Bir iki kere söylenmesi ardından teknik mola üstüne arıza sinyalleri durmayınca bir mola daha kullandık fark oldukça açılmıştı. Bu tezahüratta yenik durumdayken söylenmez ki, havası kaçıyor güzel olmuyor deyip, bize biraz uzak kalan Yücel ağabeye seslenmeye başladık, duymayınca aradaki Ayhan ağabeye tezahüratı değiştirelim,öne geçince söyleriz dedik, o da Yücel ağabeye öyle söyledi. Zaten salon tribünlerinin bu yönünü çok severim, hızlı etkileşime açıktır, yeni bir tezahüratın tutup tutmayacağına test etmeye en uygun yerdir, bu maç olduğu gibi bir iki uyarıyla sansürleyip, sonra vakıfa vakıfa diye seslenmelerimiz üzerine mantık kullanarak kartal yerine, ...hem cimboma, hem vakıfa.. diye dönüştürmeyi becerebilecek en müsait yer salonlardır, doğal olarak koca futbol stadında bu işler böyle kolay olmuyor.

Mola sonrası haydi kızlar toparlanın diyerekten bizim için saldır Kanarya... diye bağırmaya başladık. Fark yavaş yavaş erimeye başladı, üç alkış tempolu Fenerbahçe sen çok yaşa sesleri yükselirken sahaya daha yakın olan önlerdeki bizler uzak tarafa doğru servis atarken yuhlamaya da başladık, sonra gene üsttekilerin sürüklediği tezahürata katılmaktaydık. Biraz daha iyi hücum ritmi tutturmamızla fark ikiye inmiş şekilde ikinci teknik molaya girildi. Mola sonrası pasların dağıtımında biraz sıkıntılarımız olunca arkamdakilerden Naz'a tepki geliyordu, sürekli maçlara gelen bu arkadaşa dönüp yahu sakin ol dostum düzeltiriz maçı , sen böyle yapacaksan diğerleri ne yapar dedim.

Değişiklik sonrası Nati ile beraberlik ve öne geçmenin coşkusu tribünü sarmıştı, bizim için saldır Fenerbahçe diye tribünden sahaya taşıyordu. Biraz kopmuşken Katya penaltı gibi sayıyı yaptı zannettik zıplamaya devam ediyorduk ama galiba hakem top taşıma diye rakibe verdi, şaşkınlıkla durakladık. Neyse ki muhteşem bir ralli sonrası devamını getirip set set set tempoları arasında haydi kaptan diye bağırarak servisi yolladık. Bu set rakibin blok out, içerde dışarda itirazları falan çok oluyordu, setin sonunda maja'nın dışarı vurduğu topla iyice abarttılar. Biraz senkronizasyonu bozuk bir her zaman her yerde en büyük Fener bağırışı yapılırken maja hakeme ısrarla itirazlarını sürdürüyordu, saha değiştirirlerken ona sataşmalara başlandı.

Hakeme el kol hareketleriyle tepki göstere göstere giderken biz de hocam bu ne ya kart kart diye bağırmaya başladık. Sinirle benche gelen maja koltuklara bir tekme atıp elindekini yere fırlattı, yuhlamalar iyice yoğunlaştı. Set arasında kimisi maja poljak'a el kol hareketleri yaparken, bazı ağabeyler tamam beyler sakin olun şimdi biz burada böyle aşırı tepki koyarsak üsttekiler galeyana gelir sahaya birşey falan atar diyorlardı. Ama ağabey hakeme baskı kurulması normal, kızın bu yaptıkları anormal şeyler dedim. Hocam kartın nerede, unuttun mu, bu nedir yahu falan diye birkaç kişi seslenirken, ümit sokullu'nun elini arka cebine atıp kartları az birşey çekip gösterdiğini gördük. Aha tamamdır mesajı aldık diye gülmeye başladık, maja ikinci set öncesi diğerlerinden ayrı ayakta dikilmiş hakemlere kötü kötü bakmaya devam ediyordu. File arkasından maja go home sesleri geliyordu, sahaya dizilmeleri sonrası servisi onlar kullanacaktı, yardımcı hakem topu da stam'a verdi, ama hakemden hala bir icraat yoktu, bir daha ağzını açarsa mı gösterecek acaba derken yanına çağırdı, sert bir uyarı sonrası sarı kartı taraftarın ooley sesleri arasında çıkardı, servis bize geçmiş oldu, sete bu sarı karttan gelen sayı ile 1-0 önde başladık.

Bu gaz ile file arkasıyla karşılıklı Fener koy koy koy şampiyonluk geliyor yapılıyordu. Maçın başlamasından sonra diğer kapıdan girebilenler olmuştu, hatta bazı ufak çocuk grubu önümüzden geçerek boş bir yerler aramaya file arkasına gidiyorlardı, herhalde onların girişiyle fırsat yakalayıp girebilen bazı taraftarlar daha aramıza giriverdi. Bu gelen heyecanlı ağabeylerden biri Fener gol gol gol diye bağırınca, koy koy diyoruz dedik, hee tamam deyip bu sefer Fener gol koy koy diye bağırınca bizi güldürdü. Hala ön koridordan geçip file arkasına gitmek isteyenler olunca koridorda duranlar buradan gelmeyin,üstten geçin diye sinirlendiler, ama büyük ihtimal o taraflarda üst koridora çıkacak merdiven boşluğu bile göremiyorlardı. Sonra bir sürü ufaklığın file arkası duvardibi önlerinde durabildiğini gördüm.

Karşılıklı tezahürat sırasında karşılıklı sayılarla setin başlangıç kısmı akmaktaydı. Seda'nın üçlü blok üzerinden tam önümüzdeki köşeyi gördüğü vuruşu harikaydı. Rakip oyuncular bu set önümüze geldiklerinde onları boğma çabalarımıza da koyuluverdik. İlk teknik molaya önde girmemizle spanish matador melodisi ile tribün zıplamaktaydı, farkta gittikçe açılıyordu. Bu sefer Fenerbahçe çok pis koyar.. keyifle söylemek için biraz daha uygun bir an oluverdi. Belli ki üstteki grup bunu söylemek için tutuşuyordu, onlar tezahüratı girerken vakıfa vakıfa diye seslenmemiz sonrası Amigo Yücel'in yukarıya doğru hem cimboma hem vakıfa diye söylüyoruz demesi ardından, tezahürat son haline sansürlü modifiye olmuş şekilde tekrar girildi.

Fenerbahçe çok pis koyar,Fenerbahçe çok pis koyar
Hem cimboma şakşak hem vakıfa şakşak x2
Bu sene de seve seve!..bu sene de seve seve!
Şampiyon ol şakşak Fenerbahçe şakşak x2
..Saldır Fener saldır kupaları kaldır
Bu taraftar sana gönülden bağlıdır...

Büyük keyifle söyleyerek ritme göre zıplıyorduk, fark biraz azalır gibi olup neslihan servise gelince gene uğultular yükselmeye başladı, ilkinde sayı olduktan sonra ikinci de hataya zorladık. Oyuncularımız kanatlanıp savunmada duvar örmeye başladılar bu şekilde bir mola alındı. Mola dönüşü skorda yakalanıverdik ve hatta öne geçiverdiler bu defa molayı alan biz olduk. Yahu bu yeni tezahüratta uğursuzluk mu var diyenler vardı, mendille terlemiş yüzümü silmekteyken, sahaya dönecek olan oyuncular alkışlanmaktaydı, koç tekrar bir değişiklik yaparak Naz'ı kullanmayı tercih ederek oyuna alıverdi.

Haydi Fener haydi,tam zamanı şimdi sesleri ile mola dönüşünü yaptık, arka alana doğru süzülen top nedense Katya hamle yapmayınca içeri düşüverdi, bazen böyle sayılarda tembelliğine bozuluyorum ama televizyonda tekrarını izleyince topla arasındaki mesafenin az olmadığını, onun gibi bir fizikle hızlı refleksin zor olduğunu anladım. Kritik anlarda iki sayı geri düşmüştük. Setin bu son kısmında tribündeki amigolar sola doğru, file arkasına doğru gidip gelip ıslık işareti yapıyordu. Resmen takımla beraber yedi kişi oynamaya, uğultularla savunma yapmaya başlamıştık, çıkan topları alkışlıyorduk, aldığımız sayı ile sevindik. Sonrasında servisle beraber sahaya yükleniyoruz diye etraftakileri uyarmaya başladık, sahayı işaret ediyorduk. Top düşerken sanki bizde düşüyormuşuz gibi öne doğru yığılarak heeeyooo gibi sesler çıkmaya başladı. Set sayısını Seda'nın kritik sayısıyla alamamaları ile eşitliği yakaladık, gene manşetlerini bozmaya yükleniyoruz derken Eda topu yolladı, maçın başında sakatlık geçiren gizem gelen topa hamle yapacakken gürültüyle boğmaya başladık, ace olmuştu. Set set set diye coşkulu bir şekilde tüm salon tempo tutmaya başladı, Eda hep bayağı uzun süre beklediğinden, bir kere daha alkış temposu girmek gerekti. Gene manşetlerini bozalım diye yüklendik, topu kaldırdılar uğultu arasında vurdular Seda'nın blokuna yakalandılar, artık 2-0 öndeydik. Bu set bir pozisyonda Nati seken topu benche doğru koşarak koltuklara yüklenerekten zorlukla çeviriverdi, masör Süleyman ağabey aman ona birşey olmasın düşmesin diye kollarını açmış hazır durmuştu, düşmeden terse itip oyuna yönlendirdi, takımda oyuncusundan masörüne kadar herkes mücadelenin içindeydi.

Tribünden Fenerbahçe çok pis koyar... sesleri yükseliyordu, oyuncular alkışlarla yerlerine geldiler. Set arası dinlenmek üzere durakladık, lavaboya gidip dönmek imkansız gibi gözüküyordu, koridor kısmı Süveyş kanalından daha beter daralmıştı. Bazıları akıntıya atlayıverdiler, arkadaşlardan biri set başladıktan birkaç sayı sonra anca dönebilmişti, üstüne akbaba gibi çullanan elleri görünce, herhalde gene büfeden bir sürü su aldı,etrafa dağıtıyor dedim, yanıma geldikten sonra elinde son kalanı paylaştık.

Son set başlamıştı, ilk sayısı tam bir duvar işçiliği örneğiydi, vurdular döndü, vurdular döndü, diğeri vurdu gene olmadı, her blokla bravoo haydi bir daha diye alkış tutuyorduk. Bu maç gene sakızını piyasaya çıkaran nesli dökülmekteydi, fileyle aşk yapar gibi sarmaş dolaş oldu, ikide bir fileye vurdu. Bu gene sakızı almış ağzına, bizi kupa finalinde bir kere yenebildikleri maçtaki sakızı uğurlu diye saklasaydı keşke, başka sakızlar çiğneye çiğneye asit yapar ağzında diye geyik yapıyorduk. Erken kullandıkları mola zamanı blokmania coşkusunun gazıyla file arkası önüne gidip ayaklandırdılar, sağlam katılımlı bir Fener koy koy koy şampiyonluk geliyor yapıldı. Bunun ardından aynı şekilde bir de ana tribün sol yan tarafı ayaklandırıp bağırtmak istediler. Az bir kitle kalkıp onca kalabalığa göre cılız bir tezahürat etti, bunun üzerine kızanlar oldu, amigo Yücel toplu halde "siz orada oturun,Fenerbahçem şampiyon" diye sataşma yaptırdı.

Bir iki sayı alınmıştı ki gene mola oldu, giovanni daha teknik molaya varmadan molayı harcayıp takımı toparlamaya çalışıyordu, onlar için şampiyonluk gidiyor, bizim için ise geliyordu. Fark açılıyor, şampiyon Fenerbahçem ne istersen iste benden diye bağırıyorduk ama bu tezahürat gerçekten bana yorucu gelmeye başladı alkışla katılmaktan fazlasını yapamadım, yüzümden şapır şapır terler damlıyordu, bir paket daha mendil açıverecektim ki, arkamdaki ağabey kağıt havlu getirmiş,bir parça verdi. Bu arada tribünde çeşitli marka kağıt mendilleri senelerce test ede ede anladım ki, en iyisi selpak marka olanı, onu kullanınca suratımda kağıt parçaları kalmıyor. Bu tezahürata katılım çok iyi olmayınca ve sayıların gelmesinin coşkusuyla arribaa diyerekten spanish matador melodiye coşkuyla sarıldık, hep beraber omuz omuza sağa sola zıplıyorduk. Yanımdaki koltuk üstünde zıplayan arkadaş yere gümleyiverdi, koltuk duvardan sökülmüştü. Gülerek kulübe kaç para yazıyorlardı dedi bir koltuğa, yahu hiç dert değil, 65 lira helal olsun dedim ama benim solumdakine benim durduğum koltuğa basmamasını yoksa bunun da dayanmayacağını söyledim. Artık bu maç yüzlerce kişi içinde kaç koltuk zarar gördü bilmiyorum, maç sonrası bakınca oldukça kırık vardı fakat böyle bir günde hiçte önemli sayılmaz, şampiyon olup aldığımız 60000 liralık ödül fazla fazla bu taraftarın bir sezonluk masraflarını karşılamaya yeterdi.

Gamova'nın parkede çukurlar açan smaçlarıyla coştukça coşuyorduk, bütün salon alkış tutuyor, yedekteki oyuncular yüzleri güler vaziyette katılıyordu, tam biz tempo arasında uuh diyecekken Merve'nin de Alice'i dürterek uhh dediğini gördüm, bugünkü saçıyla tam neşeli bir çocuk gibiydi. Mola sonunda avaz avaz için sahaya ellerimizi dönüp hazırlanıyorduk, yan taraflara doğru ayağa kalkın diyorlardı ama yahu herkes bilmez besteyi boş verin o tarafı kaldırmayı diyerek, amigo Yücel'e bakıyorduk, onun başlatmasıyla ...Var mı bizden büyüğü varsa çıksın ortaya... diye avaz avaz sesimiz çıkıverdi. Fark çok açık olduğundan oluşan rehavet içinde rakipten sayılar gelmeye başladı, bloklarla sinirlenip fileyle sarmaş dolaş olduğunda dalga geçtiğimiz neslihan'ın bütün hırsıyla vurduğu top tam önümüzdeki Eda'nın suratında patladı, top çevirilebildi ama belli ki Eda'nın burnu kötü olmuştu, nesli ona pardon derken, alkışlarla bir süre oyundan çıkıp tedavi görmesi gerekti, uff burnum acıyor dediği ağzından okunuyordu, oyuna dönünce de sık sık kızarmış burnunu yokluyordu. O oyunda olmadığı sıralarda biraz oyunda bozuluverdik, fark biraz azaldı, biz de coşkuyu bir kenara bırakıp gene yavaştan uzak sahadaki rakibe ıslığa başladık, fark ikiye inince mola almak gerekti. Fenerbahçee koy oleeey diye bağırışları Fenerbahçe Şampiyoon ooo diye çevirdiğimiz geçen seneki ayazağa'daki son set aklıma geliverdi, o gün de unutulmaz bir tribün vardı. Şimdi de böyle bağırıyorken fark azalınca ve molayla sesler kesildi.

Son hafta eskişehir maçında yapılan lalaylay...şampiyon temposu bu maç fazla yapılamadı, hem frekans karışmaları oldu, sapsarı-melekler şeklinde yaptığımızdan şampiyon diye bağırmalar da olunca herkes farklı birşey söyler gibi ses çıkıyordu. Bir ara dale de yapar gibi olmuştuk ama fark kapanıyorken bu da sönük oldu. Sevdamıza kimse engel olamaz...Fener sevgisinin adı konamaz... tezahüratı da biraz yanlış zamanlamaya güme gitti, daha kısa ateşleyici şeyler girmeliyiz diye uyarıyorduk

Her iki tarafında molalarını bu kadar erken tüketmesiyle, setin gidişatında nasıl olacak acaba diye merak ediyordum. Bu arada mola sırasında üst kısımdaki taraftarlar öndekilere doğru ya beyler öne geçince coşup bağırıyorsunuz sadece diye kızıyordu, skorbordu gösterip, öyle diyorsunuz da oyun kopmadı yaklaştılar, oyuna bakarak destekleyin biraz diyorduk. Amigo Yücel ile Tolga ağabey arasında da benzer bir dialog geçiyordu, o kadar farktan geliyorlar, böyle yapılmaz maç gider demesiyle setlerde 2-0 öndeyiz daha bu setin ortasındayız nereye maç gidiyor, fark açılmışken ne yaptırcaktım söylesene Tolga diye ona cevap veriyordu.

Arada ufak tefek tartışmalar sonrası, ön taraftakiler daha çok baskıya yönelsin, üstler tezahürat diye bir toparlama yapıldı, hep beraber haydi Fener haydi..tam zamanı şimdi diyerek sahaya dönüverdik, biz bağırıyorduk ama bu sefer salon genelinden az ses geliyordu. Nati'nin bir kaçan manşeti olunca come on Nati hayde (hırvatçada haydi demekmiş) diye seslendim, bir maç önceki konuşmamızda fotoğraf çekilemezken ağzından şakayla hayde be çıktığını duyunca sormuştum söylemişti. Ne yazık ki onca farktan coşmuşken, yakalanıverdik, biraz sessizlik çöktü, zira rakip tribünden gelen sesleri anca böyle zamanlarda farkedebiliyorum. Haydi kızlar diye hep beraber alkışlamaya başladık, uzaktaki servisi yuhluyorduk. Aldığımız sayıyla bizim için saldır Fenerbahçe diye bağırırken bir blokla daha ikinci teknik molaya avantajlı girdik.

Alkışlarla Sarı Melekler ooo diye mola dönüşü yapıldı, Frauke'nin çift pas yapması ile sinirlenenler oldu, haydi ıslık diye herkesi diğer tarafa konsantre etmeye baktık. O ise terlemiş olan ellerini sildikten sonra hata bende diye arkadaşlarına elini kaldırdı. Uzak çizgiye düşen bir topa içerde denmesine rakip koç giovanni koştura koştura itiraz etmeye başladı, tepki uğultuları geliyordu. Bloktan bir sayı daha almamızla sevinip gazı vermeye başlamıştık, hep beraber keyifle zıplıyorduk, Fenerbahçe çok pis koyaaar...

Bu coşku anında bir sayı daha geldi, voleybolda yarı final ile finale tam uymuş şekilde beste sürüyordu ... hem cimboma şakşak hem vakıfaaa.. bu sene de sevee seveee..şampiyon ol Fenerbahçee
Sahadakilerle müthiş bir uyum gelmişti, sayılar geliyor bizim beste coşkuyla devam ediyordu, protokolden şaşkın bakışlarla yöneticiler alkışlar tutuyordu. Zıplayarak...saldır Fener saldır kupaları kaldır, bu taraftar sanaa gönülden bağlıdıııır...Taraftarın trans hali devam ediyordu, Fenerbahçee çok pis koyaaar, Fenerbahçee çok pis koyaaar...

İki sayı alıverdiler ama üstüne aldığımız sayı ile salon ayaklanmıştı, ön sıralara doğru hücum edip parmaklıkların önüne yığılan çok kişi oldu, önde yer kapmaya uğraşıyorlardı. Bu yığılma ile tribün biraz dağınık kalınca çok kısa bir süreliğine tezahürat coşkusu düşüp bir kesiklik oluverdi. Ardından oley oley oley şampiyon Feneryaa sesleri ortalığı inletmeye başladı. Fenerya diyorum çünkü yıllarca doğrusunu Kanarya diye bildiğimiz yaptığımız tezahürat,son beş senede falan evrim geçirmişti. Biz az kişi Kanaryaa diye bağırırken çoğunluk Feeneeer diye bağırınca biraz ilginç bir ses çıkıyordu, he gerçi tribünün amigosuna baktığımda o da Feeneeer dediğinden diğerlerini düzeltmemiz için geç kalmıştık.

Ben ise maçtan önce üstümde olan polarımı montumu aramaya koyuldum, herkes üstündekini çıkarıp ön sıralara koydukları zaman bütün montları falan uzaklarda bir koltuğa yığıvermişler, maç içinde o kalabalığı yarmak güçtü, ama şimdi bir kısmı önlere yığılınca,aralardan sıyrılıp oraya ulaşabildim. Polarımı falan bulunca göz ucuyla sahaya bir bakış attım, ilk defa onların bir sayı almasına sevindim, şampiyonluk sayısını kaçırmamıştım, henüz 24te takılmışken fırsattan istifade yerime dönüp şampiyonluk sayısını göreyim dedim, onunla her konuşmamda ona söylediğim gibi kalplerimizin mvp'si olan Nati sezonu noktalayan oyuncu oldu.

Büyük bir coşku ile hem sahada hem tribünde şampiyonluk kutlanmaktaydı, oyuncular sarmaş dolaş halka yapmış zıplıyorlardı. Armanın Gururu Sarı Melekler diye toplu halde bağırıldı, şaampiyon sesleri yükseliyordu, oyuncular ilk kutlama ardından rakip ile tebrikleşmeye file önüne gittiler. Bu esnada lalalay...temposu ardından uzak taraftaki rakip oyunculara koyduk mu diye işaret yapan da vardı, melodiyi şampiyon diye bitirende. Görevliler hızlı bir şekilde fileyi sökme girişimlerine başladılar, arkalardan buraya buraya sesleri geliyordu, yahu bir sabredin, gelecekler dedik. Oyuncular ve teknik ekip kendi arasında sırayla çak yapıp elleri ortaya toplandılar, kaptanın Acıbadem diye bağırmasına hep beraber coşkuyla Feneeer diye bağırmasıyla salondan büyük alkış kopuverdi, oooley oley oley oley şampiyoon Feneerr diyerekten takım taraftarın önüne doğru geliverdi, Katya yukarıya tribüne bakarak güleryüzle bağırıyordu, şampiyooon Feneer

Yücel abi sahaya, sahaya inmeyen cimbomlu olsun sesleri yukarlardaki gençlerden yükselmeye başladı. Susun diye işaret ediyorsa da biz gözüyle prokole doğru bir bakış attı, acaba izin için işaret gelir mi diye, sonra vazgeçti. Takım ise basın mensuplarına poz vermeye başlamıştı, röportaj içinde muhabirler peşlerine dağılmaktaydı, ama tören hızlı bir şekilde yapılacaktı, bayan basket maçına hem taraftarı hem yayını yetiştirmek sözkonusuydu. Otobüsler dışarda bekliyor, kupa töreni sonrası hemen çıkıyoruz diye etrafa sesleniyorlardı. Herkes birbirine gidiyoruz değil mi diye soruyordu, ama oradaki maça da fazla bir zaman kalmamıştı.
Sahada tören hazırlıkları devam ederken oyuncular hem birbirlerine sarılıyorlar, hem taraftara dönüp alkış tutuyor öpücükler yolluyorlardı, Gamova Gamova i love u Gamova diye sesler yükselmekteydi ki o öndekilere öpücük yollarken içerdeki kapıdan torba torba birşeyler çıkartıldı. Ambalajı yırtıp içindekileri tribüne atmaya başladılar, havada ufo gibi uçan şeylerin lacivert kalpli yastıklar olduklarını anladık, üstünde takımın sarı beyaz forma giydiği bir maç sonrası çekilmiş zafer pozu vardı, takımdan taraftara çok güzel bir jest düşüncesiydi. Tabii her oyuncu bütün iyiniyetiyle birsürü yastığı tribüne atmakla uğraşınca, bir süre tezahürat falan gibi birşey yapılamadı, tribünde yastık kapmaca oynanmaya başlandı

Herkes uçan yastıklardan kapmaya hamle yapıyordu, oyuncular ise çoğunluğu bizim olduğumuz yarı sahada olduğundan her tarafa adaletli dağıtıp yetiştirebilmek için kalan tüm güçleriyle yukarı doğru sallıyorlardı. Naz birkaç tane alıp ana tribün ortalarına doğru özellikle birilerine belkide her maçına gelen annesine vermeye gidiyordu. Ön tarafa yığılanlar oyunculara at at diye bağırıyor onlar da kime yetiştireceklerine şaşırmış halde hala getirilen paketleri açıp yukarı fırlatmaya devam ediyordu. En sonunda anonslar sonrası onlar seremoni için yavaştan dizilirken, Nati'nin oğlu Marcus ile Nihan'ın yeğeni bile tribünlere yastık yolluyordu, onlara da hem eğlenceli oyun gibi gelmişti. Bazı uçan yastıklar bana geliyor gibi oluyordu, ribaund için zıplayacak olsam koltuk kırılacak düşerim diye tırsıyordum, zaten yaklaşırken araya bir el girip kapıyordu, şampiyonluk hatırası niyetine kapmak için birbirlerinin üstüne atlayanlar oluyordu, tam komediydi. Tabii bu hengamede karşı takım oyuncularının ne alemde olduklarını hiç farkedemedim, galiba bir ara o taraftaki file arkası tribünden alkışlandılar.

Neyse yastık savaşları durulunca ortalık biraz sakinleşti, tekrar tezahüratlar yapılmaya başlandı. Sarı Melekler ooo sesleri Sarı Melekler Şampiyon diye devam ediyordu. ooo Nihan Güneyligil diye tribüne çağırılıyordu, Nihan buraya üçlü çektir tayfaya diye öndekilerin seslenmesi üzerine, eyvah dedim rezalet olacak. Geçen maç sonrası Nihan'a takılmak için üçlü çektir diye söylediğim şeydi ama yaparım dediği için tribündekilerden böyle bir davet gelince yapacağı belliydi ama ne yapacağını ben bile bilmiyordum. Bizim tribünde diğer takımların yaptığı gibi bir üçlü çektirme geleneği yoktu, eskiden uzun alkışlı Kanarya diye yapılan vardı ama artık yapılmıyordu. Oyuncularımız ya 10dan geri sayımlı laylay kasap havası çektirdikleri olurdu, ya bir baba hindi yaptırdıkları, belki Nihan'a milyonlarca falan yaptırsaydık daha mantıklı olurdu. Ama o sırada önde duranların,etrafı hiç organize etmeden Nihan'ı böyle spontane çağırırken, biraz yukarılarında durduğumdan uyarmaya fırsat olmadan Nihan tribün önüne ooo sesleriyle gelmiş elleri havada bir iki üç yaptıktan sonra tribündekilere bakıyordu, ben de onların ne organize ettiklerini merak ederek bakıyorken tam komedi bir durumdu, bir ağabey o eski uzun alkışlı Kanarya yaparken bir başkası diğer takımların yaptığı üçlüler gibi birşey yapıyordu, bir kısımda laylaylay...Fenerbahçee diye bağırırken Nihan'da az birşey zıplayıverdi ama o da anladı bu işin böyle olmadığını, gene de gülerek el sallayıp uzaklaştı. (Zaten kendisi Fenerbahçe tv de gündem programında bu konudan bahsetmiş, gerçekten hiç utanmasına gerek yok. Gelecek sene ne yapacağını da öğretiriz,en kralını yapacak potansiyel var onda ama aslında bu sefer hata onda değil çağıranlardaydı)

Uzun bir sezonu taçlandıracak olan kupanın Sarı Meleklerin ellerinde yükselmesini sabırsızlıkla beklemeye başlamıştık, bundan önce ödüllerin verileceği anons edildi. En iyi pasörden başlayarak Fenerbahçe Acıbadem'den... denmesi üzerine oooley diye sevinçle alkışlıyorduk, ödülü alan Naz şaşırmış gözüküyordu, arkadaşlarıyla tebrikleşip ödülü alırken vur vur kafasına kafasına çivi gibi çivi gibi Naz Naz Naz diye bağırıyorduk, aslında bu tezahüratın kafiyeli olması dışında onun oyunu ile pek bir bağlantısını kuramıyorum, ama bir süredir sezon ortasından sonra böyle alıştığımızdan söylemekteydik. Naz Naz Naz tempoları ile arkasını dönüp ödülü taraftara gösterdi, alkışlar yükseliyordu.

İkinci ödülde de Fenerbahçe Acıbadem'den... sesi ile aynı sevinç katlanarak yükseliyordu, bu şekilde Ekaterina Gamova diye iki üç kere tezahürat girip bizi selamlamasıyla geçti, arada Çiğdem kaptanın aldığı en iyi blokör ödülü bizi de şaşırtmıştı, Nihan'ın en iyi libero ödülü almasına ise çok sevindik, tam ona tezahürat yapacakken, setin tam üstüne oturmuş şişman ağabey skorbord altındaki balkon kısımda oturan Anja'ya doğru tezahürat yapınca, dikkati oraya çevrilenler Anja'ya sevgi gösterisinde bulundu, bu arada bende bir arkadaşın söylemesiyle iki senedir crazy Anja diye bağırdığımızın farkına yeni varıp dumur olmuştum, sneji Anja gibi Sırpça birşey bağırdığımızı zannediyordum, neyse Anja öpücük falan yolladı, ya ağabey orada oyuncular ödül alıyor sen nereye bakıyorsun diyordum. Oooo Nihan Güneyligil diye tezahürat etmeye başladık, o da arkasını dönüp ödülüyle selam verdi.

En iyi blokör Fenerbahçe Acıbadem'den... dediği anda Eda sevinerek ileri doğru adım atıyordu ki öyle kalıverdiğini gördük, gerçi maja poljak'a değilde bizim takımdan birine gittiği için sevinmiştik, maç sonrası sorunca ödülün nasıl istatistik derecelendirildiğini ise oyuncular bile bilmiyormuş, anlamamışlar. Sayılan bütün ödüllerin bize gelmiş olması ile sevinmiştik, en iyi servis karşılama ödülü Vakıfbank.... denince yuhlamalar altında Gözde geliyordu ki, Nati bir anda arkaya dönüp şşşt yaptı, lütfen yapmayın diye bizim -takıma yaptığı annelik görevini yaparcasına- tribünü de eğitiyordu, muhteşem tapılası bir karakter olduğunu gösterdi. Aynı şekilde her zaman onun yanında duran Katya'da ona katıldığını gösterircesine kafasını sallıyor,alkış gösteriyordu. Ondan sonraki anonsta böyle bir davranış sergilenmedi, gene Gözde alınca şaşırdık ama belki en iyi servisçi ödülünü kazanır diye düşündüğümüz neslihan'ın ödül kazanamamasına keyiflenmiştik Nati'yi de kırmamak için alkışlıyorduk. En sonunda Katya MVP ödülünü de kazanınca, onu üçüncü defa alkışlamamızın hemen akabinde i love you Nati, i love you Natii diye uzun süre bağırmaya başladık, onun bizim kalbimizdeki ödülü belliydi, gülümseyerek bu jestin anlamını bildiğini hissettirerek bizleri alkışla selamladı. Aynı şekilde daha öncesinde Çiğdem kaptan ödülü aldıktan sonra büyük kaptan diye ona tezahürat yapmamız ardından da Eda Erdem oley diye Eda'ya ilgimiz yönelmişti, Eda'da geniş bir kalp çizerek selamladı. Bizim için takım içinde kimin ödül aldığının önemi yoktu, ödüllerin bizim takımda olması güzeldi.

Ödüller ardından çekilen toplu resimler sonrası madalyalar takılmaya başlanmıştı, diğer takımdan başladıkları için bizim takımın diğer oyuncularını tezahüratlarla sıradan geçirmeye yeterli zamanımız oldu. En soldan Çiğdem Can Rasna temposu tutarak başladık, Terminatör Seda, İpek İpek İpek Soroğlu, Alice Blom oley derken Drickx'e gelmiştik. Genelde alkış temposu sonrası Drickx diye bağırdık mı dikkatini çekerdik ama bu sefer sağ taraflarımdaki gençler i love you Drickx diye girince bir süre böyle bağırdık anlamadı sanırım arkasını dönmedi, yanındaki oyunculara seslenip uyarmalarını istedik, o zaman ahh pardon diyerek her zamanki içten mütevazı haliyle el salladı. Sağa doğru tezahüratları kaydırmaya devam ettik, Natiii Nati Nati diye bir kez daha Nati'yi yokladık, güllerin en güzeli Songül sonrası Merve Tanıl oley diye geçiverdik. Jan de Brandt oley diye bir süre bağırmaktaydık ama koç yanındaki ile konuşuyordu, önden Violet hanıma sesleniyorlardı, o da arkasına bakınca Jan de Brandt'ı işaret ettiler, onun uyarısıyla koç arkasını dönüp bize el salladı. Teknik ekibe doğru devam edecekken madalya sırası bizim takıma gelmişti. Bu esnada bizim taraftakilerin unuttuğunu duvardibindeki ağabeyler hatırlatarak bu başarının baş mimarlarından Mehmet Ali Aydınlar için tempo tutmaktaydılar, bizde katılarak bağırıyorduk, taraftara doğru selamlayıverdi. Sonlarda bir ara Kıvanç Özkök ve Aylin abla içinde tezahüratlar oldu.

Federasyon başkanı ince bir bıyıkla iyice çirkin bir surat olmuştu, Mehmet Atalay ile birlikte madalyalar takarlarken oyuncuların boynuna geçirilen her madalya öncesi ooooo diye tempo tutuyor, takılan madalya ile oley çekiyorduk, bu da madalya törenlerinde daha önce yaptığımızı hatırlamadığım bir tarz oldu. Bu şekilde bütün oyunculara takılan madalyalarla oley çekerken, kimisi arkasını dönüp madalyayı öperek taraftarı işaret ediyordu. Nati'nin oğlu Marcus annesine takılan madalyayı görmek için hemen arkasına geliverdi, Marcus'un 8 numaralı formasında iki hafta önce m harfi düşmüş arcus yazarken, bu hafta cus kısmı kalmıştı, çocuk habire bir yerlere koşturuyor, ortalıktaki diğer çocuklarla havaya yastık atmaca oynuyordu.

En sonunda kupaya sıra geldi, fotoğraf makineleri, kameralar oraya doğru kilitlenmişken, kaptan kendisine verilen kupayı oooooo sesleri arasında takım arkadaşlarının ortasına getirdi, bütün teknik ekibin toplanmasını beklediler, ortada o gürültüde duyulamayacak birşeyler söyledikten sonra oooooleyyy diyerek kupa büyük bir coşkuyla havadaydı. Hepsinin sezon boyu büyük emekler sarfederek yenilgisiz bitirdikleri ligin şampiyonluk kupası artık bizim mülkiyetimize geçmişti. Ooley oley oley oley şampiyon ... sesleri arasında kutluyorlardı, Katya ile Nati ise madalyalarını göstererek tribün önüne gelip alkış tutuyorlardı, sonra diğerlerinin arkasından protokole doğru yöneliverdiler. Kupayı elinde tutan kaptan başkan Aziz Yıldırım ve Mehmet Ali Beye teslim etti, onlarda büyük alkış ve Mehmet Ali Aydınlar sesleri arasında kupayı havaya kaldırıyordu. Tekrar kaptana kupayı verdikten sonra başkan Aziz Yıldırım saatini göstererek, hadi kızlar daha Caferağa'da bayan basket maçına gideceğiz, taraftar önünde tur atında diğer salona gitsinler gibisinden birşeyler söylediğini tahmin ediyorum. Diğer oyuncularda başkanlar ve yöneticiler ile tebrikleştikten sonra Çiğdem kaptan'ın arkasında tren yaptılar, kupayla hoplaya zıplaya büyük bir neşeyle geçit yapıyorlardı, Armanın gururu Sarı Melekler diye bağırılıyordu.

Saat neredeyse 8.30a gelmişti ve haydi otobüsle gidiyoruz sesleriyle ayrılmalar başladı. Ben de gitmeye niyetli olsam da eğer orada salon dolduysa kapıda kalabiliriz diye düşünüyordum, gerçi buradan giden taraftar grubuyla toplu hareket edince oraya gittikten sonra içeriye alınmama gibi bir durum sözkonusu olmazdı. Oraya varana kadar ilk periyot kaçacaktı, lavaboya gittiğimde çıkarken arabası olan arkadaş, olmazsa arabayla gideriz diyordu, kapılar kapansa da orada devre arası salona giriş yapılabilir diyordum. Kimbilir gelecek sezon bir daha aramızda olmayacak olan oyuncularla vedalaşamamak, kimisini bir daha göremeyecek olmak üzücü olacaktı.

İzmir'den maça gelen avukat Murat ağabeyde bugünün hatırasına oyuncularla resim çektirmek için fotoğraf makinesini hazırlamıştı. Sahaya bakınca oyuncuların dağınık halde formalar imzaladığı, sahanın çoluk çocuk kaynadığı görülüyordu, çocuğunu alan o bahaneyle girivermişti. Bizde bir inelim aşağıya diyerek birkaç kişi çıkış lobisine doğru yöneliverdik. Oralarda da bekleyen bazı arkadaşlar vardı ama çok fazla da çocuk ile ortalık çocuk parkına dönmüştü, özellikle ufak kızlar hayranı oldukları ablalarının çıkışı ile imza alabilmek resim çektirmek için hep birlikte hücum ediyorlardı, bizim oyuncularımız da hepsini sevindirmek için sabırlı davranıyordu, kimisi kağıtlara, formasına, tshirtine falan imza alırken, koluna imza attıranlara kız kolunu yıkayınca kaybolacak diye takılıyordum, artık yıkamam diye cevap veriyordu.

Violet Hanımı görünce tebrik ediverdim, kapının orada Mehmet Ali Beyi görünce yanına gidip, Mehmet Ali Bey tebrikler diye elini sıkarken adamcağız sigarasını diğer eline geçirmek zorunda kaldı, böylece stresli maçlarda arada bir dışarı kaçmasının sebebini anlamış oldum. Çok güzel bir sezon yaşattınız bize, tüm taraftarlar adına çok teşekkür ediyoruz dedim, rica ederim, bizde size teşekkür ederiz dedi. Gene içeri dönerken Abdullah Bey çıkıyordu, tebrik ettikten sonra seneye erkeklerde de böyle bir kadro kurulmasını bekliyoruz, söz çok iyi destekleyeceğiz deyince güldü,göz kırparak tamamdır diyerek çıktı.

Kapıya yaklaştık, saha içinden diğer tarafa mı gitsek diye bakınıyorduk, sahaya diğer taraftan bayağı giren çıkan olmuştu ama bu taraftaki kapıda duran üç güvenlik görevlisi vardı. Sonra Kamil Hoca ile istatistik antrenörü Mert çıkıyorlardı, onlarla tebrikleştik. Kinga gözükünce onu bekleyen eşi Kike'yi farkettim, beraber çıkıverdiler. Aylin abla kapıdan çıkarken, Aylin hanım yarın özel gündem programı yapılacaktır herhalde ama arkasından acaba geçen sene yapıldığı gibi Fenerium'da bir imza organizasyonu yapılacak mı dedim, yarın özel program yapacağız tabii hatta bana saati söylendi iki de olacak diye haber verildi, ben ne zaman söylenirse program yapmaya giderim ama sonrasında imza organizasyonu gibi birşey yapılır mı bunları ben bilmiyorum, bu tip işlerle biliyorsun Violet Hanım ilgilenir, onunla konuşursanız daha iyi bilgi alırsınız dedi, teşekkürler iyi akşamlar diyerek eşiyle uğurladık.

Violet Hanım salonun diğer tarafındaydı herhalde, kapıdaki görevlilerde yokolmuşken hadi girelim dedim. Sezon boyu yukardan bağırıp çağırdığımız salonda aşağıda zemin üstünde olmak ilginçti, ilk önce gidip bir zemini yoklayıverdik, nasıl birşeydir diye, taraflex zemin olmayan salonlarda ki maçların yayınına federasyon izin vermiyor, onun için beşiktaş akatlardaki maçlar yayınlanmıyordu diye konuşuyorduk. Violet hanım uzak köşedeydi,salonun ortasında ise kupa ile beraber taraftarlara poz veren koç duruyordu. Hep beraber o tarafa doğru yöneldik, koç ve kupa ile resim çektirelim isteyenler oldu, selam koç tebrikler diye yaklaşmamızla beni görünce parmağıyla bir dakika diye işaret yaptı. Koç arkadaşlarla resim için poz verebilir misin diyecektim ki, Kerem senin için bir hediyem var demesiyle şaşırdım. Etrafta bakınıyordum, belki gene çıkışta karşılaşırız diyordum ki burada gördüğüm iyi oldu dedi, gel benimle sana özel birşey vermek istiyorum diye beraber gene geldiğimiz yöndeki kapının oraya reklam panoları arkasına doğru,çantasının olduğu yere gidiverdik. Şimdiye kadar resim çektirmekten başka hiç birşey istememişken, çok saygı duyduğum birinden özel bir hediye almak oldukça gurur vericiydi. O çantasını açarken , koç hediye vermenize hiç gerek yoktu, biz sizleri desteklerken kazandığınız kupalar en güzel hediyelerdi diyordum ama yok dedi,bunu bir şampiyonluk günü hatırası olarak vermek istiyordum,çantama koymuştum diye bir tshirt çıkartıverdi. Teknik ekibin giydiği önünde Acıbadem logolu,yakalı lacivert trikolardan biriydi ki, böyle Fenerbahçe Acıbadem logolu bir tshirt falan satılmıyor mu diye hep Feneriumlara sezon içinde soruyordum, gerçekten çok hoş bir jestti, çok teşekkürler koç diye sarılıverdim. Sezon boyu bizi desteklediniz, maçlarda maç çıkışlarında oyuncularıma hep moral verdiniz, bizim kadar yoruldunuz onun için böyle bir hatıra ile sezonu kapatmanı istedim Kerem dedi. Çok teşekkürler koç, sizinle oyuncularla Fenerbahçeli olmanın gururunu yaşadık, size çok güveniyoruz, gelecek sene de kadroyu en iyi şekilde kuracağınıza inanıyorum, görüşmek üzere diye vedalaştık.

Diğer arkadaşlarda yanıma gelmişti, ben biraz olayın keyfi içindeyken koç ile birkaç resim çekildik, yan kapıdan Mehmet Ali Bey de gelivermişti, koç ile konuşmaya başladılar. Bu esnada Arhavililer derneğinden tanıdığım olan bir doktor ağabey ile karşılaştım, onun ufak kızı Fenerbahçe voleybol altyapısında oynadığından, senin kız da çok yetenekli ağabey dernekteki voleybol turnuvalarında görmüştüm, artık büyüyünce onu da desteklemeyi bekliyoruz dedim, kızı Erçesu kapıda gözüktü, bir arkadaş ben sabah televizyonda Filede Fenerde görmüştüm onu dedi, meğersem programa çıkıvermiş, miniklerde en iyi pasör ödülü almış.

Onlarla ayaküstü konuşmamız ardından Mehmet Ali Beye resim çektirebilir miyiz diye rica ettik, elbette buyrun deyince sırayla resimler çekildi. Mehmet Ali Beye de kendisine büyük güvenimiz olduğunu, kurulan takım , transfer, gelecek planları ile ilgili endişemiz olmadığını, herşeyin en iyisini yapacaklarına, istedikleri başarılara ulaşacaklarına inandığımızı söyleyip her zaman her yerde takımı destekleyeceğiz dedim. Çok sağolun bu güvenle destekle biz de bu yolda daha kuvvetli olacağız dedi.

Onlardan uzakta bir sandalyede oturan Marcus dikkatimi çekti. Yanına gidip nasılsın Marcus, şampiyon deyince iyiyim dedi. Annen nerede dememle orada diye uzak kapıyı soyunma odası koridorunu gösterdi, aferin Türkçeyi de öğrenmiş diye takıldık. Arkadaş yaşın kaç diye ingilizce sordu, Türkçe yedi dedi. Ben de forma numaran kaç deyince ,ingilizce sorunca anladı. Sekiz,eight demesiyle niye sekiz dedim, önce kafa salladı, i like diye cevapladı. Sekiz kim giyiyordu Alice giyiyordu dediler, ben de Hırvat Rapaiç giyerdi, Marcus Rapaiç'i biliyor musun diye sorunca, kafa salladı o kim dedi güldük. Ok görüşürüz diye yanından ayrıldık. Biz diğer tarafa bir git gel yaparken dönüşte onu diğer ufaklıklarla hakem masasının orada değişiklik tabelalarıyla oynarken gördük, saha çizgisine gelip elinde 12 numara tabelayla oyuna girecekmiş gibi kaldırıyordu, güldük. Maç sırasında da Nihan'ın yeğeniyle soyunma odalarına gidilen kapının orada camdan maçı izliyorlardı. Sanırım Nati onun okul sezonu bitene kadar İstanbul'da kalacaktır.

Ama anlaşılan Katya hemen gidecekti, Violet Hanımla uzun uzun sarılıp vedalaştıklarında bunu anladım. Ailesinin yanına gidemeyeli çok uzun zaman olmuştu, doğal olarak çok özlemiştir. Büyük ihtimal soyunma odasında da arkadaşlarıyla ve Nati ile vedalaşırken zorlanmıştır, Nati her fırsatta onunla birlikte durmanın keyfini çıkarıyordu, hatta maç sonrası protokol önünde resim çekilecekken bile sol tarafında uzakta kalan Katya'yı yanına çağırmıştı, iyi bir ikili olmuştular. Salon içinde onunla resim çektirmek isteyenlere sadece bir diye işaret yapıyordu. Katya ile çıkış koridorunda tekrar karşılaşınca gene bir resim imza kargaşa ortamı oluverdi, bir iki kelime edebildik tebrikler, bütün sezon için teşekkürler görüşürüz diye el çaktık, o da herşey için teşekkürler bye bye diye etrafa el sallayarak gitti arkasından Katya bizimle kal diye seslendiysem de boş laftan ötesi değildi. Kalıp kalmayacağı bir hafta sonra netleşecekmiş, salondan çıkış yaparken o olmazsa da Seda'yı değerlendirebiliriz diye konuşuyorduk.

Violet hanıma stadtaki gündem programı sonrası geçen seneki gibi bir imza organizasyonu olacak mı yada başka gün ayarlanacak mı acaba diye sordum, yapılabilir ama bu yarın belli olur, şimdi oyuncuların program da yoğunken kısa bir tatil dinlenme için hemen dağılmaları sözkonusu dedi. Onla konuştuktan sonra biz saha içinde durmaktansa oyuncuların çıkışını kaçırmayalım bari diye tekrar çıkış lobisine yöneldik.

Anlaşılan diğer koridorun oralarda da tıkanıklık vedalaşmalar falan vardı ki çok fazla gelip giden oyuncu yoktu. Kaptan elinde uzun bir sopa gibi birşey ile çıkmıştı, tebriklerimiz sonrası etrafı resim çektirmek isteyenlerle sarılmışken kaptan onla bizi mi döveceksin, nedir o filenin boyunu ölçtükleri sopalara benziyor, basketçiler gibi fileyi kesemedin diye bunu mu hatıra götürüyorsun dememle güldü, yok canım bu omuza koyup omuz hareketleri çalışmak için kullandığım bir alet dedi, birkaç kişi resim çektirebilmiştik ki, etrafını ufak cadalozlar sardı.

Hepsi çok şirindi ama öyle bir çığlık çığlığa bir oraya bir buraya koşturuyorlardı ki bizim resim çekmemize de zor fırsat oluyordu. Seda çıkmıştı, Seda sonunda bitti sezon diye el çaktık, bir iki resim çektirme ardından ufaklıklar etrafını Seda abla Seda abla diye sarıverdi. Ben de Murat ağabeyin isteğiyle onların resmini çekmeye çalışacaktım ama ufaklıklara çalım atmak gerekti, aaa Naz çıktı Naz çıktı koşun koşun diye bağırınca piranhalar gibi diğer kapıya Naz abla Naz abla diye koşmaya başladılar. Fotoğraf makinesi elimde poz vermelerini beklerken Seda bu sezon çok geliştirdin kendini, manşetlere çok iyi çalıştın deyince, sağol dedi. Fotoğraf makinesi ayarıyla ilgili bir problem olsa gerekki çekim için bastığım halde olmuyordu, manşet hatası yaptım galiba deyince onu da güldürdüm. Yıllardır takip ettiğim çok sevdiğim bir oyuncu olduğundan, diğerlerine göre biraz daha ağırbaşlı bir oyuncu olduğunu biliyordum, bu sezon zaman zaman sıkıntılı olmasına üzülmüştüm, her maç çıkışı moral vermeye çabalıyorduk, bugün iyi oyunla sezonu bitirmesinin de keyfiyle yüzünü güldürebilmek hoş olmuştu. Yalnız Seda gitmek üzereyken resimin çekilmediğini anlamamızla tekrar yakalayıp ikinci denememize rağmen olmamıştı, kısmet değilmiş dedik. Problemin çok uzun süre basılı tutmadığımdan olduğunu anladık ama ilk başlardaki ayarı böyle değildi. Neyse ufaklıklardan kurtulan Naz bu sefer bizlere takıldı, onu tebrik edip arkadaşla resmini çekerken elinde ödülünü tutmaktaydı, görüyorsun Naz Fenerbahçeye geldiğin gibi ödülleri toplamaya başladın dedim, teşekkürler sayenizde diyerek gidiverdi.

Bir kargaşada Frauke çıkmıştı, bütün sezon boyu emeklerin için teşekkürler diye tebrik ettim, çok güzel bir sene geçirdik teşekkürler diyordu ama sürekli bir onla bir bunla resim çektirmeye yardım karışıklığında ortalıktan kaybettim. Alice'i görüverdik, adaşım olan arkadaşla beraber koridorda bizi görünce gülüverdi, elinde ona çok uzun zaman önce söz verdiği formayı tutuyordu, bunu gören başka gençler de forma isteyince bütün sempatisiyle durumu onlara anlattı, elimde olsa hemen verirdim ama bir daha fırsat olursa söz veriyorum, görüşürüz dedi. Fotoğraf çektirelim dediler, ben de tamam fotoğraf bedava sorun yok dedim. Alice ile biraz daha konuşuyorduk, hiç ummadığım kadar güzel bir yıl geçirdim burada dedi, yabancı tipli bir kadın ile adamda turnikeden çıkıyordu, şaşkınlıkla gösterilen ilgiye bakıyorlardı. Alice'in anne babası olduklarını anladım, kızınız mı diye sorunca evet evet dedi, sizi de tebrik ederim, çok özel bir oyuncu,sempatik biri, çok seviyoruz onu dedim, gülüyorlardı, siz Fenerbahçe taraftarı çok iyi diyerek çıktılar. Alice ile de görüşürüz diye vedalaştık, ailesi ile beraber gitti ama bakalım bir daha görüşebilecek miyiz bilmiyorum. Kapının orada duran iki genç burası gerçekten cennet gibiymiş, oyuncularla resim çektirmek konuşmak ne güzel diyorlardı.

Kamil hoca gitmekteyken hocam bu sezon ısmarladığınız tatlı için çok teşekkürler,artık gelecek sezon ki kupada gene sözünüzü alırız dememle tamamdır diye gülerek gidiverdi. Gene o kargaşada Nihan ve Songül ile anca tebrikleşip uğurlayabildik, Nihan ödül için tebriklerimize de ayrıca dönerek çok sağolun arkadaşlar, sizin de bütün emeklerinize teşekkürler dedi. Aynı şekilde İpek te çıkmıştı, kutlamalarımız arasında ayrıldı. Merve gençler ile resim çektiriyordu, Merve iki senede iki şampiyonluk kaç kupa kazandın bu yaşta, senin kazandıklarını kariyerinde göremeyenler var demem üzerine çok şanslıyım çook diye gülüyordu.
En bomba ise Eda'ydı, elinde kupa ile çıkan o olunca bütün ilgi üstüne yöneldi, resimlerden imzalardan bunalıverdi, sonunda bizimle de resim çektirdi, Ediş sana da hiç ödül vermiyorlar ya, ama bütün ödüllerin kalbimizde biliyorsun dedim. Saçları ıslak olduğundan kapşonunu kafasına geçiriyordu, suratında top patladığından kızarmış şişmiş burnuyla giden Ediş'e bizden kurtuluş yok diyerek sataşaraktan uğurladık. Dışarda gene Violet hanımın eline geçen kupa ile birkaç resim sonrası içeriye yöneldik, çıkalım istiyorduk ama salon görevlileri ile amiri dükkanı kapattık diyerekten üst kapının açık olmadığını söylediler.

Bu çıkış kapısı kalabalığından sıyrılmak için çoğu vgs oyuncusu hemen dipte olduğunu farkettiğim hakem girişi diye bir kapıdan kaçıvermişti, bu sefer de neslihanı göremediğime şaşırdım, kız her seferinde tüymeyi biliyordu. Çıkışta karşılaştığımız bazı ağabeylerde Mehmet Ali Beyden imza almanın keyfi içindeydi, orada bazı transfer dedikoduları döndüğünü söylüyorlardı. Neyse artık gidelim dedik, Caferağa'da devre arasını da geçirdik herhalde diye havuz içindeki yoldan dışarıya çıkıverdik. Ama o sırada yola çıkıp gitseydik anlaşılan dördüncü periyotta salonda olabilirdik zira bizden biraz sonra yolda karşılaştığım Tolga ağabeyi maçın sonlarında salonda görüverdim, voleybol maçından sonra ayrılıp gidenler ise ikinci periyot öncesi giriş yapmışlar, ben gitmediğim halde hepsini takdir ettim, onca yorgunluğun üstüne orada da maçın dönmesinde büyük pay sahibi oldular. Ama diğer yandan anlaşılan gitmiş olsaydım, bu şampiyonluk hatırasını koçtan almaktan mahrum kalacaktım. Unutulmaz bir sezonu kapatıverdik, voleybol maçlarında harcadığımız bütün enerjiyi salondan izlenimler şeklinde yazılara aktarmaktan da büyük keyif aldım. Bakalım gelecek sezon böyle bir geleneği sürdürebilecek miyiz.

4 yorum:

Efsane Mrsiç dedi ki...

Kerem'cim harika bir final yapmışsın.
Mükemmel.Emeklerine sağlık.
Tüm sezonu bize yaşattın.
Sağol,varol.
İnan o yastıklar atılırken ilk sen
geldin aklıma,kapablse bari dedim.
Okurken kapamadığına üzüldüm ama
aşağıda Jan'ın müthiş jestine
ne kadar duygulandım bilemezsin.
Kendim almış gibi sevindim.
Çok haketmiştin bir ödül.
jan'a helal olsun ne kadar büyük
bir adam olduğunu göstermiş.
Bir de bu adamı beğenmeyen,eleştiren hatta hakaret
edenler var ne diyeyim ki.
Murat'ta arşive çok güzel
resimler katmış anlaşılan.
Şu resimleri görebilseydik biz de :))
Okurken güldüğüm çok yer vardı.
2 tane yeni terim öğrendim sayende.
Blokmania.
Fenerya.
:))
Süper.
Hem bir FB'li Voleybolsever
olarak desteklerin hem bu blogun
sahibi olarak kattığın emek ve
destek için sonsuz teşekkürler
abicim.
Allah ne muradın varsa versin.
Sağol .Varol.

İzlenimleri kitaplaştırma fikrini de düşün :))

sensiblex dedi ki...

Salondaki seslere, emeklere değer verip blogda yazmamı istediğin için sana da çok teşekkürler Gürol ağabey.

Hem antu forumda hem blogda voleybol takımları için taraftarları bilinçlendirme çabalarının devam etmesini dilerim. Özgür,Burçin ve Murat ağabeylerin de fikir ve analiz çalışmalarıyla çok güzel katkıları oldu. (Bu voleybol bilgisi olan fikir emekçilerine burada yazmasa da Serdar'da -alde- dahildir)

Biz bu yollarla öğrendiğimiz edindiğimiz fikirlerle salonlarda etraftaki taraftarları daha da bilinçlendirmeye koyuluverdik. Sonuçta çok güzel ve takım-taraftar bütünlüğü açısından unutulmaz bir sezon yaşadık.

Jan de Brandt ise gerçekten olağanüstü insancıl bir karakterdir. Oyun taktik tarzı, oyuncu tercihleri, müdahaleleri eleştirilebilir - hediye verse de bende eleştirebilirim :) -
ama sağlam karakterli bir takım kurma ve onlarla karşılıklı sevgi saygı içinde bir bütün olmasının başarılarda ki etkisi yadsınamaz. Mütevazı tavırlarıyla oyuncularla kurduğu dostluğu, en gergin anlarda onlara kızmadan soğukkanlılığını koruması ile takımına güvenini her zaman yansıtmıştır, bu da bizim tribünlerde daha sakin kalmamızı,büyük özgüvenle maçtan kopmadan destek vermemize bir etken olmuştur.

Tekrar sevgiler,saygılarla
görüşmek üzere

(Fırsat olunca salondan bu sezonun unutulmaz tribün anları gibi bir top list yapma fikrim var, sezon arası çok uzun olacak, maç yazılarımı da tekrar tekrar kitap niyetine okurum :))

fahrettin dedi ki...

çok çok teşekkür ederim, öncelikle. Senin salon izlenimlerin benim bu sezon okumayı en çok beklediğim şeylerdi gerçekten salondaymış gibi oluyordum her seferinde, ellerine ve emeğine sağlık.
Şu özel fotoğrafları eğer yayınlayabilirsen ve o özel hediye t-shirt'le bir fotoğrafını artık bizde görebiliriz.
Bu arada bu sene başından beri kızıma bir forma alacağıma dair söz verdim, Ankara'da her Fenerium'a sordum onlar yok dediler sitede de ürün çeşidi olarak görünmüyor, acaba böyle bir ürün çıkartmayı Fenerium düşünmüyor mu? bence müthiş satış olurdu.
Tekrar teşekkürlerimi sunarım.
Bayan ve özellikle Erkek takımına yapılacak veya yapılan transferlerle ilgili detaylı bilgilendirmelerini takip edeceğim.
Birgün görüşebilmek dileklerimle.
Saygılar Fahrettin SARICA

sensiblex dedi ki...

@ fahrettin

Yazılara olan ilginize teşekkürler. Ben böylesine unutulmaz bir takım ile bu kadar yakın sevgi-saygı ilişkisi olan taraftarların içinde olabildiğim için şanslıydım. Bu yüzden salonlardan uzak olsa da kalbi Fenerbahçe için atanların televizyondan gördüklerinin duyduklarının daha fazlasını hissedebilmeleri için bu duyguları yazıyla aktarıverdim.

Çekilen resimler farklı farklı kişilerin telefonunda, fotoğraf makinelerinde olduğu için henüz toparlayamadık, hem de açıkçası kendimi resimle deşifre etmekten, gösteriş yapmaktan hoşlanmıyorum.

Geçen haftalarda, stad altındaki Feneriumlarda çok az sayıda Fenerbahçe Acıbadem forması gördüklerini söyleyenler oldu. Ancak bu durum henüz yeni sayılır, zira geçen seneden beri uzun zamandır erkek voleybol takımı forması haricinde satılan bir voleybol ürünü yoktu, çok kişi Fenerbahçe Acıbadem logolu ürün isteklerini Fenerium'a iletiyordu, bizde kulüp idarecilerine sık sık söylüyorduk, yakında daha çok üretilip daha fazla satış noktasında, şehir dışında da bulunabilir.

Oyunculardan sezon boyu ısrarlarla anca final sonrası hatıra forma alabilenler oldu, bir arkadaş Alice'in formasını aldıysa da bizim gibi erkek bedeni için çok dar olduğundan asla giyemeyiz ama ben Jan de Brandt'ın verdiği yakalı tshirtü gelecek sezon maçlarında giyebilirim :)

İyi günler, görüşmek üzere