9 Haziran 2010 Çarşamba

FBA , Gündeme dair birkaç şey vs ...

Herkesçe bilinen bir gerçek ki FBA bayan voleybola yeni bir soluk getirdi. Yaptığı transferlerle , aldığı sonuçlarla sadece Türkiye’de değil Avrupa da da birçok kişinin dikkatini çekti ve çekmeye de devam ediyor. Yazıda FBA – Türkiye deki önemli rakiplerimiz ve birazda gündeme dair bişeyler karaladım.Gerek geçmişe gerekse geleceğe yönelik tespitlerde bulunmaya çalıştım.

Geçen sezonki transfer politikasına değinerek başlayayım. Türkiye ligini şampiyon tamamlayan takımın ilk altısından Eda , Seda ve Çiğdem kalmıştı. Bunların yanına Nati ve Katya gibi dünya çapında starlar eklenmişti. Yani kadro hemen hemen sil baştan olmuştu. Buna rağmen bu kadro daha ilk sezonda Türkiye’de 3 kupayıda müzesine götürdü artı olarakta CL de final oynadı.

Bu sezona bakacak olursak 2 önemli değişiklik görüyoruz. Antrenör Brandt ve Rus yıldız Gamova’nın ayrılışı…

Geçen sezon FBA için oyuncuya göre sistem anlayışı geçerliydi. Bir çok etmen Gamova üzerine kuruluydu. Pasörün pas seviyesini vasat ayarlama lüksü yoktu. (Çünkü Katya’nın Nati gibi her topa vurabilecek bir tekniği veyahut buna uygun bir fiziği yok.) Katya , arkadayken takımın arka alan savunması bariz şekilde zaafiyet gösteriyordu. Gamova’nın fiziksel avantajı hücumda kendisi ve takımı için şüphesiz ki önemli bir avantaj fakat arka alan savunması açısından bakacak olursak bir o kadar da dezavantaj. Bu yüzdendir ki Gamova’nın oynadığı kulüp takımlarında temposuz bir oyun benimsenir. Topun oyunda fazla kalması Katyalı bir takımın en son isteyeceği şeydir. Bu şekildeki bir takım anlayışının rakiplerce alt edilebilmesi için (sonuçta Katya ve Nati oyunun kaderini kolayca etkileyebilecek fark yaratacak smaçörler) manşet alan 2 smaçöründe hem defansta hemde ofansta istikrarlı olmaları ve belli bir standartın altına düşmemeleri gerekir. Artı olarak arka alan savunmasında mükemmele yakın dizilmeleri yani yerinde pozisyon almaları gerekir.(burada çaprazın rolüde önemlidir (libero ve 4 numaraya değinmeye gerek yok onların arka alan süpürücülüğü yapmaları zorunlu bir durum) , arka alan savunmasında önsezisi, zamanlaması ve pozisyon bilgisi üst düzey olan çaprazlar fark yaratır ki bu unsur FBA da yoktu. Bazı kesimler tarafından beğenilmeyen Ortolani’nin Bergamo sistemine cuk oturmasının temel sebebi üstün pozisyon bilgisi ve zıplama kabiliyeti değilmidir) 2009-Gamova’lı Moskova 2010 Gamova’lı FBA . Moskova ve FBA takımlarının CL de ki fikstürüne (belirttiğim yıllardaki) ve sonuçlarına dikkatli bir şekilde göz atanlar bazı benzerlikler görecektir.

Şunu görmek gerekir ki dünyada voleybolun konjonktürü çok değişti. Tek bir işi üstün şekilde yapan , fakat diğer özellikleri yetersiz olan voleybolcuların geçerliliği eskisi gibi kalmadı. Bir çaprazın arka alan savunmasını iyi yapması durumu bazılarına “iyi yapmasada olur” gibi gelebilir ya da ne bileyim bir smaçörün çok iyi manşet alamamasına “hücumu çok iyi manşeti vasat olsada olur” gibi fikirler öne sürülebilir ama artık bu tip ezber ifadeler tarih olmaya başladı. Tabi çaprazın savunmasından kalkıpta libero gibi uçsun kaçsın gibisinden şeyleri kastetmiyoruz. Ama belirli bir standartı yakalasın ve bu konuda her geçen gün kendini geliştirsin.

Çok iyi bir sezon geçiren FBA , CL yi almayı başaramadı. Takımın teknik ve idari yöneticilerinin bir karar vermesi gerekiyordu. Nasıl bir yol izleyeceğiz. Nasıl bir sistem kuracağız. CL yi almak için öncelikli model ne olmalı ?

Gamova’nın ayrılık kararının FBA için hayırlı olduğunu düşünüyorum. Takım bu sayede kabuk değiştirdi. Bilinçli yapıldığını düşünmesem de benzediği model Volley Bergamo oldu. Geçen sezon ki FBA’nın antitezi konumunda olan , sisteme göre oyuncu anlayışını benimseyen Volley Bergamo…

Gerekçelerine değinecek olursak ,

Bir kere arka alan müdaafasında Gamova’nın getirmiş olduğu yük kalkmış oldu , takımın üst seviye orta oyuncu açığı kapatıldı. Ve de en önemlisi eksik olan komple oyuncu takviyesi yapıldı. Bu en önemli husus diyorum , çünkü eğer çok güçlü bir takım olmak ve CL yi almak ana hedefse birbirinin çaprazı olan 2 smaçöründe hücumu ve manşeti dengeli ve iyi bir şekilde yerine getirmesi gerekir. Çapraz mevkisine Skowronska hamlesi ise mükemmel bir nokta atışı. Bazı kesimler bu transfere gereksizdi gibilerinden yaklaşsa da FBA için çok gerekli bir oyuncuydu Skowronska. Tekrar söylüyorum ki müthiş bir hamle. Kasia’yı dikkatli izleyen biri olarak çok özel bir oyuncu olduğunu söyleyebilirim. Öyle ki müthiş bir bitirici. Hani bazı oyuncular vardır pek bloğa yakalanmazlar ama vurduğu çoğu top arka alandan çıkar , Skowronska’da böyle bir şey çok az gördüm. Bloğu geçen topu genelde ölüyor. Fakat Gamova ile kıyaslarsak blokta daha fazla kalabilen bir oyuncu. Ama yinede MÜKEMMEL bir BİTİRİCİ…

Kasia güzelliği ile dikkat çeken bir oyuncu bu yüzden üstün yetenekleri biraz geri planda kalıyor tıpkı Piccinini gibi. Halbuki gerek Francesca gerekse Kasia müthiş yetenekli oyuncular. Biri savunma ustası öteki hücum. Polonya’da Niemczyk döneminde ortadan oynayan bir oyuncuydu Kasia. Keza Novara da 2006-07 sezonunda orta oyuncu olarak görev aldı. Fakat ertesi sezondan itibaren çapraz mevkiine döndü ve müthiş bir hücum silahı haline geldi.

Seda ile Kasia’yı kıyaslayan yorumlar görmek mümkün. Şahsen iki oyuncuyu kıyaslamayı doğru bulmuyorum. Seda’nın en parlak sezonu FBA ile ilk şampiyonluğunu yaşadığı sezondu. Bu kıyaslayıcılar ya da işlerine gelince her türlü istatistiki bilgiyi sunan kişiler (ki bu kişiler genelde Naz fanatiğidir ve de onu oynatmayan her coacha sallar dururlar) Seda’nın o sezon ki final serisinde yakalamış olduğu atak yüzdesini gitsin bir araştırsınlar bakalım ? Sonuç ne çıkacak. Bir tarafta kariyeri boyunca önemli maçlarda yüksek bir atak yüzdesi tutturamamış bir oyuncu diğer yanda voleybolun NBA sında top öldürme konusunda en iyiler arasında yer alan bir oyuncu.

Top öldürme konusunda Avrupanın hatta Dünyanın en iyilerinden biri alınmış ne gerek vardı bu transfere diyorlar. Üstelik Seda ile kıyaslıyorlar. Böylelerine bu kadar açıklama bile değmez…

Kasia hamlesi ile Nati – Sokolova ve Kasia ‘nın alacağı top sayısı birbirlerine yakın olacaktır. Yani ataklar bu üçlü arasında birbirlerine yakın şekilde paylaştırılacaktır. (Bergamo ve Pesaro benzeri bir yapı)

Bir diğer konu ise Fürst ve Skowronska’nın getireceği servis üstünlüğü. Bu ikili 2 yıl önceki Scavolini sisteminin temel taşlarındandı. O sezonki Scavolini Fürst ve Kasia önderliğindeki servisleriyle rakiplerini kolaylıkla pasifize ediyordu. Servis konusunda dünyanın en iyilerindendirler. Geçen sezon servisleriyle etkili olan FBA bu sezon bu etkinliğini daha da arttıracaktır.

Biliyorsunuz ki ligde max 3 yabancı oynatılacak. Bu yüzden bazı yabancılar tribünde olacaklar. Peki hangi yabancılarımız ilk 6 da tercih edilmelidir ?

Bu sorunun cevabını rakiplerimizin kadro kalitesi belli edecektir. VGSTT ve Eczacıbaşı (atılım yapacaklarsa GS) gibi rakiplere karşı Nati ve Sokolova kesinlikle birbirlerinin çaprazı olarak oynayacaklardır. 3. yabancının orta mı pasör mü yoksa çapraz mı olması gerektiği konusuna yazının ilerleyen bölümlerinde değineceğim. Bu iki takıma karşı olan maçlar dışındaki müsabakalarda Nati - Sokolova’dan biri tribüne çıkacaktır.

Olumlu etkenlerin yanında bazı olumsuzluklarda olacaktır elbette.

CL de gruplar şu aşamada kaç takımlı olacak bilemiyorum ama CL F4 için evsahipliği gruptan çıkınca belli oluyor. Evsahipliğini alan takım F4 e kadar CL maçı oynamıyor. Bu ne demek ?

Organizasyonda ev sahipliği FBA ya verilirse, (gruplarda kaç takım olacak bilmiyorum ama tahmini ya 5 ya da 4 olacak - 5 olursa 8 , 4 olursa 6 maç) takım 6 veya 8 maç oynayacak. Bu sahip olduğumuz tüm yabancıları aynı anda sadece 6 veya 8 maçta bir arada oynatabileceğimiz anlamına geliyor. Kuşkusuz önemli bir sorun. Açıkcası FBA nın F4 ü düzenlemesi taraftarı değilim. Gruplarda oynayacağımız takımlardan aşağı yukarı biri bizim ayarımıza yakın olacak dolayısıyla adam gibi ancak 2 maç oynayabileceğiz. Mevcut durumda en büyük çekincem bu konu. Artı olarak Türkiye ligindeki bir çok maçta Naz tercih edilecektir. Fofao (şayet alındıysa) VGSTT-Eczacıbaşı ve CL maçlarında ilk 6 başlasa bile oyuncularla uyumu ne derece sağlıklı olur o da bende uyanan bir başka soru işareti. Fakat bahsi geçen pasör müthiş bir tecrübeye ve deneyime sahip ki pasörlük mevkisi için bu nitelikler çok önemlidir.

Yinede takımın bu durumların üstesinden geleceğini düşünüyorum.

Toparlamak gerekirse , doğru yolda olduğumuzu düşünüyorum. Stil olarak gerçek bir İtalyan takımı olduk. Yaptığımız takviyelerin en büyük ortak özellikleri , kötü oldukları gün dahi, belli bir seviyenin altına inmemeleridir.

FBA organizasyonu içerisinde yer alan oyuncuların önce işlerine sonrada rakiplerine duyacağı saygıdan en küçük bir şüphem yok. Bu da başarıyı getiren en büyük unsur olacaktır. Şuna inanıyorum ki sonumuz ne bir Murcia ne de bir Zurih olacak. Bu takım olimpik sporlarda Türkiye’ye gelmemiş olan CL kupasını getirebilecek çapta bir takımdır. Böyle bir takıma sahip olmanın keyfini çıkaracakken hala sağa sola çamur atanlar var. Ne sevinmeyi biliyorlar nede üzülmeyi …

Yeni antrenör konusunda ise , açık konuşmak gerekirse Jan de Brandt’ın gitmesine üzüldüm. Kaliteli bir teknik adamdı. Takımın yıldızlar topluluğu olduğu ve Jan de Brandt’ın bu kadroyu kaldıramayacağı düşünüldü ki devam edilmedi. Açıkcası bu ve bunun gibi fikirlere asla katılmıyorum. Aylin Üstündağ’ı ise Allah’a havale ediyorum.

Sonuçta yeni antrenör Guimaraes oldu ya da bilinen adıyla Ze Roberto. Brezilyalının kariyeri müthiş başarılarla dolu. Hem erkeklerde hemde bayanlarda antrenör olarak Olimpiyat şampiyonluğu yaşamak müthiş bir olaydır. Takım ile iyi işler çıkaracağını düşünüyorum. Geçmişte İtalya’da çalıştırmış olduğu Scavolini ile CL şampiyonluğuna ulaşmayı başaramadı ama yinede önemli işler yaptı. Görevi Abbondanza’dan devraldığı 2007 sezonunda (ki o kadroda Brezilya’nın 2 önemli ismi Mari ve Sheilla’da vardı) fazla bir varlık gösteremedi. 2008 de görevi yardımcısı Vercesi’ye (maç anındaki heyecanlı halleriyle bilinir) devretti ya da daha doğrusu pasif antrenörlük yaptı , 2009 da takıma yeniden döndü. 2 Brezilyalı ile 2007 de pekte başarılı olamayan Guimaraes bu iki oyuncunun ülkelerine dönmesinden sonra Steinbrecher’in (Mari) yerine bir diğer Brezilyalı smaçör Jaqueline’yi , Sheilla’nın yerine ise Skowronska’yı takıma kattı. Öyle ki Vercesi ile İtalya’da çok iyi işler çıkaran bu ikilinin ayrılması ilk başlarda karamsarlığa yol açmıştı fakat sonradan görülecekti ki gerek Ze Roberto’nun dönüşü gerekse Kasia-Jaqueline ikilisinin takıma dahil edilişi rüya gibi bir sezonun öncesinde yapılmış sağlam bir temel atma töreniydi.

2009-Scavolini Pesoro …

Benim için özel bir takımdı. Tamam , kabul ediyorum 2003 – Perugia (Aguero , Francia , Gioli , Kirillova , Swien) ve 2005 – Bergamo (Grün , Poljak , Sokolova , Piccinini , Zhukova) da müthiş takımlardı. Ama 2009 – Pesaro’nun bende ayrı bir yeri vardı. Kanımca voleybol tarihinin görmüş olduğu en iyi takımdı.

O yılın CEV Cup şampiyonu (yarı finalde FBA’yı elemişlerdi) Osmokroviç , Feng ve Cardullo gibi isimleri kadrosunda barındıran Novara’yı hem Süper Kupa hem de İtalya Kupası finalinde yenerek şampiyon olmuşlardı. Finalde yine Novara’yı süpürerek şampiyon olmuşlardı. Fakat CL yi alamamışlardı hemde unutulmaz bir seri sonrasında. (Bergamo’ya F4 öncesi altın set ile elenmişlerdi)

Kadroda FBA’nın yeni transferleri Fürst ve Skowronska’da yer alıyordu. Scavolini - Fürst , Kasia ve Jaqueline gibi isimler ile müthiş servisler atarak rakiplerini bozabiliyordu buna orta oyuncularının yanında Costagrande’nin müthiş blokörlüğüde eklenince rüya gibi bir sezon geçirmişlerdi. Tabi hem Jaqueline hemde Costa’nın manşette harika bir ikili oluşturduğunu da belirtmek gerek. Costa demişken , 2005 yılında Abbondanza tarafından takıma dahil edilirken ilerisi için birçok kimse onun bu kadar lider ve komple bir oyuncu olacağını tahmin edemezdi. Ama o müthiş bir gelişim gösterdi ve Scavolini organizayonunun en temel taşı oldu. Ze Roberto’nun favori oyunculardandır. Zira Guimaraes , FBA ile anlaşma imzaladığı basın toplantısında Costa’nın adını olumlu bir şekilde defalarca zikretti. Her eve lazım derler ya Costagrande’de her takıma lazım bir 4 numara. Dinamo Moskova’ya gittiği söyleniyor , transfer kesinleştiyse Guimaraes’in dediği gibi Rus ekibi çok büyük bir güç kazanmış oldu.

2008-09 sezonunda , Guimaraes ile CL yine gelmemişti. Fakat rüya gibi bir sezon yaşanmıştı. Şu da ilginç bir anekdotdur ki , tarihte hiçbir İtalyan takımı hem Ligi hemde CL yi aynı anda kazanmayı başaramamıştır.

Guimaraes FBA takımının yeni antrenörü. Elinde çok kaliteli bir takımın olduğunun farkında.
Maçlar kağıt üzerinde kazanılmaz. Fakat kağıt üzerinde değerlendirmeler yapılabilir ki Guimaraes’te yapıyordur mutlaka. 2009 – Scavolini ile şimdiki FBA arasında çok fark olmadığını oda biliyor. O yüzden geçmişte yaşadığı bu acı verici tecrübenin (favori olduğu bir seride Bergamo’ya şanssız bir şekilde elenmesi) bir daha tekrarlanmaması için gereken tüm önlemleri alacaktır.

VGSTT ve özellikle Eczacıbaşı ‘da gelecek sezonun iddialı takımlarından olacaktır. VGSTT de Glinka’nın alınması riskli bir tercih olarak nitelendirilebilinir. Bir süre voleybola ara veren Polonyalı yıldızın eski günlerine dönüp dönmeyeceğini doğrusu bende merak ediyorum. Polonyalıların son yıllarda yetiştirdiği en önemli 2 hücum gücünün (bakalım Kaczor kendini geliştirebilecek mi ?) Türkiye liginde mücadele edecek olması adeta bir voleybol ülkesi olan Polonya’nın da dikkatini çekecektir. Türkiye liginin Polsatta yayınlanması ilgi çekici bir atılım olurdu açıkcası. Polonyalıların eğer gerçekten böyle bir niyeti varsa federasyon ve yayıncı kuruluşunda yardımcı olması gerektiğini düşünüyorum. Polsatsport Avrupa ve Türkiye’de oldukça takip edilen bir kanaldır. Türk ligini yayınlamaları sadece Polonyalıların değil voleybolu seven tüm Avrupalıların seyrine neden olacaktır. Birkaç yıl önce İtalya Devlet Televizyonu (RAİ Sport) da bayan voleybol maçlarını yayınlıyordu. Açıkcası çokta takip ediliyordu. Fakat İtalya ligi yayın haklarının 2008-09 sezonundan itibaren SKY platformuna geçmesiyle bu platformun üyesi olmayanlar ligi takip edemez hale geldi.

Rakiplerimizin transferlerine tekrar dönecek olursak , VGSTT ‘nin Glinka hamlesinden sonra komple bir 4 numara takviyesi yapacağını düşünüyordum. Fakat Nikoliç ile yeniden anlaştıklarını öğrendim.(şimdiden geçmiş olsun) Mevcut kadroları itibariyle iddiasızlar diyemeyiz ama görünen o ki VGSTT geçen yılki finali mumla arayacak. CL de ise en iyi ihtimal F6 yaparlar.

Gelelim Eczacıbaşına. Geçen sezon gerek lig gerekse Avrupa da büyük hayal kırıklığı yaşayan kulüp bunun acısını çıkartma peşinde. Neslihan , Del Core ve Barazza transferleri oldukça yerinde hamleler.

Neslihan , birkaç yıl öncesine kadar topumu öldürürüm göstermelik zıplarım şansa bala blok olursa ne ala , gerisine de karışmam tarzında bir oyuncuydu.Yani ben assolistim çok güzel şarkı söylerim başkada iş yapmam tavrındaydı. Fakat bu mantaliteden sıyrılarak özellikle bu sezon inanılmaz bir gelişme kaydetti. Hücumda ki etkinliği zaten bilinen bir şeydi bunun yanında savunma zaaflarını da kapattı ve mükemmel bir pasör çaprazı oldu. Blok desen var , arka alan savunması artı pozisyon alışı çok iyi. Serviste etkili olarak hem smac hem de J.F kullanabiliyor. Çıkarılamayacak toplara bile öyle bir planjon yapıyor ki o top çıkmasa da şansını zorlaması müthiş bir gelişme gösterdiğinin en somut göstergesi. Bir Türk sporcusunda nadir görülen bir gelişmeye imza attı. Çok olumlu bir transfer.

Del Core ise Taurasi ile birlikte yılın transferi. Kendisini hep FBA formasıyla görmek istemiştim , fakat kaderde onu Eczacı formasıyla izlemek varmış. Olsun Türkiye’ye gelmesi bile yeterli. Mükemmel bir takviye. Hücumsal bitiricilik olarak ne bir Francia ne de bir Osmokroviç değil. Fakat buna rağmen hücumda belli bir standartı olan ve onun altına çok nadir düşen bir oyuncu. Savunması ise mükemmel. Önsezileri , zamanlaması , soğukkanlılığı , pozisyon alışı tam anlamıyla usta işi. Komple bir oyuncu. Son 3 sezondur CL şampiyonu olmuş olan Perugia ve Bergamo takımlarında kilit roller üstlendi. Şüphesiz Eczacıbaşı’na büyük güç kattı. Eczacıbaşı yaptığı şık transferlerle üst düzey bir takım kimliğine büründü. Yalnız Barazza değilde Walewska’yı transfer etmiş olsalardı yapı itibariyle 2006 CL şampiyonu Perugia’ya (Francia ve Fofao’nun ya da gerçek ismiyle Helia de Souza olduğu yıl) çok benzeyeceklerdi. O sezon Francia manşette aksamasına rağmen gerek Swien gerekse Walewska bu zaafı özellikle CL de başarıyla tölare etmişlerdi. (Arcangeli’yi de unutmamak gerek) Francia muhtemelen bu yıl 4 numaraya geçecektir. Neslide çapraz oynayacak. Takım olarak çok iyi bir hücum gücüne sahipler , top oyunda fazla kalsada olumsuz etkilenmeyeceklerdir zira arka alan savunmalarının iyi işler çıkaracağını düşünüyorum. En büyük zaafları Francia’nın manşeti olacaktır. Francia rakip takımlar için maden olabilir ki bunu FBA çok iyi kullanmıştı.(2008-09 final serisi)

Esra Gümüş takımda kalacaksa Francia’ya altenatif olacaktır. Pasör mevkisine ise Elif’in alınması onları nasıl etkileyecek kestirmek güç ama çokta fazla sırıtmaz gibime geliyor. Dediğim gibi üst düzey bir takım oldular ama CL ve Türkiye’de alacakları dereceleri etkileyecek birinci etken Francia’nın manşet zaafıdır. Başarıları bu zaafı tölare etme oranıyla paralellik gösterecektir. Yazının ilk kısımlarında ifade etmiştim , FBA özellikle Eczacıbaşı maçlarında Sokolova ve Osmokroviç ikilisini bozmayacaktır. Bu iki takım arasındaki maçlarda özellikle iki unsur ön plana çıkacaktır birincisi manşette caydırıcılık ikincisi hücumda bitiricilik. İki kilit kelime… CAYDIRICILIK - BİTİRİCİLİK

Eczacıbaşı cephesinde 4 numaraların Francia ve Del Core çaprazın ise Neslihan olacağı su götürmez bir gerçek. Peki FBA için en sağlıklı tercih ne olacak ? Bir kere manşet alacak smaçörlerin Sokolova -Osmokroviç olacağı konusunda çoğu kişi hemfikir. Esas soru - Çapraz kim olacak ? Seda’ mı ? Skowronska mı ? 2 kilit kelimeden söz etmiştik. Caydırıcılık ve Bitiricilik. Nati ve Sokolova ikilisi manşette caydırıcı hücumda ise bitirici bir ikili. Çaprazdan manşette caydırıcılık bekleyemeyiz zira FBA sisteminde büyük ihtimalle çapraz manşet almayacak (dipnot ; 2008-09 Dinamo Moskova bu sistemi benimsemişti – Safranova’ya çapraz olarak manşet aldırıyorlardı – bu arada Safranova’ya Allah acil şifalar versin) o halde FBA sisteminde çaprazın çok iyi bir bitirici olması gerekir. Bu isim ise kesinlikle Skowronska ‘dır. Kim ne derse desin Seda’nın hücumsal bazda iki önemli eksiği var. Birincisi iyi zıplayamaması ikincisi ise hiçbir zaman İSTİKRARLI bir şekilde üst düzey bir bitirici (atak yüzdesi) olamaması. Dolayısıyla FBA’nın Nati – Sokolova – Skowronska üçlüsünü bilhassa Eczacıbaşı maçlarında bir arada oynatması kaçınılmaz bir gerçektir. (Fürst ve yabancı pasörü tribüne göndererek) Yalnız Seda’nın şu konuda hakkını yemeyeyim , arka alan savunmasını eskiye oranla biraz daha düzeltti zaten gerek Kasia gerekse Seda bu konuda Gamova’dan kat be kat daha iyiler.

Sonuç olarak , ben FBA takımının bu doğrultudaki bir altıyla çıkması durumunda Eczacıbaşını zorda olsa alt edebileceğini düşünüyorum. Avrupa’da ise en büyük rakipler an itibariyle Cortese ve Moskova olacaktır. Tabi Bergamo’yu da unutmamak gerek…

Birazda sınırlarımızın ötesine geçelim ve bir iki şeyde yaklaşık 1 ay önce sona eren İtalya Erkekler Voleybol liginin yarıfinal – final serileri hakkında söyleyelim.

Yarı finalde ki Lube Banca Macerata – İtas Diatec Trento serisi adeta nefes kesti. Seride 2-0 geriye düşen Macerata , üçüncü maçı 3-0 alarak durumu 2-1 e taşıdı. Serinin dördüncü maçının saatinin Barcelona-İnter maçına denk gelmesi ise şanssız bir durumdu , bir tercih yapmam gerekiyordu. Tercihimi voleybol maçına yönelik kullandım. İyiki de kullanmışım. Enfes bir mücadele seyrettim. Maçın Tie Break’e kalacağını tahmin ediyordum. Nitekim öyle de oldu. Tie Breakte ise daha soğukkanlı olan ekip maçı kazandı. Şüphesiz maçın kırılma anı 5.setin sonlarında Cisolla’nın Sala’dan yediği blok oldu. O andan sonra rahatlayan Trento maçı kazanmasını bilerek seriyi 3-1 e getirdi ve adını finale yazdırdı.Fakat şunu söylemeliyim ki seri 3-1 bitmesine rağmen Macerata’yı da çok beğendim. Kritik anlardaki bitiricilik özelliklerinin Trento’ya oranla eksikliği onları finalden etti. 2 sezon öncesinde Fenerbahçe’yi Champions League’den eleyen Macerata kadro olarak hemen hemen aynı takımdı. Birtek smaçör Snippe ve orta oyuncu Rodrigao takımda yoktu. Mevcut smaçörler Swiderski , Cisolla ve Martino rakip takımın smaçörleri Kaziyski ve Juantorena’ya oranla kritik dakikalarda daha fazla hata yaptılar. Lube çaprazı Omrcen (Hırvat) ile Trento çaprazı Vissotto (Brezilya) ise seride görevlerini iyi yerine getirdiler. Trento daha çok dört numara oyuncularını Macerata ise daha çok çaprazını kullanan bir ekip. Şüphesiz Kaziyski dünyaca ünlü çokta başarılı bir smaçör ama Trento takımının belkemiği Osmany Juantorena. Kendisine erkeklerin Osmokroviç’i diyebiliriz. Sonuçta Trento normal sezonu lider bitirdi Play Off larda da finale çıktı CL de ise şampiyon oldu. Çok iyi bir sezon geçirdikleri kesin. Finale çıkacak diğer takımı belirleyen seride ise Bre Banca Lannutti Cuneo , Sisley Volley’i son maçta 3-1 ile geçerek seride durumu 3-1 yaptı ve adını finale yazdırdı. Açıkcası bu seriyi çokta iyi takip edemedim o yüzden oyuncular hakkında çokta fazla konuşmayacağım. Böylece finalin adı İtas Diatec Trento - Bre Banca Lannutti Cuneo oldu. Seriye ilişkin kesin bir öngörüde bulunmak zordu. Şampiyonluk tek maç üzerinden belli olacaktı.

Şampiyonu tayin edecek final maçında , Trento ya da başka bir deyişle Trentino ilk sete müthiş bir giriş yaptı ve rakibini adeta sürklase ederek setlerde 1-0 öne geçti. Büyük bir çoğunluk ilk setten sonra şampiyon Trento olur derken Cuneo kimsenin beklemediği bir şekilde atağa kalktı. Ve sonraki 3 seti de alarak şampiyonluğunu ilan etti. Trento’lu oyuncular üzüntü ile şaşkınlığın arasında bir görüntü sergiliyordu maç sonrasında. Mastrangelo ise abartılı sevinçleriyle kendi seyircisini coşturuyordu.

Oyunculara değinecek olursak ,

Maçın en kötüsü Trento pasörü Zygadlo (çok iyi bir CL F4 geçirmişti) idi. Öyleki kendisinin sezon boyunca çapraz Visotto ile pas konusunda bir uyumsuzluğu vardı ve bu sebeptendir ki öncelikli tercihi her zaman Juantorena ve Kaziyski oluyordu. Özellikle finalde Kaziyski’yi gereksiz yerlerde çok zorladı. Bi zamandan sonra Matey’de oyundan koptu. Juantorena ise özellikle ilk setten sonra çok tutuktu. Gerek savunmada gerekse hücumda bilinenin aksine olumsuz bir performans sergiledi. Vissotto ise zaten pasörle uyumsuzluğunun getirdiği olumsuz durumun etkisiyle iyi bir maç çıkaramadı. Birkaç topu bloktan kaçayım diye doğrudan auta atıp durdu. Özellikle 4. sette Cuneo 20 li sayılara yaklaşırken gerek Vissotto gerekse Osmany Juantorena’nın servis atarken çizgi ihlali yapmaları bu derece profesyonel oyunculara hiç yakışmadı. Bu basit hataları yapmasalar belkide 4. seti ve dolayısıyla maçı kaybetmeyeceklerdi kim bilebilir…

Cuneo ise kabus gibi geçen ilk setin ardından 37 lik pasör Grbiç önderliğinde müthiş bir maç çıkardı. Gerek Wijsmans gerek Nikolov gerekse Parodi üstün performans sergilediler ki Parodi beni biraz şaşırttı desem yalan olmaz. Hemen belirteyim ki Bre Banca Lanutti Cuneo oldukça yaşlı ve deneyimli bir takım. İlk altılarında (artı libero) İtalyan smaçör Parodi (1986) haricinde ki en genç oyuncu 33 yaşında. Final serisi tek maç üzerinden değilde 3 maç üzerinden oynansaydı bu durum İtas Diatec Trento için bir avantaj olabilirdi. Sonuçta mutlu sona Cuneo ulaştı ve kupa Wijsmans’ın ellerinde havalandı.

Hemen hatırlatayım İtalya’yı CL de bu sezon , Bre Banca Lanutti Cuneo , İtas Diatec Trentino ve Sisley Treviso takımları temsil edecek.

Yazının sonlarına gelirken tekrar FBA ya dönelim , şüphesiz ki takımdan beklentiler çok ama çok yüksek. CL yi almak mutlak hedef. Olası bir başarısızlıkta De Brandt’ın suçu neydi diyenlere söz hakkı doğacaktır ki sonuna kadar haklılar. Ama ben yinede Brezilyalı hoca ile de iyi bir sezon yaşayacağımızı düşünüyorum. Şurası kesin ki kadro genişliği geçen yılla mukayese edilemez. Liglerin başlamasına henüz çok var ve Türk-Yabancı takımlar olsun transferlerini henüz tamamlamadılar. Zaman geçtikçe kimin ne yapacağı konusunda daha net fikirlere sahip olacağız ama FBA için NET olan durum mücadele ettiği her kulvarda mutlak şampiyonluk hedeflemesidir. Umarım mümkün olduğunca az aksilikle karşılaşırız.




6 yorum:

Özgür dedi ki...

Sevgili Serkan, hoşgeldin...

Yazını zevkle okudum.

Seda-Kasia karşılaştırmasıyla ilgili dediklerinde de haklısın.

Şöyle komik bir şey yapılıyor.

Geçen sene hocam Seda'yı çıkar Blom'u oynat derlerdi aynı bir türlü sevinemeyen çevreler.
Yani Blom > Seda....

Şimdi de Seda varken Kasia'ya ne gerek var diyorlar.
Yani Seda > Kasia

Öyleyse matematiğin temel kuralı. A > b ve b> c ise a > c

Yani Blom > Seda ve Seda > Kasia ise
Blom > Kasia

Bu karşılaştırmaya herhalde dünyada herkes güler.

Skowronska tam bir Polonya ekolü örneği. Komple oyuncu. Bloğu da yapar, savunmayı da yapar, iyi de top öldürür...
Bizim takıma ilaç oldu.
Hatta Gamova'nın gidişinin aslında takım için daha iyi olduğu sonucuna katılıyorum. Kesinlikle daha dengeli ve daha iyi savunma yapan bir takım olduk.

Seda bir karar varmalı bence. Ya çapraz olacak ya smaçör.
Milli Takımda smaçör oynuyor ve Çin'de iyi maçlar çıkardı.
Ben Sokolova-Nati-Skowronska üçlüsünün yedeği olacaktır diyorum Seda için.
Ama bir çapraz olarak değil smaçör oarak yedek olmalıdır.
Yani Kasia oynamadığında Sokolova çapraza çekilmeli Seda smaçör oynamalı.
Ya da Sokolova tribüne gönderilmeli Seda smaçöre alınmalı.

Seda hala genç. Geçen sene savunmasını geliştirdi.
bu sene de manşetini ilerletecektir.
Manşetini düzeltirse çok iyi bir smaçör olur (olmayacak bir şey değil. Coskovic'in 3 yılda manşetini ne hale getirdiği ortada. Seda niye yapmasın)
Tamam çok iyi zıplayamıyor. Ama hala çok güçlü.
Ve bu çapraz değil smaçör olabileceğinin göstergesi.
Sıkıntı manşeti.
Dediğim gibi manşeti düzelirse çok iyi blok yapan bir smaçör olarak Fenerbahçe'ye çok katkı verir ve
çok değişik bir smaçör portresi çizebilir...
Tabii çalışmasına ve kendini geliştirmesine bağlı.
Bu konularda Türk oyuncular maalesef çok eksik kalıyor.

Tekrar hoşgeldin diyorum.
Bilen isimlerin voleybol yazılarını okumak ne güzel oluyor.
Kompleksten ve "copy-paste"den arınmış kendine özgü doyurucu yazılar oluyor...

serpil dedi ki...

ÇOK GÜZEL ANALİZLER.. TEŞEKKÜR EDERİM BU YAZI İÇİN..

Tarjeta Amarilla dedi ki...

cok basarili ve bilgilendirici bir yazi olmus, elinize saglik...

Efsane Mrsiç dedi ki...

Serkan'cım öncelikle Hoşgeldin.
Mükemmel ve doyurucu bir analiz olmuş.Hepsine katılıyorum.
Zaten genellikle aynı fikirdeyizdir :))Kasia konusunda çok doğru tespitler yapmışsın.Özgür'ünde dediği gibi Polonya ekolünden komple bir oyuncudur.Ama ne yazık ki sıradanlaştırılıyor.Güzelliği ve maliyeti ön plana çıkarılarak özellikleri gözardı ediliyor, gereksiz transfer moduna sokuluyor.Sahada cevabını verecektir maçlar başladığında.
Seda da önemli bir değer ama fark var aralarında.Belirttiğin iki kelime İki kilit kelime… CAYDIRICILIK - BİTİRİCİLİK cuk oturmuş.Tam da budur.Seda da mutlaka daha da geliştirecektir oyununu.Böyle yıldızlar arasında ben de varım diyebilmek için daha fazla çalışacaktır,daha çok şey öğrenecektir.
Hemfikir olduğumuz gibi Gamova çok önemli caydırıcı güçtü,hücumda büyük silahtı ama defansı aksatıyordu.Şimdi bu konudaki zaafımız giderildi.Manşet sorunumuzda da büyük ilerleme olacak.Zaten en etkili yönümüz etkili servis atmamızdı.Şimdi Fürst, Kasia ve Sokolova ile daha da iyi duruma geldik.
Voleybolun temel ögelerinde teknik
olarak çok iyi durumdayız.Tek sorun
Fazla sayıda yabancı nedeniyle tirbüne çıkacak olanlar,takım olmak ve üst seviyede daha az maç yapacak olmanın sıkıntısını yaşamak.O yüzden bende F4 ev sahipliğini almak konusunda tereddütlüyüm.Bu sezon ligteki zayıf rakipler ve F4'e kadar da üst düzey zorlu maç oynamamanın acısını çektik.
Rakiplerimiz ile ilgili değerlendirmelerine de katılıyorum.
Eczacıbaşı yaşattığımız hüsrandan sonra iyi bilenmiş ki ciddi transferler yaptılar.En büyük rakibimiz onlar.Pasör Elif ve Mirka'nın manşetteki performansı
kaderlerini belirleyecektir.
Vgstt'de Glinka'nın nasıl döneceği
belirleyeci.Aynı şekilde Nikoliç'in manşeti zayıf halka olacaktır.
İtalya ligini takip edemedeğim için verdiğin bilgiler çok faydalı oldu.Düzenli olarak izleme imkanı
bulabileceğimiz bir kanal olsa çok iyi olurdu.Laola TV var internette ama kota sorunu falan bende sıkıntı oluyor.
İleride bu şekilde nefis analizlerinde buluşmak dileğiyle tekrar teşekkürler abicim.

Sisley Volley TV dedi ki...

Öncelikle yorum yapan ve iyi dileklerini sunan herkese teşekkür ederim.

Aslında bloga daha önce katılmalıydım ama kısmet bugüneymiş.(ya da dün)

Gürol Hocamla zaten yıllardır görüş alışverişi yaparız. Dediği gibi genellikle aynı fikirdeyizdir. Sonuçta kişi kompleksten ve körü körüne oyuncu yandaşlığından uzaksa orta noktada buluşmak ve yapıcı-bilgilendirici yorumlar yapmak daha kolay oluyor.

Keza Özgür'ü de beğeniyle takip ederim.Değerlendirmelerini yakından takip ettiğim için birçok konuda hemfikir olduğumuzu söylemek isterim.

Ayrıca bazı eklemelerde bulunmak gerekirse ;

Özgür ,

Seda için en doğrusunun smaçörlük olacağı konusunda hemfikiriz. Birçok seçenek var… Kasia tribüne çıktığında Sokolova çapraza kaydırılır , Nati-Sokolova ikilisinden biri tribüne çıktığında Seda zaten dört oynar vs , vs… Dolayısıyla özellikle Eczacıbaşı ve kritik Avrupa maçları dışında yedekte kalmaz. Dediğin gibi esas rolü yedek smaçörlük olacak ama birçok maçta oynayabilecek. Yapacağı şey rolünü kabullenmek ve gelişimini ilerletmek. Zıplama özelliğinin gelişeceğine ihtimal vermiyorum ama güçlü olduğu , blok konusunda oldukça ilerleyiş kaydettiği , servislerinin çok can yakıcı olduğu ifade etmem gereken noktalar. Seninde dediğin gibi manşetteki sorununu hallederse çok ama çok farklı bir smaçör profili çizecek. Kısacası ofans-defans bileşimi açısından , her şeyden biraz var ama hiçbir şeyden tam yok. Belki hiçbir zaman çok iyi bir bitirici olamayacak ama iyi çalışması durumunda gerek Türk Milli Takımı gerekse FBA şimdiki Seda’dan biraz daha farklı olarak , ÇOK YÖNLÜ ve TAMAMLAYICI bir Seda (smaçör) kazanacak.

Özgür dedi ki...

Teşekkürler Serkan. Bu forumda seviyeli ve dolu dolu tartışmalar-paylaşımlar yaşayacağımıza eminim.

Seda'ya gelince...
Brandt'ı bir türlü beğenemeyenlerin görmesi gereken bir şey var. Geçen sene Seda'da ısrar etmesi çok önemliydi. Ve başlarda, manşeti çok daha kötüyken, onu sakınması da iyi bir stratejiydi. Çoğu renktaş o hamleyi anlamadı, niye Songül'le değişip duruyor dediler.
Ama tam hazır olmayan bir oyuncu alışkın olmadığı bir mevkide oynatılırsa daha çok hata yapar.
Buna taraftara yem etmek denir!
Brandt Hoca, Seda'yı aslında biraz korudu da. Nihan'a nasıl saydırıldığını görüyoruz. Ona da çok haksızlık yapıldı. Hiçbir liberonun kaldımayacağı bir alanda manşet aldı geçen sene. Eğer Seda daha fazla manşette yer alsaydı, Nihan'a saydıranların Seda'ya neler yapacağını düyünemiyorum bile. Üstelik Seda internette voleybol forumlarını falan takip eden birisi. Gerçekten olumsuz etkilenebilirdi.

Bu sene bir fırsat Seda için. Takım gerçekten iyi rotasyon yapacak bu sene. Avrupa maçlarında da sık sık yedeklerin devreye gireceğini göreceğiz sanırım.
Nati'den, Sokolova'dan ve Skowronska'dan çok şey öğrenecektir.
Ben Jose Roberto'dan da umutluyum. Seda'da ışık görürse, onun önünü açacaktır.
Ayrıca Seda'nın çeviklik konusunda da zamanla gelişeceğnii düşünüyorum. Çünkü geçirdiği sakatlık gerçekten de bu konuda çok zorladı kendisini. Hala tam atlattığını da düşünmüyorum. Seda'nın "vücut çevikliği" olarak potansiyelini iki sene önceki performansından biliyoruz. Bir insan ya çevik olur ya da olmaz. Seda hantal değil, ama eski çevikliğini yitirdi. Sakatlığın etkilerinden kurtuldukça daha da çevikleşeceğine inanıyorum.